Hizbullah İsrail'e karşı dengesini yeniden kazanmaya mı başlıyor?

İranlı “uzmanlar” sahayla yeniden bağlantı kurduktan ve savaşçıları değiştirdikten sonra çatışmaları yönetiyorlar

İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerindeki binaları hedef aldığı yerin yakınlarında duran bir Hizbullah bayrağı (AFP)
İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerindeki binaları hedef aldığı yerin yakınlarında duran bir Hizbullah bayrağı (AFP)
TT

Hizbullah İsrail'e karşı dengesini yeniden kazanmaya mı başlıyor?

İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerindeki binaları hedef aldığı yerin yakınlarında duran bir Hizbullah bayrağı (AFP)
İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerindeki binaları hedef aldığı yerin yakınlarında duran bir Hizbullah bayrağı (AFP)

Şii İkilisi’ne (Hizbullah-Emel Hareketi) yakınlığıyla bilinen Lübnanlı bir siyasi kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyindeki çatışmalarının İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) uzmanları tarafından yönetildiğini açıkladı. Ancak İranlı unsurların çatışmalarda yer almadığını söyledi.

Kaynak, Lübnan'da savaşmak üzere İranlı gönüllülerin bulunduğuna dair Batı medyasında yer alan haberlerle ilgili bir soruya, “Bu konuda söylenenlerin hiçbir dayanağı yok” yanıtını verdi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu doğru olsa, çatışmada sadece Şii İkilisi’nden savaşçıların öldürülmüş olması mümkün olabilir mi? Bu doğru olsa bazıları sadece Hizbullah'ın faaliyetlerini araştıran ve güneydeki savaşların ilerleyişini takip eden, büyük ülkelerden çok sayıda istihbarat servisinin bulunduğu bir ülkede herhangi bir İranlının ölümü gizlenebilir mi?”

Ancak ‘Hizbullah’ın üst düzey askeri komutanlarıyla birlikte savaşların yürütülmesini denetleyen’ DMO ‘uzmanlarının’ sahadaki varlığını kabul eden kaynak, “Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safiyuddin ve İslami Direniş'in diğer üst düzey komutanları İsrail tarafından suikasta uğradıklarında yanlarındayken ölen uzmanların isimlerini saklamıyoruz” ifadelerini kullandı.

rev
İsrail'in Merciyun Bölgesi’ni hedef alan hava saldırıları sonrası yükselen dumanlar (Reuters)

Kaynak, “İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararının uygulanmasına yönelik koşullarını dayatmak amacıyla, Litani Nehri’nin güneyine ve kuzeyine doğru uzantısını silah zoruyla kontrol etmesine, güneyi nüfusundan arındırmasına ve yakılmış bir toprağa dönüştürmesine olanak tanıyan bir oldu-bitti dayatmak için İsrail'in kuzeyine bakan cephe hattı boyunca köyleri ve kasabaları yıkmaya ve buldozerlerle yerle bir etmeye devam ettiği sürece son söz her şeyden önce sahada olmaya devam edecek” diyerek çatışmalara siyasi çözüm şansının azaldığını ima etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynak, “Hizbullah, İsrail'le savaşının genel gidişatına ilişkin bir değerlendirme yaptı. Komuta kademesi, savaşta taraflar arasında dengesizliğe yol açan hataların üstesinden gelmeyi başardı. Geçtiğimiz haftanın son günlerinde İsrail ordusuna daha eşi ve benzeri görülmemiş kayıplar verdirme konusunda ilerleme kaydederek sahadaki dengesini yeniden kazanmaya başladı” diye konuştu.

Kaynak, şunları söyledi:

“Hizbullah ayrıca merkezi operasyon odası ile İsrail'le cephe hattında konuşlanmış grupları arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanan dengesizliği de düzeltti. Cephe hattında konuşlanan grupların çoğunu Rıdvan Gücü’nden birimlerle değiştirerek savaşın ilk haftalarındaki insani kayıpları en aza indirmek için arka hatlardaki konumlarını güçlendirdi.”

Gelişmiş füze silahları

Hizbullah’ın komuta kademesinin, savaşçılarına çeşitli gelişmiş füze silahları sağladığını ve böylece bu hatlardaki gelişmiş silahlarla donatılmış grupların, Litani Nehri'ne bakan bölgelerin eteklerinde bulunan stratejik noktaları işgal etmek için girdiklerinde İsrail’in komando birlikleriyle çatışmak için doğru zamanda müdahale edebileceklerini vurgulayan kaynak, Hizbullah’ın çatışmanın gidişatını değerlendirirken boşlukları tespit ettiğini ve bunlara çözümler bulduğunu, böylece İsrail'le karşı karşıya gelebileceğini ve güneyin derinliklerine doğru ilerleyişini durdurabileceğini söyledi.

vrfb
İsrail’in Sur şehrine düzenlediği saldırıda yaralanan bir adamı enkazdan çıkaran kurtarma görevlileri (AFP)

Grupların yeniden konuşlandırılmasına, arka hatlar boyunca güncellenmiş noktalarda yeniden konuşlandırılmalarının eşlik ettiğini belirten kaynak, uyuyan hücrelerin, Lübnan sınırıyla doğrudan temas halinde bulunan İsrail yerleşimlerinin çoğunu hedef almasına izin verecek şekilde güçlendirildiğine dikkati çekerek “Bu da (israil’in) sınır köylerini ve belfelerini buldozerlerle yerle bir etmesinin, Direniş Hareketi’ni ateş altında tutan mevzilerini boşaltması için baskı oluşturmadığı anlamına geliyor” dedi.

Uyuyan hücrelerin harekete geçirilmesi

Uyuyan hücrelerin saflarını yeniden düzenlediğini söyleyen kaynak, “Şimdi ateş güçlerini koruyor, İsrailli komandolarla karşılaşmak ve güneyin derinliklerine nüfuz etmelerini önlemek için gelişmiş pusular kuruyor ve el yapımı patlayıcılar yerleştiriyorlar. Bununla birlikte sınırdaki köylerin ve kasabaların ön hatlarına hücumlarını hafifletmek ve el-Adeyse, et-Tayyibe, Merkaba ve Rab Selasin beldelerinin üst kesimlerindeki Saluki ve Hacir vadilerine bakan tepeleri ve yükseklikleri kontrol altına almalarını engellemek için oralara konuşlanıyorlar” diye konuştu.

Geçtiğimiz haftanın son günlerinde Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların, caydırıcılık dengesi durumuna ulaşılmasına yol açacak şekilde arttığını vurgulayan kaynak, İsrail ordusundaki kayıp sayısının artmasının da bunu teyit ettiğini söyledi. Kaynak, Hizbullah gruplarının ‘kolayca aşılamayacak savunmalarla güçlendirildiğini, özellikle de bazılarının ağır kalibreli bombalarla imha edilmesine rağmen hala ayakta olan tünellerin açık olduğunu’ söyledi.

İsrail'in Litani Nehri'nin kuzeyindeki güney kasabalarına yönelik yıkımını Beyrut'un güney banliyölerine ve tüm ilçeleriyle Bekaa'ya kadar genişletmeyi planladığını düşünen kaynak, İsrail’in nüfusunun çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu şehirleri hedef alarak, Hizbullah'a BMGK’nın 1701 sayılı kararın uygulanmasına ilişkin koşullarını kabul etmesi için baskı yapmayı amaçladığını, ancak bunu kendi yöntemleriyle gerçekleştirdiğini belirtti.

“Şiilerin sahip olduğu imkanların vurulması”

İsrail, ticari ve sanayi kuruluşlarını ve nüfusunun çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu büyük şehirlerin büyük bölümünü tahrip ederek ısrarla ekonomik altyapıyı hedef aldığını ve bu durumun durum Nebatiye, Sur, güney banliyöleri ve Baalbek için de geçerli olduğunu belirten kaynak, bunun, İsrail'in Şiilerin ekonomisini vurma ve kontrol edilemez çatışmalar yaratacak şekilde ev sahipleriyle yerinden edilenleri karşı karşıya getirmek için karma bölgelere göçü en üst düzeye çıkarma planı bağlamında gerçekleştiğini söyledi.

vfeb
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Haret Sayda'ya düzenlediği hava saldırısının gerçekleştiği yerin yakınlarında duran iki Lübnan askeri (AFP)

Dolayısıyla güneydeki savaş sahnenin merkezinde yer almaya devam ederken İsrail ile Lübnan arasında arabulucu konumundaki ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein, önceki ziyaretlerinin aksine, ateşkese vararak ve orduyu, silahların Lübnan devletine münhasır olması şartı temelinde BMGK’nın 1701 sayılı kararının tüm hükümleriyle uygulanmasına hazırlanmak üzere konuşlandırarak savaşı sona erdirmenin yolunun açık olduğu iyimserliğiyle Tel Aviv'den Beyrut'a gelmediği sürece son sözü sahanın söyleyeceği açık.

Kaynak, son olarak “İsrail'le caydırıcılık dengesini yeniden kurduktan sonra Hizbullah'ın sahada ne kadar dayanabileceğini test etmeye başlayan bu savaş, Lübnan'daki tüm etkileri ve yansımalarıyla olduğu gibi mi devam edecek?” şeklinde konuştu.



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.