İsrail, Hizbullah'ı boğmak için mi yoksa Suriye'yi kuşatmak için mi sınır kapılarını bombalıyor?

Bir ay içinde 23 kez hava saldırılarının hedefi olan yerinden edilen kişiler, iki ülke arasında uzun mesafeleri yürüyerek kat etmek zorunda kalıyor.

İsrail, Suriye ile Lübnan arasındaki Cdeydit Yabus-Masnaa Sınır Kapısı'nı ve çevre yolları bombalayarak tahrip etti (Independent Arabia)
İsrail, Suriye ile Lübnan arasındaki Cdeydit Yabus-Masnaa Sınır Kapısı'nı ve çevre yolları bombalayarak tahrip etti (Independent Arabia)
TT

İsrail, Hizbullah'ı boğmak için mi yoksa Suriye'yi kuşatmak için mi sınır kapılarını bombalıyor?

İsrail, Suriye ile Lübnan arasındaki Cdeydit Yabus-Masnaa Sınır Kapısı'nı ve çevre yolları bombalayarak tahrip etti (Independent Arabia)
İsrail, Suriye ile Lübnan arasındaki Cdeydit Yabus-Masnaa Sınır Kapısı'nı ve çevre yolları bombalayarak tahrip etti (Independent Arabia)

Tarık Ali

Independent Arabia 25 Eylül ile 27 Ekim tarihleri arasında, yani yaklaşık bir ay boyunca, İsrail'in Suriye ile Lübnan arasındaki sınır bölgelerine düzenlediği 23 hava saldırısını gözlemledi.

Bu saldırıların en dikkat çekeni Suriye ile Lübnan arasındaki Suriye tarafında Cdeydit Yabus ve Lübnan tarafında Masnaa adıyla bilinen sınır kapısını ve çevre yolları hedef alan saldırı oldu. Cdeydit Yabus-Masnaa Sınır Kapısı, Humus kırsalındaki Cussiye (Lübnan'da Elka) Sınır Kapısı ve yine Humus’taki Mutarba Sınır Kapısı gibi Lübnan ile Suriye arasındaki yasal üç sınır kapısından biri. Ancak saldırılar, kara yolları, köprüler ve sınır kapıları gibi altyapıyı kullanılamaz hale getirdi.

İsrail’in amacı ne?

İsrail neden yasal sınır kapılarına ve çevresindeki yollara yönelik saldırılarını yoğunlaştırırken bu bombalamaların sayısı, niteliği ve hedefleri ile siviller ve Hizbullah arasında ne gibi bir bağlantı var? Bu tür sorular gözlemcilerin, ilgili tarafların ve iki ülke arasındaki uzun mesafeleri yıkım nedeniyle arabalarla seyahat edemedikleri için yaya olarak kat etmek zorunda kalan yerinden edilmiş kişilerin aklını kurcalıyor.

Analistlere, İsrail merkezli haber sitelerine ve basına sızan haberlere göre İsrail'in Suriye ve Lübnan sınırına yönelik bu daha önce eşi ve benzeri görülmemiş saldırıları, bir yandan muhtemelen Suriye'den yapılan tedariki durdurarak, diğer yandan da yerinden edilmiş çevresini zorlu koşullara iterek Hizbullah’ın boğmayı amaçlıyor.

Sert bir uyarı mesajı

Siyasi ilişkiler konusunda uzman bir akademisyen olan İbrahim Aziz, durmaksızın tekrarlanan saldırıların amacının Suriye ve Hizbullah üzerinde baskı kurmak, daha da önemlisi Hizbullah'ın Suriye’den tedarik yollarını kesmek, Hizbullah çevrelerine baskı yapmak ve Lübnan içinde ve çıkış noktalarında, hatta kısa bir süre önce Şam'ın iki mahallesi olan Mezze ve Kefer Susa'da olduğu gibi Şam ve diğer şehirlerde suikastlar ve saldırılar düzenleyerek onu kuşatmak olduğunu düşünüyor.

Azizi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başta Cussiye Sınır Kapısı’na olmak üzere sınır kapılarına yönelik son saldırılar bardağı taşırdı.  Çünkü bu saldırılar, sadece sınır kapısında değil, Suriye toprakları içinde gerçekleşti. Sivil merkezler hedef alındı. Başta Tel en-Nebi Mando bölgesindeki Asi Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan köprü olmak üzere hassas altyapıyı tahrip edildi. Ayrıca oradan gelen görüntülerden de anlaşılacağı üzere can kayıplarına ve büyük bir yıkıma neden oldu. Şam'daki güvenlik karargahlarını ve sivil merkezleri hedef alan ve başkentin kalbinde can kayıplarına neden olan bu saldırılar, güçlü bir uyarı mesajıdır. Dolayısıyla İsrail, savaşın kapsamını genişletirken tüm taraflara mesajlar gönderiyor. Bu mesajlar, savaşın sonuna kadar açık olduğu ve hiç kimsenin hiçbir yerde güvende olmadığını söylüyor. İsrail’in geçtiğimiz günlerde Tahran'a yönelik saldırısı sırasında Suriye'nin güneyindeki hava savunma sistemlerini nasıl hedef aldığını gördük. Bu da İsrail'in hükümet ve ordu düzeyinde tüm tehlikeleri bertaraf etme ve tehlike derecesi düşük olsa bile kendisine karşı tehdit olarak gördüğü ne varsa savaş açma kararı aldığını açıkça ortaya koyuyor.”

Aşırı güç boşaltımı

Berlin'de yaşayan Suriyeli siyasi danışman Mahmud İtani, yaşananların güçlü baskı enerjisinin boşalmasından kaynaklanan askeri bir güç gösterisi olduğunu düşünüyor. İtani’ye göre İsrail, Suriyelilere, Hizbullah'ın Lübnan'daki çevresine ve genel olarak Lübnanlılara karşı, Batılı ülkelerin Suriye halkına karşı izlediği, onları boşluğa, muhtaçlığa ve kalıcı yoksulluğa sürükleme ve ardından öncelikleri ve arzuları değiştirme politikasının aynısını izliyor.

scdfv
Sınır kapılarının ve çevre yolların bombalanması yerinden edilenlerin çektiği zorlukları katladı (Independent Arabia)

İtani, değerlendirmesine şöyle devam etti:

“Suriyeliler yıllar önce, inançlarını savunmak için savaşmaya, mücadele etmeye ve tüm cephelere gitmeye hazır ve istekliydi. Ancak onları zihinsel, mekansal ve finansal olarak boşluğa itmek ve en büyük endişesini tüp gaz, ekmek ve benzin alabilmek haline getirmek için bir plan yapıldı. Bu yüzden Suriyeliler artık savaş peşinde değil, o gün yiyecekleri ekmeğin peşindeler. İsrail'in bugün istediği de bu. Herkesin sadece hayatta kalmayı düşünmesi ve ellerindekileri bırakıp Suriye'de alternatif bir barınak ve yeni bir hayat kurmakla meşgul olmasını istiyor. Eğer ülkelerine geri dönerlerse, savaşmayı ve intikam almayı değil, sadece evlerini yeniden inşa etmeyi ve kaybettiklerini yeniden elde etmeyi düşünmeliler. Aşırı güç kullanmasının gerekçesi de bu.”

Açık talimatlar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre göç ve pasaport yetkilisi, Cdeydit Yabus Sınır Kapısı'nı önündeki yolun iki kez üst üste hedef alındığını ve bunun sınır kapısının yasallığına karşı bir meydan okuma olduğunu söyledi. Şam kırsalındaki tek sınır kapısı olan Cdeydit Yabus Sınır Kapısı'nın Lübnan'dan gelenlere ne kadar dayanabileceği ve hizmet verebileceğini sorgulayan yetkili, “Direktiflerimiz ve talimatlarımız açıktır. İçişleri Bakanlığı'nın kararına göre geçiş işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla Lübnan'a giriş yapan Suriyeliler için 100 dolarlık döviz alım satımı askıya alındı. Bunun yanında özellikle şimdiye kadar 500 binden fazla Suriyeli ve Lübnanlının ülkenin çeşitli sınır kapılarından giriş yapmasıyla birlikte hazırlık durumumuzu güçlendirdik. Olası her türlü gelişmeye karşı hazırlığımızı arttırmaya devam etmeliyiz” şeklinde konuştu.

xzcdvfdv
Cdeydit Yabus-Masnaa Sınır Kapısı'nda bekleyen yerinden edilmiş kişiler (Independent Arabia)

Sınırda doğum vakaları olduğunu belirten yetkili, “En üst düzeyde tıbbi bakım, hazır bekleyen hastaneler ve yerinden edilmiş kişiler olarak kabul edilemeyecek gurbetçi kardeşlerimiz için gerekli olan ne varsa ülkemin politikasında ve bize verilen talimatlarda yer alıyor” ifadelerini kullandı.

İnsan taşımacılığı işi

İsrail’in Cdeydit Yabus ile Masnaa arasındaki yaklaşık iki kilometrelik alanda büyük bir yıkıma yol açan ilk saldırısından sonra yolcu başına beş ila yedi dolar karşılığında insanları arabayla hasar gören bölgenin ötesine taşıma işine başlandı. Ancak her halükarda genç olsun yaşlı olsun herkes yürümek zorunda kalıyor.

scdvf
İsrail'in Cussiye-Humus Sınır Kapısı’na düzenlediği saldırının ardından meydana gelen yıkım (Humus Medya Merkezi)

Lübnan'dan gelenlerden biri olan Ali Hamiyye, insanları para karşılığı taşıma zorbalığına boyun eğmeyi reddederek, bu durumu ‘şüpheli’ olarak tanımladı. Hamiyye, “Ailem ve ben, kriz anında ortaya çıkan bu işgüzarlar olmadan çantalarımızla iki kilometre yürüdük. Allah böyle bir yolculuğu düşmanımın bile başına vermesin. Suriye tarafında sağlığımızla ilgilenmek, bize yardım etmek ve bizi geçici barınaklara yönlendirmek ya da başka bölgelere gitme isteğimizi değerlendirmek için Suriye Kızılayı ve ambulans ekipleri tarafından karşılandık” diye konuştu.

Tuktuklar ve kaçakçılık

Suriyeli bir gurbetçi olan Abir Zemreyni, ülkesinin sınırlarında ilk kez ‘tuktuk’ denen araçlardan gördüğünü ve daha rahat seyahat ettiklerini söyledi. Motosikletlerin de olduğunu söyleyen Zemreyni, “Her şeyin de bir bedeli var” diye ekledi.

sacdvfb
Tuktuklar, sınır kapılarının çevresindeki yolların hasar görmesinden sonra yerinden edilmiş kişiler için bir ulaşım aracı haline geldi (Independent Arabia)

Zemreyni, şöyle devam etti:

“En çok dikkatimi çeken kaçak mallar, özellikle de yakıt taşınmasıydı. Her şeyin kontrolsüz ve serbest olduğu söylenemez, ama yolda gördüklerimiz dehşet vericiydi. Daha da dehşet verici olansa İsrail’in yeni bir hava saldırısı düzenlemesi ihtimaline karşı çukurların ve moloz yığınlarının arasında yürüyor olmanız.”

İsrail'in yeni bir saldırısı düzenlemesinden korkan Zemreyni, daha önceki iki saldırının Lübnan topraklarına yönelik olduğunu söyledi. Zemreyni’ye göre bu saldırıların amacı Hizbullah'ın tedarik yollarını kesmek değil, Suriye'yi karadan kuşatmaktı. İsrail saldırılarından hemen sonra bölgeyi inceleyen Suriyeli komutanların fotoğrafları da bunu kanıtlıyor.

Sınır kapılarının tahrip edilmesinin etkileri

Zemreyni’ye göre geçtiğimiz günlerde ve haftalarda yaşananlardan sonra Suriye'nin Irak’a açılanlar dışında karadan sınır kapısının kalmaması ve bu sınır kapılarına giden yolun da uzun ve tehlikeli olması, ABD üslerinin yakınlarından ve muhalif grupların kontrolündeki bölgelerden geçmesi nedeniyle Suriye içinde fiyatları daha da yükselebilir.

vfgtrhyju
Sınır kapılarının yıkılmasının ardından yerinden edilen kişiler büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyor (Independent Arabia)

Kara yolunun kapanması ve Lübnan’dan yerinden edilen ilk kişilerin gelişi, kiralık daire fiyatlarının birkaç yüz dolardan binlerce dolara yükselmesi demekti. Araba kiralama, karaborsada yakıt, benzin ve gaz fiyatlarında büyük bir artış oldu. Basit bir örnek olarak, çoğu Lübnan'dan gelen tütün ürünlerinde fiyatlar iki katına çıktı.



100 yıllık karışıklık: Lübnan ve Suriye yeni bir kavşakta

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Lübnan Devlet Başkanı Joseph Avn Mısır'daki Olağanüstü Arap Zirvesi sırasında görüştü (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Lübnan Devlet Başkanı Joseph Avn Mısır'daki Olağanüstü Arap Zirvesi sırasında görüştü (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
TT

100 yıllık karışıklık: Lübnan ve Suriye yeni bir kavşakta

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Lübnan Devlet Başkanı Joseph Avn Mısır'daki Olağanüstü Arap Zirvesi sırasında görüştü (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Lübnan Devlet Başkanı Joseph Avn Mısır'daki Olağanüstü Arap Zirvesi sırasında görüştü (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

Tony Bouloss

1920'de Büyük Lübnan'ın deklarasyonundan bu yana, Lübnan-Suriye ilişkileri ağır bir vesayet ve inkâr mirası ile yönetildi. Şam, onlarca yıl boyunca Lübnan'ı bağımsız, tam egemen bir devlet olarak tanımayı reddetti ve sınırlar kardeşler değil, düşmanlar arasında belirleniyormuş gibi davrandı. Bu anlayış, iç savaş sırasındaki (1975) doğrudan müdahaleler ve daha sonra Suriye kuvvetlerinin 2005 yılına kadar Lübnan’da kalmasını sağlayan Taif Anlaşması (1989) ile pekişti. Askeri çekilmeden sonra bile Suriye’nin nüfuzu, başta Hizbullah olmak üzere yerel araçlar aracılığıyla devam etti.

Bugün, Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te devrilmesinden sonra denklem kökten değişti. Şam, Lübnan’ın egemenliğine saygı duyduğunu deklare ettiği, Baas Partisi'ni feshettiği ve kaçakçılık yollarını kapattığı yeni bir aşamaya geçti. Öte yandan Lübnan, General Joseph Avn'ın ocak ayında cumhurbaşkanı seçilmesinden, 1969 Kahire Anlaşması'ndan bu yana ilk kez, silahın Lübnan devletinin elinde toplanmasına yönelik tarihi kararların alınmasından bu yana kritik bir dönüm noktası yaşıyor. Bu, geçmişin sayfalarını kapatıp, sınırları net ve belirlenmiş egemen bir devlete doğru bir sayfa açmak için nadir bir fırsat.

Vesayetten devlete

Esed rejiminin yarım asırdan fazla süren hakimiyetinden sonra ayrılması, Lübnan'ın çok çektiği vesayet dönemini sona erdirdi. Artık “iki ülke tek halk” ifadesini tekrarlayan veya Beyrut'a kendi iç kararlarını dayatan kimse yok. Suriye hükümeti, geçen mart ayında Cidde'de Suudi Arabistan himayesinde Lübnan ile sınırları belirlemek ve güvenlik koordinasyonunu artırmak için müzakerelere başladı. Bu eşi benzeri görülmemiş bir gelişme, zira iki taraf ilk kez Arap himayesi ve uluslararası destek altında iki bağımsız, eşit devlet olarak bir araya geliyor.

Onlarca yıldır hayali çizgiler olarak kalan sınırlar bir öncelik haline geldi. Teknik komiteler çalışmalarına başladı, eski Fransız haritaları Beyrut'a iade edildi ve yasadışı geçiş noktaları kapatıldı. En önemlisi, yeni Şam, artık kaçakçılık faaliyetlerinin korunmayacağını ve Hizbullah'ın himaye ettiği mali kaosu besleyen uyuşturucu fabrikalarının kapatılacağını duyurdu. Bu değişiklikler, uzun zamandır beklenen normal bir ilişkiye kapıyı aralıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı Joseph Avn'ın cumhurbaşkanı seçilmesi, bölgesel eksenlere boyun eğen bazı seleflerinin aksine, Lübnan içinde bir dönüm noktası oluşturdu. Avn açık ve egemen bir söylem ile görevine başladı; ordu dışında kimse silah sahibi olmayacak, vekalet savaşları yok ve Lübnan, herkesle dengeli ilişkiler kurmaya çalışan tarafsız bir devlettir. Temmuz ayındaki Ordu Günü konuşmasında ise, Cumhurbaşkanı Hizbullah'a silahlarını teslim etmesi çağrısında bulunarak, “Ya devlet ya da çöküş” uyarısında bulundu.

Açıklamalar ile yetinmedi; bu tutumunu pratik adımlara da dönüştürdü. 5 Ağustos'ta Bakanlar Kurulu, orduya yıl sonundan önce tüm yasadışı silahları toplamak için bir plan hazırlama görevini verdi. Bu, Taif Anlaşması'ndan bu yana eşi benzeri görülmemiş ve “Şii İkilisi” bakanlarının çekilmesine rağmen oybirliğiyle alınan bir karardı. İkili silah döneminin sona erdiğini ve egemenliğin bir seçim sloganı değil, bir devlet projesi haline geldiğini gösteren resmi bir açıklamaydı.

Kahire Anlaşması'nın sonu

1969'da imzalanan Kahire Anlaşması, Filistinlilerin Lübnan'daki silahlı varlığını yasallaştırarak, onlarca yıl sürecek bir iç militarizasyonun kapısını açmıştı. O zamandan beri, devlet kontrolü dışındaki silahlar -FKÖ'den solcu milislere ve Hizbullah'a kadar- Lübnan denklemine hakim oldu. Bugün, yarım yüzyıl sonra ilk kez, Lübnan devleti silahın yalnızca kendi elinde toplanacağına resmen karar verdi.

Ordu da kararı uygulamaya başladı; FKÖ ile koordinasyon içinde Filistin kamplarındaki silahları teslim aldı. Litani Nehri'nin güneyindeki Hizbullah mevzilerinin yüzde 85'ini UNIFIL desteğiyle dağıttı ve binlerce personeli askere alarak, dışarıdan mali destek sağlayarak askeri kuvvetini güçlendirdi. Bu, egemenlik kavramının özü olan meşru silah üzerindeki devlet tekeline kademeli bir geri dönüş anlamına geliyor.

Bu dönüşümü desteklemede Arap ve uluslararası, özellikle de Suudi Arabistan'ın rolü göz ardı edilemez. Riyad, sınırları belirleme müzakerelerine ve çalışmalarına ev sahipliği yaptı ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman'ı, Krallığın hem Lübnan hem de Suriye'nin istikrarını destekleme taahhüdünü teyit etmek üzere görevlendirdi. Suudi Arabistan, Maşrık (Levant) bölgesinin güvenliğinin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve Lübnan-Suriye sınırının kontrolünün, gerginlikleri önlemek ve milislerin kullanacağı herhangi bir boşluğu doldurmak için bir ön koşul olduğunu idrak ediyor.

Suudi Arabistan'ın rolü yalnızca diplomatik sponsorlukla sınırlı değil; Lübnan, egemenliğini ve kurumlarını yeniden tesis etme sancılarından kurtulduktan sonra Beyrut’un istikrarına olan güveni yeniden tesis edecek finansal ve ekonomik desteği de içeriyor. Bu açılım ile birlikte Lübnan, İran ve Hizbullah'ın etkisiyle yıllardır süren izolasyonu telafi eden bir Arap desteğiyle çevrili durumda.

Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, ele alınması gereken önemli sorunlar hâlâ mevcut. Çökmüş Lübnan ekonomisine yük olan yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli mülteci bulunuyor ve bunların geri dönüşü için uluslararası garantiler ile desteklenen ortak bir plana ihtiyaç var. Tutuklular ve kayıp kişiler meselesi iki ülke arasında hâlâ açık bir yara, öte yandan Lübnan ekonomisinin köklü reformlara ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ve uluslararası toplumla güvenin yeniden tesis edilmesine ihtiyacı var. Cumhurbaşkanı Avn ve hükümeti, bu sorunlar çözülmeden egemenliğin yeniden tesis edilemeyeceğinin ve devletin meşruiyetini, vatandaşlarının günlük krizlerini çözdüğü ölçüde inşa ettiğinin farkında.

Uzlaşmanın önündeki engeller

Olumlu göstergelere rağmen, temel bir soru hâlâ ortada duruyor: Bugün Lübnan-Suriye anlaşmasının tamamlanmasını engelleyen nedir?

Veriler iki ana faktöre işaret ediyor. Birincisi, Hizbullah'ın devlete yönelik sürekli baskısı ve kökten seçenekleri engellemesiyle temsil edilen Lübnan'ın iç durumu. Hizbullah, doğudan gelen tehditlerle yüzleşme bahanesiyle Suriye ile ilişkilerin elinde bir koz olarak kalmasını sağlamaya çalışıyor ve böylece nihai bir uzlaşıya varma girişimlerini engelliyor.

İkinci faktör ise, bazı Lübnan güçlerinin yeni Suriye hükümetine ilişkin siyasi duruşuyla ilgili. Bu güçlerin bir kısmı, Şam'daki mevcut aşamayı, temel olmaya değmeyen geçici bir aşama olarak görüyor. Bazıları, Esed döneminin sona erdiğini ve yeni bir siyasi aşamanın başladığını kabul etmeyi reddediyor ve Suriye'deki gelişmeleri geçici olarak değerlendiriyor. Bu tereddüt veya inkâr, Lübnan'ın doğu komşusuyla ilişkiler konusunda birleşik ve kararlı bir tutum geliştirmesini engelliyor.

Bu iki faktör -bir yanda Hizbullah'ın baskısı, diğer yanda bazı siyasi güçlerin tereddüdü- nihai bir ayrılığı engelleyen bir duvar oluşturuyor ve Lübnan'ı geçmişin mirası ile geleceğe dair özlemleri arasında sıkışmış halde bırakıyor.

Bir daha karşımıza çıkmayabilecek bir fırsat

Lübnan ve Suriye bugün tarihi bir anın eşiğinde. Esed rejiminin düşüşü ve Hizbullah'ın gücünün azalması, iki ülke arasındaki normal ilişkinin önündeki iki ana engeli ortadan kaldırdı. Joseph Avn'ın seçilmesi devlet kavramına itibarını iade etti ve Kabine'nin silahın yalnızca ordunun elinde toplanması kararı, egemenliğe giden yeni bir süreç başlattı. Suudi Arabistan ve Arap desteği de bu sürecin pekiştirilmesi için vazgeçilmez bir kılıf sağlıyor.

Ancak fırsat ebedi değil. Lübnanlılar rehavete kapılırsa veya Suriyeliler vesayet içgüdülerine geri dönerse, birçokları gibi bu fırsat da kaçırılabilir. Bu, hukukun üstünlüğü ve net sınırlar temelinde yeni bir Lübnan'ın inşa edildiği andır. Bir asırlık karışıklığın ardından belki de sayfayı çevirip Beyrut ile Şam arasında denkliğe dayanan bir ilişki kurmanın zamanı gelmiştir. Bu ilişki Lübnan'ın bağımsızlığını koruyacak, Suriye'nin istikrarını sağlayacak ve savaştan bitkin düşmüş iki halk için farklı bir geleceğin kapısını açacaktır.


Şera'nın Suriye vilayetlerini ziyaretleri, yönetimine olan halk desteğini güçlendiriyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Humus vilayetinde Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Humus vilayetinde Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Şera'nın Suriye vilayetlerini ziyaretleri, yönetimine olan halk desteğini güçlendiriyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Humus vilayetinde Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Humus vilayetinde Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye'nin orta kesiminde yer alan Hama kenti, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya yönelik halk desteğinin merkezi gibi görünüyordu. Ahmed eş-Şera, cuma günü sürpriz bir ziyaret gerçekleştirerek Humus, Hama ve İdlib olmak üzere üç Suriye vilayetini kapsayan bir tur yaptı. Bu ziyaret sırasında kendisini coşkuyla karşılayan binlerce kişinin oluşturduğu kalabalığın spontane bir şekilde bir araya gelmesi dikkat çekiciydi. Bu durum, yeni Suriye yönetiminin halk desteğinde düşüş yaşandığını öne süren bazı medya raporlarını çürüten bir adım olarak değerlendirildi. Söz konusu raporlar, temmuz ayında yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği Suveyda olaylarının ardından ortaya çıkmıştı. Ülkede artan iç sorunlar, bazı bölgelerde yükselen bağımsızlık ya da kendi kaderini tayin etme çağrılarıyla daha da ciddi bir hâl alırken, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik saldırılarını sürdürmesi de bu karmaşık tabloya eklenmiş durumda.

Anonim kalmayı tercih eden hükümete yakın kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Şera'nın yönetiminin ülkedeki beş şehir (Dera, Deyrizor, Humus, İdlib ve ülkenin merkezi olarak kabul edilen Hama) üzerine kurulu olduğunu söyledi. Bu şehirlerin homojen ve uyumlu bir yapıya sahip olduğunu ve sağlam bir temel oluşturduğunu belirten kaynaklar, Humus ve Hama'da halkın aşırı coşkusuna dikkat çekti. İdlib, son yıllarda Beşşar Esed rejimine karşı mücadelede Şera'nın ana üssüydü.

Kaynaklar, Şera'nın tüm Suriye illeriyle, özellikle başkent Şam ve ekonomik başkent Halep ile ilgilendiğini, ancak yeni hükümetin bu beş şehri devlet otoritesini inşa etmek için güvenebileceği temel bir kuluçka merkezi olarak gördüğünü bildirdi.

cdfvghy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, cuma günü Hama vilayetinden gelen üst düzey yetkililer ve önemli şahsiyetlerle bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Şera, cuma günü Humus ve Hama vilayetlerinin sakinlerini ziyaret ederek sürpriz yaptı. İdlib sakinleri ise cuma günü vilayetin kırsal kesimindeki kasabaları ziyaret ettikten sonra turunu kendileriyle bir toplantıyla sonlandıracağını umduklarını söylediler. Şera'nın turunun önceden duyurulmamış olması, insanların onu karşılamak için toplanmasını engellemedi. Humus'ta cuma sabahı sokaklar ve meydanlar kalabalıktı; çekilen video görüntülerinde yaşlı kadınlar görülüyordu. Bu kadınlardan biri, Suriye Cumhurbaşkanı’nı görmek için sabırsızlandıklarını söyledi. Humuslu genç erkekler de onu korumak için Hama şehrine doğru yola çıktıktan sonra konvoyuna eşlik ettiler. Şera, Humus'un karşılamasına sıcak bir şekilde yanıt verdi ve konuşma yapmaya hazırlıklı olmasa da kalabalığa şöyle seslendi: “Humus halkı, bana iyi bakın, çünkü ben sizin damadınızım.”

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre ziyareti sırasında Şera, ‘devletin vatandaşlarıyla doğrudan iletişim kurma ve onların isteklerini dinleme konusundaki istekliliğini vurgulamak’ amacıyla Humus vilayetinden üst düzey yetkililer ve önemli şahsiyetlerle bir araya geldi. Humus gezisi sırasında Şera, Vali Abdurrahman el-Ama'nın da katılımıyla Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. Şera ayrıca, yeniden inşa planlarının yeni aşamasının başlangıcını ve eyaletteki yatırımların teşvikini müjdeledi.

Hama şehrinde halk Şera’yı şehrin girişinde yedi deve keserek karşıladı. Hama'daki yerel kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Hama'nın Suriye'nin en önemli koyun eti üretim merkezi olduğunu söylediler. Ancak, deve seçilmesinin nedeni, Hama halkının ‘Baas rejiminin baskısı karşısında develer kadar sabırlı olduklarını ve son nefeslerine kadar sabırlı olup Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera'nın yanında durmaya hazır olduklarını’ göstermekti. Şera'nın Hama'nın ileri gelenleriyle yaptığı toplantıya katılan kaynaklara göre Suriye Cumhurbaşkanı, Hama halkına üç yıl önce İdlib'te Hama’dan gelen bir heyetle yaptığı toplantıyı hatırlattı. O toplantıda heyet ona bir kılıç ve Hama'yı kurtarma sözü vermişti. Şera, o zaman onlara Şam'ın kurtarılmasına katılmaya hazır olup olmadıklarını sorduğunu ve onların ‘sözlerini yerine getirip onunla birlikte Şam'a girdiklerini’ belirtti. Hama halkı cuma günü, 2012 yılında Beşşar Esed rejimine karşı en büyük gösterilere sahne olan el-Asi Meydanı'nda Şera'yı karşılamak için toplandı ve İsrail aleyhine sloganlar attı.

sdfrgt
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Hama vilayetinin önde gelen isimleriyle bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Aynı durum Şera'nın vilayetin kırsal kesimindeki Maarat en-Numan ve Serakib'te vatandaşlarla yaptığı toplantı sırasında İdlib vilayetinde de yaşandı. İdlib şehrinin es-Saat Meydanı'nda da çok sayıda vatandaş onu karşılamak için toplandı.

Gözlemciler, 6 Mart'ta kıyı kesiminde yaşanan olaylardan önce başladığı ziyaret turlarına devam eden Şera'nın, Suriye vatandaşlarını yeni bir Suriye inşa etme projesine devam etmek için bir araya getirmeye çalıştığını söyledi. Şera'nın, Arap kabilelerinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile anlaşmazlığın çözülmesindeki gecikmeden dolayı öfkeli olduğu doğudaki Deyrizor ve kuzeydoğudaki Rakka vilayetlerini de ziyaret etmesi bekleniyor.

Suriye Cumhurbaşkanı’nın bu hamlesi, eylül ayı ortasında yapılacak Halk Meclisi seçimleri ve Birleşmiş Milletler (BM) toplantılarına katılmak üzere New York'a yapacağı seyahatten önce geldi. Bu gelişmelerin arka planında, ABD'nin İsrail ile bir güvenlik anlaşması veya mutabakat imzalanması için baskı yaptığına dair haberler yer alıyor.


Husi milisleri İsrail’in bakanları katlettiğini kabul etti

Ahmed El-Rehavi (AFP)
Ahmed El-Rehavi (AFP)
TT

Husi milisleri İsrail’in bakanları katlettiğini kabul etti

Ahmed El-Rehavi (AFP)
Ahmed El-Rehavi (AFP)

İsrail'in perşembe günü düzenlediği saldırının ardından üç gün süren elektrik kesintisinden sonra Husi grubu dün yaptığı açıklamada, saldırıda Başbakan Ahmed el-Rehavi ve bazı bakanların öldüğünü, çok sayıda kişinin de yaralandığını doğruladı.

Bu saldırı, İran yanlısı grubun İsrail ile çatışmaya girmesinden bu yana siyasi unsurlar açısından uğradığı en ağır kayıp oldu. Gözlemciler Tel Aviv'in, Husi'ler tarafından Tel Aviv'e fırlatılan bir insansız hava aracı (İHA) tarafından ilk İsrailli'nin öldürülmesinden bir yıldan fazla bir süre sonra, istihbarat alanında önemli bir atılım gerçekleştirdiğine inanıyor.

Husi grubu, daha sonra yaptığı açıklamada, kurumlarının kayıplara rağmen işlevini sürdüreceğini sadık destekçilerine güvence vermek amacıyla, el-Rehavi'nin birinci yardımcısı Muhammed Ahmed Miftah'ı onun görevlerini yerine getirmek üzere atadığını duyurdu.

Husi'ler açıklamasında, ölen ve yaralananlarla ilgili ayrıntı vermedi, ancak Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre ölenlerin arasında savunma ve güvenlikten sorumlu başbakan yardımcısı Celal el-Ruveyşan, ulaştırma, ticaret ve enformasyon bakanları ile bazı bakanların da bulunuyor.

Geçen perşembe akşamı gerçekleştirilen saldırılar, kaçırılan Yemen'in başkenti Sana'da, Hadda yerleşim bölgesinin yakınındaki bir ev, Cebel Atan'daki bir yer ve liderlik toplantıları için kullanılan başkanlık sarayının yakınındaki üçüncü bir yer olmak üzere üç hassas noktayı hedef aldı. Görgü tanıkları, patlamaların şiddetli olduğunu ve binaları tamamen tahrip ettiğini doğrularken, grup ertesi sabaha kadar çevredeki sokakları kapattı.