Ortadoğu'yu şekillendirmeyi amaçlayan eski ve yeni stratejiler

Bölgesel dinamiklere dair pahalıya patlayan yanlış hesaplar.

Görsel: Nash Weerasekera (Al Majalla)
Görsel: Nash Weerasekera (Al Majalla)
TT

Ortadoğu'yu şekillendirmeyi amaçlayan eski ve yeni stratejiler

Görsel: Nash Weerasekera (Al Majalla)
Görsel: Nash Weerasekera (Al Majalla)

Robert Ford

Washington, Irak’taki felaketin başlamasından sadece 22 yıl sonra bir kez daha rejim değişikliğinden bahsetmeye başladı. Bundan 22 yıl önce yani 2002 yılında dönemin ABD Başkanı George W. Bush, 11 Eylül 2001 günü New York, Washington ve Pennsylvania'ya düzenlenen terör saldırılarının Irak'taki Saddam Hüseyin rejimini yıkmak için güçlü bir askeri operasyonu haklı kıldığına karar verdi. Yine aynı dönemde İsrail’de başbakanlık görevini yürüten Binyamin Netanyahu, Başkan Bush'u güçlü bir şekilde destekledi. Amerikalılar bölgede, Washington ve dostlarının jeopolitik çıkarlarını ‘şer ekseninden’ olan hiç kimse tarafından engellenmeden ilerletecekleri yeni bir düzen yaratmaya çalıştılar.

Ancak ABD, Irak’ı işgal ettikten sonra Irak toplumunun kültürünü, tarihini ve dillerini gerçekten bilmediğini anladı. Irak'taki dini ve etnik toplulukların hoşnutsuzluğunu hafife aldı ve Saddam'ın halihazırda kırılgan olan polis devletinin çöküşünün hızla kaosa yol açacağını fark etmekte gecikti. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO), Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetimindeki Suriye’nin ve radikal İslamcıların bu toplumsal bölünmeleri ve duyguları kendi çıkarları için kullanacaklarını düşünemedi. Daha da kötüsü, Amerikalılar Iraklı liderleri seçerken, örneğin Nuri el-Maliki'yi başbakanlık makamına getirerek, farkında olmadan daha fazla mezhepçi baskıya, 2013 yılında DEAŞ’ın yükselişine ve bunun sonucunda İran yanlısı milislerin ülkede yayılmasına zemin hazırladılar.

Amerikalılar yeni bir bölgesel düzen oluşturmayı başardılar ama bu, onların istediği düzen değildi. İran, Esed ve El Kaide'nin doğurduğu DEAŞ artık daha güçlüydü. Irak ancak şimdilerde toparlanmaya başlıyor ama bu da İran'ın gözetimi altında olacak.

İsrail, 2024 yılında Washington ile yakın iş birliği içinde, Hamas'ın 7 Ekim'de gerçekleştirdiği ve 60 bin İsrailliyi İsrail'in kuzeyindeki evlerini boşaltmak zorunda bırakan saldırılarına misilleme olarak Hamas'ı ezmek ve Hizbullah'ı parçalamak amacıyla gerekçe olarak bu korkunç terör saldırısını kullandı.

İsrail sadece askeri üstünlüğe değil, aynı zamanda İran, Hizbullah ve Hamas liderlerine karşı düzenlediği suikastlarının da gösterdiği üzere istihbarat üstünlüğüne de sahip. Tahran, İsrail ile rekabette caydırıcılığı ve kırmızı çizgileri yeniden tesis etmek istese de gelecekteki rekabetin hatlarını belirleyecek olan İran değil, bir yandan Gazze'nin kuzeyini boşaltırken diğer yandan Lübnan'a saldırılar düzenleyen İsrail olacak.

Kamala Harris, ABD'nin Irak'a müdahalesinde yapılan hataları hatırlayacak kadar yaşlı ve baş ulusal güvenlik danışmanı, ABD'nin bölgedeki rejim değişikliği çabalarını eleştiren bir kitap kaleme aldı.

İsrail ve Washington, bu üstünlükle bölgede rejim değişikliği gerektiren yeni bir düzen kurmayı tasarlıyor. ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı ve Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, 12 Ekim'de kameralar karşısına geçip, “Lübnan'a yeni bir cumhurbaşkanı seçmeliyiz” diyerek durumu ortaya koyan bir dil sürçmesine imza attı.

ABD Kongresi'ndeki muhafazakârlar ve ABD'deki düşünce kuruluşları, İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının onun çöküşüne yol açmasını umuyor. Ancak sonrasında ne olacağını bilmiyorlar ve umurlarında da değil. Bu arada Washington'da Bush yönetiminin kıdemlilerinden oluşan bir düşünce kuruluşu, Gazze Şeridi’nde savaş sonrası için Washington ve Tel Aviv'in Arap devletlerinin desteğiyle, bağımsız bir Filistin hükümetinin kurulmasına yönelik somut adımlar bir yana, herhangi bir yerel danışma mekanizması olmaksızın oluşturulan bir hükümetin Gazzelilere dayatılmasını öngören bir plan hazırladılar. İsrail ve ABD, iki devletli çözümü uygulamayı değil, Filistinlileri, İran'ı ve müttefiklerini tecrit ederek Arap ülkelerinin İsrail ile normalleştiği, Ortadoğu ekonomilerini entegre ettiği ve Çin'e karşı büyük rekabette ABD’nin yanında olmalarını sağladığı yeni bir bölgesel düzen yaratmayı hedefliyorlar.

fvgrthy
ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı ve Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı ile yaptığı görüşmenin ardından basın toplantısı düzenledi, 21 Ekim 2024 (AFP)

ABD Başkan Yardımcısı ve başkan adayı Kamala Harris, ABD'nin Irak'a müdahalesinde yapılan hataları hatırlayacak kadar yaşlı ve baş ulusal güvenlik danışmanı ABD'nin bölgedeki rejim değişikliği çabalarını eleştiren bir kitap kaleme aldı. Harris’in başkan seçilmesi halinde Amerikan askerlerini Lübnan, İran ya da Suriye'yi işgale göndermesi pek olası görünmese de İsrail'in ulusal güvenlik çıkarları ile ABD'nin temel çıkarları arasında ayrım yapma becerisi gösteremedi. Dolayısıyla İsrail'e açık çek veren bir politikayı destekliyor. Harris'in İsrail'e askeri yardım sağlamaya devam ederken, Gazze Şeridi sınırındaki değişiklikler ya da yeni yerleşim birimleriyle ilgili sözlü şikâyetlerin ötesinde Tel Aviv'le somut bir şekilde yüzleşmesi ihmali de zayıf. İran ve İsrail arasında büyük bir savaş çıkarsa, İran'ı geri adım atmaya zorlamak için ABD ordusuna güç kullanma emri verebileceği göz ardı edilmiyor. Harris, Biden'ın İsrail'e ABD yapımı, gelişmiş ve pahalı bir füze savunma sistemi göndermesinin yanı sıra, ABD için maliyetli olan askeri gemilerin Asya'dan Ortadoğu'ya gönderilmesini destekledi. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre Tüm bunlardan cesaret alan bir İsrail'in, ABD’yi İran ile bir savaşa sürükleyeceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

İsrail ve ABD, Lübnan’da ve Gazze Şeridi’nde, hatta Suriye’de ve İran'da yeni hükümetler kurmayı planlarken, bunu müttefiklerine dayatmaya çalışırken müdahalelerinin yaratabileceği bölünmeler ve öfke dalgalarını göz ardı etme riskiyle karşı karşıyalar.

Eski ABD Başkanı ve mevcut başkan adayı Donald Trump, Washington'ın kaynaklarının sınırlılığını daha iyi kavrıyor. Bu da onu savaşlarını dikkatli seçmeye ve savaşa yaklaşımında temkinli davranmaya itiyor. Bu yüzden İran, 2019 yılında Suudi Arabistan'ın Abkaik bölgesine saldırdığında, Suudi Arabistan ABD’nin müttefiki olmasına rağmen askeri olarak herhangi bir karşılık vermedi. Ayrıca sürpriz anlaşmalar yapmayı seven Trump, Nobel Barış Ödülü'nü kazanmak istiyor. Yönetiminin 2019 yılında Taliban ile müzakere ettiği gibi İran ile de müzakere etmeye çalışabilir. Bununla birlikte bilgisiz ve cahil olan Trump, kendi hükümetinden bihaber bir yönetici ve kolayca kandırılabiliyor. Kazanırsa, yönetimine tıpkı Harris gibi, ABD’nin ve İsrail’in ulusal çıkarları arasında ayrım yapmayan eski CIA direktörü ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Senatör Tom Cotton gibi şahinleri getirebilir. Trump'ın yönetimine atayacağı şahinlerin, İsrailli şahinlerin hırslı planlarını engellemek yerine destekleme eğiliminde olacaklarına şüphe yok.

Amerikalılar ve İsrailliler bölge halklarının tarihini ve kültürünü henüz tam olarak anlayabilmiş değiller. İsrail istihbaratı yüksek uzmanlık seviyesine rağmen yanılmaz değil. Öyle ki, bunun en iyi örneği 7 Ekim. Benzer şekilde, Yemen'deki Husilerin direncini hafife alması, ABD istihbaratının sınırları olduğunu gösterdi. Washington ve Tel Aviv, bölge halklarının adalet ve denge değerlerini savunduğunu ve ABD ile Çin arasındaki büyük rekabette taraf tutmak istemediğini anlamakta güçlük çekiyorlar.

İsrail ve ABD, Lübnan’da ve Gazze Şeridi’nde, hatta Suriye’de ve İran'da yeni hükümetler kurmayı planlarken, bunu müttefiklerine dayatmaya çalışırken, müdahalelerinin yaratabileceği bölünmeler ve öfke dalgalarını göz ardı etme riskiyle karşı karşıyalar. Tel Aviv ve Washington'daki katı muhafazakar liderler, 1982 ve 2004 yıllarından alınan dersleri görmezden gelirlerse, bölgenin dinamikleri ve kabiliyetlerinin sınırları konusunda pahalıya patlayacak yanlış hesaplar yaparak bu dersleri yeniden almak zorunda kalabilirler.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe