İsrail ordusu ve Şin Bet Netanyahu'ya karşı bir darbe mi planlıyor?

Netanyahu’nun destekçileri bazı belgelerin sızdırılmasını darbe girişiminin başlangıcı olarak görürken, muhalifleri, onun uyguladığı politikaların savaşın kazanımlarını boşa harcayacağı konusunda uyardı.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde ve Lübnan'da yürüttüğü operasyonların hedeflerine ulaştığını bildirmesinin ardından İsrail'deki iç anlaşmazlıkların yansımaları derinleşti (AFP)
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde ve Lübnan'da yürüttüğü operasyonların hedeflerine ulaştığını bildirmesinin ardından İsrail'deki iç anlaşmazlıkların yansımaları derinleşti (AFP)
TT

İsrail ordusu ve Şin Bet Netanyahu'ya karşı bir darbe mi planlıyor?

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde ve Lübnan'da yürüttüğü operasyonların hedeflerine ulaştığını bildirmesinin ardından İsrail'deki iç anlaşmazlıkların yansımaları derinleşti (AFP)
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde ve Lübnan'da yürüttüğü operasyonların hedeflerine ulaştığını bildirmesinin ardından İsrail'deki iç anlaşmazlıkların yansımaları derinleşti (AFP)

Emel Şehade

İsrail'de Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ofisinden sızdırılan esir takası anlaşmasının uygulanmasını engellemek ve Philadelphia (Salahaddin) Ekseni üzerindeki kontrolü sürdürmek amacıyla hazırlanan güvenlik belgeleri skandalıyla ilgili İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) ve askeri istihbarat tarafından yürütülen soruşturmalar devam ediyor. İsrailliler bu belgelerin sızdırılmasının ardından kendilerini, Netanyahu'nun destekçilerinin ordu ve Şin-Bet tarafından kendisine karşı bir ‘darbe girişimi’ olarak gördükleri olayla ilgili yeni bir tartışmanın içinde buldular.

İsrail’in Kanal 14 televizyonunda siyasi analist olan ve Başbakan Netanyahu’yu, onun kararlarını ve politikalarını destekleyen Yaakov Bardugo, sızıdırılan belgeler olayının baş şüphelisi Netanyahu'nun sözcüsü Eli Feldstein ve diğer dört kişi hakkında başlatılan soruşturmanın, ‘Hasan Nasrallah, Yahya Sinvar ve Muhammed ed-Dayf suikastları ile Yemen’e ve İran'a yönelik saldırıların başarıyla sonuçlanmasının ardından ordu ve Şin-Bet'in Netanyahu'ya yönelik bir darbe girişiminin başlangıcı’ olarak değerlendirdi.

Canlı yayında olayı yorumlayan Bardugo, şunları söyledi:

“İsrail'de iktidarı elinde tutması gereken güçler olarak ordu ve Şin-Bet, burada yeni bir gerçeklik yaratmaya çalışıyor. Zira bu olanlar başka türlü yorumlanamaz. Şin-Bet'in bugün gelip bizi yolsuzluğun üstesinden gelme becerisini gösterdiği bir vakaya götürmesi açıklanamaz. Bunun bir darbe girişimi olmasından başka bir açıklaması yok ve bu kabul edilemez. Bu tür girişimlere ilk kez tanık olmuyoruz. Orada burada vakalar ortaya atılıyor, ardından ordu ve Şin-Bet, bunlar hakkında soruşturmalar yapıyor. Netanyahu ve çevresindekiler de suçlananlar arasında yer alıyor. Tüm bu girişimler Netanyahu'ya ulaşmayı amaçlıyor.”

Bardugo’ya göre belgelerin sızdırılmasının ardından İsrail'in bugün tanık olduğu tepkiler ve anlaşmazlıklar, Netanyahu'ya yönelik suçlamalar ve hakkında soruşturma başlatılması talebi darbenin sadece başlangıcıdır. Şin-Bet'i, baş şüpheli olan Netanyahu'nun sözcüsü Eli Feldstein'ın tutuklanmasından altı gün sonra avukatıyla görüşmesine izin vermeyerek tutukluların haklarını ihlal etmekle suçlayan Bardugo, ordu ve Şin-Bet tarafından Netanyahu'ya karşı atılan tüm adımların aleyhlerine döneceği uyarısında bulundu.

Çatlak derinleşiyor

Bardugo'nun suçlamaları İsrail içinde büyük bir tartışma başlatırken, güvenlik yetkilileri ve askeri yetkililer belgelerin kaçırılmasının bir anlaşmaya varma ve savaşı sona erdirme başarılarını baltaladığını düşünüyor. Ancak Netanyahu ve partisinin (Likud) destekçileri Şin-Bet ve orduya karşı gerilimi tırmandırıyor ve Savunma Bakanı Yoav Gallant'ı Netanyahu'yu hükümetten uzaklaştırmak için provakatif ve itici bir güç olarak görüyorlar.

Likud Partisi ve koalisyon hükümetindeki partilerden bakanlar ve Knesset üyeleri, Gallant'ın 7 bin Haredi Yahudi’nin (Ultra Ortodoks Yahudiler) orduya alınmasına onay vermesini, iç anlaşmazlıkları körükleyecek bir hamle olarak kullandı ve bazıları Gallant'ın derhal görevinden ve hükümetten azledilmesini istedi.

Likud Partisi’nden Milletvekili Moşe Saada, Gallant'ın kararını, hükümeti devirme ve düşürme girişimlerinin bir parçası olarak değerlendirdi. Saada, Netanyahu'ya Gallant'ı Savunma Bakanlığı görevinden alması için savaşta tehlikeli bir sürecin olmadığı mevcut dönemden faydalanması çağrısında bulundu.

Öte yandan İsrailli siyasi ilişkiler uzmanı Ben Caspit, Bardugo’yu açıklamalarından ötürü eleştirdi. Caspit, “Kimse bu yaratığa polisin, Soruşturma Dairesinin ve Başsavcılığın başbakanken Ehud Olmert'e karşı da harekete geçtiğini ve hatta hapse girdiğini, Cumhurbaşkanı Moşe Katsav'ın da hapis yattığını, bakanlara ve Knesset üyelerine karşı da harekete geçildiğini söylemiyor mu?” diye yazdı.

Şin-Bet ve orduya çalışmalarından ötürü övgüde bulunan Caspit, “En iyi oğullarımız ve kızlarımız orada görev yapıyor. Bardugo Şin-Bet ve orduyu suçlarken, oğullarının klimalı ofislerde görev yapmalarını nasıl sağladığını ve askere gitmelerini önlemek için nasıl geniş çaplı bir lobi kampanyası yürüttüğünü anlatmayı unutuyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Bardugo'nun sözlerini kınayan Caspit’in eleştirileri, Kanal 14'ü Bardugo'nun suçlamalarının doğrudan orduya ve Şin-Bet'e değil, onların soruşturma sistemlerine yönelik olduğu açıklamasında bulunmaya itti.

Bardugo'nun orduyu ilk kez eleştirmiyor. Lübnan'daki savaşın sona erdirilmesi, en kısa zamanda bir esir takası anlaşmasına varılması ve ordunun Gazze'den çekilmesi konularındaki tutumları nedeniyle Bardugo, Gallant'a karşı geniş bir medya kampanyası yürütüyordu. Bardugo, daha önce de Genelkurmay Başkanı Hertzi Halevi'yi savaşın sona ermesinden sonra Gazze Şeridi'nde Hamas yönetiminin devamını desteklemekle suçlamıştı.

Bardugo'nun tutuklanması

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde ve Lübnan'da yürüttüğü operasyonların hedeflerine ulaştığını bildirmesinin, Lübnan'da savaşın sona erdirilmesi ve bir çözüme ulaşılması çağrısında bulunmasının ve Gazze Şeridi’nde ertesi güne ilişkin bir plan sunmasının ardından İsrail'deki iç anlaşmazlıkların yansımaları derinleşti.

Tehlikeli ve hassas güvenlik belgelerinin sızdırılması, İsrail toplumu ile siyasi ve askeri kurumlar arasında giderek açılan uçurumu ortaya çıkardı. Bardugo'nun açıklamaları, Netanyahu karşıtlarının Bardugo'nun savaş sırasında güvenlik güçlerine karşı kışkırtıcılıktan tutuklanması çağrısında bulunmasına yol açacak kadar büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Bu anlaşmazlıklar, çatışmalar ve siyasi ve askeri kurumlar arasında derinleşen çatlaklar arasında İsrail'in askeri istihbarat birimi AMAN'ın eski Başkanı Tümgeneral Tamir Hayman, İsrail hükümetine, İsrail ordusunun başarılarını kapsayan ve bunları şimdi, Netanyahu ve koalisyon hükümetinin devrilmesi aşamasına geçilmeden diplomatik kazanımlara dönüştürülmesi için çağrıda bulunan bir tavsiye mektubu gönderdi.

Daha önce Kuzey'deki operasyon biriminin başında görev yapan rütbeli yedek subay Hayman, ordunun operasyonel başarılarının İsrail'e savaşı sona erdirme stratejisine daha yakından bakma fırsatı verdiğini söyledi. Hayman, hükümeti askeri harekâtı sona erdirmeyi ve elde edilen diplomatik çıkarları İsrail'in ulusal güvenliğini her açıdan iyileştirmek üzere güvence altına almayı düşünmeye çağırdı.

Hayman, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) bir karar alınması ya da büyük güçler arasında çatışmaların durdurulmasını öngören bir anlaşma yapılması yoluyla, ABD’deki başkanlık seçimlerinden sonra ve yeni başkanın göreve başlamasından önce uygun bir zamanlama ile çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Hayman, tüm çabalar zirveye yaklaşırken, İsrail'in siyasi liderliğinin bu çabaları tutarlı bir çıkış stratejisinde birleştirmesi gerektiğinin altını çizdi.

Kuzey cephesiyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Hayman, müzakerelerin önemli ölçüde güçlendirilmiş bir ateşkes anlaşmasına varılmasını sağlaması için Lübnan'daki kara operasyonunun tamamlanmasını ve Gazze Şeridi'nde İsrail güçlerinin şehir merkezlerinden çekilerek operasyonel baskının devam etmesine olanak tanıyan toplanma bölgelerine yeniden konuşlanmasını önerdi. Hayman, İsrail’in bir yandan esirlerin serbest bırakılması karşılığında çatışmaların durdurulması ve Gazze'den çekilmeyi öngören kapsamlı bir esir takası anlaşmasına varmaya çalışırken, diğer yandan da anlaşmanın tamamlanmasının ardından vatandaşlarının güvenliğini savunma hakkı çerçevesinde Hamas'a karşı faaliyetlerini sürdürme meşruiyetini tesis etmesi gerektiğini vurguladı.

Caydırıcılık dengesi

Hayman'a göre İsrail'in İran'a karşı bazı hedeflere yönelik saldırılarını tamamlaması gerekiyor. Bunun iki sonuç doğurabileceğini söyleyen Hayman, bunlardan birincisinin Tahran’ın etrafının sarılması olduğunu belirtti. Hayman, İsrail'in böylece caydırıcılık dengesini lehine değiştirebileceğini ve İran'ın enerji ve nükleer tesislerine doğrudan saldırarak İsrail'e yönelik tehdidini zaman içinde bertaraf edebileceğini vurguladı.

İsrail hükümetine çok cepheli bir çözüm ve ateşkes için uluslararası kabul görmüş bir çerçeve oluşturma çağrısı yapılan mektupta Hayman, İsrail'in kuzey sınırında güçlendirilmiş güvenlik düzenlemelerine ihtiyaç duyulduğunu ve İsrail’in bu doğrultuda BMGK’da bir karar alınmasını sağlaması ya da tüm cephelerde ateşkes için ABD ve Rusya’nın ortak çağrıda bulunmasını kolaylaştırmak için ABD ile temasa geçmesi gerektiğini belirtti.

Eski AMAN Başkanı, şunları söyledi:

“Her iki durumda da İsrail, BMGK’nın herhangi bir kararının ya da uluslararası çağrının, tüm cephelerde ateşkese varılmasına ve rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin bir anlaşmayı kapsamasının yanı sıra İran'ın Ortadoğu'daki istikrarsızlaştırıcı nüfuzuna kısıtlama getirilmesini ve BMGK’nın 1071 sayılı kararının yenilenmiş bir versiyonu da dahil olmak üzere İsrail'in kuzey sınırındaki güvenlik düzenlemelerinin iyileştirilmesine yönelik detaylı planlar yapılmasını sağlamalı.”

Mektupta hükümetin ve Başbakan’ın operasyonel ve taktik başarılar zirveye ulaşmışken diplomatik bir atılım gerçekleştirmeye çalışmaları gerektiğini ve zamanlamanın önemli bir faktör olduğunu vurgulayan Hayman’a göre zamanından önce bir anlaşmaya varılması, düşman üzerinde ek baskı oluşturma ve İsrail için daha elverişli bir çözüm sağlama fırsatını kaçırmak anlamına gelebilir. Ancak çok uzun süre beklemek de askeri kazanımları köreltebilir, düşmanın duruma ayak uydurmasına izin verebilir ve diplomatik bir başarıya ulaşma olasılığını zayıflatabilir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.