Trump geri döndü: Tel Aviv'de sevinç, Ramallah'ta korku hakim

İsrailliler ondan hayallerini gerçekleştirmesini beklerken Filistinliler savaşı ilk onun bitirip bitiremeyeceğini görmek için olan biteni izliyor olacaklar

Bureyc Mülteci Kampı’nda, üzerinde Trump'tan Gazze'ye yönelik savaşı durdurmasını isteyen mesajın yer aldığı pankartlar tutan bir Filistinli (AFP)
Bureyc Mülteci Kampı’nda, üzerinde Trump'tan Gazze'ye yönelik savaşı durdurmasını isteyen mesajın yer aldığı pankartlar tutan bir Filistinli (AFP)
TT

Trump geri döndü: Tel Aviv'de sevinç, Ramallah'ta korku hakim

Bureyc Mülteci Kampı’nda, üzerinde Trump'tan Gazze'ye yönelik savaşı durdurmasını isteyen mesajın yer aldığı pankartlar tutan bir Filistinli (AFP)
Bureyc Mülteci Kampı’nda, üzerinde Trump'tan Gazze'ye yönelik savaşı durdurmasını isteyen mesajın yer aldığı pankartlar tutan bir Filistinli (AFP)

İsrail'de iktidardaki koalisyon hükümetinin liderleri, Donald Trump'ın başkanlık seçimlerini bir kez daha kazanmasını en az Trump'ın ABD'deki destekçileri kadar büyük bir sevinçle karşıladılar.

Başta Filistinliler olmak üzere dünyanın geri kalanı temkinli, endişeli ve kaygılı bir şekilde Trump’ın neler yapacağını, nasıl bir yol izleyeceğini görmek için bekliyor. Fakat sadece savaşları gerçekten sona erdirmesini ve herkesçe çok iyi bilinen ‘düşmanca’ politikasını değiştirmesini umabilirler, o kadar.

Trump, seçimleri kazandıktan sonra dünyada savaşları sona erdireceğini söyleyerek Filistinlilerin ve İsraillilerin kendi istekleri doğrultusunda karşıladıkları güçlü bir mesaj verdi. Trump, söz konusu mesajda “Savaşları ben başlatmayacağım, ama ben sonlandıracağım” diye vurguladı.

Bu cümle Tel Aviv için endişe verici, Filistinliler içinse cesaret verici olsa da her iki tarafın da Trump’ın göreve başlaması için iki ay, dış politikaya atılması içinse daha da uzun bir süre beklemesi gerekecek.

Bu arada İsrail'deki koalisyon hükümeti, Trump'ın zafer haberini basit bir inanca dayanan sevinç ve coşkuyla karşıladı. Koalisyon hükümetinin liderleri, sadece İran, Lübnan ve Gazze Şeridi'ne karşı savaşlarında değil, aynı zamanda Filistinlilerin bağımsız bir devlete sahip olma hayallerini sona erdirme, onları topraklarından sürme ve Batı Şeria, Golan Tepeleri ve muhtemelen Lübnan'daki bazı bölgeleri etkin bir şekilde ilhak etme yönündeki diğer emellerinde de Trump’tan mümkün olan her türlü askeri, güvenlik ve siyasi desteği almayı bekliyorlar.

Netanyahu’dan Trump’a tebrik mesajı

Başbakan Binyamin Netanyahu, Başkan Trump'ı şu sözlerle kutladı:

“Sevgili Donald ve Melania Trump, tarihin en büyük geri dönüşünü kutluyoruz. Beyaz Saray'a tarihi dönüşünüz, ABD için yeni bir başlangıç ve İsrail ile ABD arasındaki büyük ittifaka güçlü bir yeniden bağlılık sunuyor. Bu çok büyük bir zafer.”

Netanyahu neredeyse Trump'ı tebrik eden ilk lider olurken, onu İsrail’in aşırılık yanlısı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich takip etti. Smotrich, Trump’ın seçim zaferini “Tanrı İsrail'i korusun, Tanrı Amerika'yı korusun” sözleriyle kutladı.

rfgrrtg
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (AP)

İsrailli birçok bakan gibi Trump’ın zaferini tarihi olarak nitelendiren İsrail’in yeni Savunma Bakanı Yisrael Katz, tebrik mesajında “Birlikte ABD-İsrail ittifakını güçlendirecek, Gazze’deki İsrailli rehineleri geri getirecek ve İran liderliğindeki şer eksenini yenmek için sağlam bir duruş sergileyeceğiz” diye yazdı.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, İsrailli bakanların tebrik yağmuru arasında X platformundan“evet” yazdığı bir paylaşımda bulundu. Ben-Gvir, temmuz ayında “Tanrı Trump'ı korusun” diye yazmıştı.

Daha sonra İsrail parlamentosu Knesset’te kürsüye çıktığında mutluluğunu gizlemeyen Ben-Gvir, önce Trump'ı tebrik etmeyi tercih ederek “Bu egemenlik zamanıdır. Bu mutlak zafer zamanıdır. Bu teröristler için idam cezasını yürürlüğe koyma zamanıdır. Bu her türlü yasanın onaylanması için uygun zamandır. İsrail Devletini kutluyor ve Tanrı'nın yardımıyla mutlak zafere ulaşmasını diliyorum” dedi.

Knesset Anayasa, Hukuk ve Adalet Komitesi Başkanı Simcha Rothman, sevincin ayyuka çıktığı esnada ayağa kalkarak Trump'ın zaferi için şükran duası ederken, Kudüs İşleri Bakanı Meir Porush, “Hepimiz dua ediyoruz” yorumunda bulundu. Dini Siyonizm Partisi’nden Milletvekili Ohad Tal ise “Her şey yeniden harika olacak” ifadelerini kullandı.

İsrail'in talepleri

İsrail’in günlük gazetelerinden Israel Hayom’un siyasi analisti Ariel Kahana, Donald Trump'ın ikinci zaferinin birçok açıdan ve birçok nedenden ötürü ilkinden daha dramatik olduğunu ve Trump'ın dünyayı değiştireceğinden şüphe olmadığını söyledi.

Kahana, “Elbette o da bizim savaşımıza gelecek. Biden’ın İsrail'e uyguladığı kısıtlamalar kaldırılacak ve İsrail ihtiyacı olan her şeyi alacak” diye ekledi.

İsrail'in ihtiyacı olanları alacağını, Netanyahu'nun koalisyonundaki büyük sevincin sebebinin bu olduğunu, ancak Netanyahu'nun aslında belirli beklentileri olduğunu belirten Kahana, Ben-Gvir'in yazdıklarının yanında mevcut Başkan Joe Biden'ın yönetimi sırasında yapılması zor olacak şeyleri beklediklerini ifade etti.

İsrail'in rüyası

İsrail gazetesi Yediot Aharonot, genel olarak Trump'ın zaferinin ‘İsrail’in Batı Şeria'daki yerleşim birimlerine egemenliğini dayatması hakkını elde etme hayalini’ yeniden gündeme getireceğini yazdı.

Gazeteye göre İsrail, ABD’de Mike Pompeo gibi birini Savunma Bakanı olarak görmeyi umuyor. Trump yönetiminde ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi David Friedman da üst düzey bir göreve getirilebilir ve böyle bir gelişme, Yahudi yerleşimcileri çok mutlu edecektir. İsrail'i açıkça destekleyen ve yerleşimci yanlısı olan Friedman, İsrail'in geleceği için, İsrail’in Yahudiye ve Samarya Bölgesi (Batı Şeria) üzerinde egemenliğini dayatmasını öngören bir siyasi plan yayınlamıştı.

rftbgtr
Tel Aviv'deki bir kavşakta Donald Trump'ı tebrik eden büyük bir reklam panosunun önünden geçen arabalar, 6 Kasım 2024 (AFP)

Bununla birlikte Cumhuriyetçilerin bu zaferi bölgede normalleşme sürecini önemli ölçüde ilerletebilir.

Öte yandan İranlıların Trump'ın zaferini, İsrail'e saldırma ya da planladıkları misillemeyi düzenlemekten vazgeçme konusundaki nihai kararlarına giden yolda dikkate alacaklarına şüphe yok.

Bir diğer önemli nokta ise Trump'ın zaferinin Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Netanyahu ve görevden alınan Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarma ihtimalini azaltabilecek olması. Mevcut Başkan Biden geçmişte UCM'ye karşı yaptırım uygulanmasını engellemişti, ancak Trump, bununla yeniden tehdit edebilir.

Ayrıca İsrail'de Cumhuriyetçi Parti’den bir başkanın göreve geldiği ilk gün, uygulanması halinde İsrail’e yönelik silah ambargosunu iptal edeceği inancı hâkim.

Kritik aşama

İsrail, şu an ile Trump'ın göreve gelişi arasında Biden yönetiminin bir misillemede bulunmasından endişeli. Yedioth Ahronoth gazetesi, “Ülkenin kritik bir aşamaya girdiği söylenmeli. Şu andan itibaren Başkan Trump'ın 20 Ocak'taki yemin törenine kadar, Başkan Biden istediğini yapma hakkına sahip. İsrail'de, Biden'ın bu dönemi Netanyahu ile hesaplaşmak için kullanma ihtimalini göz önünde bulundurmalıyız” diye yazdı.

Yedioth Ahronoth gazetesinden siyasi analist Ron Ben-Yishai, Kamala Harris'in kaybetmesinin ardından Biden'ın muhtemelen geri dönüp direksiyonu eline alacağını, seçim kampanyasının kısıtlamalarından ve aşırı sağcı kanadın teröründen kurtulacağını ve bu nedenle arkasında net ve unutulmaz bir miras bırakmak istediğini değerlendirdi. Ben-Yishai’ye göre Biden’ın ABD'nin iç işlerinde yapacağı çok fazla şey olmasa da Ortadoğu'da Gazze Şeridi’ndeki ve Lübnan'daki savaşı sona erdiren, Filistinlilerin acılarına son veren ve İran'ı caydıran kişi olarak tarihe geçmeyi istiyor.

Biden yönetiminin göreve devam edeceği iki ay boyunca İsrail'den Gazze'ye giren insani yardım miktarını önemli ölçüde arttırmasını ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki çatışmaların yoğunluğunun azalmasını bekleyen Ben-Yishai, Biden yönetiminin İsrail’den Gazze'de en azından resmi olarak Filistin Yönetimi’nden isimlerin yer aldığı alternatif bir yönetimin kurulmasını kabul etmesini isteyeceğini de sözlerine ekledi.

Asıl anlaşmazlığın ise Gazze’de tutulan rehinelerle ilgili yaşanacağını düşünen Ben-Yishai, “Biden onların geri dönüşünden kendine pay çıkarmak isteyebilir. Peki tüm bunların koalisyon hükümeti üzerine ne tür etkileri olacak? Bunu söylemek zor” ifadelerini kullandı.

Ramallah'ta korku ve umut bir arada

İsrailliler Trump'ın gelişini heyecanla beklerken Ramallah'ta durum öyle değil. Filistinli liderler, Trump'ın önceki politikasını değiştirmeyeceğinden korkuyorlar.

as
Ramallah, Trump'ın dönüşünü korku ve umutla karşıladı (AFP)

Londra merkezli Rasd İnsani Yardım ve Kalkınma Çalışmaları Merkezi tarafından hazırlanan bir rapora göre Trump'ın önceki başkanlık dönemi Filistinlileri olumsuz etkileyen kararlarla doluydu. Bunların başında ABD’nin İsrail’deki büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması, Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması ve ABD'nin Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı UNRWA'ya sağladığı fonun iptal edilmesi geliyor ve hepsi Filistin Yönetimi'nin yalnızlaşmasına ve siyasi taleplerinin marjinalleşmesine katkıda bulundu.

Raporda, şu ifadelere yer verildi:

“Bu politikaların devam edeceği ve Filistinlilere yönelik uluslararası desteğin azaltılması ya da yeni yerleşim planlarının teşvik edilmesi gibi daha katı uygulamalarla kapsamının genişleyeceği yönünde korkular hakim. Filistinliler için tüm bunlar, siyasi, ekonomik ve insani durumu daha da karmaşık hale getiren yeni bir gerçeklikle yüzleşmek anlamına geliyor.”

Ayrıca Trump'ın direniş gruplarının şiddetli bir muhalifi olduğu biliniyor. Öyle ki Hamas lideri Yahya Sinvar öldürüldüğünde, onun ölümünün bölgenin istikrara kavuşması yolunda önemli bir adım olduğunu söylemişti.

Filistinlilerin artık beklemekten başka çareleri yok. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas Trump'ı kutladı ve bölgede barış ve güvenlik için Trump’la birlikte çalışmayı dört gözle beklediğini söyledi. Abbas, Trump'a yazdığı tebrik mesajında “Barışa olan bağlılığımızı sürdüreceğiz ve sizin liderliğinizde ABD'nin Filistin halkının meşru isteklerini destekleyeceğinden eminiz” diye yazdı.

scdvf
Ramallah'ta bir berber dükkanında Trump'ın seçim zaferi haberini izleyen iki Filistinli (AFP)

Filistinlilerin Trump'tan istedikleri tek şey bir Filistin devletini desteklemek ama bugün ilk olarak savaşı sona erdirmek istiyorlar. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) İcra Komitesi Genel Sekreteri Hüseyin eş-Şeyh, Trump'ın savaşları sona erdirecek, bölgede ve dünyada barış, güvenlik ve istikrarı sağlayacak net politikalar benimsemesini umduğunu söyledi.

Hamas da neredeyse kesinlikle aynı şeyi diliyor. Hamas yöneticilerinden Sami Ebu Zuhri, Trump'ın zaferinin kendisini, savaşı birkaç saat içinde durdurabileceği yönündeki açıklamalarını pratiğe dökme sınavıyla karşı karşıya bıraktığını söyledi. Hamas tarafından ABD’deki başkanlık seçimlerinin sonuçlarıyla ilgili yapılan ilk açıklamada, yeni ABD yönetimine ilişkin tutumunun Filistin halkına, meşru haklarına ve haklı davasına yönelik tutumlarına ve pratik davranışlarına bağlı olacağını vurgulandı.

Trump'ın hem İsrailliler hem de Filistinliler için nasıl bir politika izleyeceğini kestirmek zor. Çünkü Trump, İsrail medyasının tanımıyla ‘ruh halleri değişken, öngörülemez ve duygularıyla hareket eden biri’.



Kanada'yı hedef alan Trump'tan "Donald Duck" ordusu paylaşımı

Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)
Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)
TT

Kanada'yı hedef alan Trump'tan "Donald Duck" ordusu paylaşımı

Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)
Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)

ABD Başkanı Donald Trump cumartesi günü kaslı, saçları geriye taranmış ve ağır silahlı "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü" kıyılarında devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen bir video paylaştı.

Başkan birkaç saat sonra Virginia'daki golf sahasındayken yapay zekayla oluşturulmuş bir video daha paylaştı: Bu sefer kendisini "Ontario Gölü'ne Hoş Geldiniz" yazılı tabelayı bizzat devirip yerine "Amerika Gölü'ne Hoş Geldiniz" yazılı bir tabela yerleştirirken gösteriyordu: Videonun devamında Village People'ın YMCA şarkısı eşliğinde dans ediyordu.

ABD'nin uzun zamandır müttefiki ve ticaret ortağı olan Kanada'yla yaşadığı sert gümrük vergisi savaşı sırasında Trump'ın Ontario Gölü'nün adını "Amerika Gölü" diye değiştiren başkanlık kararnamesinin ardından bu paylaşımlar geldi.

Hawaii Five-O adlı dizinin tema müziğinin kullanıldığı 34 saniyelik videoda, Kanada kazlarından oluşan bir birliğin Büyük Göl'ün yakınında düzenli adımlarla yürüdüğü görülüyor. Kuşlar insan kollarına sahip, saldırı tüfekleri taşıyor ve başkanın kendine özgü sarı kabarık saçlarıyla arzıendam eyliyor.

Daha sonra kazlar silahlarını havaya doğru ateşlerken Toronto'ya benzediği görülen, yakındaki bir şehrin siluetinin üzerinde havai fişekler patlıyor.

Önceki günlerde Trump, Kanada-ABD sınırında yer alan Ontario Gölü'nün adının değiştirilmesine ABD'nin "ciddi önem" verdiğini duyurmuştu. Gölün haritasının üstüne keçeli kalemle yazı yazdığını gösteren bir TikTok videosu da paylaşmıştı.

80 yaşındaki ABD Başkanı videoda, "Küçük bir değişiklik yapacağız, buna Ontario Gölü'nden farklı bir şey diyeceğiz" demişti.

Görsel kaldırıldı.
Başkan Trump, Ontario Gölü tabelasını bizzat devirdikten sonra Village People'ın şarkısı eşliğinde dans ettiğini gösteren başka bir yapay zeka videosu daha paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)

Bunun yalnızca bir trolleme girişimi olduğuna dair tüm şüpheler, Trump'ın perşembe imzaladığı başkanlık kararnamesiyle ortadan kalktı. Bu kararnameyle federal kurumlara tüm resmi belgelerde ve kayıtlarda Ontario Gölü'nden "Amerika Gölü" diye bahsetmeleri talimatı verdi. Bu hamle, Trump'ın geçen yıl Meksika Körfezi'nin adını "Amerika Körfezi" diye değiştirmeye yönelik benzer bir girişimde bulunmasını andırdı.

Başkan, federal hükümetin coğrafi oluşumlardan nasıl bahsedeceğine karar verebilse de yabancı ülkeleri, özel kuruluşları ve hatta Amerikan eyaletlerini kendisini takip etmeye zorlayamaz.

Kanada Başbakanı Mark Carney, perşembe X'te yaptığı bir paylaşımla bu emirnameye yanıt verdi.

Carney, "Ontario Gölü'nün adı, uygun bir şekilde 'Göl güzeldir, göl büyüktür' anlamına gelen Wendat dilindeki Ontari'io kelimesinden geliyor. Bu ismin geçmişi 400 yılı aşıyor ve hem Kanada Konfederasyonu'nun hem de Amerika Birleşik Devletleri Bağımsızlık Bildirgesi'nin öncesine dayanıyor" diye yazdı.

"Amerika'nın değiştiğini biliyoruz. Ticari ilişkileri, dış politikaları, ulusal anıtları ve hidronimleri" deyip ekledi:

Kanadalılar da oranın gerçek adının Ontario Gölü olduğunu biliyor; geçmişte, şimdi ve her zaman.

Trump'ın göreve gelmesinden bu yana ABD'yle Kanada arasındaki ilişkiler kötüleşti. Bunda Trump'ın, Kanada'nın "51. eyalet" olması gerektiğini defalarca dile getirmesi de etkili oldu. Bu hafta ticaretle ilgili gerginlikler daha da tırmandı.

Ottawa'yla Washington arasındaki son dakika görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ABD, 22 Ağustos'ta yaklaşık 20 milyar dolarlık Kanada ihracatına yüzde 50 gümrük vergisi getirdi. Trump yönetimi, Kanada'yı ABD şirketlerine karşı ayrımcılık yapmakla suçladı.

Trump'ın suçlamalarını reddeden Carney, bu vergileri savaş ilanı niteliğindeki bir eyleme benzetti. Çeşitli Amerikan mallarına yüzde 50'ye varan oranlarda gümrük vergisi getirerek misillemede bulundu.

Ticaret savaşı aynı zamanda bir laf dalaşına da dönüştü. Trump bu hafta Truth Social platformunda Ontario Eyalet Başbakanı Doug Ford'u hedef aldı ve onu "hizaya girmesi" gereken ve atıp tutan bir "uşak" diye niteledi.

Ford ise düzenlediği basın toplantısında Trump'a "diktatör", "zorba" ve "iflas kralı" diye karşılık verdi. Trump'a "k**ımı öp" de dedi.

Independent Türkçe


İsrail’den Atina’ya 3,6 milyar avroluk savunma kalkanı

Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)
Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)
TT

İsrail’den Atina’ya 3,6 milyar avroluk savunma kalkanı

Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)
Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin art arda yaşanan gerilim dalgalarına sahne olduğu ve birçok çevrenin bu gerilimin kaçınılmaz bir askeri çatışmaya doğru tırmandığını, bundan kaçınmanın ise adeta mucize gerektireceğini düşündüğü bir dönemde, İsrail ve Yunanistan savunma bakanlıkları 3,6 milyar avro değerinde silah ve askeri hizmet satışına ilişkin bir anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

Savunma şemsiyesi

Anlaşmanın amacı, Yunanistan'ın “Aşil Kalkanı” olarak bilinen ve çok katmanlı bir savunma şemsiyesi oluşturmayı hedefleyen savunma projesini ilerletmek. Proje, Yunanistan'ın hava, füze, deniz ve siber savunma alanlarındaki kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor.

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, anlaşmayı pazartesi günü İsrailli mevkidaşı Israel Katz ile birlikte imzalamak üzere Tel Aviv'e geldi.

Anlaşmanın uygulanması, imza tarihinden itibaren 35 ay sürecek. Proje kapsamında İsrail Savunma Bakanlığı ile İsrail ordusuna bağlı büyük savunma şirketleri ve Yunan şirketleri iş birliği yapacak. Yunan şirketleri, toplam proje bedelinin 700 milyon avroluk bölümünü oluşturan bazı İsrail silahlarının üretim ve imalat süreçlerini üstlenecek.

dfgthyj
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias (AP) 

Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinden aktardığı habere gör, iki ülke arasındaki müzakereler birkaç ay sürdü ancak Yunanistan'ın bu silahların kullanım sürecini tamamen kendisinin yönetmesi ve İsrail'in herhangi bir müdahalede bulunmaması yönündeki ısrarı nedeniyle anlaşmanın imzalanması birkaç kez ertelendi.

Yunanistan, İsrail'in başlıca askeri müşterilerinden biri. Atina, yıllar boyunca İsrail'den füze, bomba ve insansız hava araçları satın aldı. Ancak Tel Aviv, teknolojilerin düşman ülkelere ulaşmasını engelleyebilmek amacıyla silahların kullanımına yönelik denetim mekanizması oluşturmak istedi. Yunanistan ise bu talebi reddetti.

2030 Gündemi

Tel Aviv'deki askeri kaynaklar, Jerusalem Post gazetesine yaptıkları açıklamalarda, “Aşil Kalkanı” projesinin Yunanistan'ın “2030 Gündemi” başlıklı planının bir parçası olduğunu ve planın “Türkiye ve İran'dan gelebilecek olası tehditlere” karşı koymayı amaçladığını belirtti.

Bu nedenle Ankara'daki liderlerin İsrail'e yönelik saldırılarının dozunun yükseldiği ifade ediliyor. İsrail ise bu sürece büyük bir istekle yaklaşıyor. Zira ülke, savunma sanayisini hızla geliştirmeye ve kendisini “bölgesel bir süper güç” haline getirmeye çalışırken Akdeniz ülkeleriyle ilişkilerini de güçlendiriyor.

İsrail gazetesi, Yunanistan ile yapılan anlaşmayı “İsrail tarihindeki en büyük askeri ihracat anlaşması” olarak nitelendirdi. Bundan önceki en büyük silah anlaşması Almanya ile yapılmıştı. 2023'te imzalanan anlaşma, İsrail'in füze savunma sisteminin ilk kez yurt dışına satılmasını içeriyor ve 3,5 milyar dolar değerindeydi.

David's Sling

Yunanistan ile yapılan anlaşma, çok katmanlı ve entegre bir savunma ağı kurulmasını öngörüyor. Bu kapsamda ağır ve balistik füzeleri önlemek amacıyla “David's Sling” sistemleri, insansız hava araçlarına karşı kullanılmak üzere mobil SPYDER sistemleri ve uçaklarla füzelere karşı savunma amacıyla tasarlanan “Barak MX” sistemi Yunanistan'a satılacak.

Anlaşma ayrıca sistemlerin işletilmesi ve fırlatma operasyonlarının yönetilmesi amacıyla Yunanistan'da bir komuta ve kontrol merkezi kurulmasını da kapsıyor. Bu merkez, İsrail'de kullanılan sisteme benzer şekilde yapay zekâ yeteneklerinden yararlanacak.

ytju
“David’s Sling” hava savunma sistemi (Arşiv – Reuters)

Anlaşmanın ayrıntılarına göre İsrail'in Rafael, Elbit, Elta ve Spark savunma şirketleri ile İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii (IAI), Yunanistan'a Heron 1 ve VIP Bat tipi savaş dronları, SAR tipi küçük uzay uyduları ve düşman insansız hava araçlarına karşı kullanılacak anti-drone sistemleri sağlayacak.

Anlaşma ayrıca üç adet Millennium C-390 nakliye uçağı, ABD yapımı Apache helikopterlerinde lazerle etkinleştirilen Hellfire füzeleri ve “yarı denizaltı” olarak tanımlanan 10 deniz aracının tedarikini içeriyor. Buna ek olarak İsrail şirketleri, çok sayıda deniz askeri aracının modernizasyonunu ve restorasyonunu gerçekleştirecek.

Gizli savaş

Maariv gazetesi, İsrail ve Yunanistan'ın Türkiye'nin bu anlaşmaya olumlu bakmadığının farkında olduğunu bildirdi. Gazeteye göre Ankara, anlaşmayı kendisine karşı Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasındaki askeri ittifakın güçlendirilmesinin bir parçası olarak görüyor.

Gazete ayrıca bunu, İsrail'in Türkiye'ye karşı ekonomik alanda yürüttüğü gizli savaşın bir parçası olarak değerlendiriyor. Bunun özellikle Yunanistan üzerinden Avrupa'ya doğalgaz taşıyacak boru hattı projesinde kendisini gösterdiği, söz konusu güzergâhın Türkiye'den geçen alternatif hatta karşı geliştirildiği belirtiliyor.

Bu nedenle Türkiye yönetimi yeniden İsrail'e yönelik siyasi saldırılara başladı ve İsrail'i, “provokasyonlar” yoluyla bölgenin istikrarını bozmak istemekle suçladı.

İki tarafın çılgınlığı

Tel Aviv'deki çok sayıda uzman, İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin askeri bir çatışmaya sürüklenmesi konusunda uyarıda bulundu. Haaretz gazetesi ise bunu “iki tarafın çılgınlığı” olarak nitelendirdi.

Sağ görüşlü Israel Hayom gazetesinde yazan Profesör Eyal Zisser, “Türkiye ve İsrail aralarındaki yüksek sesli düşmanlıktan kazanç sağlıyor. Bununla birlikte şimdiye kadar sözlerden eylemlere geçme konusunda temkinli davrandılar; çünkü bu, hem mantığa hem de çıkarlarına aykırı” ifadelerini kullandı.

Zisser, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ancak tırmandığımız yol kaçınılmaz bir çatışma yoludur. Bundan kaçınılacağını hayal etmek zor. Fakat umudumuz, birilerinin son anda bu süreci frenlemesi olmalı.”


Tahran: Hürmüz’ü yeniden açmak için acelemiz yok

26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
TT

Tahran: Hürmüz’ü yeniden açmak için acelemiz yok

26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)

Tahran, Umman Sultanlığı ile gemilerin geçişine ilişkin düzenlemeler konusunda mutabakata varılmasına rağmen Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için acele etmediğini açıkladı. İran, seyrüseferin yeniden başlatılmasına ilişkin uygulama aşamasına geçilmesini ise önce ABD’nin, Tahran’ın deniz ulaşımının yeniden başlaması için temel bir şart olduğunu belirttiği yükümlülükleri yerine getirmesine bağladı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, varılan mutabakatın “otomatik olarak uygulama aşamasına geçmeyeceğini” söyledi. Garibabadi, İran’ın üzerinde anlaşmaya varılan adımları, “karşı taraf, özellikle de ABD, yükümlülüklerini yerine getirdiğinde” uygulayacağını belirtti.

Garibabadi ayrıca, bazı gemilerin Tahran’la koordinasyon olmaksızın boğazdan geçtiğine ilişkin haberleri yalanladı. İranlı yetkili, güzergâhı kullanan herhangi bir geminin bunu “İran İslam Cumhuriyeti ile koordinasyon ve onun izniyle” yaptığını savundu.

İran’ın resmi Mehr Haber Ajansı, İran Silahlı Kuvvetlerinin 22 Ağustos’tan bu yana boğazdan izinsiz geçmeye çalıştığını belirttiği 30 gemiyi engellediğini bildirdi. Ajans, halen sınırlı bir deniz trafiğinin Tahran’ın onayladığı bir güzergâh üzerinden, “koordinasyon ve ücret ödenmesi” şartıyla gerçekleştirildiğini aktardı.

Mehr, savaştan önce yaklaşık 1.500 petrol tankeri ve 1.700 ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini, ancak mevcut durumda deniz ve ticaret trafiğinde büyük bir düşüş yaşandığını belirtti.

Petrol rakamları üzerinden mücadele

Tahran ayrıca ABD güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizlediği yönündeki iddiaları da reddetti. İran, Washington’ın buna ilişkin herhangi bir kanıt sunmadığını savunurken, boğazdan geçen petrol ihracatının hacmine ilişkin ABD tarafından açıklanan rakamlara da itiraz etti.

csdfrgthy
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait KC-46 Pegasus uçağı, Orta Doğu üzerinde uçuş sırasında KC-135 Stratotanker uçağından havada yakıt ikmali yapıyor (ABD Hava Kuvvetleri)

Bağımsız bir kuruluş olan TankerTrackers.com’un pazar günü yayımladığı son tahmine göre, ABD’nin uyguladığı deniz ablukası hattından ayrılan ham petrol ihracatı son yedi tam gün içinde günlük ortalama 6,7 milyon varil olarak gerçekleşti.

Şirket, tahminlerinin Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) verileri ile her gün çekilen yüzlerce uydu görüntüsüne dayandığını belirtti. Verilere, AIS cihazlarını kapatan tankerlerin yanı sıra abluka hattından ayrıldıktan sonra cihazlarını yeniden çalıştıran tankerlerin de dahil edildiği kaydedildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ise ABD güçlerinin son aylarda yaklaşık 750 milyon varil ham petrol taşıyan 1.500 ticari geminin geçişine yardımcı olduğunu söylemişti.

Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen petrol akışına ilişkin rakamlar, Tahran ile Washington arasında yeni bir tartışmaya yol açtı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, iki hafta içinde Basra Körfezi’nden 130 milyon varil petrolün çıkarılmasına ABD’nin yardımcı olduğunu söylemişti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD hükümeti içindeki bazı çevreleri enerji piyasalarını etkilemek ve “kişisel çıkarlar” elde etmek amacıyla “saf” olarak nitelendirdiği medya kuruluşlarını kullanmakla suçladı.

Arakçi, Tahran’ın elindeki “istihbarat bilgilerinin”, “enerji piyasalarını manipüle etmek için büyük çabalar” yürütüldüğünü gösterdiğini söyledi. Ancak İranlı bakan, kamuoyuna açık herhangi bir kanıt sunmadı ve suçladığı ABD’li aktörlerin kim olduğunu belirtmedi.

sdfvgthy
İranlılar, başkent Tahran’da üzerinde ABD Başkanı Donald Trump’ın patlamaların ortasında tasvir edildiği ve “Büyük Zafer! Hürmüz Boğazı” yazısının yer aldığı bir reklam panosunun önünden motosikletleriyle geçiyor, 24 Ağustos 2026 Pazartesi (AP)

Arakçi, söz konusu çevrelerin Başkan Donald Trump’ı kaybedilen bir savaşın içinde boğulmuş halde tutmaya çalıştığını savundu. Ayrıca İsrail’le özdeşleşen tarafları, savaşın sonuçlarına ilişkin iyimser değerlendirmeler sunarak çatışmaların sürmesini teşvik etmekle suçladı.

İranlı bakan, sonunda “gerçek maliyeti Amerikan tüketicilerinin hissettiğini” söyledi.

Brent petrolünün varil fiyatı son günlerde 90 doların altında kaldı. Bu fiyat, savaş öncesindeki yaklaşık 70 dolarlık seviyenin üzerinde bulunurken, savaşın bazı aşamalarında petrol fiyatı 110 doların üzerine çıkmıştı.

Arakçi, savaşın devam etmesi halinde İran güçlerinin bölgedeki “herhangi bir Amerikan hedefini” vuracağını belirterek bunlar arasında üsler, tesisler ve askerlerin toplandığı noktaların bulunduğunu söyledi.

Tahran’ın daha önce bölge ülkelerine, İran’ın bir Amerikan saldırısına maruz kalması halinde ABD üslerinin misilleme hedefleri arasında yer alacağını bildirdiğini belirten Arakçi, İran’ın füze kapasitesinin savaş sırasında etkinliğini kanıtladığını savundu.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da tartışmaya dahil olarak Bessent’i abluka koşullarında Basra Körfezi’nden geçen petrol miktarına ilişkin yalan söylemekle suçladı. Kalibaf, Bessent’in paylaşımına “Yalancı, yalancı” şeklinde alaycı bir ifadeyle karşılık verdi.

Kalibaf ayrıca Moody’s Analytics tarafından yapılan ve savaşın maliyetini 130 milyar doların üzerinde gösteren bir tahmine işaret etti. Kuruluş, savaşın maliyetini haziran ortası itibarıyla yaklaşık 130 milyar dolar olarak hesaplamıştı.

Kalibaf ayrıca, ticaret şirketi Jane Street’in vadeli işlem sözleşmelerinin bir döneminde petrol fiyatlarının düşeceğine yönelik yaptığı bir bahiste 130 milyon dolardan fazla kaybettiğini öne sürdü. Ancak bu rakama ilişkin herhangi bir kaynak göstermedi.

Abluka ithalat üzerinde baskı oluşturuyor

İranlı yetkililer, deniz ablukasının ithalat üzerindeki etkisini kabul etti.

İran Meclisi Ekonomi Komisyonu üyesi Cafer Kadiri, ülkenin toplam 210 milyon tonluk ithalatının yüzde 83’ünün güneydeki deniz sınırları üzerinden gerçekleştirildiğini ve ABD ablukasının bu güzergâhta sorunlara yol açtığını söyledi.

Kadiri, İran’ın günlük 15 ila 20 milyon litre arasında benzin açığıyla karşı karşıya olduğunu, bir litre benzinin ithalatının hükümete yaklaşık 1 dolara mal olduğunu belirtti.

Kadiri, benzinin herhangi bir kısıtlama olmaksızın tedarik edilmeye devam edilmesinin ve bunun bir bölümünün kaçakçılığa gitmesinin “mantıklı olmadığını” söyledi. İranlı milletvekili, dengeyi sağlamak amacıyla hükümetin yakıt kotalarını düşürmeyi veya fiyatları değiştirmeyi değerlendirmesi çağrısında bulundu.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da cuma günü devlet televizyonunda yayımlanan bir röportajda ülkesinin “savaş halinde” olduğunu söyledi. Pezeşkiyan, ithalat güzergâhlarının kapatılmasının benzin de dahil olmak üzere bazı ürünlerin tedarikinde zorluklara yol açtığını belirtti.

CFGTHY
28 Ağustos 2026 Cuma günü Umman Sultanlığı’ndaki Musandam’dan görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Reuters).

Pezeşkiyan, devlet gelirlerinin düştüğünü ve petrol ile doğal gaz tesislerinin hedef alınmasının üretimde gerilemeye yol açtığını ifade etti. İran Cumhurbaşkanı, ithalat yollarının yeniden açılması halinde dahi dışarıdan yakıt tedarik edilebilmesi için mali kaynaklara ihtiyaç duyulacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Pezeşkiyan,  ABD yaptırımları ve deniz ablukası nedeniyle İran’ın ihracat ve ithalatının yaklaşık yüzde 35 oranında gerilediğini belirtti.

Buna karşılık Devrim Muhafızları’na yakın Fars Haber Ajansı pazar günü, Petrol Bakanlığından elde ettiğini belirttiği verilere dayanarak İran’ın hâlâ satışa yetecek miktarda petrol rezervine sahip olduğunu bildirdi.

Ajans, petrol gelirlerinin yılın ilk dört ayında bütçede öngörülen hedefin yüzde 99’una ulaştığını ve Petrol Bakanlığının petrol satışlarından elde edilen döviz gelirlerinden 7,5 milyar doları Merkez Bankasına aktardığını belirtti.

Washington’ın adımları bekleniyor

Tahran ve Maskat, geçen hafta Hürmüz Boğazı’nda gemilerin geçişine ilişkin yeni düzenlemeler konusunda müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini açıklamıştı.

Pezeşkiyan cuma günü yaptığı açıklamada, görüşmeler sonucunda Devrim Muhafızları, İran Silahlı Kuvvetleri ve İran müzakere ekibi tarafından hazırlanan bir yol haritasına ulaşıldığını ve bunun İran liderine sunularak onayının alındığını söyledi.

Pezeşkiyan’ın anlatımına göre Umman başlangıçta düzenlemeleri kabul etti, ancak daha sonra bazı çekincelerini dile getirdi. Taraflar, bunun ardından koordineli yol haritası doğrultusunda güzergâhın yeniden açılması konusunda mutabakata vardı.

Pezeşkiyan, uygulamanın ABD’nin ablukayı ve yaptırımları kaldırmasına, petrol ve petrokimya ihracatıyla bağlantılı İran fonlarını serbest bırakmasına, yatırımların yeniden başlamasına ve Lübnan’daki savaşa ilişkin bazı yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlandığını belirtti.

Buna karşılık İran’ın, “rejimin kararları ve politikaları doğrultusunda” Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacağını söyledi.

Daha önce İran Genelkurmay Başkanlığına bağlı Defa Press Haber Ajansı, Tahran ve Maskat’ın ticari gemiler için geçici bir koridor oluşturulmasını görüştüğünü bildirmişti. Buna göre koridor, birbirine zıt yönde hareket edecek iki güzergâhtan oluşacak, bu güzergâhlar arasında yaklaşık iki deniz mili mesafe bulunacak ve toplam genişlik yaklaşık yedi deniz mili olacaktı.

Ajans, Umman Denizi’nden Basra Körfezi’ne giriş güzergâhının tamamen İran karasularından geçeceğini, çıkış güzergâhının bir bölümünün de İran sularında bulunacağını aktardı.

Geçici düzenlemelerin, kalıcı bir sistem konusunda 30 ila 60 gün sürmesi beklenen müzakerelerin önünü açabileceği belirtildi.

Pezeşkiyan, mevcut düzenlemeleri daha önce kısa süre içinde çöken İslamabad Mutabakatı ile ilişkilendirmişti.

İran Cumhurbaşkanı, mutabakattan önceki anlaşmayı Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin 13 üyesinden 12’sinin desteklediğini ve mutabakatın çökmesinden önce uygulamasının başladığını söyledi. Buna göre abluka ve yaptırımların hafifletilmesi için adımlar atılmış, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması da görüşülmeye başlanmıştı.

Pezeşkiyan, Washington’ın İran petrolünün satışına izin verdiği mutabakatın yürürlükte olduğu dönemde İran’ın yaklaşık 90 milyon varil petrol sattığını da belirtti.

İran’ın aynı dönemde 300 milyar dolara kadar ulaşabilecek yabancı yatırımlara yönelik planlar hazırladığını da sözlerine ekledi.