Erdoğan, Riyad’daki zirvede Esed'in konuşmasını protesto etti mi?

Diplomatik kaynaklar, Erdoğan’ın Esed konuştuğu sırada salonu terk etmesinin perde arkasında neler yaşandığını Independent Arabia’ya anlattılar

Beşşar Esed konuşmasını yaparken salondan aktarılan görüntüde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın koltuğu boştu (Independent Arabia)
Beşşar Esed konuşmasını yaparken salondan aktarılan görüntüde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın koltuğu boştu (Independent Arabia)
TT

Erdoğan, Riyad’daki zirvede Esed'in konuşmasını protesto etti mi?

Beşşar Esed konuşmasını yaparken salondan aktarılan görüntüde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın koltuğu boştu (Independent Arabia)
Beşşar Esed konuşmasını yaparken salondan aktarılan görüntüde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın koltuğu boştu (Independent Arabia)

Mustafa el-Ensari

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Filistin’deki ve Lübnan'daki saldırıların durdurulması için İsrail’e ve uluslararası topluma baskı yapmak amacıyla Riyad tarafından Gazze savaşından bu yana ikinci kez düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) - Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde hitap ederken salondan çıktığı iddia edildi.

Görüntülerde Beşşar Esed konuşmasını yaparken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın koltuğunun boş olduğu, yerine Türkiye’nin Riyad Büyükelçisi Emrullah İşler’in vekalet ettiği görüldü.

Zirveye katılan diplomatik bir kaynak Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Esed konuşmasına başlamadan önce yerinden kalktığını, ancak nedeninin bilinmediğini söyledi. Kaynak, iki isim arasında zirvenin perde arkasında, aile fotoğrafı çekilirken ya da liderler yerlerini almadan önce salonda herhangi bir gerginlik yaşanmadığını da sözlerine ekledi.

Erdoğan’ın salondan çıktığı biliniyor, ama sebebi bilinmiyor

Bir Türk diplomatik kaynak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan'a gitmek üzere salondan ayrıldığını, zirveye katılan diğer liderler gibi kendisinin de bir gündeminin bulunduğunu ve salondan ayrılmasının normal olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı'nın salondan ayrılmasında herhangi bir protesto amacının olmadığını vurguladı.

Independent Arabia'ya konuşan kaynak, ‘İİT - Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nin başarılı olduğunu ve herkesin, özellikle de güçlü konuşması Türkiye'de yankı uyandıran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Filistin davasını güçlü bir şekilde desteklemekte kararlı olduğunu’ söyledi. Ülkesinin Riyad'a bu büyük uluslararası zirveyi organize ettiği için teşekkür ettiğini belirten kaynak, zirvenin ‘İslam dünyasını Filistin halkına adaletin sağlanması için uluslararası kurumlara baskı yapmak üzere tek bir güç olarak göstermeyi’ başardığını vurguladı. Kaynak, zirvenin başlarındaki çabalarının ne denli başarılı olduğunun, Filistin devletini tanıyan ülke sayısının sadece bir yıl içinde dokuza çıkmasında açıkça görüldüğünü kaydetti.

Suudi Arabistan devlet haber ajansı SPA, Erdoğan’ın zirveden erken ayrılmasının nedenlerinden birinin, kendisini zirve sırasında Filistin, Ürdün, Malezya ve Nijerya liderleriyle birlikte kabul eden Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile ikili görüşmeler yapması olabileceğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvede yaptığı konuşmada, Müslüman dünyasının İsrail'in zorla kabul ettirmek istediği şeylere teslim olmaması gerektiğini vurguladı. Erdoğan, ‘Filistin'de işlenen soykırım suçlarının faillerine karşı uluslararası hukuk ve BM Şartı temelinde zorlayıcı tedbirler alınması için’ ortak çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Türkiye'nin, İsrail'in Filistin topraklarını işgalinin bir maliyeti olduğunu anlamasını sağlayacak tüm somut ve gerçekçi önerileri uygulamaya hazır olduğunu’ ifade etti.

Daha önceki bir salon terk etme hareketine misilleme olarak gönderilen bir mesaj olabilir

Ancak Öğretim Üyesi Prof. Dr. Samir Salha, Türkiye'nin bu hamlesinin iki ülkenin dışişleri bakanları arasında daha önce yaşanan bir olayla ilgili misilleme olarak kasıtlı yapılmış olabileceğini, fakat bunun aynı zamanda, zirvenin bazı katılımcı ülkeler tarafından iki düşman komşuyu birbirine yakınlaştırmak için kullanılabileceğini de belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığına göre Salha, şunları söyledi:

“Evet, Türkiye'nin Suudi Arabistan Büyükelçisi Emrullah Eşler'in Erdoğan'ın yerine oturduğunu ve heyete liderlik ettiğini gördük, ama Beşşar Esed, konuşmasına başlar başlamaz Cumhurbaşkanı'nın salonu terk ettiğini doğrulayan herhangi bir görüntü görmedik. Ancak Erdoğan'ın kasıtlı olarak mı bu şekilde ayrıldığını bilmiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantıyı kasıtlı olarak terk etmiş olma ihtimali de var. Zira geçtiğimiz eylül ayında benzer bir toplantıda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, Türk mevkidaşı Hakan Fidan konuşmasına başlar başlamaz salonu terk etmişti.”

Mikdad, Mısır’ın başkenti Kahire'deki Arap Birliği merkezinde düzenlenen Arap Birliği 162’nci Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’nda Fidan’ın konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edildiği sırada salonunu terk etti. Bu hareket, Şam'ın Ankara'nın toplantıya katılmasını reddettiğinin bir ifadesi olarak değerlendirildi.

Mısır basınından kaynaklar, Dışişleri Bakanı Fidan’ın konuşması sırasında Şam'ın toplantıdaki temsil düzeyini düşürdüğünü, Mikdad’ın yerini Suriye heyetinden bir üyeye bırakarak salondan tek başına ayrıldığını, Suriye'nin toplantıda temsil edilmeye devam ettiğini ve Fidan’ın konuşması sona erdikten sonra toplantıya geri döndüğünü belirtti.

Perde arkası mı var?

Erdoğan daha önce Esed'i kendisiyle görüşmeye davet etmiş, ancak Esed, böyle bir adıma karşı olmadığını belirtse de bu konuda olumlu bir hamlede bulunmamıştı. Ancak Suriye basınında yer alan haberlere göre Esed, herhangi bir görüşmeden önce Türkiye'nin Suriye'den geri çekilme niyetini açıklamasını şart koştu.

Türk basınında çıkan haberlere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık bir ay önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den ilişkilerin normalleştirmesi için Şam ile Ankara arasında arabuluculuk yapmasını istediğini ve ‘normalleşmenin kendilerine de fayda sağlayacağını bildiğini’ söyledi.

Mısır gibi büyük Arap ülkelerinin Türkiye ile ilişkilerinin düzelmesini, Suriye topraklarından çekilmesine bağladıkları söyleniyor. Prof. Dr. Samir Salha, bu konudaki değerlendirmesinde “Geri çekilmenin gerçekleşip gerçekleşmediğinden bağımsız olarak kesin olan bir şey varsa o da Ankara ve Şam arasındaki yakınlaşmayla ilgili gözlerden uzakta yürütülen pek çok siyasi ve diplomatik çabaya rağmen, belki son aylarda Türk liderlerin, özellikle de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ağzından çıkan mesajlar dışında gerçek bir ilerleme kaydedilmedi. Fakat bu mesajların iki taraf arasında pratik adımlara dönüştürülmesine yönelik herhangi bir hamle de görmedik” diye konuştu.

Muhtemelen engelleri aşmak ve böyle bir Türkiye-Suriye zirvesinin gözlerden uzakta yapılmasını kolaylaştırmak isteyen Arap başkentleri vardır. Dolayısıyla böyle bir protestonun gerçekten var olup olmadığını ya da iki ülke arasında perde arkasında bir şeyler olup olmadığını bilmiyoruz. Buna karşın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın salonu terk ettiğiyle söylenenler arasında böyle bir protestonun olduğunu teyit edecek herhangi bir görüntü görmediğimizin unutulmaması gerektiğine dair önemli bir nokta var.

Zirve, katılan tüm liderlerin konuşmalarını yapmak istemeleri nedeniyle uzayınca, liderlerin bir kısmının konuşmalarını yaptıktan ve aile fotoğrafı çektirdikten sonra ayrıldıkları görüldü. Zirvenin açılışından ve konuşmasını yaptıktan sonra Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani'nin yerine Dışişleri Bakanı vekalet ederken Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahman’ın da konuşmasını yaptıktan sonra salondan aceleyle ayrıldığı görüldü. Ancak Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve diğer liderlerin salonu terk etmelerini gerektiren siyasi bir sebep olmadığından tüm gözler Türkiye ve Suriye liderlerinin üzerindeydi.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.