Hochstein, İsrail'le ateşkesi görüşmek üzere gerçekleştirdiği Beyrut turuna Berri ile görüşerek başladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD Özel Temsilcisi Amos Hochstein'ı Ayn et-Tine'de kabul etti. (Lübnan Ulusal Haber Ajansı - NNA)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD Özel Temsilcisi Amos Hochstein'ı Ayn et-Tine'de kabul etti. (Lübnan Ulusal Haber Ajansı - NNA)
TT

Hochstein, İsrail'le ateşkesi görüşmek üzere gerçekleştirdiği Beyrut turuna Berri ile görüşerek başladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD Özel Temsilcisi Amos Hochstein'ı Ayn et-Tine'de kabul etti. (Lübnan Ulusal Haber Ajansı - NNA)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD Özel Temsilcisi Amos Hochstein'ı Ayn et-Tine'de kabul etti. (Lübnan Ulusal Haber Ajansı - NNA)

ABD Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki temaslarına bugün (Salı) Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile Ayn et-Tine'de görüşerek başladı.

Hochstein bu sabah Refik Hariri Uluslararası Havaalanı'na inerek Beyrut ziyaretine ilişkin belirsizliği ortadan kaldırdı.

Yarın Tel Aviv'de olacak

Hochstein, İsrail ile Hizbullah arasında ateşkes anlaşmasına varılması konusunda Lübnan ve Hizbullah'ın tutumunu aktarmak üzere yarın (Çarşamba) İsrail'e hareket edecek. Söz konusu anlaşmanın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun çıkardığı engellere takılmadan başarıya ulaşabileceği beklentisi hâkim.

Hochstein aramadan geçirildi

Şarku’l Avsat’ın el-Merkeziyye haber ajansından aktardığına göre, Hochstein ve beraberindeki heyet aramadan geçirildi. Sonrasında Hochstein kendi inisiyatifiyle, yasalara uygun olarak, çantasını X-Ray cihazına koydu.

İsrail ordusu bazı bölgelere yönelik bombardımanını yoğunlaştırdı

Hochstein'ın bölgeye yaptığı son ziyaret, İsrail ordusunun Lübnan'ın birçok bölgesine yönelik bombardımanını yoğunlaştırdığı ve ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Lisa Johnson'ın geçen hafta Berri'ye teslim ettiği, onun da Hizbullah'a ilettiği anlaşma taslağını kabul etmesi için Hizbullah üzerindeki baskıyı arttırmak amacıyla birçok Hizbullah liderini ortadan kaldırdığı bir döneme denk geldi.

Lübnan basınında dün (Pazartesi) yer alan haberlere göre Hochstein, ABD'nin Beyrut Büyükelçiliği'nin önerilen ateşkes anlaşmasına Lübnan'ın yanıtını almasının ardından Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Necib Mikati ile görüşecek. Hizbullah'ın ateşkes önerisine yazılı bir yanıt vermediğine dikkat çeken yerel medya, ‘Hizbullah’ın Meclis Başkanı ile birlikte hazırladığı bazı düzenli notlar’ olduğunu açıkladı.

Pazar günü yerel medya Lübnan'ın İsrail tarafıyla ateşkes önerisini onayladığını ABD'ye bildirdiğini ve ABD Özel Temsilcisi’nin Beyrut ziyareti sırasında anlaşmanın son bir incelemesini yapacağını duyurdu.

CNN'in ismini vermediği Lübnanlı bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Hizbullah'ın cevabını pazar akşamı Lübnanlı yetkililere sunduğu ve bazı çekinceler içermesine rağmen büyük ölçüde ‘olumlu’ olarak nitelendirdiği belirtildi.

Bir ateşkes anlaşmasına varılması olasılığı konusunda iyimser olduklarını belirten kaynaklar, anlaşmanın ihlal edilmesi halinde İsrail'in Lübnan'da Hizbullah'a karşı hareket özgürlüğü ve askeri müdahale talebinin temsil ettiği büyük engelin akıbetine değinmedi.

Öte yandan CNN'in haberine göre, görüşmeler hakkında bilgi sahibi İsrailli bir kaynak, yakın zamanda bir anlaşmaya varılması olasılığını sorgulayarak, kaydedilen ilerlemeye rağmen Hizbullah'ın İsrail'in askeri müdahale özgürlüğü talebini kabul etmemesinin tüm müzakere sürecini tehlikeye atabileceğini belirtti.

Kaynağa göre, ‘bu madde olmadan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun anlaşmayı kabineye onaylatıp onaylatamayacağı belirsiz’.

Bu sonuç, aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in dün yaptığı ve İsrail ordusunun Güney Lübnan'da tam hareket özgürlüğünü ‘müzakere edilemez bir koşul’ olarak tanımladığı açıklamalarla yan yana konulduğunda mantıklı görünebilir.

Smotrich, “Savaşın sonunda Gazze Şeridi'nde operasyonel özgürlüğe sahip olacağız ve dolayısıyla Lübnan'da da operasyonel özgürlüğe sahip olacağız. Üzerine yazıldığı kâğıda değmeyecek hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bilgi sahibi kaynaklara göre bir başka anlaşmazlık noktası da Lübnan'ın Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının uygulanmasını izlemekle görevli komitenin diğer ülkelerin de katılımıyla genişletilmesini reddetmesi ve ABD, Fransa, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ve Lübnan'dan oluşan mevcut yapısında ısrar etmesinde yatıyor olabilir.

Lübnan'ın 13 maddelik anlaşmanın bazı maddelerinin 1701 sayılı kararın hükümleriyle daha uyumlu hale getirilmesi için revize edilmesi çağrısında bulunan önceki pozisyonu konusunda da belirsizlik var.

Gözlemciler Hizbullah'ın açıklanmayan esnekliğini, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in danışmanı Ali Laricani'nin iki gün önce Beyrut'a yaptığı ve İranlı yetkililerin Hizbullah'a savaşı durdurma çabalarına karşılık vermesi için yeşil ışık yakmadığı şeklinde yorumlanan açıklamalarının ardından düzeltici olarak nitelendirilen ziyarete bağlıyor.

Laricani ilk kez, Tahran'ın Lübnan hükümeti ve Hizbullah tarafından 1701 sayılı BM kararının uygulanması yönünde alınacak her türlü kararı desteklediğini ve Lübnanlıların üzerinde anlaştığı herhangi bir cumhurbaşkanının seçilmesini desteklediğini açıkça ifade etti.

Laricani güney cephesinin Gazze'ye bağlanması konusuna değinmediği gibi ‘arenaların birliği’ konusundan da bahsetmedi.

Başbakan Necib Mikati ise İran'ın 1701 sayılı BM kararının uygulanması konusunda ülkesinin tutumunu desteklemesi, ulusal birliği desteklemesi ve ‘Lübnanlı gruplar arasında hassasiyet yaratacak ya da bir grubu diğerine tercih edecek’ pozisyonlar almaktan kaçınması gerektiğini vurgulayarak, Lübnan hükümetinin önceliğinin ‘İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırganlığını’ durdurmak olduğunu söyledi.

Gözlemciler, İsrail'in ister Gazze Şeridi'nde ister Lübnan'da olsun ilan ettiği hedeflerin çoğuna ulaştığına ve kendisine insan ve maddi kayıplara mal olan ve ekonomik olarak yıpratan çok cepheli bir savaşın son sözünü yazıp galip olarak çıkmaya çalışabileceğine inanıyor. Diğerleri ise İsrail’in niyetlerine şüpheyle yaklaşıyor ve savaşı uzatmak için savaşı sona erdirmeye yönelik her türlü müzakereyi oyaladığını ve sabote ettiğini düşünüyor.

İkinci grup, İsrail'in anlaşmanın ihlal edilmesi halinde askeri müdahalede bulunma özgürlüğünde ısrarcı olduğunu savunuyor ve İsrail'in yaklaşık bir buçuk ay önce Lübnan'ın egemenliğini ihlal etmek ve ülkenin tüm bölgelerine saldırılar düzenlemek için kendisine yetki veren anlaşmaları ya da kararları beklemediğine dikkat çekiyor.

Farklı yorumlar ve beklentiler arasında Hochstein'ın ziyaretinin ABD girişiminin akıbeti ve bu konuda ortak bir tutum belirlemek üzere planlandığı gibi İsrail'e gidip gitmeyeceği konusunda çok şey ortaya koyması bekleniyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.