Trump Ortadoğu'da eski yöntemlerini yinelese de dinamikler aynı değil

Seçilmiş ABD Başkanı Donald Trump, tıpkı daha önce bölgede barışı sağlama görevini diplomatik deneyimi olmayan iş adamı damadı Kushner'e verdiği gibi, Ortadoğu temsilcisi olarak bir başka iş adamını seçti.

ABD Başkanı Donald Trump 2018 yılında Steve Witkoff ile Beyaz Saray'da (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump 2018 yılında Steve Witkoff ile Beyaz Saray'da (AFP)
TT

Trump Ortadoğu'da eski yöntemlerini yinelese de dinamikler aynı değil

ABD Başkanı Donald Trump 2018 yılında Steve Witkoff ile Beyaz Saray'da (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump 2018 yılında Steve Witkoff ile Beyaz Saray'da (AFP)

İnci Mecdi

Seçilmiş ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu'da Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmekten, ilk döneminde başlattığı İsrail ile bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri normalleştirme ve İsrailliler ile Filistinliler arasında barışı sağlama politikasını sürdürmeye kadar gerçekleştirmesi gereken bazı zorlu hedefleri var. Ancak Beyaz Saray'ın yeni sahibi bölgede ilk başkanlık dönemindekinden farklı dinamiklerle karşı karşıya. Bununla birlikte Trump’ın bölgede barış seçtiği temsilcisinin profili sekiz yıl önceki seçiminden çok farklı değil.

Tıpkı damadı Yahudi iş adamı Jared Kushner'in daha önce hiçbir diplomatik deneyimi olmadan Beyaz Saray'ın ‘Ortadoğu’da barış ekibine’ liderlik etmişti. Trump, bu kez de Ortadoğu Temsilcisi olarak emlak zengini iş adamını seçti. Diplomasiden ziyade iş anlaşmalarını müzakere etme konusundaki uzmanlığıyla bilinen 67 yaşındaki Steve Witkoff’un Başkan’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi olarak seçilmesi, Trump'ın bölgedeki krizleri karmaşık anlaşmalar olarak ele alma ısrarını yansıtıyor.

Güvenilir kişiler

Fakat mesele sadece Trump'ın bölge meselelerine bakışı değil, aynı zamanda üst düzey mevkilere sırdaşlarını ve yandaşlarını atamaya dayanan yaklaşımıyla da ilgili. İsrail yanlısı Amerikalı bir Yahudi olan Witkoff, Trump'ın en yakın arkadaşlarından biri. İki adam sık sık Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago tatil köyünde golf oynayarak vakit geçiriyor. Witkoff, Trump’ın seçim kampanyası sırasında en çok bağış toplayan isimlerinden biriydi ve Trump ile Yahudi bağışçılar arasındaki irtibatı sağlıyordu. Kampanyaya 100 milyon dolar katkıda bulunan Miriam Adelson da dahil olmak üzere Witkoff, Trump'a seçim kampanyası sürecinde düzenli olarak eşlik etti.

Amerikan basınına göre iki adam arasında 1986 yılına kadar uzanan ilişki yıllar içinde derinleşti. Bu yılki Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi'nde yaptığı konuşmada, 2011 yılında oğlu öldüğünde Trump'ın verdiği destekten bahseden Witkoff, “Onun varlığı karanlık bir saatte gerçek bir teselli getirdi” dedi ve Trump'ı ‘tanıdığı en nazik ve en şefkatli adam’ olarak tanımladı.

Şarku’l Avsat’ın Amerikan gazetesi Wall Street Journal'dan (WSJ) aktardığı habere göre Witkoff da Trump gibi Ortadoğu'yu ‘dev bir emlak anlaşması’ olarak görüyor. Seçilmiş Başkan’ın geçmişine uygun olarak Witkoff, servetini hareketli bir şehirde kazanmış ve belli bir yaştan sonra Florida'ya taşınmış bir New Yorklu ve bir golf tutkunu.

Trump'ın bölgede kullandığı dil

Ortadoğu siyasetinde daha önce hiçbir deneyimi olmayan Witkoff'un İsrailli, Filistinli ve Arap liderlerle doğrudan konuşması bekleniyor. Gözlemciler, Witkoff'un her ne kadar diplomatik bir geçmişi olmasa da Ortadoğu'daki liderlerin Trump adına konuştuğunu bilmeleri halinde Witkoff'un ilerleme kaydetme şansının artacağını söylüyorlar. Tıpkı Kushner'in Ortadoğu'da çalışmaya başladığında hiçbir deneyimi olmamasına rağmen İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Fas ve Sudan arasında İbrahim (Abraham) Anlaşmalarının imzalanmasına aracılık etmesi gibi, Witkoff da sonunda yapmak için işe alındığı şeyi başarabilir.

ABD merkezli Axios sitesine konuşan bir kaynak, Trump'ın Witkoff'a çok güvendiğini ve çok yakın olduklarını, bunun da Witkoff'a görevinde yardımcı olacağını söyledi.

Trump birçok kez Gazze'deki savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek istediğini söyledi. Trump, bu hedefini ilk başkanlık döneminde başarmaya çalıştığı İsrail-Filistin barış anlaşması ve Suudi Arabistan ile İsrail arasında bir normalleşme anlaşması olan iki büyük hedefe ulaşmak için aktif olarak sürdürüyor.

Witkoff emlak dünyasında zeki, nazik ve yetenekli bir müzakereci olarak tanımlanıyor. Ünlü bir emlak geliştiricisi olan Don Peebles, yıllar önce yaptığı ilk anlaşmalardan bahsederken “Müzakere tarzı asla agresif değildi... Witkoff, anlaşma sonuçlanmadan önce yerde kan görmek isteyen biri değil” ifadelerini kullandı.

Ancak Witkoff'un Ortadoğu'nun karmaşık tarihini ve nüanslarını anlayıp anlamadığı henüz belli değil. Kendisine yakın olanlar, Katar Yatırım Otoritesi ve Abu Dabi Yatırım Fonu ile yaptığı anlaşmalara işaret ederek iş dünyasındaki referanslarından bahsediyorlar. Paul Hastings'de emlak avukatı olan Marty Edelman, Witkoff'un ‘neyi bilip neyi bilmediğinin farkında olan biri’ olduğunu söylüyor ve ‘rubik küpünü ve onu yöneten insanları anlayabildiğini’ ekliyor. Ancak bir başka emlak yöneticisi, Witkoff'un zekasını övse bile Ortadoğu'da barışı sağlamanın Witkoff'un dünyası olmadığını söyleyerek, Witkoff'un referanslarına şüpheyle yaklaştı.

Kushner'ın ise yeni yönetimde resmi bir role sahip olmasa da Ortadoğu’da yer almaya devam etmesi bekleniyor. Kushner, kısa süre önce WSJ'ye verdiği bir röportajda, “Onlara tavsiyelerimi vereceğim, ihtiyaç duydukları her şekilde yardımcı olacağım” ifadelerini kullandı. Bir kaynağın WSJ'ye söylediğine göre Witkoff, bölgenin ‘dinamikleri konusunda olağanüstü bir anlayışa’ sahip olduğuna inandığı Kushner ile ‘konuşmayı ve iş birliği yapmayı’ planlıyor.

Farklı bir jeopolitik manzara

Bununla birlikte, Trump'ın Ortadoğu'da 2017-2021 yılları arasındaki ilk dönemine kıyasla önemli ölçüde farklı bir jeopolitik manzara devraldığı söylenebilir. İttifaklar değişti, öncelikler farklılaştı ve gerilimler bazı yerlerde derinleşirken bazı yerlerde geriledi.

Trump’ın iş dünyasında olduğu gibi dış ilişkilerdeki mantrası da uzun zamandır ‘anlaşma yapabileceği’ yönündeydi. Ancak gözlemciler dört yıl öncesine kıyasla anlaşma için gerekli marjının daraldığını söylüyorlar. Rice Üniversitesi Baker Kamu Politikası Enstitüsü'nde Ortadoğu uzmanı olan Kristian Coates Ulrichsen, “Trump'ın adamları 2020 yılında kaldıkları yerden devam edebileceklerini düşünüyorlarsa, durumu tamamen yanlış okuyorlar demektir. Bu da çok hızlı bir şekilde ortaya çıkacaktır” diye konuştu.

ABD’li yazar Mark Mazzetti, New York Times'ta yer alan bir makalesinde şöyle yazdı:

“Kushner, Trump’ın ilk başkanlık dönemii sırasında Beyaz Saray'ın İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri normalleştirme çabalarını yönetirken Filistinliler büyük ölçüde bir kenara itildi. Arap ülkeleri, İsrail ile diplomatik bir anlaşma için ön koşul olarak bir Filistin devletinin kurulması yönünde somut adımlar atılması talebinde bulunmadılar. Sonuç olarak İsrail Başbakanı Binamin Netanyahu diplomatik bir zafer elde etmek için neredeyse hiçbir şeyden taviz vermedi.”

Biden yönetimi 2023 yılında İsrail ile Suudi Arabistan arasında diplomatik bir anlaşma sağlamaya çalıştı. Ancak 7 Ekim saldırısı ve Gazze Şeridi’ndeki savaş anlaşma ihtimalini ortadan kaldırdı. Riyad, Suudi Arabistan'ın İsrail'i tanıması için İsrail'in bir Filistin devletinin kurulacağını taahhüt etmesi gerektiğini defalarca kez dile getirdi. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman geçtiğimiz eylül ayında yaptığı bir konuşmada, ülkesinin başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için yorulmak bilmeyen çabalarını durdurmayacağını vurguladı. Veliaht Prens, Suudi Arabistan’ın bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan İsrail ile diplomatik ilişkiler kurmayacağının da altını çizdi.

Trump’ın ilk yönetimi, İsrail ve Arap ülkeleri arasında yapılan normalleşme anlaşmalarını, yıllardır bölgesel üstünlük için vekalet savaşları veren İran'a karşı uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak görüyordu. Ancak son iki yılda İranlı diplomatların Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkelerinden yetkililerle doğrudan görüşmeler gerçekleştirmesiyle İran ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerde bir evrim yaşandı. İran resmi haber ajanslarına göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi geçtiğimiz ay, İsrail'in Gazze Şeridi’nde ve Lübnan’da işlediği ‘suçları’ durdurmak amacıyla çok sayıda Körfez ülkesini ziyaret etti.

Mazzetti ise bu gelişmeyi en iyi ihtimalle kırılgan bir atılım olarak nitelendirse de bunun ABD'nin yıllardır Ortadoğu'dan çekilmeye çalıştığını anlayan Arap ülkelerinin kısmi pragmatizminin bir sonucu olduğunu da vurguluyor. Suudi Arabistanlı yetkililer, bu noktayı pekiştirmek için Trump’ın önceki yönetimi sırasında yaşanan bir olayı örnek gösteriyor. Beyaz Saray, İran'ın 2019 yılında Suudi Arabistan’ın iç bölgelerinde yer alan Aramco petrol tesislerine insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle düzenlediği saldırılara karşılık vermemeyi tercih etmişti.

ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı (CIA) için çalışmış bir Ortadoğu uzmanı olan Chip Usher’e göre Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri muhtemelen iddialarını korumaya devam edecekler. Körfez ülkeleri liderlerinin 10-15 yıl sonrasına bakarak ABD'nin bölgeden çekilmesinin güç dengelerini nasıl değiştirebileceğine dair hesaplar yaptıklarını söyleyen Usher, “Bu, Trump ekibinin birlikte yaşamak zorunda kalacağı bir gerçek” yorumunda bulundu.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.