Abhazya'daki siyasi kriz Devlet Başkanlığı’na ve parlamentoya kadar uzandı

Hükümet merkezini basan muhalifler, Aslan Bjania’nın istifasını istedi

Abhazya Devlet Başkanı Aslan Bjania, milletvekilleriyle bir araya geldi (AP)
Abhazya Devlet Başkanı Aslan Bjania, milletvekilleriyle bir araya geldi (AP)
TT

Abhazya'daki siyasi kriz Devlet Başkanlığı’na ve parlamentoya kadar uzandı

Abhazya Devlet Başkanı Aslan Bjania, milletvekilleriyle bir araya geldi (AP)
Abhazya Devlet Başkanı Aslan Bjania, milletvekilleriyle bir araya geldi (AP)

Sami Ammara

Abhazya Özerk Cumhuriyeti'ndeki muhalif gruplar, Rus işletmelerin bölgede artmasının yerel halkı turizm gelirlerinden mahrum bırakacağı gerekçesiyle Rusya ile imzalanan yatırım anlaşmasını protesto etmek için harekete geçti. Ancak bölgede, ‘darbe girişimi’ olarak nitelendirilen bu hamle, Abhazya'nın 1990'lı yılların başlarında Gürcistan'dan tek taraflı olarak ayrılmasından bu yana görülen en cesur adımlar olarak değerlendiriliyor.

Protestocular eylemlerine başkent Sohum'u diğer şehirlere bağlayan yolları ana köprüleri kapatarak başladı. Göstericiler, sis bombası ve göz yaşartıcı gaz kullanan güvenlik güçleri ve polisle çatıştı.

Göstericiler, Devlet Başkanlığı binası ve bazı devlet dairelerini ele geçirdi. Ardından parlamentoyu basan göstericiler, Abhazya Devlet Başkanı Aslan Bjania’yı ‘ülkenin çıkarlarını tehlikeye atmak ve iş adamlarına hizmet etmekle’ suçlayarak istifasını talep etti.

Parlamento Başkanı Lasha Ashuba, imzalanan anlaşmaya karşı çıktıkları için tutuklanan beş kişinin serbest bırakılmasını talep eden protestocuların yanında yer alarak Devlet Başkanı’na istifa etmesini isteyen bir mektup gönderdi.

Abhazya Özerk Cumhuriyeti Muhalefet patileri ve kamu kurumlarını birleştiren bir Koordinasyon Konseyi oluşturmayı başardıklarını duyuran protestocular, konseyin Devlet Güvenlik Servisi Başkanı Dmitry Kuchuberia ve İçişleri Bakanı Robert Kiut ile Devlet Başkanı Bjania’nın istifa etmesi ve yeni seçimler yapılana kadar devlet başkanlığına vekalet etmek üzere yardımcısının atanması talebini görüştüğünü açıkladılar.

Muhalefet kaynakları görüşmelerin sonucuna ilişkin çelişkili haberler verirken, görüşmelerde istenen sonuca ulaşılamadığını söylediler. Devlet Başkanı Bjania, protestocuların Devlet Başkanlığı ve parlamento binalarının boşaltması koşuluyla görevinden istifa etmeye ve erken seçimlere gitmeye hazır olduğunu ifade ederek Devlet Başkanlığı binasından ayrılıp köyüne gittiğini açıkladı.

Devlet Başkanlığı Basın Ofisi’nden kaynaklar, Bjania'nın istifa etmeyi reddettiğini ve Rusya ile yapılan yatırım anlaşmasının parlamentodan geri çekilmesine ilişkin belgeleri imzalamadığını söylediler. Kaynaklar, ‘yetkililerin mevcut durumu çözmek için gerekli tüm tedbirleri alacağını’ vurguladılar.

Devlet Başkanlığı Basın Ofisi, Abhazya'da yetkililer tarafından yapılan görüşmelerin ardından, Rusya’dan çeşitli şirketlerle yapılan yatırım anlaşmasının onaylanmasına ilişkin yasa tasarısının ülkedeki durumu istikrara kavuşturmak için geri çekilmesine ilişkin bir belge hazırlandığını duyurdu.

Devlet Başkanlığı Basın Ofisi’nden kaynaklar, Devlet Başkanı Bjania’nın Lasha Ashuba liderliğindeki bir grup milletvekiliyle bazı toplantılar gerçekleştirdiğini, muhalefetin Bjania’nın istifası talebini dolaylı olarak ele aldıklarını, ancak Bjania ve yardımcısının yanı sıra Başbakan ve hükümet üyelerinin mevcut olduğu toplantıları sürdürme kararı aldıklarını aktardılar.

Rusya'nın devlet haber ajansı RIA Novosti'nin haberine göre Abhaz parlamentosunun dışındaki protestocuların henüz dağılmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın BBC'den aktardığı habere göre  Abhazya gazetesi Chegemskaya Pravda'nın Genel Yayın Yönetmeni İnal Khashig, Abhazya hükümetinin 2014 ve 2020 yıllarında protestocuların baskısı sonucu değiştiğini, ancak şimdi ne olacağının tahmin edilemeyeceğini belirtti.

Tarihteki olaylar

Abhaz tarihine göre protestocular Devlet Başkanlığı Sarayı’na davetsiz girerse bu, saray sahibinin saray üzerindeki ahlaki hakkını kaybettiği anlamına gelir. Gerçekten de güvenlik güçleri protestocu kalabalıkların ruh halini gördüklerinde geri çekildiler ve genel olarak bu sadece bir zamanlama meselesiydi.

Bu durum, 1990'lı yılların başlarında Gürcistan'dan tek taraflı ayrıldığını ilan etmiş olan bu özerk cumhuriyetin, 2003 yılında eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinde gerçekleşen renkli devrimlerin ilki olan Gül Devrimi’ni ve ardından 2004 yılında Ukrayna'da gerçekleşen ‘Turuncu Devrim’i tekrarlamak isteyen Rusya karşıtı güçlerin hedefi olmaya devam ettiğinin bir göstergesi olabilir.

Bugün Gürcistan'da yaşanan olayları ve Gürcistan Meclisi’nin Rusya'nın iç işlerine müdahalesini önlemek için çıkardığı yasayı tekrarladığı gerekçesiyle muhalifleri tarafından protesto edilen ‘Yabancı Casuslar ve Ajanlar’ yasasını onaylamasıyla son dönemde yaşanan huzursuzluklar bu açıdan incelenebilir.

Dahası, Gürcistan'daki son olaylar, tarihinde tesadüfi bir gelişme değil, onu her zaman büyük Sovyet devletinin ayrılmaz bir parçası olan diğer Kafkas bölgelerinden koparmaya yönelik birçok girişimin bir tekrarından ibaret.

Bu bağlamda, perestroyka (sovyet sistemini komünist iskeletin üstünde liberalize etme ve demokratikleştirme süreci) yıllarının milliyetçi çatışmaların ve ayrılıkçı hareketlerin patlak vermesinin başlangıcı olduğu unutulmamalı. Gürcistan yönetimi, 1980'li yılların sonlarında, 1991 yılında resmi olarak dağılmadan önce Sovyetler Birliği'nden ayrılmaya çalıştı.

Şarku’l Avsat gazetesinin geçmiş sayılarında, Gürcistan’ın eski Devlet Başkan Zviad Gamsahurdia’nın 21. yüzyılın başlarında Abhazya’ya yaptığı bir saha ziyaretine dayanarak 1989 yılında ülkesinin Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını ilan ettiğini belirtmiştik. Hatta Gamsahurdia, daha da ileri giderek Abhazya, Acaristan ve Güney Osetya cumhuriyetlerinin Gürcistan Cumhuriyeti içinde sahip oldukları özerk statüyü kaldırma kararı aldı. Bu gelişme, Sovyetler Birliği'ne Gürcistan çerçevesi dışında girdiğini ve Sovyetler Birliği içinde kalmayı isteyip istememe hakkına sahip olduğunu ilan eden Abhazya da dahil olmak üzere, bu cumhuriyetlerin halklarının Sovyetler Birliği'nden ayrılmayı reddetmesi nedeniyle ayrılıkçı hareketlerin patlak vermesine neden oldu.

O zaman da bunun Cumhuriyet'in ve Kafkas Halkları Konfederasyonu'nu oluşturan komşu bölgelerin güvenliğini sarsan birçok karışıklığın patlak vermesinin bir başka başlangıcı olduğunu söylemiştik. Abhazya'nın ilk Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba’nın Abhazya'nın Gürcistan'dan bağımsızlığını ilan etmesini desteklemek için Abhazya'ya maddi ve askeri destek sağladı.

Bağımsız Devletler Topluluğu

Eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinin (Estonya, Letonya ve Litvanya'dan oluşan üç Baltık cumhuriyeti hariç) devlet başkanları, 1991 yılı sonunda Bağımsız Devletler Topluluğu'nu (BDT) kurma fikri üzerinde anlaştılar. Gürcistan eski Devlet Başkanı Gamsahurdia’nın BDT’ye katılmayı reddetmesi, eski Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı ve Rusya'nın eski Gürcistan Valisi Eduard Şevardnadze’nin Gamsahurdia’yı iktidarını deviren muhalefete liderlik etmek üzere ülkesine dönmesini desteklemesinin fitilini ateşledi.

Ancak Şevardnadze’nin, dostu olan dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin liderliğindeki Rusya yönetimi tarafından desteklenen dönüşü, silahlı mücadelesini sürdüren ve 1992-1993 yıllarında acımasız bir savaş veren Abhazya'ya barış getirmedi.

Abhazya, Şevardnadze'nin başkent Sohum'da gözaltına alınmasıyla sonuçlanan büyük bir zafer elde etti. Şevardnadze, ancak Rusya Devlet Başkanı Yeltsin'in müdahalesiyle Abhazların elinden kurtuldu. O tarihten bu yana Abhazya, Gürcistan’ın defalarca kez müdahale girişiminde bulunmasına ve askeri güç kullanmasına rağmen 1993 yılından bu yana bir oldu-bitti olarak dayattığı bağımsızlık fikrinden vazgeçmedi.

Tarih sayfaları, Gamsahurdia’nın 1991 yılında Çeçenistan'ın Rusya'dan bağımsızlığını ilan eden arkadaşı General Cevher Dudayev'e sığındığını ve kendisi de geri dönme hayali kuran Yemenli bir mülteci olan Grozni Nehri’nin eteklerinde onunla buluştuğunu, kendisinin hala Gürcistan'ın meşru Devlet Başkanı olduğunu vurguladığını belirtiyor. Ancak dostu Dudayev'in güçleri, o dönemdeki olaylar nedeniyle ters yöne sürüklenen vatanını yeniden kurmasına yardım edemedi. Geri döndüğünde, nehre çok fazla su aktığını ve bu durumun onu hedefinden uzaklaştırdığını anladı. Bu da onu intihara sürükledi. Renkli devrimin başarılı olmasının ardından ailesi naaşını Gürcistan'a nakledene kadar kaldığı Çeçenistan topraklarına defnedildi.

Mihail Saakaşvili liderliğinde başlayan Gül Devrimi, arkadaşı Şevardnadze yönetimini devirdi. Saakaşvili’nin NATO ve Avrupa Birliği'ne (AB) katılma planını açıklarken ‘ayrılıkçı cumhuriyetleri’ yeniden kurma niyetinden bahsetmesi, savaş bulutlarının bölgeye geri dönmesine sebep oldu.

Sorunlar yeniden ortaya çıkarken Rusya, bölgedeki tarihi rolü nedeniyle, mevcut durumu korumak amacıyla devreye girdi. Gürcistan'ın Acaristan Özerk Cumhuriyeti'ni yeniden kurmasına göz yummuş olsa da şimdi ‘Putinist’ olan Rusya, geçmişte eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin döneminde mevcut durumun devam etmesini kabullenememişti. Bu durum, 2006 yılında Abhazya ve Güney Osetya'ya ekonomik abluka uygulanmasına ilişkin İngiliz Milletler Topluluğu anlaşmasından ayrıldığını duyurmasına ve onları destekleme ve iki cumhuriyetin vatandaşlarının büyük çoğunluğuna Rus vatandaşlığı verme niyetini yeniden dile getirmesine ve nerede olurlarsa olsunlar vatandaşlarının çıkarlarını savunma hakkını ileri sürmesine neden oldu.

Uluslararası toplumun ezici çoğunluğu 1990'lı yılların başlarında Gürcistan'dan ayrıldığını ilan etmesinden bu yana Abhazya Özerk Cumhuriyeti’ni bağımsız bir devlet olarak tanımamış olsa da Rusya tarafından 2008 yılında Gürcistan’la olan savaşının ardından Güney Osetya ile birlikte tanındı.

Abhazya, bu çerçevede Rusya ile dostluk ve askeri iş birliği anlaşmasının yanı sıra Karadeniz kıyılarında Rusya’ya ‘askeri deniz üssü kiralama hakkı’ veren ve bugüne kadar yürürlükte kalmaya devam eden bir anlaşma imzaladı.



Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
TT

Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)

ABD yönetimi içinde İran’a karşı geniş çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyor. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yeni saldırılar düzenlenmesini savunurken Başkan Donald Trump’ın danışmanlarının çoğu ekonomik baskının ve yaptırımların sürdürülmesinden yana.

Görüş ayrılığı, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun geçen hafta gerçekleştirdikleri temaslarda İran’ın askerî hedeflerini ve nükleer tesislerini hedef alan ortak bir ABD-İsrail operasyonu ihtimalini ele aldıklarına ilişkin haberlerin ardından gündeme geldi. Görüşmeler hakkında bilgi sahibi ABD’li ve İsrailli yetkililer ile bir başka kaynak, bu olasılığın değerlendirildiğini belirtti.

Netanyahu, bugün çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’ın İsrail açısından oluşturduğu tehlikelere ilişkin uyarılarını yineledi. İsrail ordu radyosuna konuşan Netanyahu, “İran’ın kolları bu günlerde füze fırlatmaya ve saldırı operasyonları düzenlemeye çalışıyor” dedi.

fbg
ABD Başkanı Donald Trump, salı günü Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına doğru ilerlerken (AP)

Netanyahu, seçimler öncesinde mevcut aşamada Tahran’a önleyici saldırı düzenlenmesine karşı olduğunu öne sürdü. “Bana göre bu zamanlama bizim için uygun değil” diyen Netanyahu, önümüzdeki iki yıl içinde Hamas’ı ve Hizbullah’ı ortadan kaldıracağını, İran rejimini ise devireceğini savundu.

Askerî çatışmaya dönüş seçeneği masada

Görüşmeler, Trump’ın İsrail’deki seçimlerden bir hafta sonra yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde İran’a saldırmayacağını açıklamasına rağmen askerî tırmanış seçeneğinin hâlâ gündemde olduğunu gösteriyor.

ABD’li bir yetkili, Netanyahu’nun tutumuna ilişkin değerlendirmesinde İsrail Başbakanı’nın çatışmaya yeniden dönmek istiyor gibi göründüğünü söyledi. Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya hazırlık yapabileceğini ifade ettiğini ancak saldırı düzenleneceğine ilişkin somut bir taahhütte bulunmadığını belirtti.

dfg
İranlı bir kadın, 14 Ekim 2026’da Tahran sokaklarından birinde İran bayrağının yer aldığı bir tabelanın yanından geçiyor (AP)

Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya “Buyur, hazırlan” dediğini aktardı. Bu ifadenin hemen harekete geçmek ya da daha sonraki bir tarihte hazırlık yapmak anlamına gelebileceğini belirten yetkili, operasyonun hiçbir zaman gerçekleştirilmemesi ihtimalinin de bulunduğunu kaydetti.

Buna karşılık Beyaz Saray’dan bir yetkili, Trump ile Netanyahu’nun savaşı yeniden başlatmayı görüştüklerine ilişkin haberlerin doğru olmadığını söyledi. Yetkili, ABD Başkanı’nın ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacağını belirtti.

Netanyahu’nun ofisi ise başbakanın Trump ve yönetiminin üst düzey yetkilileriyle düzenli temaslarda bulunduğunu, ancak görüşmelerin içeriğine ilişkin yorum yapmayacağını açıkladı.

Tırmanışın zamanlaması konusunda görüş ayrılığı

Kaynaklara göre Trump başlangıçta saldırıların yeniden başlatılmasına daha sıcak bakarken zamanla daha tereddütlü bir tutum sergilemeye başladı. ABD’li bir yetkili, yönetim içinde bir sonraki adım konusunda farklı görüşler bulunması nedeniyle Trump’ın askerî seçeneği desteklemek ile bundan vazgeçmek arasında gidip geldiğini söyledi.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynağa göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve CENTCOM, saldırıların yeniden başlatılmasını en güçlü biçimde savunan isimler ve kurumlar arasında yer alıyor. Buna karşılık Trump’ın danışmanlarının çoğu, ekonomik yaptırımların ve diğer baskı araçlarının sürdürülmesini tercih ediyor. Bu çevreler, söz konusu politikanın giderek daha fazla sonuç verdiğini düşünüyor.

ABD’li bir yetkili, bu yaklaşımı şu sözlerle ifade etti:

“Ekonomik boğmanın giderek daha iyi sonuç verdiğini söylüyorlar. Öyleyse bu politikayı sürdürelim.”

Görüş ayrılığı, Tahran’la mücadelenin yönetilmesinde iki farklı seçeneği öne çıkarıyor. Bunlardan ilki İran’ın askerî ve nükleer kapasitesini hedef alan yeni bir askerî tırmanış, diğeri ise yeni bir savaş turuna girmeden Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla ekonomik baskının sürdürülmesi.

ghj
İranlılar, 14 Ekim 2026’da Tahran’daki Vanak Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden araçlarıyla geçiyor (AP)

Askerî hazırlıkların devam etmesi, çatışmaların yeniden başlatılmasına ilişkin kesin bir karar alındığı anlamına gelmiyor. Kaynaklara göre ABD ve İsrail orduları teyakkuz durumunu koruyor ve Trump’ın tutumunu değiştirmesi ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyor.

İran’ın nükleer programını yeniden inşa etmesinden endişe ediliyor

İsrail, İran’ın nükleer programının çeşitli bileşenlerini yeniden inşa etmeye yönelik adımlar attığına işaret eden ve endişe yaratan istihbarat bulguları elde ettiğini öne sürüyor. Netanyahu’nun son temaslarında bu bilgileri Trump’a aktardığı belirtiliyor.

Görüşmelere ilişkin bilgilere göre İsrail, özellikle İran’ın Kuh-ı Tığ adlı tesisi uranyum zenginleştirmek amacıyla kullanma ihtimalinden endişe duyuyor.

Trump yönetiminin üst düzey üyeleri, savaşta atılacak sonraki adımları ve saldırıların yeniden başlatılması ihtimalini görüşmek üzere 2 Ekim’de Camp David’de saatler süren bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantı, askerî seçeneklerin ABD yönetiminin en üst düzeyinde değerlendirilmeye devam ettiğini gösterdi.

Görüşmeler yalnızca nükleer tesislerle sınırlı kalmadı. Kaynaklara göre İran’ın askerî hedeflerini de kapsayacak ortak bir operasyon ihtimali ele alındı.

Söz konusu istihbarat endişelerinin yakın zamanda bir askerî karara yol açıp açmayacağı ya da devam eden müzakerelerde Tahran üzerindeki baskıyı artırmak için kullanılıp kullanılmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.

Görüşmelerin zamanlaması, siyasi açıdan da hassasiyet taşıyor. İsrail’de seçimler 27 Ekim’de, ABD’deki ara seçimlerden bir hafta önce yapılacak. Bu nedenle geniş çaplı çatışmaların yeniden başlaması, her iki ülkedeki seçmenlerin tercihlerini etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Kaynakların aktardığı değerlendirmelere göre yeni bir saldırı, İran’ın İsrail’e yüzlerce balistik füze fırlatmasına yol açabilir. Böyle bir gelişme çatışmayı genişletebilir ve İsrail’deki seçimlerin zamanlamasını da etkileyebilir.

Müzakereler henüz çıkmaza girmiş değil

Askerî hazırlıklar sürerken diplomatik girişimler de devam ediyor. Bununla birlikte bir anlaşmaya varılması ihtimali henüz belirsizliğini koruyor.

Katar arabulucuları, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve nükleer program konusunda tavizler verilmesini öngören ABD’nin son karşı önerisine İran’ın yanıtını bekliyor.

yju
ABD Başkanı Donald Trump’ın Rus dizeli satın alınmasına yönelik duyurduğu anlaşma, ABD’de tepkiyle karşılandı (Reuters)

ABD’li bir yetkili, müzakerelerin tamamen sona ermediğini ancak somut bir ilerleme de kaydedilmediğini söyledi. Washington’un baskıyı artırmayı sürdürdüğünü belirten yetkili, İran içinde uzlaşmaya daha açık seslerin ağırlık kazanacağı beklentisiyle hareket edildiğini ifade etti.

Yetkili, Tahran’ın savaşın yarattığı baskı ve yaklaşan ABD ara seçimleri nedeniyle Trump’ın geri adım atacağını düşündüğünü belirtti. Ancak Trump’ın İranlılara bu hesaplamanın yanlış olduğunu gösterdiğini savundu.

Trump, salı günü İran’a yönelik eleştirilerini yineleyerek ülkeyi “başarısız bir devlet” olarak nitelendirmiş ve Washington’un İran konusunda “çok yakında” bir karar vereceğini söylemişti.


ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
TT

ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)

ABD’li federal savcılar dün, Kuzey Kore’nin uzaktan bilgi teknolojileri alanında çalışarak gelir elde etmeyi amaçladığı öne sürülen bir planın ortaya çıkarılması kapsamında iki kişinin gözaltına alındığını ve 180’den fazla bilgisayara el konulduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre ABD Adalet Bakanlığı, Teksas eyaletinde dizüstü bilgisayar çiftlikleri olarak kullanıldığından şüphelenilen 40’tan fazla adrese baskın düzenlendiğini bildirdi. Söz konusu tesislerin, Amerikalı işverenleri Kuzey Kore vatandaşlarını işe almaya ikna ederek, Pyongyang’a 3 milyon dolardan fazla gelir sağladığı belirtildi.

Ohio ve Pensilvanya eyaletlerinde kara para aklama ve kimlik hırsızlığı suçlamalarıyla iki ABD vatandaşı gözaltına alınırken, operasyon kapsamında 14 kişi hakkında daha suçlamada bulunuldu. Şüphelilerden 10’unun Çin’de yaşadığı bildirildi.

Ulusal Güvenlikten Sorumlu Başsavcı Yardımcısı John Eisenberg, “Kuzey Kore rejimi, yasa dışı faaliyetler için gelir elde etmek amacıyla geniş çaplı bilgi teknolojileri istihdam programlarından yararlanıyor. Bu faaliyetlerden sağlanan gelir, nihayetinde ABD’yi veya müttefiklerini hedef alabilecek silahların geliştirilmesinde kullanılabiliyor” dedi.

Bu olay, Kuzey Kore hükümetine yasa dışı gelir sağladığından şüphelenilen ve ABD’de faaliyet gösteren “dizüstü bilgisayar çiftliklerine” yönelik bir dizi kolluk kuvveti operasyonunun son halkasını oluşturuyor. Bu tesislerde çok sayıda bilgisayar bulunuyor ve söz konusu cihazlar yasa dışı gelir elde etmek amacıyla kullanılıyor.

Nisan ayında da iki ABD vatandaşı, yurt dışındaki kişilerin, özellikle Kuzey Korelilerin, uzaktan bağlanarak kendilerini ABD’de ikamet eden bilgi teknolojileri uzmanları gibi tanıtmalarına olanak sağlayan benzer tesisler kurdukları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılmıştı.


İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
TT

İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)

İngiltere İç İstihbarat Servisi MI5 Başkanı Ken McCallum dün yaptığı açıklamada, İran’ın askeri tesisler gibi korunaklı hedeflere yönelik girişimlerini yoğunlaştırdığını, Rusya’nın ise Ukrayna’nın müttefiklerine karşı hibrit savaşını tırmandırdığını belirtti. McCallum, Tahran’ın İngiltere’deki operasyonlarının kapsamını genişletmeye çalıştığını ve geleneksel olarak hedef aldığı İranlı muhaliflerin ötesine geçmeyi amaçladığını ifade etti. İngiliz makamları, İran’ı vekilleri aracılığıyla Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik kundaklama ve sabotaj saldırılarının arkasında olmakla suçluyor. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre İngiliz yetkililer bu iddiaları soruşturuyor.

McCallum, İngiltere’nin karşı karşıya olduğu çok sayıda tehdidi ele aldığı yıllık konuşmasında, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin en büyük endişelerden birinin teröristlerin biyolojik silah geliştirmesine, hatta yeni hastalık etkenleri üretmesine imkân sağlaması olduğunu söyledi.

İngiltere’nin, 25 yıl önceki 11 Eylül saldırılarının yarattığı değişim ölçüsünde bir dönüşümün yaşandığı “yeni bir ulusal güvenlik dönemiyle” karşı karşıya olduğunu belirten McCallum, tehditlerin “kundaklama, sabotaj, siber saldırılar, zorlama ve şiddetten” başlayarak “ergenlerin yatak odalarında algoritmalar aracılığıyla maruz kaldıkları içeriklere” kadar uzandığını ifade etti.

Tehditler dört katına çıktı

McCallum, yabancı devletlerle bağlantılı tehditlerin son 10 yılda dört katına çıktığını belirterek, başta Rusya, İran ve Çin kaynaklı tehditlerle mücadele etmek için yürütülen çalışmalara dikkat çekti. MI5’ın bu tehditlerle mücadeleye ayırdığı kaynakların Soğuk Savaş dönemindekinden daha fazla olduğunu kaydetti.

scdfgth
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında İran ve Rusya kaynaklı tehditlerin arttığı uyarısında bulundu (Reuters)

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’ın, ABD bombardıman uçaklarının İran’a yönelik saldırılarda kullandığı İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Fairford Üssü’nü hedef aldığı şüphesi bulunan bir planın arkasında olmasının “son derece muhtemel” olduğunu söylemişti. Olayın ardından güvenlik önlemleri artırılmış, ABD Başkanı Donald Trump da üsten bazı uçakların çekilmesi talimatını vermişti.

Burnham, söz konusu planın “neredeyse kesin olarak” İran Devrim Muhafızları tarafından yönlendirildiğini belirtti. Açıklama, 27 Eylül’de İngiltere’nin batısındaki Fairford Üssü yakınlarında yaşanan olaya ilişkin yapıldı. Olay sırasında onlarca kişi evlerinden tahliye edilirken, bölgeye silahlı polisler ve orduya bağlı bomba imha uzmanları sevk edildi.

Polis, daha sonra olay yerindeki üç küçük kamyonda benzin bulunduğunu, ancak patlayıcıya rastlanmadığını açıkladı. Yirmili yaşlarındaki yedi erkek gözaltına alındı. Şüpheliler, soruşturma devam ederken kefaletle serbest bırakıldı.

Associated Press (AP), Trump yönetiminin üssün, mümkün olduğunca fazla sayıda ABD askerini öldürmeyi ve Amerikan uçaklarını imha etmeyi amaçlayan İran kaynaklı tehditlerle karşı karşıya kaldığına inandığını bildirdi. Ancak İngiliz yetkililer bu değerlendirmeleri doğrulamadı.

Tahran yönetimi, Fairford olayına karıştığı yönündeki suçlamaları reddetti. İran, İngiltere’de düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını da kabul etmiyor. İngiliz makamları ise İran’ı yıllardır İranlı muhaliflere yönelik suikast planları ve girişimlerinin yanı sıra, İsrail ve Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik faaliyetlerle ilişkilendiriyor.

İran daha önce, topraklarına yönelik saldırılarda kullanılan her türlü askerî üssü meşru hedef olarak gördüğünü açıklamıştı. Rusya da İngiltere ve diğer Batılı ülkelerde düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını reddediyor. Buna karşın McCallum, Rusya’yı hâlâ “başlıca saldırgan” olarak nitelendirdi.

İran bağlantılı soruşturmalarda onlarca gözaltı

McCallum, devam eden soruşturma nedeniyle Fairford olayı hakkında yorum yapamayacağını söyledi. Ancak İran’ın bu yıl, askerî tesisler gibi daha sıkı korunan yerleri hedef alma konusundaki “niyetlerinde önemli bir değişim” yaşandığına dikkat çekti.

McCallum, “Fairford Üssü olayı münferit değil. Yalnızca İngiltere’de değil, dünyanın farklı yerlerinde de benzer örnekler gördük” ifadelerini kullandı.

dfergth
İngiliz polisleri, Fairford Hava Üssü çevresinde (Reuters)

İran bağlantılı operasyonlar kapsamında geçen yıl 50’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıklayan McCallum, İran’ın patlayıcı yüklü insansız hava araçları (SİHA) kullanarak karmaşık saldırılar düzenleme kapasitesine ilişkin bir soruya da ycevap verdi.

McCallum, İran’ın bu alandaki kapasitesinin İngiltere’de operasyonlarını yürütmek için kullandığı suç örgütlerinin ve vekil unsurların gelişmişlik düzeyiyle sınırlı olduğunu söyledi.

“İngiltere’de son yıllarda fiilen gördüklerimize dayanarak, bu unsurların kapasitesi söz konusu seviyeye hiçbir şekilde yaklaşmış değil” diyen McCallum, buna karşın İran Devrim Muhafızlarının, İran’a daha yakın ülkelerde geleneksel ve hibrit yöntemleri daha saldırgan ve gelişmiş biçimlerde kullanma konusunda kayda değer deneyime sahip olduğunu vurguladı.

Rusya’nın hibrit saldırıları

McCallum, diğer Avrupa istihbarat servislerinin Rusya’nın geleneksel askerî çatışma eşiğinin altında kalan taktikler kullandığı yönündeki uyarılarını yineledi.

Bu kapsamda Almanya’daki Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı yüklü bir SİHA aracıyla kargo uçağını hedef alma girişimini ve Polonya’nın enerji altyapısına yönelik siber saldırıyı örnek gösterdi.

Rusya’nın, “geleneksel çatışma düzeyinin altında kalan, ancak zaman zaman bu sınıra oldukça yaklaşan” taktikler kullandığını söyleyen McCallum, şu ifadeleri kullandı:

“Rus saldırganların, Ukrayna’daki askerî ilerlemeleri sınırlı kalırken ve korkunç derecede ağır maliyetlere yol açarken, diğer Avrupa ülkelerinde istikrarsızlık yaratmaya çalışması tesadüf değil.”

Rusya, ağustos ayında Leipzig Havalimanı’nda yaşanan olayla ilgili Almanya’nın suçlamalarını reddederek, iddiaları “tamamen uydurma” olarak nitelendirmişti.

Yapay zekâ tehditleri artırıyor

Yapay zekâ konusuna da değinen McCallum, bu teknolojinin siber güvenlik alanında saldırganlarla savunma tarafı arasındaki rekabeti büyük ölçüde yoğunlaştırdığını söyledi.

Terör örgütlerinin keşif, saldırı planlama ve uygulama yöntemlerini geliştirmek için yapay zekâdan yararlandığını belirten McCallum, yapay zekâ destekli İHA’ların kullanımına da dikkat çekti.

McCallum, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin henüz gerçekleşmemiş en endişe verici senaryonun, mevcut biyolojik silahların oluşturduğu risklerin niteliğini değiştirmesi veya yeni biyolojik silahların geliştirilmesini mümkün kılması olduğunu ifade etti. Bu konunun kendisi ve çalışma arkadaşları tarafından “özel bir dikkatle” ele alındığını belirterek, risklerin gerçek olduğunu vurguladı.

sdfghyju
MI5 Başkanı’nın 13 Ekim’de Londra’da düzenlediği yıllık basın toplantısından bir görüntü (AP)

Londra’daki MI5 merkezinde yaptığı konuşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan McCallum, terör örgütlerinin kimyasal, biyolojik veya radyolojik silahlara sahip olmayı güçlü biçimde arzuladığını, ancak bu silahları elde etmekte ciddi zorluklarla karşılaştığını söyledi.

Yapay zekâyla bağlantılı iki temel tehlikeye dikkat çeken McCallum, ilk riskin tehlikeli bilgilerin, bu bilgilere sahip olmaması tercih edilecek kişilerin eline geçmesi olduğunu belirtti.

İkinci riskin ise yapay zekânın daha önce bilinmeyen yeni hastalık etkenleri geliştirebilmesi olduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre McCallum, hızla gelişen bu teknolojiden kaynaklanan riskleri önceden değerlendirmek amacıyla MI5 bünyesinde yeni bir Yapay Zekâ Tehditlerini Değerlendirme Merkezi kurulduğunu açıkladı.

McCallum, “İnsanlık tarihinde bugüne kadar kendisinden daha zeki, düşünme konusunda insanı geride bırakabilecek bir varlıkla karşılaşmadı. Bu gerçekten emsalsiz bir durum ve iç istihbarat servisi de dâhil olmak üzere, hak ettiği ciddiyetle ele alınmayı gerektiriyor” değerlendirmesinde bulundu.