Dünyanın dört bir yanından 10 çarpıcı seri katil filmi

Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
TT

Dünyanın dört bir yanından 10 çarpıcı seri katil filmi

Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)

Yalnızca 2 milyon dolara çekilmesine rağmen bütçesinin 44 katını kazanan Terrifier 3 bugün Türkiye'de de vizyona giriyor. Tartışmalı serinin gündemde olmasından hareketle Independent Türkçe'den Nazlı Erdol dünyanın dört bir yanından izlenmesi gereken seri katil filmlerini derledi.

Canavarlar ya da doğaüstü varlıklar filmlerde bolca yer alsa da hiçbiri bir seri katil kadar korkunç değildir. Ne de olsa zombiler, vampirler, uzaylılar veya boyutlar arası cirit atan iblisler bilinçaltımızdaki korkuların ete kemiğe bürünmüş halidir. 

Peki ya seri katiller? İşte onlar gerçektir. Kan donduran bir cinayetin suçunu doğaüstü bir güce ya da başka bir gezegenden gelen dünya dışı yaratığa atamazsınız. Ve maalesef yan komşunuz bile katil olabilir. İşte gerçekten korkutucu olan da budur.

Bugün insanların sinema salonlarında kusmasına ya da bayılmasına neden olduğunu iddia edilen Terrifier serisinin son halkası gösterime giriyor. Terrifier 3, yalnızca 2 milyon dolara çekilmesine rağmen 5 haftada bütçesinin 44 katını kazanmasıyla tarih yazıyor. İlk iki filmi izlemiş olanlar kendilerini neyin beklediğini aşağı yukarı tahmin ediyordur: Evet, bir kez daha kan gövdeyi götürecek. 

Biz de Terrifier 3'ü bahane ederek korku ve gerilim meraklılarına seçmece seri katil filmlerinden oluşan bir liste sunmak istedik. Bunu yaparken Yedi (Se7en), Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs), Sapık (Psycho), Taksi Şoförü (Taxi Driver) ve Koku (Perfume: The Story of a Murderer) gibi türün en bilindik örneklerinden sıyrılmak, dünya sinemasına da uzanmak ve bir nebze olsun kıyıda köşede kalmış yapımları hatırlatmak istedik.

Hazırsanız başlıyoruz...
 

Cinayet Günlüğü (Memories Of Murder)

Listedeki en meşhur filmlerin başında Cinayet Günlüğü geliyor. "Bu filmin adını hep duyuyorum ama bir türlü izleyemedim" diyenler varsa, tam sırası. Güney Koreli sinemacı Bong Joon-ho, 2020'de düzenlenen 92. Akademi Ödülleri'ne damgasını vuran Parazit'i (Parasite) çekmeden 16 yıl önce yönettiği Cinayet Günlüğü'yle, türün en iyilerinden birine çoktan imza atmıştı aslında. Bong, Cinayet Günlüğü'nde küçük bir kasabanın atmosferini, bürokrasinin aksaklıklarını ve insan doğasının karmaşıklığını ustalıkla işliyor.

gthyju
Güney Kore'deki bir dizi tecavüz ve cinayetle ilgili soruşturma yürüten iki dedektifi merkeze alan Cinayet Günlüğü, sadece türün değil 21. yüzyılın en iyilerinden biri kabul ediliyor (CJ Entertainment)

Toplumsal eleştiri yönüyle öne çıkan film, Güney Kore'de 1986'dan 1991'e kadar yaşanan cinayetlerin tüyler ürperten gerçek hikayesine dayanıyor. Adalet arayışı ve çaresizliğin getirdiği etik sorularla izleyiciyi düşündürürken, mizahı ve gerilimi ustaca dengeleyen Cinayet Günlüğü, suç ve neo-noir türlerini de başarıyla harmanlıyor. 

Zengin, rahatsız edici detayları ve etkileyici performanslarıyla Cinayet Günlüğü, zamansız bir klasik, küçük bir başyapıt ve insanın yanılma payını yüzüne vuran harika bir hiciv.  

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

İnsana gözünü kırpma fırsatı bile vermeyen 2010 yapımı Şeytanı Gördüm, Kim Jee-woon imzalı bir kedi-fare oyunu.

Başrolleri İhtiyar Delikanlı'yla (Oldboy) tanınan Choi Min-sik ve Lee Byung-hun'un paylaştığı film, nişanlısı psikopat bir seri katil tarafından vahşice öldürülünce intikam arayışına giren bir özel ajanı merkeze alıyor. 

xhyju
Park Chan-wook'un İhtiyar Delikanlısı'yla devleşen Choi Min-sik, Şeytanı Gördüm'deki performansıyla izleyiciyi yerine mıhlıyor (Magnolia Pictures)

Güney Kore sinemasının sınırları zorlayan bir örneği olan film, intikamın ahlaki sonuçlarını sorgularken, avcı ve av arasındaki çizgiyi de bulanıklaştırıyor. 

Grotesk şiddet sahneleri ve rahatsız edici detaylarıyla insan doğasının karanlık yönlerini keşfe çıkan Şeytanı Gördüm, izleyicisini konfor alanından çıkarırken, aynı zamanda görsel estetiğiyle büyüleyici bir deneyim sunmayı da başarıyor.

Başroldeki iki aktörün muhteşem performanslarıyla hafızalara kazınan gerilim, hem psikolojik hem de fiziksel bir savaşı ustalıkla aktarıyor.

Harika yönetmenliği, ustalıklı senaryo yazımı, özenli sinematografisi ve şoke edici finaliyle Şeytanı Gördüm, insanın kusurlarını hatırlatan, türün kusursuz bir örneği. 

Kutsal Örümcek (Holy Spider)

İranlı sinemacı Ali Abbasi'nin 2016 yapımı ilk yönetmenlik denemesi Shelley ve 2018 tarihli ikinci filmi Sınır'ın (Gräns) ardından imza attığı Kutsal Örümcek (Holy Spider), gerçek olaylara dayanıyor. 

2000'de başlayan ve 11 ay boyunca 16 seks işçisi kadının cinayete kurban gitmesini işleyen film, izleyicisine "Katil kim?" sorusunu sordurma gereği duymuyor. Ama yine de kendimizi film boyunca tedirgin ve diken üstünde buluyoruz. 

trhyj
Şiddet, ahlak ve adalet kavramlarını sorgulayan Kutsal Örümcek'teki korkusuz gazeteciyi canlandıran Zar Amir Ebrahimi, etkileyici performansıyla Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olmuştu (Tri Art Film)

Kutsal Örümcek, bir kadın gazetecinin, kendine "Örümcek Katili" diyen bir caninin işlediği cinayetleri araştırmak üzere İran'ın kutsal şehri Meşhed'e gelmesiyle hız kazanıyor. 

Abbasi, yalnızca bir suç hikayesi anlatmakla kalmıyor; toplumun ataerkil yapısını, kadınların maruz kaldığı sistematik baskıyı ve adaletin çarpıklığını cesur bir şekilde eleştiriyor.

Şiddet, ahlak ve adalet kavramlarını sorgulayan filmde korkusuz gazeteciyi canlandıran Zar Amir Ebrahimi, etkileyici performansıyla Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olmuştu.

Kutsal Örümcek'in sokakları günahkarlardan temizlediğine inanan katiliyle Martin Scorsese klasiği Taksi Şoförü'nün baş karakteri Travis Bickle arasındaki benzerlikler de dikkat çekici.

Bataklık (La isla mínima)

Mahkum 77 (Modelo 77) ve Grupo 7 gibi filmleriyle de tanınan Alberto Rodríguez imzasını taşıyan Bataklık, 1980'lerin İspanya'sında, ülkenin güney bölgelerindeki bataklıklarda işlenen korkunç cinayetlerin izini süren iki zıt karakterli dedektifin hikayesini anlatıyor. 

Siyasi ve toplumsal alt metinlerle dolu filmde başrol oyuncuları Javier Gutiérrez ve Raúl Arévalo'nun üstün performansları, ikilinin karakter dinamiklerini ve ahlaki gerilimlerini başarılı bir şekilde yansıtıyor. 

vfghy
Prömiyerini 62. San Sebastián Uluslararası Film Festivali'nde yapan Bataklık, 29. Goya Ödülleri'nde En İyi Film de dahil olmak üzere 10 ödül kazanmıştı (Warner Bros. Pictures)

Hem görsel hem de tematik olarak karanlık ve kasvetli bir atmosfer sunan 2014 yapımı filmdeki boğucu bataklık manzaraları, neredeyse bir karakter haline gelerek hikayenin sıkışmışlık duygusunu daha da derinleştiriyor. 

Franco sonrası İspanya'da otoriter geçmişin izlerini eleştirel bir şekilde işleyen gerilim; toplumsal eşitsizlik, yozlaşma ve adaletin karmaşıklığını da izleyicisine hissettiriyor. 

Özetle Bataklık'ı seyrederken sadece bir seri katil hikayesi değil, İspanya tarihine bir bakış sunarak, katmanlı anlatımıyla iz bırakan bir film de izliyoruz. Bu da onu listenin olmazsa olmazlarından biri haline getiriyor.

Derin Kırmızı (Profondo Rosso)

Seri katiller, vahşi cinayetler ve korku unsurlarıyla dolur bir seçki yaparken İtalyan usta Dario Argento'ya yer vermemek olmaz.

Argento'nun 1975 yapımı giallo klasiği, Roma'da yaşayan Britanyalı caz piyanisti Marcus Daly'nin, bir cinayete tanık olmasının ardından kurbanın gizemli geçmişine doğru sürükleyici bir soruşturma yürütmesini merkeze alıyor. 

İtalyan sinemacının türün kodlarını ustaca kullandığı Derin Kırmızı, izleyicisine görselliğiyle de büyüleyici bir atmosfer sunuyor. Luigi Kuveiller'in etkileyici sinematografisi sayesinde renk kullanımını hikaye anlatımı için bir araç görevi görüyor. 

hyju
Argento, Derin Kırmızı'yı Federico Fellini ve Tinto Brass'la yaptığı işbirlikleriyle de tanınan senarist Bernardino Zapponi'yle birlikte kaleme aldı (Cineriz)

Argento'nun şiddeti estetik bir unsur olarak kullanması ve Goblin (1977'deki işbirlikleri Suspiria da tek kelimeyle muhteşemdir) tarafından bestelenen eşsiz müzikler, izleyici için akıllara zarar bir deneyim yaratıyor. 

Hikaye, yalnızca katili bulma amacı gütmediği için kendimizi aynı zamanda karmaşık karakterler ve beklenmedik olaylarla her daim şaşırırken buluyoruz. İşte bu yüzden türün meraklıları için Derin Kırmızı, kaçırılmaması gereken bir başyapıt ve Argento'nun hiç kuşkusuz en iyilerinden...

Yüksek Tansiyon (Haute Tension)

Slasher alt türüne yaptığı sert ve stilize yaklaşımıyla dikkat çeken Yüksek Tansiyon, Tepenin Gözleri (The Hills Have Eyes) ve Ölümcül Sular'la (Crawl) da tanınan Fransız sinemacı Alexandre Aja imzasını taşıyor.

Marie ve Alex adlı iki genç kızın hikayesine odaklanan film, ikilinin arasındaki dostluğu ve Alex'in ailesinin evindeki sıradan bir gecede başlayan korkunç katliamla gelişen olayları anlatıyor.

xvdf
Yüksek Tansiyon, 2003 Toronto Uluslararası Film Festivali'nde Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde gösterilmişti (EuropaCorp)

Hikaye, başından sonuna kadar yüksek tempoyla akarken, Aja da şiddeti çarpıcı şekilde gözler önüne sermekten çekinmiyor.

Aja'yla pek çok projede birlikte çalışan Maxime Alexandre'ın karanlık ve klostrofobik görüntü yönetimi, filmin ürkütücü atmosferine büyük katkı sağlıyor. 

Başrolü Maïwenn'le birlikte paylaşan Cécile de France'ın filme kattıklarına özellikle değinmeden olmaz. De France'ın Marie rolündeki performansı, karakterin psikolojik derinliğini etkileyici şekilde yansıtırken, filmin sürpriz finaliyle birleşip izleyiciyi allak bullak eden şoke edici bir deneyime sürüklüyor. 

Fransız ekstrem sinemasının çarpıcı örnekleri arasında başı çeken film, korku türüne yenilikçi bir yaklaşım sunarken, klişeleri de bilinçli şekilde kullanarak onları ters yüz ediyor. 

Ölüm Provası (Audition)

 

Bu filmle ilgili alışılagelmiş tek bir şey bile yok... Rahatsız edici filmleriyle izleyicisini allak bullak eden eden Japon sinemacı Takashi Miike imzasını taşıyan Ölüm Provası, eşini kaybettikten sonra yalnızlık çeken bir adamın, kendine eş bulma amacıyla düzenlediği sahte bir seçme sürecinde, Asami adlı gizemli bir kadınla tanışmasını konu alıyor. 

Masum bir romantizm hikayesi gibi başlayan film, biz ne olduğunu bile anlayamadan giderek daha karanlık ve rahatsız edici bir atmosfere bürünüyor.

gnhukı
Takashi Miike'nin unutulmaz filmi, finalinden önceki tedirgin edici atmosferine rağmen izleyicisini sonundaki şoke edici anlara hazırlamıyor (Omega Project)

Miike, yönetmenliğiyle izleyicisinin aldatıcı bir huzura kapılmasını sağlarken, şoke edici üçüncü perdeyle de hançeri indirerek sarsmayı başarıyor. 

Gerilimi ve şiddeti birer metafor olarak kullananan Miike cinsiyet rolleri, yalnızlık ve bastırılmış travmalar gibi temaları işliyor. Filmde Asami'yi canlandıran Eihi Shiina'nın unutulmaz performansı, hem narin hem de tehditkar enerjisiyle hikayeye damgasını vuruyor.

Ryu Murakami'nin aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan film, hiç kuşkusuz izleyiciyi konfor alanından çıkarıp en karanlık yerlere götürerek orada bırakıyor. 

Türler arasında cesur geçişler yapan Ölüm Provası, hiç kuşkusuz Japon korku sinemasının mihenk taşlarından biri ve bir meydan okuma.

Tez (Tesis)

Alejandro Amenábar'ın yazıp yönettiği Tez, medya öğrencisi Ángela'nın, "şiddet görüntüleri ve toplum üzerindeki etkisi" konulu bir tez hazırlarken karanlık bir dünyanın kapılarını aralamasını konu alıyor. En çarpıcı İspanyol gerilimleri arasında başı çeken yapımda hikaye, Ángela'nın bir snuff filmi keşfetmesiyle giderek tehlikeli bir hal alırken, izleyicisini de rahatsız edici sorularla yüzleştiriyor.

Amenábar, hem gerilimli hem de merak uyandıran bir atmosfer yaratırken, karakterlerin sırlarla dolu dünyasını da ustalıkla şekillendiriyor. Şiddetin izleyiciyi ne ölçüde etkilediğini sorgulayan katmanlı bir anlatı sunan Tez, izleyicisine karanlık üniversite koridorlarından ekranın ötesindeki ahlaki boşluğa kadar uzanan bir keşif vaat ediyor. 

xcdvf
1996 yapımı Tez, En İyi Film, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere 7 Goya Ödülü kazanmıştı (United International Pictures)

Ana Torrent'in Ángela rolündeki performansı, masumiyetle kararlılık arasındaki ince çizgiyi başarıyla yansıtıyor. 

Şiddeti, gerilim unsuru olmanın ötesinde, toplumsal bir fenomen olarak ele alan film, şaşırtıcı şekilde Amenábar'ın ilk uzun metrajlı filmi.

Güçlü hikaye anlatımı ve karanlık atmosferiyle Tez, hiç kuşkusuz izleyicisinde derin izler bırakan, cesur ve düşündürücü bir sinema deneyimi.

Karanlığın Gölgesi (Don't Look Now)

Britanyalı sinemacı Nicolas Roeg'in yönetmenliğini üstlendiği Karanlığın Gölgesi için gerilim ve korkuyu psikolojik derinlikle harmanlayan bir başyapıt dersek hiç de abartmış olmayız. 

Daphne du Maurier'in kısa öyküsünden uyarlanan film, kızlarını kaybetmenin yasını tutan bir çiftin, Venedik'in kasvetli kanalları ve daracık sokakları arasında gizemli ve rahatsız edici olaylar zincirine sürüklenmesini konu alıyor. Bir seri katilin işlediği vahşi cinayetler, aslında filmin merkezinde değil arka planında yer alsa da izleyicisini fazlasıyla tedirgin etmeye yetiyor da artıyor. Roeg, parçalı anlatım yapısı ve etkileyici görsel diliyle, 1973 yapımı film boyunca izleyicinin hem duyularını hem de duygularını hedef alıyor. 

xuıko9p0
Karanlığın Gölgesi, çekildiği döneme göre özellikle müstehcen kabul edilen seks sahnesiyle de tartışma yaratmıştı (British Lion Films)

Ustalıklı performanslarıyla Donald Sutherland ve Julie Christie, yas ve suçluluk duygusunun yıkıcı etkilerini çarpıcı bir gerçeklikle yansıtıyor. Sinematografi, Venedik'in gotik ve melankolik atmosferini güçlü bir şekilde hissettirerek mekanı adeta hikayenin bir karakteri haline getiriyor. Roeg'in kullandığı kırmızı renk motifi, film boyunca görsel ve anlatısal bir ipucu olarak gerilim unsurunu üst seviyeye çıkarıyor.

Karanlığın Gölgesi için yalnızca iyi bir korku filmi demek yetersiz kalıyor. Kayıp, iletişimsizlik ve kader temalarını irdeleyen film, şoke edici finali ve ustaca inşa edilen gerilim dolu yapısıyla, izleyiciyi hem duygusal hem de zihinsel olarak derinden sarsıyor. Sadede gelmek gerekirse Karanlığın Gölgesi, yalnızca 1970'ler sinemasının değil tüm zamanların en etkileyici gerilimlerinden biri.

Kayboluş (Spoorloos)

Hollandalı yönetmen George Sluizer imzasını taşıyan Kayboluş için gerilim türüne yenilikçi bir yaklaşım getiren psikolojik bir başyapıt desek yanlış olmaz. 1988 yapımı film, sevgilisi bir mola yerinde aniden ortadan kaybolan bir adamın hikayesini merkeze alıyor. Adam obsesif bir şekilde gerçeği ararken, izleyiciler de filmin soğukkanlı ve rahatsız edici psikolojik derinliğiyle sarsılıyor.

Kayboluş, insan doğasının karanlık yönlerini ve kötülüğün sıradanlığını keşfederken, kayıp ve saplantı temalarını işliyor. Filmdeki antagonist Raymond Lemorne, karizmatik ve sıradan görünümünün altında, unutulmaz ve sarsıcı bir kötülük portresi çiziyor. Film boyunca adım adım inşa edilen gerilim, hem kahramanın hem de izleyicinin çaresizlik duygusunu giderek daha da artırıyor.

xcvf
Yönetmen George Sluizer, Kayboluş'u 1993'te İngilizce olarak tekrar çekmişti (Argos Films)

Kayboluş, sarsıcı ve nihilist finaliyle izleyicisini dehşete düşürürken düşündürüyor. Tam olarak da türün diğer örneklerinden işte böyle ayrılıyor. 

Kayboluş, minimalist anlatımı, güçlü karakter çalışmaları ve ahlaken rahatsız edici alt metinleriyle yalnızca bir gerilim filmi değil, insan psikolojisinin karanlık bir keşfini sunuyor. Sluizer'in ustaca yönetimi, filmi zamanın ötesine taşırken, sinema tarihindeki en etkileyici gerilimlerden biri haline getiriyor.



Meryl Streep yeni Narnia filminde Aslan'ı seslendirecek

C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
TT

Meryl Streep yeni Narnia filminde Aslan'ı seslendirecek

C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)

Greta Gerwig, C.S. Lewis'in fantastik serisinden uyarlayacağı yeni Narnia filminde Meryl Streep'le yeniden bir araya geliyor. İkili daha önce Küçük Kadınlar'da (Little Women) birlikte çalışmıştı.

Streep, Narnia'nın gizemli dünyasını yaratan kudretli aslan Aslan'ı seslendirecek.

Empire'a film hakkında bir kapak röportajı veren Gerwig, Streep'i neden seçtiğini şu sözlerle anlattı:

Derinlikli ama gösterişten uzak, ağırlığı olan ama kasvetli bir ciddiyete hapsolmayan birini istiyordum. Derinliği ve hüznü yansıtabildiği kadar neşe ve coşkuyu da hissettirebilecek birini arıyordum. 70 yaşın üzerinde, hayat tecrübesinin kazandırdığı bilgeliğe sahip ama aynı zamanda bir çocuğun katıksız merakını taşıyabilen biri olmalıydı. Tabii bir de gelmiş geçmiş en büyük oyunculardan biri olması gerekiyordu. Bütün bu nitelikleri taşıyanların sayısı pek fazla değil.

Aslan'ın görünümünde David Bowie etkisi

Gerwig'e göre David Bowie, yeni filmde farklı renklerde gözlere ve yüzünde kırmızı bir çizgiye sahip olacak Aslan'ın görünümüne ilham verdi. Bowie'nin etkisi filmin genel ruhuna da yansıdı.

Filmin görkemli ve sürükleyici olmasını, izleyiciye adeta bir rock operasındaymış hissi vermesini istediğini söyleyen yönetmen, müzikle kurduğu bağı şu sözlerle anlattı:

David Bowie hayatımı kurtardı. Paul McCartney hayatımı kurtardı. David Gilmour, Pete Townshend, Jimmy Page, Robert Plant... Hepsi hayatımı kurtardı. Onların müziğini dinlediğimde içimde, her şeyin yoluna gireceğine dair güçlü bir his belirirdi.

Gerwig, rock müzikle Narnia arasında kurduğu bağı da şöyle anlattı:

Narnia kelimenin tam anlamıyla müzikten yaratılmış bir dünya. Aslan'ın şarkısıyla hayat bulan bu evreni düşündüğümde, rock 'n' roll bana tam da müzikten doğmuş bir dünyayı çağrıştırıyor.

Gerwig'den Barbie sonrası görkemli dönüş

Narnia: Büyücünün Yeğeni (Narnia: The Magician's Nephew), Gerwig'in gişe rekorları kıran ve Oscar kazanan Barbie'nin ardından çekeceği yeni büyük bütçeli yapım olacak.

Film, C.S. Lewis'in ünlü fantastik serisinin başlangıç öyküsünü ve Narnia'nın nasıl yaratıldığını anlatıyor.

Oyuncu kadrosunda David McKenna, Beatrice Campbell, Daniel Craig, Emma Mackey, Carey Mulligan ve Ciarán Hinds de yer alıyor.

Başlangıçta 2026'daki Şükran Günü döneminde gösterime girmesi planlanan Narnia: Büyücünün Yeğeni, 12 Şubat 2027'de sinemalarda izleyiciyle buluşacak, 2 Nisan'da ise Netflix'te yayımlanacak.

Independent Türkçe, Variety, Empire


Netflix bir dizinin daha fişini çekti

Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
TT

Netflix bir dizinin daha fişini çekti

Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)

Netflix, sevilen drama dizisi Sweet Magnolias'ı 5. sezonunun ardından iptal etti. Ancak dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncularından biri, platform için geliştirilen yeni bir projede yeniden bir araya geliyor.

Sherryl Woods'un romanlarından uyarlanan Sweet Magnolias'ın iptal edildiği, 5. sezonun prömiyerinden üç ay sonra açıklandı.

İzlenme oranları hem dünya genelinde hem de ABD'de gerileyen dizinin 5. sezonu, Netflix'in kendi verilerine göre İngilizce dizilerin küresel ilk 10 listesinde üç hafta, reyting ölçüm şirketi Nielsen'ın ABD sıralamalarında ise 4 hafta kalabildi.

JoAnna Garcia Swisher, Brooke Elliott ve Heather Headley dizide, hayatın bütün iniş çıkışlarını birlikte göğüsleyen üç eski dostu canlandırıyordu.

Sweet Magnolias ekibinden yeni dizi

Sweet Magnolias'ın dizi sorumlusu Sheryl J. Anderson'la oyuncu JoAnna Garcia Swisher, Lauren Edmondson'ın romanından uyarlanacak Ladies of the House'un yapımcıları arasında yer alacak. Swisher'ın dizinin oyuncu kadrosunda da bulunması bekleniyor.

Resmi özete göre dizi, bir şarap imalathanesinin sahibi olan aileye odaklanıyor. İşletme sahibinin beklenmedik ölümünün ardından eşi ve iki yetişkin kızı, aile işletmesiyle, akrabalarıyla ve hayatlarındaki erkeklerle ilgili sorunların üstesinden gelebilmek için önce kendi aralarındaki meseleleri çözmek zorunda kalıyor.

Anderson dizinin sorumluluğunu ve yönetici yapımcılığını üstlenecek; Swisher ve Kate Gordon ise yapımcı olarak görev yapacak.

Yeni proje hakkında konuşan Anderson, "JoAnna ve Netflix'le bu yeni yolculuğa çıkmaktan büyük heyecan duyuyorum" diyerek ekledi:

Jo romanı benimle paylaştığında, aile, dostluk ve aşkın karmaşasıyla mücadele eden üç kadının hikayesinden nasıl bir dizi çıkabileceğini hemen gördüm. Richardson ailesinin kadınlarını ve onların dünyasını, dünyanın dört bir yanındaki Netflix izleyicileriyle buluşturmak için sabırsızlanıyorum.

Garcia Swisher ise duygularını şu sözlerle dile getirdi:

Olağanüstü Sheryl Anderson'la birlikte kadınları merkeze alan anlamlı hikayeler anlatmayı sürdürmekten büyük heyecan duyuyorum. Bu projeyi yapım şirketimiz Rolling Clover ve Black Label'daki harika ortaklarımızla hayata geçirecek olmak da mutluluğumu artırıyor. Netflix 7 yıldır yaratıcı anlamda kendimi evimde hissettiğim yer. Bu hikayeyi anlatmak için daha iyi bir platform veya ekip hayal edemezdim.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, TheWrap, Variety


100 bin kişilik araştırma: Uykunun kalitesi mi yoksa süresi mi önemli?

Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
TT

100 bin kişilik araştırma: Uykunun kalitesi mi yoksa süresi mi önemli?

Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)

Yaklaşık 100 bin kişiyi kapsayan geniş çaplı bir araştırma, yalnızca ne kadar uyuduğumuzun değil, nasıl uyuduğumuzun da ilerleyen yaşlarda düzinelerce hastalığa yakalanma riskiyle ilişkili olduğunu ortaya koydu.

Daha önceki araştırmalar, günde 6 ila 8 saat uyumanın diyabet ve kalp hastalığı dahil çeşitli sağlık sorunlarına yakalanma riskini azalttığını ortaya koyuyor.

Ancak belirli uyku evrelerinin ve gerçek hayattaki uyku düzenlerinin sağlık çıktılarıyla nasıl bir ilişkisi olduğu büyük ölçüde belirsizliğini koruyordu. Bunun başlıca nedeni, çoğu çalışmada katılımcıların beyanına dayalı uyku ölçümlerini kullanması. Bu ölçümler genellikle nesnel değerlendirmelerle düşük düzeyde örtüştüğünden, günlük yaşamdaki uyku düzenlerini doğru biçimde yansıtmak zorlaşıyor.

Çin'in Pekin Üniversitesi'nden araştırmacılar, bu sorunu aşmak için UK Biobank veri tabanındaki 95 bin 559 kişinin sağlık verilerini analiz etti. Birleşik Krallık'ta oluşturulan bu veri tabanı, yaklaşık 500 bin gönüllünün biyolojik, genetik ve yaşam tarzına ilişkin bilgilerini içeriyor. Çalışmaya dahil edilen kişiler, üst üste 7 gün ve gece boyunca bileklerine ivmeölçer taktı.

Araştırmacılar, REM, derin uyku ve hafif uyku gibi her bir uyku evresinin süresinin yanı sıra toplam uyku süresini, ilk uykuya dalmadan sonra uyanık geçirilen vakti ve geceden geceye değişen uyku düzensizliklerini analiz etti.

Bilim insanları, her bir katılımcıyı ortalama 9 yıl boyunca takip ederek sağlık kayıtlarında binden fazla hastalık çıktısıyla bağlantılar olup olmadığına baktı.

Araştırmacılar, REM uykusunun daha uzun sürmesinin, kalp yetmezliği, demans ve Parkinson da dahil 83 hastalığa yakalanma riskinin azalmasıyla ilişkilendirildiğini saptadı.

Derin uykunun daha uzun sürmesi, tip 2 diyabet ve klinik depresyonun da aralarında bulunduğu 7 rahatsızlığın riskinin düşmesiyle bağlantılıydı.

Diğer taraftan uyku düzensizliğinin ve ilk uykuya daldıktan sonra uyanık geçirilen sürenin artması, anksiyete ve madde kullanım bozuklukları gibi rahatsızlıkların riskinin artmasıyla ilişkilendirildi.

Araştırmacılar, düzenli olarak 6 ila 8 saat uyuyan katılımcıların çeşitli hastalıklarda en düşük riski taşıdığını belirtiyor. 5 saatten az uyuyan katılımcılar, klinik açıdan en hassas grubu oluşturuyor ve 37 sağlık sorununda daha güçlü bir ilişki gösteriyordu ancak 8 saatten fazla uyuyanlar da risk altındaydı.

dfrgthy
Uyku apnesi için kullanılan CPAP cihazı (Missouri Üniversitesi/Eurekalert)

Araştırmacılar, "Bu rahatsızlıkların çoğunda riskin en düşük görüldüğü uyku süresi, tam olarak 6-8 saat aralığında yoğunlaşıyordu" diye yazıyor.

Ancak araştırmacılar, bulguların sadece gözleme dayandığı ve uyku düzeninin hastalık riskine doğrudan neden olduğunu kanıtlamadığı uyarısında bulunuyor.

Çalışmada, "Bulgular, 6-8 saatlik uyku süresinin orta yaşlı ve yaşlı yetişkinlerde sağlık güvencesi rolü üstlendiğini destekleyen ek kanıtlar sunuyor; bu durum muhtemelen, uyku evrelerinin daha elverişli dağılımlarından kaynaklanıyor" ifadeleri yer alıyor.

6-8 saatlik bir uyku süresini korumak, çeşitli hastalıkların riskini etkin bir şekilde azaltabiliyor ve bu da sağlıklı yaşamı teşvik etme ve önleyici tıp çalışmalarına yeni öngörüler kazandırıyor.

Independent Türkçe