Alexander Dugin: Batı'yı kaybediyor olabiliriz ama dünyayı yeniden keşfediyoruz

“Putin'in beyni” diye anılan Rus filozof Al Majalla’ya özel bir röportaj verdi

Görsel: Michelle Thompson (Al Majalla)
Görsel: Michelle Thompson (Al Majalla)
TT

Alexander Dugin: Batı'yı kaybediyor olabiliriz ama dünyayı yeniden keşfediyoruz

Görsel: Michelle Thompson (Al Majalla)
Görsel: Michelle Thompson (Al Majalla)

Ahmed Mahir

“Putin'in beyni” diye anılan Rus siyaset bilimci ve filozof Alexander Dugin, Al Majalla'ya verdiği özel röportajda ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Ukrayna'nın Rusya topraklarını vurmak üzere uzun menzilli füzeler kullanmasına izin veren son kararını eleştirdi. Dugin, kararın savaşta tehlikeli bir aşamanın habercisi olduğunu söyledi.

Dugin’in, Donald Trump karşısındaki yenilgisinin ardından görev süresi yakında sona erecek olan ABD başkanına duyduğu öfke röportaj boyunca hissedilse de bu öfkeyi sakin ve ölçülü bir tonda ifade etti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Biden'ın ‘çılgın’ saldırganlığı karşısında yılmayacağına inandığını ve bunun Moskova'nın savaş alanındaki üstünlüğünü etkilemeyeceğini söyleyen Dugin, Biden’ın Rusya topraklarına karşı uzun menzilli füzeleri kullanması için Kiev’e izin verme kararının, ‘Trump'ı son derece utanç verici bir duruma sokmayı’ amaçladığını belirtti.

Dugin, Moskova'daki evinden Zoom üzerinden verdiği röportajda, Trump'ın 20 Ocak'ta göreve başlamadan önce ekibini seçtiği ara dönemde ABD'nin yapabileceği tek şeyin Rusya'yı kışkırtmak ve Kiev'e karşı nükleer silah kullanmaya ve hatta uzun menzilli füzelerle Avrupa ülkelerinin başkentlerini hedef almaya zorlamak olduğu uyarısında bulundu. Rus filozof, “Bu da Trump'ın savaşı sona erdirme çabasında elini kolunu bağlayabilir” dedi.

Bin günü aşkın bir süredir devam eden savaşın Rusya'ya ekonomik olarak zarar verip vermediği sorusuna Dugin, bunun tam tersinin doğru olduğunu vurgulayarak, “Yaptırımlar Rusya'nın Batı'ya olan bağımlılığını azalttığı, iç üretimini arttırdığı ve sanayi sektörünü geliştirdiği için bir lanetten ziyade bir nimet haline geldi” yanıtı verdi.

Bir yandan da Rusya'nın çok kutuplu bir dünyaya yönelik revize edilmiş olan ve Küresel Güney ülkeleriyle yeniden ittifaklar kurmayı ve ABD liderliğindeki ‘Atlantik İmparatorluğu’ndan uzaklaşmayı amaçlayan yaklaşımına değinen Dugin, “Batı'yı kaybetmiş olabiliriz ama şimdi Küresel Güney'i ve Suudi Arabistan, Türkiye, İran, Endonezya ve Pakistan gibi İslam dünyasındaki yeni kutupları keşfediyoruz. Rusya tarihinde ilk kez Müslüman dünyası gerçek bir öneme sahip hale geldi” diye konuştu.

İste Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı Rus siyaset bilimci ve filozof Alexander Dugin’le gerçekleştirilen röportajın tam metni:

*Sayın Trump'ın göreve başlamasına neredeyse iki ay kaldı: Ukrayna savaşındaki gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?

Savaşın gidişatı açısından sadece konvansiyonel silahların kullanımını dikkate alırsak, zafer kaçınılmaz olarak Rusya'nın olacaktır. Bu zaferin yakın mı yoksa uzak mı olduğunu söyleyemesem de sahada açıkça görüldüğü üzere inisiyatifi yeniden ele geçirdik. Hem nitelik hem de nicelik açısından konvansiyonel silahların savaşın gidişatını temelden değiştirmeyeceği de ortada. Kursk'a yapılan saldırıya rağmen stratejik güç dengesi sabit kaldığı için bu durum, ABD seçimlerinden önce de açıktı.

Beyaz Saray'dan ayrılmak üzere olan Başkan Biden'ı, özellikle Trump'ın savaşı sona erdirme ve Ukrayna'ya barış getirme arzusunu ifade ettiği açıklamalarıyla birlikte, bu dengeyi bozmak için umutsuz girişimlere iten de bu. Trump'ın Ukrayna rejimine yönelik büyük yardım akışını durduracağına inanıyorum ve bunu umuyorum. Bu gerçekleşirse zafer çok yakında bizim olacak. Çünkü Ukrayna rejimi silahlanma alanında tamamen Batı'nın devasa yardımına bağımlı.

*Sayın Biden'ın Ukrayna'da uzun menzilli füzelerin kullanılmasına izin veren son kararı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu karar, göreve geldiğinde Sayın Trump'ı töhmet altında bırakmayı mı amaçlıyor?

Mesele de bu. Gerçek sebep bu. Gerçekte, Rusya topraklarını hedef alan saldırılar temel güç dengesini etkilemeyecek. Bu saldırılar, acılara ve kayıplara neden olabilir ama ilişkileri ya da büyük dengeleri değiştiremez. Bu hamlelerle ulaşılabilecek tek provokasyon Rusya'nın nükleer silahlarla karşılık vermesi olur.

Bu bağlamda ve bu acil koşullar altında, seçimden sonra görevde kalma şansını kaybeden Biden, Trump için zor koşullar yaratmaya ve Rusya ile savaşı sona erdirmesini zorlaştırmaya çalışıyor gibi görünüyor. Bu strateji, yeni ABD yönetimini utandırmayı ve onu dış politika ve uluslararası ilişkiler açısından zor bir duruma sokmayı amaçlıyor.

Umarım Başkan Putin kırmızı çizgileri aşmaktan kaçınacak kadar akıllı davranır ama bu kez Rusya'nın tepkisinin son derece tehlikeli olabileceğini düşünüyorum.

Biden'ın ABD’nin çıkarlarına aykırı hareket etmesi, herkesçe açıkça görülen şekilde bunaması ve sorumluluğunu üstlenebileceği kararlar alamaması nedeniyle tüm insanlığı büyük bir tehlikeye attığı için vatana ihanetle suçlanması gerektiğine inanıyorum. Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünü, sadece ABD'nin ulusal çıkarlarını riske atmakla kalmayıp aynı zamanda pervasız liberal yaklaşımlarıyla bir bütün olarak insanlığın geleceğini de tehdit eden bu ‘çılgın küreselciler’ grubundan hesap sormak için bir fırsat olarak görüyorum.

Umarım Başkan Putin kırmızı çizgileri aşmaktan kaçınacak kadar akıllı davranır

ama bu kez Rusya'nın tepkisinin son derece tehlikeli olabileceğini düşünüyorum. Avrupa başkentlerinin şu anda gerçek bir tehditle karşı karşıya olduğuna inanıyorum. Ukrayna'nın NATO üyelerinin desteğiyle Rusya topraklarına uzun menzilli füzelerle yapacağı yeni bir saldırı, Rusya’nın NATO'ya karşı nükleer bir karşılık verilmesine yol açabilir. Bu artık açık ve ciddi bir olasılık.

*Peki, sizce Sayın Putin nükleer silahları kademeli olarak kullanma tehdidini hayata geçirme konusunda gerçekten ciddi mi?

Ciddi olmanın da ötesinde… Rusya’nın nükleer doktrinini gözden geçirdiğine dair pratik kanıtlar sunarak Avrupa başkentlerine açık ve doğrudan bir mesaj verdi. Daha önce hiçbir hava savunma sisteminin karşı koyamayacağı hipersonik bir silaha sahip olduğumuzdan bahsettiğimizde bize inanmadılar. Oysa Avrupa'da ya da NATO üyesi bir ülkenin topraklarında herhangi bir yeri, herhangi bir engele takılmadan kolaylıkla hedef alabiliriz.

*Ancak Putin'in Batı'nın Ukrayna’da uzun menzilli füzeler konuşlandırılmasına verdiği agresif yanıtın, Trump'la bir barış anlaşmasına varma ihtimalini zayıflatabileceğini düşünmüyor musunuz?

İyi ama durumu kim agresifleştiriyor? Eğer Başkan Biden, Ukrayna’ya Rusya topraklarına uzun ve orta menzilli füzelerle saldırma izni verdiyse, bu başlı başına bir agresiflik değil mi? Bu kesinlikle saldırgan bir eylem. Eğer Sayın Trump, ülkesinin bize karşı ilan ettiği savaşta kendimizi savunma kabiliyetimizden endişe duyuyor ve bunu yapamayacağımızı düşünüyorsa, bu büyük bir talihsizlik olur. Ancak biz kesinlikle karşılık vereceğiz. Çünkü bu tür eylemlere müsamaha gösteremeyiz.

Batı'nın gerilimi tırmandırdığını ve aynı zamanda bizim karşılık verme hakkımızı reddettiğini düşünün. Batı'nın gerilimi tırmandırmasına izin veriliyor ama bizim bunu yapmamız yasak öyle mi? Bu kesinlikle kabul edilemez. Onlar gerilimi tırmandırırsa, biz de tırmandırırız. Onlar saldırırsa, biz de saldırırız.

Putin, nükleer silah kullanma konusunda çok ciddi. Rusya'nın nükleer doktrinini gözden geçirdiğinin pratik kanıtlarını sunmuştu. Bu da Avrupa başkentlerine açıktan ve doğrudan verilmiş bir mesajdır.

Öte yandan, eğer tepkimiz zayıf olursa, kendimizi Gazzelilerin ve Batı Şerialıların ya da Lübnan'daki Hizbullah'ın yaşadığına benzer bir durum içinde bulma riskiyle karşı karşıya kalırız. Böyle bir senaryoda bizi basitçe yok edecek ve ortadan kaldıracakları kesin. ABD'nin önemli bir müttefiki olan İsrail, karşılık veremedikleri için Gazze halkını fiilen yok etti. Filistinlilerin kendilerini savunacak silahları yoktu ve şimdi kendilerini savunma hakları bile ellerinden alındı ve bu da Filistinlilerin neredeyse soykırıma uğramasına yol açtı. Bu duruma düşmek istemiyoruz, bu yüzden gerekli ve uygun gördüğümüz en kısa sürede karşılık vereceğiz.

*Ancak bu savaşı 2022 yılında başlatan Rusya oldu. Putin'i eleştirenler, Putin'in Ukrayna'yı işgali olarak adlandırdıkları şey olmasaydı, bu senaryoya ulaşamayacağımızı söylüyorlar. Bu savaşı kim başlattı, Sayın Putin'in kendisi mi?

Hayır, bu savaş Sayın Biden, küreselciler ve Nazi benzeri bir hükümeti destekleyen ve onu bize karşı iten Demokratlar tarafından başlatıldı. Her şeyi bizi kışkırtmak amacıyla planladılar. Ukrayna’da (eski Kiev yönetimine atıfla) 2014 yılında darbeyi gerçekleştirdiler ve Ukrayna'yı bize karşı silahlandırmaya başladılar. Bu onların hatası ve sorumluluğuydu.

Trump görevdeyken özellikle Rusya yanlısı değildi, asla olmadı. Katı bir liderdi. Yine de çatışma dondurulmuştu. Minsk anlaşmaları mükemmel olmasa da bir şekilde devam ediyordu. Trump'la birlikte bir çözüm olasılığı vardı. Trump fırsatı, Biden ise kıyameti temsil ediyordu.

*Savaşın maliyetinin yıllık 100 milyar dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor. Bunları resmi istatistiklerden okuyorum, 2024 bütçesi askeri harcamalarda yüzde 70'lik bir artış gösteriyor. Savaş uzadıkça işler daha da zorlaşıyor. Demek istediğim: Bu savaş Rusya için sürdürülebilir mi?

Kesinlikle sürdürülebilir. Yaptırımlar uygulanırken ve ekonomimiz askeri sanayiye daha fazla odaklanırken kayda değer bir ekonomik büyümeye tanık olmamız gerçekten ilginç bir paradoks. Savaş ekonomisinin gerçekten de genel ekonomimizin ana itici gücü haline geldiğini fark etmeye başladık. Bu yaptırımlar olmasaydı, potansiyelimizin büyük bir kısmını kaybetmiş olurduk. Yaptırımlar Batı'ya olan aşırı bağımlılığımızı azaltarak ekonomimizi güçlendirdi. Yerli üretime ve sanayi sektörünün gelişimine yöneldik. Bu ise Rus ekonomisinde kayda değer bir büyümeye yol açtı.

xcsdfvergt
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi sırasında toplu fotoğraf çektirirken, 23 Ekim 2024 (AFP)

Bu eğilimlerle bir yandan ekonomimizin büyümesini sürdürürken, diğer yandan onlarca yıl savaşabiliriz. Halkımız arasındaki dayanışma güçleniyor ve moralimiz sürekli yükseliyor. Buna karşın Ukrayna, daha da harap oluyor ve tamamen Batı kaynaklarına bağımlı hale geliyor. Bağımsızlığından ya da egemenliğinden geriye hiçbir şey kalmadı, ekonomi ve finans sektörleri tamamen çöktü.

Bir büyüme evresindeyiz. Rusya ekonomisi savaş nedeniyle değil, yaptırımlar nedeniyle patlama yaşıyor. 1990'lı yıllarda ve belki de daha sonraki aşamalarda, Batı ile ekonomik ilişkilerimizin önemini abarttık. Ancak şimdi Küresel Güney'de yeni fırsatlar keşfediyoruz. Özellikle Suudi Arabistan, BAE, Türkiye, İran, Katar, Endonezya ve Pakistan gibi Müslüman ülkelerle yeni ittifaklar kuruyoruz. Rusya tarihinde ilk kez Müslüman dünyası bizim için gerçekten önemli. Aynı durum Hindistan, Çin, Afrika ve tabii ki Latin Amerika için de geçerli. Evet, Batı'yı kaybediyor olabiliriz ama dünyayı yeniden keşfediyoruz.

 



Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
TT

Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Uluslararası bir keşif gezisi, okyanus tabanının altındaki gizli tatlı su rezervlerini ilk kez kapsamlı bir şekilde belgeleyerek, çok az anlaşılan bir sisteme dair yeni bilgiler sundu.

Su, gezegenimizin yüzeyinin yaklaşık yüzde 70'ini oluştursa da aynı zamanda yeraltı su kaynaklarında da depolanıyor.

Birçok kıyı topluluğu, tatlı su ihtiyaçları için bu su kaynaklarına bağımlı.

Yeraltındaki su kaynaklarının, deniz tabanının altında tatlı, hafif tuzlu su bölgelerine doğru açık denize gittiği biliniyordu ancak bunlar şimdiye kadar neredeyse hiç keşfedilmemişti.

Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, deniz tabanının yaklaşık 200 metre altındaki bir bölgede tatlılaşmış suyu belgeledi ve örnekledi. New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından alınan çökelti örnekleri, ilk kez açık deniz tatlı su sistemlerinin varlığını doğruladı.

Araştırmacılar, bulguların dünyanın dört bir yanındaki benzer gizli su kaynaklarına daha fazla ışık tutabileceğini söyledi.

Devam eden çalışmalarda, bilim insanları, su kaynaklarını yerinde tutan ve su geçirmez tabakalar diye bilinen kumlu katmanlar da dahil olmak üzere, tortularda depolanan suyu örneklemeyi umuyorlar.

grthy
Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından tortu örnekleri aldı (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Colorado Maden Okulu'ndan jeolog Brandon Dugan, "Tatlılaşmış suyun hem denizel hem karasal tortularda, birden fazla tortu türünde bulunduğunu görmek bizi heyecanlandırdı" dedi.

Bu kadar farklı malzemelerdeki tatlı su, suyun hangi koşullarda buraya yerleştiğini anlamamıza yardımcı olacak.

Araştırmacılar, birçok kıyı bölgesinin tatlı su kaynakları için yeraltı suyuna bağımlı olması nedeniyle, bulguların toplum için büyük önem taşıdığını söylüyor.

ABD'nin kuzeydoğu kıyıları, açık deniz tatlı su rezervlerine sahip olduğu düşünülen en çok incelenen alanlardan biri. Tahminler, New Jersey ve Maine arasındaki Atlantik kıta kenarı boyunca yaklaşık 1300 kilometreküp depolanmış tatlı su olabileceğini gösteriyor.

ds67ı
Bilim insanları, tortu örneklerini renk ve yapı bakımından tanımlamak için Toprak Renk Şeması'nı kullanıyor (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Bunu daha iyi anlamak için, araştırmacılar New York'un her yıl 1,5 kilometreküp tatlı su, yani yaklaşık 1,5 trilyon litre kullandığını söylüyor.

Leicester Üniversitesi'nden sedimentolog Sarah Davies, "501 Seferi, başından beri yenilikçi oldu; okyanus sondaj topluluğu genelinde yeni araçlar, yeni yöntemler ve yeni işbirlikleri getirdi" dedi.

13 ülkeden yaklaşık 40 araştırmacının devam eden çalışmaları, besin maddelerinin dünyanın kıta sahanlığı tortularında nasıl döngüye girdiğini ve bu süreçlerin okyanus ekosistemlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya çıkarabilir.

Dr. Davies, "Karadaki çalışmalar bu ivmeyi sürdürüyor ve örnekler şimdiden heyecan verici bir hikaye ortaya koyuyor" dedi.

Independent Türkçe


NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
TT

NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)

NASA'nın Juno uzay aracı, Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni Jüpiter'in sanılandan biraz daha küçük ve basık olduğunu tespit etti.

Bir gaz devi olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor. 

Daha önce NASA'nın Pioneer ve Voyager görevlerinden elde edilen veriler, devasa gezegenin ekvatordaki çapının 142 bin 984 kilometre, bir kutbundan ötekine olan uzunluğunun da 133 bin 708 kilometre olduğunu gösteriyordu.

Ancak İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü'nden araştırmacılar bu ölçümlerin tam isabetli olmadığını belirledi.

NASA'nın aracı Juno, 2016'dan beri Jüpiter'in yörüngesinde. Görev süresi 2021'de uzatılınca rotası değiştirilen Juno, Dünya'dan bakıldığında Jüpiter'in arkasından geçişler yapmaya başladı.

Bu sayede gezegenin büyüklüğünü daha net bir şekilde hesaplamak mümkün oldu. Aracın, Jüpiter'in arkasından Dünya'ya gönderdiği radyo sinyallerinin Jüpiter'in arkasından geçerken bükülmesi ya da zayıflaması, gezegenin boyutunu ölçmeye yarıyor.

Juno'nun ham verilerini işlemek için gereken teknikleri geliştiren Maria Smirnova "Radyo sinyallerinin, Jüpiter'in atmosferinden geçerken nasıl büküldüğünü izledik. Böylece bu bilgileri Jüpiter'in sıcaklık ve yoğunluğuna ilişkin ayrıntılı haritalara dönüştürdük ve dev gezegenin şekli ve boyutuna ilişkin şimdiye kadarki en net resmi elde ettik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Nature Astronomy'de 2 Şubat Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre Jüpiter'in ekvatordaki çapı sanılandan 8 kilometre, kutupları arasındaki uzunluk da 24 kilometre daha küçük.

Çalışmanın yazarlarından Yohai Kaspi "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek" diyor. 

Jüpiter'in boyutu elbette değişmedi; değişen, onu ölçme yöntemimiz.

Devasa bir gezegen için birkaç kilometrelik bir farkın önem taşımayacağı düşünülebilir ancak bilim insanları durumun böyle olmadığını söylüyor.

Araştırmayı yöneten Eli Galanti, "Bu birkaç kilometre çok önemli" diyor. 

Yarıçaptaki küçük değişimle, Jüpiter'in iç yapısını gösteren modellerimiz hem kütleçekim verileriyle hem de atmosferik ölçümlerle çok daha iyi uyum sağladı.

Jüpiter, gaz devi gezegenleri anlamada bir standart sunduğu için bu veriler Güneş Sistemi'nin ötesindeki gaz devleri hakkında daha iyi bir fikir sahibi olmaya katkı sağlıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Space.com, NatureAstronomy


Gossip Girl yıldızından hayranları umutlandıran açıklama

38 yaşındaki Ed Westwick (sağda), Son Umut (Children of Men) ve Rambo'nun Oğlu (Son of Rambow) gibi yapımlardaki rolleriyle de tanınıyor (The CW)
38 yaşındaki Ed Westwick (sağda), Son Umut (Children of Men) ve Rambo'nun Oğlu (Son of Rambow) gibi yapımlardaki rolleriyle de tanınıyor (The CW)
TT

Gossip Girl yıldızından hayranları umutlandıran açıklama

38 yaşındaki Ed Westwick (sağda), Son Umut (Children of Men) ve Rambo'nun Oğlu (Son of Rambow) gibi yapımlardaki rolleriyle de tanınıyor (The CW)
38 yaşındaki Ed Westwick (sağda), Son Umut (Children of Men) ve Rambo'nun Oğlu (Son of Rambow) gibi yapımlardaki rolleriyle de tanınıyor (The CW)

Gossip Girl hayranları, Chuck Bass'in ikonik "Ben Chuck Bass" repliğini bir kez daha duyabilir mi? Bu ihtimal imkansız değil çünkü Ed Westwick, bir yan dizi gündeme gelirse karaktere yeniden hayat vermeye sıcak baktığını söyledi.

Kötü çocuk Chuck Bass'i canlandırmasıyla tanınan Ed Westwick'e, Hits Radio UK'e verdiği röportajda olası bir yan dizide rolüne dönüp dönmeyeceği soruldu. Westwick, karakterin zamanla Blair Waldorf'un sadık partnerine dönüşmesiyle dizinin en sevilen yüzlerinden biri olmuştu.

Oyuncu, "Chuck Bass'in şimdi nerede olduğunu görmek çok ilginç olurdu. Fakat herkesi yeniden bir araya getirmek gerçekten çok zor olur" dedi. Ardından da "Bu dünyada her şey mümkün. Evet, Chuck'ın bu aralar neler yaptığını bilmek harika olurdu, kesinlikle!" ifadelerini kullandı.

2007–2012'de 6 sezon süren Gossip Girl, Manhattan sosyetesinin içinde yaşayan zengin gençlerin skandallarla dolu hayatını izliyor, karakterlerin çıkarları için birbirlerini nasıl harcadığını anlatıyordu. 

Tüm bu kaos ise kimliği bilinmeyen acımasız bir blogger'ın anlatımıyla ekrana taşınıyordu. Dizinin oyuncu kadrosunda Westwick ve Meester'ın yanı sıra Blake Lively, Penn Badgley ve Chace Crawford gibi isimler de yer alıyordu.

Westwick, Hits Radio UK röportajında diziden en sevdiği sahneyi de anlattı. 

"En sevdiğim sahne, Empire State Binası'nın tepesinde olduğum sahneydi" diyen oyuncu, üçüncü sezon finalinde Chuck'ın Blair'ı binanın tepesinde beklediği anı hatırlattı: 

Empire State Binası'nın kimsenin giremediği ancak belki bir tamircinin falan girebildiği anten bölümünün içine tırmanmama izin vermişlerdi. Oraya çıkabilmek gerçekten çok havalıydı. Üzerimde bir smokin vardı.

Oyuncu sözlerini, "Bir sürü şey vardı, gerçekten çok eğlendik. Limuzinlerin arkasında geçen bazı sahneler de harikaydı. O dizinin parçası olduğum için çok şanslıyım" diyerek tamamladı.

Şu an için ilk Gossip Girl kadrosuyla bir yan dizi duyurulmuş değil. Öte yandan dizinin yeni oyuncu kadrosuyla çekilen yeniden çevrimi 2021–2023'te iki sezon sürmüştü. 

Ayrıca Deadline'ın dünkü haberine göre, dizinin ilham aldığı kitap serisinin yazarı Cecily von Ziegesar da Blair'ı merkeze alan ve ilk romanların 20 yıl sonrasında geçen bağımsız bir eser üzerinde çalışıyor.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Hits Radio UK, Deadline