İsrail-Hizbullah ateşkesine dair beş soru

Sınırlı saldırılar ateşkesten sonra da devam edebilir

Lübnan'ın güneyindeki Sayda şehrinde bir adam Lübnan bayrağı sallıyor, 27 Kasım 2024 (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Sayda şehrinde bir adam Lübnan bayrağı sallıyor, 27 Kasım 2024 (AFP)
TT

İsrail-Hizbullah ateşkesine dair beş soru

Lübnan'ın güneyindeki Sayda şehrinde bir adam Lübnan bayrağı sallıyor, 27 Kasım 2024 (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Sayda şehrinde bir adam Lübnan bayrağı sallıyor, 27 Kasım 2024 (AFP)

Daniel Byman

İsrail ve Hizbullah ateşkes anlaşmasına vararak on üç ayı aşkın süredir devam eden savaşa son verdi. Anlaşma salı günü ABD Başkanı Joe Biden tarafından duyuruldu ve yerel saatle 04.00’da yürürlüğe girdi.

Savaş, şimdiye kadar yaklaşık 4 bin Hizbullah üyesi ve Lübnanlı sivilin yanı sıra 100'den fazla İsrailli sivil ve askerin ölümüne neden oldu. Ayrıca yaklaşık 60 bin İsrailli ve 1,2 milyon Lübnanlı da yerlerinden edildi.

Ateşkes, Lübnan ordusunun İsrail ile Hizbullah arasında bir tampon görevi görmek üzere Lübnan'ın güneyinde konuşlandırılması fikrine dayanıyor. Ancak genel duruma ilişkin pek çok ayrıntı belirsizliğini koruyor.

İsrail Hizbullah'a ne kadar hasar verdi?

Hizbullah, Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e düzenlediği ve yaklaşık bin 200 İsraillinin ölümüne ve İsrail'in Gazze'de yıkıcı bir savaş başlatmasına yol açan acımasız saldırılarından bir gün sonra mücadeleye girdi.

Dünyanın en güçlü silahlı gruplarından biri olarak kabul edilen Hizbullah'ın savaşın başlarında yaklaşık 150 bin rokete ve füzeye, 30 bin daimî savaşçı ve 20 bin yedek askerden oluşan bir savaş gücüne sahip olduğu tahmin ediliyor. Hizbullah Lübnan genelinde geniş bir müstahkem mevki ağının yanı sıra son derece yetkin ve saygın bir askeri komuta kademesi tarafından destekleniyor. İsrail’in askeri üslerini, havaalanlarını ve kritik öneme sahip altyapıyı tam isabetle hedef almasını sağlayan bazı sistemlere sahip olan Hizbullah’ın İsrail’in yerleşim merkezlerine doğru büyük bir füze yağmuru başlatmak için büyük bir güdümsüz füze cephaneliği bulunuyor.

İran gözetiminde üst düzey askeri eğitim alan Hizbullah üyeleri, Suriye'de Beşşar Esed rejimini desteklemek için yıllarca savaşarak kapsamlı bir savaş deneyimi kazandılar.

Ancak İsrail geçtiğimiz yıl, Hizbullah'a karşı büyük hasara yol açan bazı saldırılar gerçekleştirerek örgütün gücünü önemli ölçüde zayıflattı. İsrail geçtiğimiz eylül ayında ustaca planlanmış bir istihbarat operasyonuyla Hizbullah tarafından kullanılan binlerce çağrı cihazı, telsiz ve dizüstü bilgisayara sabotaj saldırısı düzenleyerek çok sayıda Hizbullah üyesinin ölümüne ya da yaralanmasına neden oldu. Bu saldırının ardından İsrail, Hizbullah'ın karizmatik ve tecrübeli lideri Hasan Nasrallah'ın da aralarında bulunduğu üst düzey liderlerini ve diğer bazı önde gelen komutanlarını sistematik olarak hedef almaya başladı.

İsrail, Hizbullah’a karşı savaşının kapsamını, Hizbullah'ın sınırdaki saldırılarının durdurulmasını gerektiren yerinden edilen İsraillilerin evlerine geri dönmelerini sağlama sloganı altında genişletti.

İsrail, düzenlediği hava saldırılarıyla yüzlerce Hizbullah üyesini öldürdü. ABD’li ve İsrailli yetkililer, İsrail'in Hizbullah'ın roket ve füze cephaneliğinin yarısını imha ettiğini açıkladılar. İsrail'in Lübnan-İsrail sınırı boyunca düzenlediği kara operasyonlarında Hizbullah'a ait tüneller ve mevziler imha edildi.

Hizbullah halen İsrail'e füzeli saldırılar düzenleme kapasitesine sahip olsa da çatışma tek taraflıydı ve İsrail'in kayıpları Hizbullah'ınkilere kıyasla çok daha az oldu. İran destekli grup, lider kadrosunun içine düştüğü kaos ve itibarının büyük ölçüde zedelenmesi nedeniyle bir yıl öncesine kıyasla oldukça zayıf.

Hizbullah yeniden silahlanabilir mi?

Hizbullah’ın cephaneliğini yeniden oluşturmaya ve sistemlerinin kalitesini arttırmaya çalışacağına şüphe yok. İsrail ile Hizbullah arasında 2006 yılında yaşanan savaşın ardından İran, İsrail'e karşı hala kilit bir müttefik olarak gördüğü ve Tahran'ın diğer müttefiki Hamas'ın yıkımı arttıkça kendisi için önemi de artan Lübnanlı gruba önemli ölçüde maddi ve askeri destek sağladı.

x cvdf
Hizbullah'ın merhum lideri Hasan Nasrallah'ın Beyrut'un güney banliyölerinde uğradığı suikastın ardından Lübnan'ın özel kanalı NBN'de sergilenen siyah kurdeleli bir fotoğrafı, 28 Eylül 2024 (AFP)

İran, Hizbullah'a hassas güdümlü sistemler ve İsrail'e karşı daha etkili silahlar sağlamaya çalışabilir. Öte yandan Hizbullah, İsrail ile olası yeni bir çatışmadan duyduğu korku nedeniyle askeri yeteneklerini yeniden inşa etmeye hevesli. Ayrıca devlet içinde devlet olarak faaliyet göstermeye devam ettiği Lübnan'da en güçlü askeri güç olmak istiyor.

Rusya bu denklemde esrarengiz bir kart. Hizbullah ve Rusya, Suriye'de iş birliği yaptı. Rusya ve İran arasındaki ilişkiler, 2022 yılında Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaşın başlamasından bu yana güçlendi. İsrail, Hizbullah'ın elinde büyük miktarlarda Rus silahı bulmuş olsa da bu silahların çoğu uzun süredir Moskova tarafından desteklenen Suriye'den gelmiş olabilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Rusya, ABD karşıtı dış politikasının bir parçası olarak bu yardımın bir kısmının Lübnan'a ulaşabileceğini bilerek İran'a yaptığı yardımı arttırmaya karar verebilir.

İran vekilleri arasındaki kayıplara nasıl tepki verecek?

İsrail'in Hizbullah'ı hedef alan saldırıları İran'a da zarar veriyor. Tahran, Irak'taki milisler, Yemen’deki Husiler ve Ortadoğu'daki diğer radikal gruplar gibi başka silahlı gruplara destek sağlasa da Hizbullah en önde gelen vekili olmaya devam ediyor.

İran son aylarda İsrail ile doğrudan çatışmaya girdi. Bu çatışmalar tek taraflı yaşandı. İsrail hava savunma sistemleri İran'ın büyük füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını püskürtmeyi başardı. İsrail'in İran'ın hava savunma tesislerine ve diğer askeri hedeflerine yönelik nokta atışı saldırıları üstün kabiliyetlerini ortaya koydu.

İran’ın Hizbullah’a desteğini arttırmasının yanı sıra Yemen’deki Husilere de desteğini arttırabilir. Husiler Tahran'ın İsrail'le çatışmasındaki tek parlak noktası, zira İran son çatışmadan önce onlara eğitim ve silah desteği sağladı. Husilerin 7 Ekim'den sonra Hamas'la dayanışma içinde Kızıldeniz'deki gemilere saldırması İsrail, Mısır, ABD ve İran'ın diğer düşmanları için bir darbe oldu.

Ancak burada en önemli soru, İran'ın mevcut çatışmadaki kayıplarının, yeni gelen Trump yönetiminin düşmanca söylemleriyle birleştiğinde, onu nükleer silah geliştirmeye itip itmeyeceği sorusu. ABD tarafından temmuz ayında yayınlanan ve İran'ın uranyum stokunu arttırmaya, zenginleştirme kapasitesini yükseltmeye ve gelişmiş santrifüjler geliştirmeye, üretmeye ve çalıştırmaya devam ettiğini bildiren bir istihbarat raporuna göre Tahran bu hedefe çoktan yaklaşmış durumda. Tahran, bunu yapmaya karar vermesi halinde birden fazla tesiste hızla nükleer silah elde edebilecek düzeyde uranyum üretebilecek altyapıya ve uzmanlığa sahip.

İran, henüz kararını vermemiş olabilir, ama vekilini kaybetmesi ve füze caydırıcılığını elde edememesi, nihai bir caydırıcı silah geliştirme motivasyonunu güçlendiriyor. Bu durum, bu felaket senaryosunun gerçekleşmesini önlemek için İsrail ve ABD'nin öncülüğünde bir savaş olasılığını arttırıyor.

İsrailliler ve Lübnanlılar evlerine dönebilecek mi?

İsrail, Hizbullah'a karşı savaşı, yerinden edilmiş İsraillileri evlerine geri döndürme sloganı altında genişletti ki bu da Hizbullah'ın sınır saldırılarını durdurmayı gerektiriyor. Lübnanlı sivillerin de güney Lübnan'a dönebilmeleri ve orada hayatlarına devam edebilmeleri için Lübnan-İsrail sınırında istikrara ihtiyaçları var.

Lübnan ordusunun istikrarı sağlama kabiliyetinin şüpheli olduğu ve Hizbullah'ın askeri yeteneklerini yeniden elde etme girişimlerinde bulunmasının beklendiği göz önünde bulundurulduğunda İsrail, tehdit olarak gördüğü Hizbullah'ın silah sistemlerini ve depolarını hedef almaya devam edebilir.

Hem İsrailli hem de Lübnanlı sivillerin evlerine dönerken temkinli davranacaklarına şüphe yok. İstihbarat ve askeri alanda 7 Ekim'de yaşanan başarısızlıklar, İsrail'in etkinliğiyle bilinen istihbarat servisleri ve silahlı kuvvetlerinin güvenilirliğini zedeledi. Hizbullah'a yönelik operasyonlar bu güvenilirliğin bir kısmını geri getirmiş olsa da İsrailliler, hükümetin bu kez krizin kontrol altına alındığına dair verdiği sözlere şüpheyle yaklaşmaya devam edecektir. Zira korkularının tamamen yatışması için birkaç aylık sakinliğe ihtiyaçları var.

Güneyden ve Beyrut'ta Hizbullah'ın kontrolündeki bölgelerden ve ülkenin diğer bölgelerinden göç eden Lübnanlı siviller yeni bir savaş korkusu altında yaşıyor. Muhtemelen İsrail'in Hizbullah'ın güneye döndüğüne ya da güçlerini yeniden oluşturduğuna dair herhangi bir işareti bombardımanı yeniden başlatmak için gerekçe olarak göreceğinden endişe ediyorlar. Ayrıca, ateşkesin gerçekten devam edip etmeyeceğini görmek için beklerken güvenebilecekleri bir güvenlik ağı olmamasına rağmen birçoğu geri dönmekte isteksizler.

Savaş yeniden başlar mı?

Çok sayıda soru işareti olsa da ateşkesin devam edeceğine dair umut devam ediyor. İsraillilerin çoğu 2006 yılındaki Lübnan Savaşı’nda ordularının yetersiz performans gösterdiğine ve Hizbullah'ın yeni bir çatışma arayışına girebileceğini düşünüyordu. Ancak bu karamsarlığın yersiz olduğu ortaya çıktı. 2006 yılından sonra 7 Ekim saldırılarına kadar her iki taraf da ateşkese büyük ölçüde bağlı kaldı ve neredeyse 20 yıl boyunca barış sağlandı.

cxdvf
Lübnan’da İsrail ve Hizbullah arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından yerinden edilenler Beyrut'un güney banliyölerine geri dönüyor, 27 Kasım 2024 (Reuters)

Ancak Hizbullah bu kez çok daha ağır kayıplar verdi. İsrail'le çatışabilmek için güçlerini ve cephaneliğini yeniden toparlamak zorunda kaldı. Dahası, karşı istihbarattaki yıkıcı başarısızlıkları onu daha da temkinli olmaya zorlayacak, çünkü İsrail'in iletişim ağına sızabileceği ya da kendisini izleyebileceği ve kendisine karşı hassas saldırılar düzenleyebileceği endişesini taşımaya devam ediyor.

Birçok konu barışı kimin uygulayacağına ve ne kadar etkili olacağına bağlı. Basında yer alan haberler Lübnan ordusunun İsrail ve Hizbullah arasında bir tampon bölge olması planlanan Lübnan'ın güneyinde konuşlandırılacağına işaret ediyor. Ancak Lübnan ordu, Hizbullah'tan daha zayıf ve İsrail'in güvenliği için özellikle de kötü geçmişi göz önüne alındığında Lübnan ordusuna güvenmesi pek olası görünmüyor.

Lübnan ordusunun istikrarı sağlama kabiliyetinin şüpheli olduğu ve Hizbullah'ın kabiliyetlerini yeniden inşa etme girişimlerinin beklendiği göz önünde bulundurulduğunda, İsrail ateşkes anlaşması yapılmış olsa bile tehdit olarak gördüğü Hizbullah’ın silah sistemlerini ve silah depolarını hedef almaya devam edebilir. Bunun yanında Hizbullah'ı destekleyen İranlı askeri danışmanların yanı sıra Hizbullah'ın üst düzey isimlerine de saldırabilir.

İsrail 7 Ekim'den sonra konvansiyonel caydırıcılığa daha az inanır hale geldi. Düşmanlarını sürekli olarak zayıf durumda tutması gerektiğine daha fazla ikna oldu. Bu yüzden sınırlı saldırıları net bir mesaj göndermenin bir yolu olarak görebilir ve bu politika etkili olabilir. Ancak bu tür saldırılar her zaman gerilimin tırmanması ve savaşın yeniden başlaması riskini taşır.

*Bu makale Foreign Policy ortaklığında yayımlanmıştır.



İsrail Cumhurbaşkanı: Avustralya'daki Yahudi karşıtlığı 'korkutucu ve endişe verici'

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı: Avustralya'daki Yahudi karşıtlığı 'korkutucu ve endişe verici'

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)

Avustralya'yı ziyaret eden İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ülkedeki antisemitizmi “korkutucu” ve “endişe verici” olarak nitelendirirken, “barış isteyen sessiz çoğunluk Avustralyalılar”a da dikkat çekti.

Herzog, Sidney'deki Bondi Plajı'nda meydana gelen ölümcül silahlı saldırının kurbanlarına taziyelerini sunmak ve Yahudi topluluğunu teselli etmek için pazartesi günü Avustralya'ya dört günlük bir ziyaret başlattı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre bugün Melbourne'a (güneydoğu) gitmeden önce Seven TV'ye verdiği demeçte, 14 Aralık'ta 15 kişinin öldüğü saldırının ardından antisemitik nefret “dalgasının” zirveye ulaştığını söyledi.

Bunun “korkutucu ve endişe verici” olduğunu vurgulayan Herzog, “barış isteyen, Yahudi topluluğuna saygı duyan ve elbette İsrail ile diyalog kurmak isteyen sessiz bir Avustralya çoğunluğu da var” diye belirtti.

Pazartesi günü, Herzog'un Sidney'e gelişini protesto eden Filistin yanlısı göstericiler ve polis arasında çatışmalar çıktı.

AFP muhabiri, polisin göstericileri dağıtmak için biber gazı kullandığını ve yürüyüş önceden belirlenmiş rotadan sapmaya çalıştığında Fransız basın muhabirleri de dahil olmak üzere, gazetecilere göz yaşartıcı gaz atıldığını bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Melbourne'deki Flinders Street İstasyonu önünde İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ziyaretine karşı düzenlenen gösteri için toplanan protestocular (EPA)

AFP muhabiri, yürüyüşçüler ile polis arasında çıkan çatışmalarda en az 15 protestocunun gözaltına alındığını bildirdi.

Yürüyüş, Herzog'u Gazze Şeridi'nde “soykırım” yapmakla suçlayan ve Canberra'nın uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak soruşturulmasını talep eden Palestine Action grubu tarafından düzenlendi.

Avustralya'daki Yahudileri temsil eden ana kuruluş olan Avustralya Yahudileri Yürütme Konseyi ziyareti memnuniyetle karşılarken, Avustralya Yahudi Konseyi ziyareti reddetti ve İsrail cumhurbaşkanını, Gazze Şeridi'nin “süregelen yıkımından” sorumlu tuttu.

Görsel kaldırıldı.
Pazartesi günü, Sydney'de Herzog'un gelişini protesto eden Filistin yanlısı göstericiler ile polis arasında çatışmalar çıktı (EPA)

Bu arada ABC, Melbourne Üniversitesi'ndeki bir binaya “Herzog'a ölüm” yazısının yazıldığını bildirdi.

2025 yılında, bağımsız bir BM soruşturma komisyonu, İsrail'in 7 Ekim 2023'te Hamas'ın Yahudi devletine saldırmasının ardından patlak veren savaşın başlangıcından bu yana Gazze'de “soykırım” işlediğine karar verdi.

Birleşmiş Milletler adına konuşmayan komisyona göre, Herzog ve diğer İsrailli liderler Filistin topraklarında “soykırımı kışkırttı”, ancak İsrail bunu ‘kesinlikle’ reddetti, “önyargılı ve yanlış bir rapor” olarak kınadı.


Rusya adına casusluk yapan Ukraynalıların sayısı neden artıyor?

Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
TT

Rusya adına casusluk yapan Ukraynalıların sayısı neden artıyor?

Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)

Ukrayna’da bir papazın kızı Rus istihbaratına casusluk yapmaktan 15 yıl hapse mahkûm edildi

19 Temmuz 2024 günü öğleden kısa bir süre sonra, bir papazın kızı 19 yaşındaki Hristina Garkavenko, Ukrayna’nın doğusundaki Pokrovsk kentinde bulunan bir kiliseye geldi. Dindar olmasına rağmen bu kez kiliseye ibadet için gitmemişti.

Babasının burada görev yapması nedeniyle binayı iyi tanıyan genç kadın, ikinci kata çıkarak odalardan birine girdi. Perdelerle kapatılmış pencerede cep telefonunu canlı yayın kamerası olarak yerleştirdi ve cihazı, doğudaki cephe hatlarına gidip gelen Ukrayna askeri birlikleri ve araçlarının kullandığı yola doğru çevirdi. CNN’in aktardığına göre, görüntüler doğrudan Rus istihbaratına iletildi.

Ukraynalı savcılara göre Garkavenko’nun Rus istihbaratı adına yürüttüğü tek faaliyet bu değildi. Genç kadın yıl boyunca bir Rus ajanıyla temas halinde kalarak, stratejik öneme sahip Pokrovsk’taki Ukrayna askerleri ve askeri teçhizatın konumlarına ilişkin bilgiler aktardı.

Binlerce kişiden biri

Vatana ihanet suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırılan Garkavenko’nun, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) ve diğer Rus istihbarat birimleri tarafından ülkesi aleyhine casusluk yapmak üzere devşirildiği düşünülen binlerce Ukraynalıdan biri olduğu ifade edilidyor.

Ukrayna Güvenlik Servisi’ne (SBU) göre Rusya’nın Şubat 2022’de başlattığı kapsamlı işgalden bu yana 3 bin 800’den fazla vatana ihanet soruşturması açıldı. Bu davalarda bin 200’den fazla kişi suçlu bulunarak hüküm giydi.

Hüküm giyenler ortalama 12 ila 13 yıl arasında ceza alırken, bazı sanıklar müebbet hapisle cezalandırılıyor.

CNN’in ulaştığı FSB ise konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Şarku'l Avsat'ın CNN’den aktardığına göre Ukraynalı avukat ve uluslararası insancıl hukuk uzmanı Andriy Yakovliv yaptığı açıklamada, Kiev yönetiminin “adil yargılama için gerekli koşulları sağladığını” ve ülke mahkemelerinin genel olarak usul kurallarına uyduğunu belirtti. Yakovliv, savcılığın yeterli delil olmadan dava açmadığını ve mahkûm etmek üzere herhangi bir bahaneye başvurmadığını belirtti.

En yaygın ihanet türü

SBU’ya göre savaş döneminde en yaygın vatana ihanet türü, bilgilerin Rus istihbaratına sızdırılması.

SBU’nun açıklamasına göre “Cephe hattına yakın bölgelerde en sık, Ukrayna ordusunun hareketleri ve konuşlandığı yerler hakkında bilgi toplayıp bunları sızdıran ajanları yakalanıyor. Ukrayna’nın batı ve orta kesimlerinde ise askeri tesisler ve kritik altyapı hakkında bilgi toplanıyor, bunları sızdırıyor ve enerji santralleri, polis binaları ile demiryolu hatları yakınında sabotaj girişimlerinde bulunuluyor.”

Ukraynalılar neden casusluğu kabul ediyor?

CNN’nin haberine göre Rusya’nın devşirdiği Ukraynalılar farklı kesimlerden geliyor. Ukraynalı istihbarat yetkililerine göre ideolojik nedenlerle hareket edenlerin sayısı azalıyor. Casusluğu kabul edenlerin çoğu için temel motivasyon para.

SBU, Rus istihbaratının öncelikli olarak işsizler ya da uyuşturucu, alkol veya kumar bağımlılarını veya paraya acil ihtiyacı olan kişileri hedef aldığını belirtiyor.

SBU’da görevli bir karşı istihbarat yetkilisi CNN’e yaptığı açıklamada, Telegram kanallarının devşirmede kullanılan en yaygın araçlarından biri olduğunu söyledi. Yetkiliye göre Ruslar, “hızlı ve kolay kazanç” vaat eden ilanlar yayımlıyor ve görevleri kademeli olarak veriyor.

Yetkili, ilk aşamada oldukça basit olan görevler verildiğini belirtiyor, “Örneğin kahve satın almak ve kafedeki fişi fotoğraflamak gibi. Bunun karşılığında para banka kartına yatırılıyor ve devşirme süreci adım adım ilerliyor. Daha sonra demiryolu hatları boyunca kamera yerleştirmek, askeri tesisleri görüntülemek gibi daha hassas görevler veriliyor” dedi.  

Yetkili ayrıca, kişinin bir aşamada iş birliğini reddetmesi durumunda Rus ajanların şantaja başvurduğunu ve önceki yazışmaları SBU’ya iletmekle tehdit ettiğini belirterek, “O noktadan sonra geri dönüş imkanı kalmıyor” değerlendirmesinde bulundu.


Nobel Komitesi, Nergis Muhammedi'nin İran'da tutuklanmasını ve "kötü muameleye" maruz kalmasını kınadı

Nergis Muhammedi (AFP)
Nergis Muhammedi (AFP)
TT

Nobel Komitesi, Nergis Muhammedi'nin İran'da tutuklanmasını ve "kötü muameleye" maruz kalmasını kınadı

Nergis Muhammedi (AFP)
Nergis Muhammedi (AFP)

Nobel Komitesi dün, 2023 Nobel Barış Ödülü sahibi Nergis Muhammedi'nin aralık ayında İran'da tutuklanmasından derin endişe duyduğunu ve sağlık durumunun kötüye gittiğini belirtti.

53 yaşındaki İranlı insan hakları aktivisti, 12 Aralık'ta kuzeydoğudaki Meşhed kentinde, ölü bulunan bir avukatın anma töreninde konuşma yaptıktan sonra diğer aktivistlerle birlikte gözaltına alınmıştı.

Komite yaptığı açıklamada, “Norveç Nobel Komitesi, Nergis Muhammedi'nin hayatını tehdit eden şiddetli tutuklama ve devam eden fiziksel istismara ilişkin güvenilir haberlerden derin endişe duymaktadır” denildi. Açıklamada, tıbbi bakım alabilmesi için derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması çağrısı yinelendi.

Tutuklanmasından üç gün sonra yaptığı ilk telefon görüşmesinde Muhammedi, İran güvenlik güçlerinin kendisini “İsrail hükümetiyle iş birliği yapmakla” suçladığını söyledi.

Muhammedi’nin eşi Taki Rahmani, Meşhed'deki savcının Nergis'in kardeşine, Nergis'in şehir istihbarat servisi tarafından gözaltında tutulduğunu ve tutuklanmadan önce katıldığı “töreni yönetmek” suçlamasıyla da yargılandığını bildirdiğini söyledi.

İran'ın en önde gelen insan hakları savunucularından biri olan Nergis Muhammedi, son yirmi yılın çoğunu aktivistleri ve siyasi muhalifleri barındırmasıyla tanınan Tahran'daki Evin Hapishanesi'nde geçirdi. Aralık 2024'te geçici olarak serbest bırakıldıktan sonra yeniden tutuklandı.

Son tutuklanması, kısmen Kasım 2021'de “rejime karşı propaganda” ve “devlet güvenliğine karşı komplo” suçlamalarıyla 13 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmasından kaynaklanıyor.