Halep Savaşı başladı: Peki neden şimdi?

Suriyeli tarafların ve dış güçlerin tutumu ne?

Halep-Şam yolunda ele geçirilen Suriye ordusuna ait bir tankın üzerindeki iki muhalif grup üyesi, 20 Kasım (AFP)
Halep-Şam yolunda ele geçirilen Suriye ordusuna ait bir tankın üzerindeki iki muhalif grup üyesi, 20 Kasım (AFP)
TT

Halep Savaşı başladı: Peki neden şimdi?

Halep-Şam yolunda ele geçirilen Suriye ordusuna ait bir tankın üzerindeki iki muhalif grup üyesi, 20 Kasım (AFP)
Halep-Şam yolunda ele geçirilen Suriye ordusuna ait bir tankın üzerindeki iki muhalif grup üyesi, 20 Kasım (AFP)

İbrahim Hamidi

Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ)  ve Türkiye'nin desteklediği muhalif gruplar  Lübnan'da ateşkesin başlaması ve İran ile Hizbullah'ın ateşkes anlaşması metninde tavizler vermesinin ardından Suriye'nin kuzeybatısında ani bir saldırı başlatarak Halep şehrinin merkezine kadar ulaştı. Böylece Suriye’de ‘üç devlet’ arasındaki temas hatlarında yaklaşık beş yıllık bir sürenin ardından ilk kez bir değişiklik yaşandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump'ın göreve başlamasına kısa bir süre kala İran ve Hizbullah'ın Suriye'deki nüfuzunun zayıflamasından ve Rusya'nın Ukrayna savaşıyla meşgul olmasından faydalanarak daha önce Dağlık Karabağ ve Libya'da yaptığı gibi yeni gerçeklikler dayatmak istiyor gibi görünüyor.

Muhalif gruplar, savaş hazırlıklarının birkaç ay sürdüğünü, eğitimli ve gelişmiş silahlarla donatılmış yaklaşık 50 bin unsurunun (80 bin yedek asker) çatışmalara katıldığını ve Suriye'nin en büyük ikinci şehri olan Halep'e girmeden önce batısındaki Suriye ordusunun 46’ncı Alayı ve diğer birliklerine ait mevzilerden ek silahlar ele geçirdiklerini söyledi.

Bu savaş neden şimdi başlatıldı? Suriyeli tarafların ve dış güçlerin tutumu ne?

1- ‘Üç devlet’: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 2020 yılının mart ayında İdlib’de ateşkesi istikrara kavuşturmak üzere mutabakata varmalarından bu yana ABD, Türkiye ve Rusya arasında Fırat'ın doğusundaki hatların çizilmesine yönelik benzer mutabakatların yapılmasından aylar sonra, Suriye fiilen üç nüfuz alanına bölündü. Birincisi, 185 bin kilometrekare yüzölçümü bulunan Suriye'nin yaklaşık 65'ini oluşturan ve Rusya ile İran'ın desteğiyle hükümet tarafından kontrol edilen alan. İkinci alan ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyonun desteğiyle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol ediliyor ve Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 25’ini kapsıyor. Suriye'nin kuzeyi ve kuzeybatısında yer alan üçüncü alan ise HTŞ ve Türkiye destekli muhalif gruplar tarafından kontrol ediliyor.

Çatışmalar ve hava saldırıları olsa da ‘üç devlet’ arasındaki temas hatları sabit kaldı.

2- Türkiye'nin rolü: Ankara, bir yandan Suriyeli muhalif gruplara askeri ve istihbarat alanlarında destek sağlarken diğer yandan ülkenin kuzeyindeki bölgelerde konuşlu askerleri, askeri karakolları, araçları ve altyapısı mevcut. Bu yüzden Suriyeli muhaliflerin ‘Saldırganlığın Caydırılması’ adı verdikleri bu operasyon Ankara'nın onayı olmadan gerçekleşemezdi.

Ankara'nın tutumunu bilenler, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın askeri operasyonu destekleyerek, Türk ordusunu Suriye'den çekileceğini taahhüt etmeden kendisiyle görüşmeyi reddeden Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed üzerinde baskı kurmak, SDG'yi kuşatmak ve İran'ın zayıflığından ve Hizbullah'ın geri çekilmesinden faydalanmak istediğini değerlendiriyorlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2016 yılı sonlarında Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir anlaşma yaparak Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki PKK destekli oluşumun parçalaması karşılığında Suriye hükümet güçlerinin Halep'in doğu mahallelerini geri almasına izin verdi. O tarihten bu yana Halep, Suriye ordusu tarafından kontrol ediliyordu.

Dışişleri Bakanlığı tarafından cuma günü yapılan açıklamada ‘son günlerde yaşanan çatışmaların bölgedeki gerginliğin istenmeyen şekilde artmasına sebep olduğu’ belirtildi. Ankara, muhaliflerin kontrolündeki İdlib'e yönelik son saldırıların çatışmasızlık anlaşmalarının ruhuna zarar verdiğine ve uygulanmasını engellediğine dair uyardı.

Halep'e yönelik saldırı, Esed'in İran'la arasına kısmen mesafe koymaya karar verdiği ve İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşta, Hizbullah ile Lübnan’da yürüttüğü savaşta ve Tahran ile arasındaki savaşta açıkça tarafsız bir duruş sergilediği inancının hakim olduğu bir dönemde gerçekleşti.

3- Rusya: Öte yandan Rusya ordusu HTŞ ve muhalif grupların mevzilerine hava saldırıları düzenlemekte geç kaldı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov cuma günü yaptığı açıklamada, Halep'teki durumu ‘Suriye'nin egemenliğinin ihlali’ olarak nitelendirdi. Peskov ülkesinin ‘Suriye hükümetinin bölgede düzeni yeniden tesis etmesini ve anayasal düzeni yeniden kurmasını’ desteklediğini ifade etti.

dcfgthy
Halep'in dış mahallelerinde silahlı muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım (AFP)

Rusya'nın müdahale geç kalmasına ilişkin açıklamalar, Putin’in Erdoğan'la görüşmeyi kabul etmesi için Esad'a baskı yapmak istemesinden, Rusya'nın Ukrayna savaşıyla meşgul olmasına ve paralı asker grubu Wagner’in çok sayıda üyesinin Ukrayna’daki ana savaşa gönderilmesine kadar uzanıyor. Rus savaş uçaklarının cumartesi günü Şam'da yoğun hava saldırılarına başlayacağına dair bazı beklentiler söz konusu.

4- İran: HTŞ ve muhalif gruplar Halep'in batı kırsalında İran destekli milislerin ve örgütlerin karargâhına baskın düzenleyerek rütbeli bir Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) mensubunu öldürdü.

Halep'e yönelik saldırı, Esed'in İran'la arasına kısmen mesafe koymaya karar verdiği ve İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşta, Hizbullah ile Lübnan’da yürüttüğü savaşta ve Tahran ile arasındaki savaşta açıkça tarafsız bir duruş sergilediği inancının hakim olduğu bir dönemde gerçekleşti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Suriyeli mevkidaşı Bessam Sabbag ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ‘İran'ın terörle mücadelesinde Suriye hükümetine, ulusuna ve ordusuna desteğinin devam edeceğini’ vurguladı. Arakçi, Suriye'de sahada yaşanan gelişmeleri ‘İsrail'in direniş ekseni karşısındaki başarısızlıklarının ve yenilgilerinin ardından bölgede güvenliği ve istikrarı bozmaya yönelik bir ABD-Siyonist yapı planı’ olarak nitelendirmişti.

Iraklı silahlı grupların ve İran destekli milis güçlerin, HTŞ'nin saldırılarını püskürtmek için Halep kırsalına gitmeye hazırlandığı bildirildi. Tahran ‘Halep Savaşı’nı Suriye'deki askeri varlığının önemini vurgulamak için kullanabilir.

5- İsrail: İsrail, 9 Kasım'da İran desteli milislerin ve Hizbullah’ın İdlib kırsalındaki mevzilerini bombaladı. Suriye'deki çatışmaların başlamasından bu yana ilk kez böyle bir saldırı gerçekleştiren İsrail, son yıllarda İran ve Hizbullah Suriye'deki mevzilerine yüzlerce saldırı düzenledi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Lübnan ile ateşkese varılmasından sonra yaptığı açıklamada “Esed ateşle oynadığını bilmeli” ifadelerini kullandı. Tel Aviv, Şam'ın Hizbullah'a silah transferini durdurmasını istiyor.

SDG yetkilileri, 2019 yılı sonlarında bazı birliklerini bölgelerinden çeken Trump'ın yeniden başkan seçilmesinin Türkiye yanlısı güçlerin saldırılarına yol açmasından duydukları endişeyi dile getirdiler.

6- Şam: Suriye ordusundan takviye birlikler Halep şehrine ulaştı. Bazıları 50 bin kadar askerin takviye güç olarak gönderildiğinden bahsediyor. Şam yanlıları ordunun Halep saldırısını bahane ederek şehri geri almak ve Suriye'nin kuzeybatısında muhaliflerin kontrolündeki bölgelere ilerlemek için hava destekli geniş çaplı bir saldırı başlatacağını söylüyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Direktörü (SOHR) Rami Abdurrahman'a göre Suriye ordusu bu saldırıya hiç hazırlıklı değildi. Rusya’nın hava desteğine rağmen Suriye ordusunun aldığı ağır darbeler karşısında şoka uğradığı değerlendirmesinde bulunan Abdurrahman, “Şu an Lübnan'da savaşan Hizbullah'a mı güveniyorlardı?” diye sordu.

Şam'da hükümet güçlerinin Halep'i savunmak için neden savaşmadığı sorusu gündeme geldi. Muhalifler bunun ‘ülkenin ikinci büyük şehrini teslim etmek olacağını’ söylüyor.

zxcvfbg
Halep'in güney kırsalındaki Han Asel hattında Suriye ordusuna ait kullanılmaz hale gelmiş askeri bir araç ve yanında duran bir adam, 29 Kasım (AFP)

7- SDG: SDG yetkilileri, 2019 yılı sonlarında bazı birliklerini bölgelerinden çeken Trump'ın yeniden başkan seçilmesinin Türkiye yanlısı güçlerin saldırılarına yol açmasından duydukları endişeyi dile getirdiler. Zira Trump ve Erdoğan arasında aynı senaryonun tekrarlanmasından korkuyorlar. Halep'in merkezinde SDG'nin kontrolündeki eş-Şebha ve Şeyh Maksud mahallelerinden çekilmeye dair bazı sinyaller var. Ayrıca İran destekli milislere ev sahipliği yapan Nubul ve ez-Zehra bölgelerinde de ilerleme kaydettiklerine dair haberler geliyor.

HTŞ'ye ve Türkiye'ye düşman olan SDG yönetimi bu konuda net bir tavır ortaya koymadı. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre SDG, Türkiye’nin Fırat'ın doğusunda askeri operasyonlar düzenlenmesinden endişe ederken muhalif gruplar Halep kırsalında SDG'nin kontrolündeki bölgeleri kuşatmış durumda.

Muhalif grupların saldırısının zamanlamasının, Halep'e ulaşma hızı ve Suriye hükümetine bağlı güçlerin geri çekilmesi açısından şaşırtıcı olduğuna şüphe yok. Aynı zamanda Şam'ın Moskova ve Tahran ile birlikte Suriye'nin ikinci büyük şehrini geri almak için çaba sarf edeceği ve bunun çok büyük insani kayıplara yol açacağı da kesin.

Öyleyse Putin ve Erdoğan arasında varılan mutabakat teyit edilerek ‘temas hatları’ 28 Kasım öncesine dönecek mi, yoksa bölgesel ve uluslararası gelişmeler nedeniyle Suriye yeni bir askeri gerçeklikle karşı karşıya mı kalacak?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.