Halep Savaşı: Yeni bir bölgesel çatışmaya ve 'Musul tuzağına’ karşı yapılan uyarılar

Türkiye'nin siyasi tutumu, özellikle de savaşın boyutu açısından net değil.

Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel bölgesinde, Halep-Şam karayolu üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bir posterinin yanından geçen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım
Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel bölgesinde, Halep-Şam karayolu üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bir posterinin yanından geçen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım
TT

Halep Savaşı: Yeni bir bölgesel çatışmaya ve 'Musul tuzağına’ karşı yapılan uyarılar

Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel bölgesinde, Halep-Şam karayolu üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bir posterinin yanından geçen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım
Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel bölgesinde, Halep-Şam karayolu üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bir posterinin yanından geçen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım

Rustem Mahmud

İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinden birkaç saat sonra Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgeleri askeri olarak kontrol eden Suriyeli silahlı muhalif gruplar, Halep şehrinin batı kırsalına ani bir saldırı başlattı. Muhalifler, iki günden kısa bir süre içinde şehrin batı eteklerine ulaşmayı ve bazı çevre mahallelerin kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Ayrıca ülkenin doğusunu batısına bağlayan stratejik M4 karayolunu kapattıktan sonra Haleplilerden diğer mahalleleri terk etmelerini istedi. Halep ve Şam arasındaki stratejik öneme sahip Han el-Asel hattında onlarca köy ve beldeyi kontrol altına aldıktan sonra Suriye ordusu ve çoğu İran desteli milislerden oluşan gruplar tarafından ortak olarak kullanılan birçok askeri üssü ve istihbarat merkezini de ele geçirdi.

Operasyonda ‘Saldırganlığı Caydırma’ adı veren gruplar arasında ağırlıklı olarak Nusra Cephesi'nin omurgasını oluşturan Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) çatısı altındaki ‘radikal İslamcı’ örgütlerle Halep ilinin kuzeyinde Fırat Nehri ile Afrin arasındaki bölgeyi kontrol eden Türkiye yanlısı onlarca grup yer alıyor. HTŞ’ye bağlı tugaylar, Halep’in batı kırsalına saldırırken, Türkiye yanlısı gruplar da Halep ilinin kuzeydoğusunda yer alan ve 2015 yılına kadar kontrol ettikleri Marea beldesine saldırdı.

Gelen bilgiler, Saldırganlığı Caydırma Operasyonu hazırlıklarının geçtiğimiz eylül ayından beri devam ettiğini ve İsrail'in Lübnan'a saldırısı nedeniyle ertelendiğine işaret ediyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) eylül ayı sonlarında Suriye rejiminin saldırının zamanlamasını İsrail saldırısıyla ilişkilendirerek istismar edebileceği, bunun da Suriye rejimine Suriye içinden, İran’dan, bölgeden ve Müslüman ülkelerden sempatiyle gelecek bir tepkiye yol açabileceği uyarısında bulunarak HTŞ’ye müdahale etti ve konuyu İran ve vekillerinin Lübnan’da ve Suriye'de askeri bir yenilgi almasından sonraki aşamaya bırakmayı seçti.

İran'ın zayıflaması

Yeni savaş, Suriye meselesine ve coğrafyasına müdahil olanları, başta İsrail, İran ve Türkiye'yi ve bir dereceye kadar Irak’ı ve Ürdün'ü etkileyen bölgesel değişikliklerin ardından patlak verdi. Geçtiğimiz aylarda Gazze Şeridi’ndeki ve Lübnan'daki savaşın yanı sıra İsrail ve İran arasındaki karşılıklı saldırılar gibi olağanüstü olayların baskısı altında pozisyonlarda ve güç dengelerinde değişiklikler yaşandı. Donald Trump'ın ABD başkanlık seçimlerindeki zaferinin yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasında bir görüşmenin gerçekleşmesi için Rusya'nın arabuluculuğunun başarısız olması, Esed'in Ürdün/Arap girişiminin gereklerini yerine getirmemesi ve Suriye dosyasında hiç kimsenin artık arabuluculuğa soyunmaması gibi siyasi gerçekler de söz konusu.

Hizbullah üyelerinin birkaç ay önce çatışmanın yaşandığı bölgeden geri çekilmesiyle Suriye rejiminin çatışma bölgesindeki askeri savunmasının hızla çökmesi dikkati çekti.

Gözlemciler Suriyeli muhalif grupların saldırısını büyük ölçüde İsrail ile İran arasında süregelen ve tüm bölgeye yayılan ve öngörülebilir gelecekte de yayılması beklenen çatışmaya bağlıyor. İsrail, Lübnan'da ateşkesin yürürlüğe girmesine birkaç saat kala Lübnan ile Suriye arasındaki tüm sınır kapılarını bombaladı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Esed’i, İran'ın Hizbullah'ı yeniden silahlandırmasına yardım etmesine karşı tehdit etti. Netanyahu, televizyonda yayınlanan konuşmasında “İsrail, Suriye'yi ve Lübnan'la olan sınır kapılarını bombalayarak silahların Suriye üzerinden Lübnan'a girmesini engelleyebilir. Beşşar Esed ateşle oynadığını anlamalı” ifadelerini kullandı.

x scd
Halep'teki bazı mahallelerin muhalif gruplar tarafından ele geçirilmesini kutlayan İdlib şehrindeki gençler ve muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım (AFP)

Birçokları İsrail'in ileriki süreçte Suriye'deki durumu İran'ın nüfuzunu ve askeri varlığını ortadan kaldıracak şekilde düzenlemek ve Suriye rejimi üzerinde sonraki aşamalarda ‘cephelerin ayrılması’ dayatmalarına uymaması halinde kullanılmak üzere açık baskı aracı haline getirmek için bir ‘planı’ olduğuna inanıyor. Yetkililerinin açıklamalarına göre Suriye'nin İsrail’in Gazze Şeridi’nde ve Lübnan’da yürüttüğü savaşlarda ‘tarafsız’ kalması İsrail için yeterli değil ve Suriye rejiminin, İran ve Hizbullah arasında köprü olmaya tamamen son vermesi gerekiyor.

Hizbullah üyelerinin yanı sıra İran destekli bir grubun ya da onların himayesi altındakilerin birkaç ay önce çatışmanın yaşandığı bölgeden geri çekilmesiyle Suriye rejiminin çatışma bölgesindeki askeri savunmasının hızla çökmesi dikkati çekti.Çatışmaların yaşandığı bölge son derece karmaşık, milliyetçi ve mezhepçi eğilimlere sahip bir yer olmasına rağmen kolayca ele geçirildi. Başta Eşrefiye ve Şeyh Maksud olmak üzere Halep şehrinin kuzey mahallelerin nüfusu ağırlıklı olarak Kürtlerden oluşuyor ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol ediliyor. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSÖY) ‘eş-Şehba bölgesi’ olarak adlandırdığı ve şu an HTŞ’nin kontrolünde olan bölgelerle temas hattında olan Tel Rıfat ve Şeyh Hadid bölgelerinin kuzey kırsalı da  SDG’nin kontrolünde.

Şu an sahada yaşananlar, 2014 yazında Musul şehri ve çevresinde yaşananlara benziyor. O yaz Irak'ın neredeyse üçte biri, çok az bir direnişle birkaç gün içinde terör örgütü DEAŞ’ın eline geçmişti.

Halep’in kuzeybatısında, Şii nüfusun çoğunlukta olduğu Nubul ve ez-Zehra beldeleri yıllarca İran'ın doğrudan kontrolündeydi. 2012-2017 yılları arasında uzun soluklu bir kuşatma altında kalan bu beldeler 2017 baharında buram buram mezhepçilik kokan ‘Dört Şehir Anlaşması’ kapsamına dahil oldu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, resmi açıklamalarında saldırıları ‘İsrail’in Lübnan’daki ve Filistin'deki yenilgisinin ardından ABD-Siyonist planı’ diyerek kınadıktan ve Suriyeli mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde ülkesinin Suriye hükümetini desteklediğini açıkladıktan sonra ülkesinin bu çatışmayla bağlantısının sinyallerini açıkça verdi.

“Musul tuzağı”

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Al-Sharq Stratejik Düşünce Kurulu’ndan Hayri Derviş yaptığı değerlendirmede Halep’teki bu yeni gerçeklerin İran ve Suriye rejiminin ‘Musul tuzağının’ işlevsel bir tekrarı olma ihtimaline dair düşüncelerini dile getirdi.

Derviş, değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Suriye rejiminin ve İranlı destekçilerinin savunmalarının kırılganlığı konusunda inanılmaz bir nokta var. Nasıl birkaç saat gibi kısa bir zamanda çökebildiler ve uzun yıllar süren kanlı savaşlar sırasında kazandıklarını kaybedebildiler? İran destekli grupların askeri yapısını etkileyen bazı zayıflıklar olsa bile bu hızlı çöküş, bunun çok ötesinde bir olay. Çatışan iki taraf arasındaki askeri dengede bazı değişikliklerin ötesine geçen bir plan olduğuna dair şüpheler uyandırıyor. Halep büyüklüğünde, üç milyondan fazla insanın yaşadığı ve olağanüstü bir kültürel, ekonomik ve siyasi ağırlığa sahip büyük bir şehir, sadece askeri dengesizlik nedeniyle düşemez. Bu şehir, Rusya’nın 2015 yılındaki müdahalesinden önce, Suriye rejiminin sahadaki zayıflığının ayyuka çıktığı dönemde onlarca silahlı gruba yıllarca geçit vermemiş bir şehir.”

Derviş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dolayısıyla mevcut olaylar, on yılı aşkın bir süre önce meydana gelen biri güvenlik diğeri siyasi iki büyük sahneden ayrı tutulamaz. Şu an sahada yaşananlar, 2014 yazında Musul şehri ve çevresinde yaşananlara benziyor. O yaz Irak'ın neredeyse üçte biri, çok az bir direnişle birkaç gün içinde terör örgütü DEAŞ’ın eline geçmişti. Ancak daha sonra, Irak ordusunun şehirden derhal çekilmesi yönünde ani ve sebebi anlaşılmaz bir emir aldığını ve geride DEAŞ'ın yıllar boyu süren sonraki savaşlarında kullandığı milyarlarca dolar değerinde silah ve mühimmat bıraktığını kanıtlayan bilgiler ortaya çıktı. Mevcut tablo, Musul'un DEAŞ’ın eline geçmesiyle Irak'ta iktidardaki siyasi sistemin ve İran'ın elde ettiği büyük siyasi kazanımlardan ayrı tutulamaz. Bu olay, Arap Baharı sonrasında Irak siyasi sistemi üzerindeki siyasi baskıyı sona erdirdi. Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) aracılığıyla paralel bir siyasi/askeri sistem inşa edildi ve İran ile ABD arasında geniş bir iş birliği alanı açıldı. Tüm bu nedenlerle, Halep'teki son gelişmeler Musul'dakilere benzetiliyor. Böylece hem Suriye rejimi için arzu edilen siyasi çözüme ilişkin her türlü utanç ortadan kaldırılacak hem de başta ABD de dahil olmak üzere İran’ın Suriye topraklarından çıkmasını isteyen Batılı güçler, özelde Suriye'de genelde ise tüm bölgede yeniden İran'a ihtiyaç duyacak. Musul senaryosu, Halep gibi büyük bir şehrin yok edilmesi pahasına da olsa büyük olasılıkla gerçekleşecek.”

Türkiye'nin siyasi tutumu, özellikle de savaşın boyutu açısından net değil.

Irak’ın eski Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda ülkesinin bu durumun tekrarlanabileceği ve Irak'a sıçrayabileceği yönündeki korkularına atıfta bulunarak “Ahrar'uş Şam Hareketi, Suriye Nusra Cephesi ve Suriye'nin kuzeyindeki Halep ve İdlib'de ittifak halinde olan diğer silahlı ve radikal gruplar Halep ve kırsalına yönelik planlı bir saldırı başlattı. Zamanlama oldukça manidar. Aynı ideolojik gruplar terör örgütü DEAŞ'ın kuluçka merkeziydi. Bu ortamda serpildiler, Musul ve Rakka'yı işgal ettiler ve ulusal ve uluslararası bir tehdit haline geldiler. Irak hükümetinin bu grupların sınırlarımıza ve topraklarımıza ulaşmasını engellemek için önleyici ve caydırıcı tedbirler alması gerekiyor” diye yazdı.

Türkiye’nin baskı kartı

Mevcut savaşın her ayrıntısı, Türkiye'nin ülkenin kuzeybatısındaki Suriyeli silahlı gruplar kartını siyasi olarak kullanmasından, özellikle de Şam ile normalleşme sürecinden ayrı tutulamaz. Türkiye'nin görüşme ve uzlaşma çağrılarını dinlemeyen Suriye rejimi, meseleyi Türk askerlerinin Suriye topraklarından çekilmesine ya da en azından bunun için bir takvim belirlenmesine bağlamış durumda.

Bazı gözlemcilerin ‘Türkiye'nin ateşle pazarlığı’ olarak nitelendirdiği mevcut savaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suriye Devlat Başkanı Esed ile görüşmek için aylardır sürdürdüğü girişimlerin ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in bu amaçla giriştiği arabuluculuğun başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından patlak verdi. Suriye'de sahadaki ve siyasi durumdaki durgunluk, milyonlarca Suriyeli mülteciyi Türkiye'de barındıran ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki KDSÖY’nin nüfuzunu arttıran bu döngüyü kırmak için her yolu deneyen Türkiye'nin ve özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın lehine olmadı.

xcvfbg
Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel hattında Halep-Şam karayolunda ilerleyen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım (AFP)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önceki siyasi tutumlarının ve saha şartlarının çoğunu terk ettikten ve net bir takvim olmasa da Türk askerlerini Suriye’den çekme sözü verdikten sonra bile Esed ile görüşebilmek için ortak bir zemin bulamadı. Bu yüzden mevcut savaş, özellikle de muhalifler Halep şehrinin tamamını ya da büyük bir bölümünü ele geçirmeyi başarırsa, Erdoğan'ın elinde Suriye rejimi üzerinde hem fiziksel hem de siyasi baskı kurmak için güçlü bir baskı kartı olacak gibi görünüyor. Elbette bu kart, Suriye'nin kuzeydoğusunda, özellikle de Fırat Nehri'nin batısında yer alan ve SDG tarafından kontrol edilen Münbiç ve eş-Şehba bölgelerindeki KDSÖY’ne baskı yapmak için de kullanılabilir.

Türkiye'nin bu savaştaki varlığı ve rolü, Rusya-Ukrayna savaşının bir parçası olarak Ukrayna'nın Suriye dosyasına müdahil olduğuna dair benzer bilgilerin işaret ettiklerinden de ayrı görülemez. SOHR'un o dönemdeki bir haberine göre onlarca Ukraynalı subay aylar önce İdlib’in güneydoğu bölgelerine girerek HTŞ üyelerini, son savaşta kullanılan kamikaze insansız hava araçlarının (İHA) üretimi ve kullanımı konusunda, Türkiye’nin siyaset ve istihbarat makamları tarafından açıkça izin verilmeden eğitmiş olamaz. Al Majalla’ya konuşan bazı özel kaynaklar HTŞ'nin elinde bu İHA'lardan 2 bin 500'den fazla bulunduğunu ve bunları sadece Suriye rejimi ve müttefikleri karşı saldırıya geçtiğinde kullanacağını söylediler.

Türkiye'nin siyasi tutumu, özellikle de savaşın boyutu açısından net değil. Savaşın başlamasından günler sonra Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, “İdlib'e yönelik son dönemdeki saldırıların, Astana mutabakatlarının ruhuna ve işleyişine zarar verecek boyuta ulaştığı ve ciddi sivil kayıplara yol açtığı konusunda gerekli uyarıları çeşitli uluslararası platformlarda yapmıştık” denildi. Ancak bu savaş sısnırlı bir noktaya kadar ulaşabilir. Çünkü hedefi, Halep şehrinin içini değil, ‘eski çatışmasızlık bölgesini’ ya da diğer adıyla ‘Putin-Erdoğan bölgesi’ olarak bilinen bölgeyi, yani Serakib şehri sınırları ile Şam-Halep karayolunu yeniden ele geçirmek.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.