Esed’in düşüşü: Nasıl başladı, nasıl bitti?

Yanına kimseyi almadı, kimseye veda etmedi ve kimseyi savunmadı

Silahlı grupların bölgeyi kontrol altına almasının ardından Hama’nın dış mahallelerinde bulunan Siyasi Güvenlik Şubesi'ne ait bir tesiste Beşşar Esed'in çerçevesi kırılmış bir fotoğrafı, 7 Aralık 2024 (AFP)
Silahlı grupların bölgeyi kontrol altına almasının ardından Hama’nın dış mahallelerinde bulunan Siyasi Güvenlik Şubesi'ne ait bir tesiste Beşşar Esed'in çerçevesi kırılmış bir fotoğrafı, 7 Aralık 2024 (AFP)
TT

Esed’in düşüşü: Nasıl başladı, nasıl bitti?

Silahlı grupların bölgeyi kontrol altına almasının ardından Hama’nın dış mahallelerinde bulunan Siyasi Güvenlik Şubesi'ne ait bir tesiste Beşşar Esed'in çerçevesi kırılmış bir fotoğrafı, 7 Aralık 2024 (AFP)
Silahlı grupların bölgeyi kontrol altına almasının ardından Hama’nın dış mahallelerinde bulunan Siyasi Güvenlik Şubesi'ne ait bir tesiste Beşşar Esed'in çerçevesi kırılmış bir fotoğrafı, 7 Aralık 2024 (AFP)

Sami Mubayyed

Suriye’nin eski Devlet Başkanı Hafız Esed'in 2000 yılındaki cenaze törenine katılan tüm yabancı ülkelerin aynı zamanda dolaylı da olsa oğlu Beşşar Esed'in halefliğini kutsadıklarını söylesek yanlış olmaz.

Beşşar'ı devlet başkanı olmadan önce Elysee Sarayı'nda ağırlayan dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve yine dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright da cenazeye katılanlar arasındaydı. Albright'ın cenazeye katılımı dönemin ABD Başkanı Bill Clinton yönetiminin Beşşar'a bir lütfu olarak görülmüştü.

Bazıları Suriye’nin yeni Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Londra'da eğitim gördüğü ve hayatı boyunca İngiltere'de yaşamış ve Humuslu saygın bir Sünni aileden gelen Esma el-Ahras ile evlendiği için Batı'ya yakın olduğunu söyledi. Beşşar’ın iktidarı önce Paris'i, ardından Kraliçe 2. Elizabeth tarafından kabul edildiği Londra'yı ziyaretiyle başladı. Ayrıca Suriye’de başkalarına açılma ve Baas Partisi'nin sosyalist çizgideki mirasından kurtulma arzusunu yansıtan birtakım icraatlarda bulundu.

Daha önce sahip olan kişi tarafından öldürülen iyi politikalar

İçeri cephede Esed, dünyaca ünlü Suriyeli karikatürist Ali Ferzat'ın 2000 yılında, Baas Partisi'nin 1963 yılında iktidara gelmesinden sonra ilk özel yayın olan Dumari isimli mizah dergisini kurmasına izin verdi. Ardından dergiyi kendisine ya da devlet başkanlığı makamına hakaret ettiği için değil, eski Başbakan Muhammed Mustafa Miro'yu eleştirdiği gerekçesiyle kapattı. Bununla verdiği mesaj açıktı; ‘Esed'in Suriye'sinde eleştiri yasaktı’. Daha sonra özel üniversitelerin kurulmasına izin veren Esed, sonrasında bu üniversitelerin çalışmalarını idari olarak kısıtladı. İktidardaki Baas Partisi’nin kollarından biri olan Suriyeli Öğrenciler Ulusal Birliği'ne boyun eğerek özel üniversitelere ağır vergiler getirdi.

Ardından 2001 yılında ‘Şam Baharı’ yaşandı. Şam Baharı, ‘rejim değişikliği’ yerine ‘reformun’ tartışıldığı entelektüel bir forumdu. Ancak Beşşar Esed, buna, forumu düzenleyenlerin, katılanların ve hakkında sempatiyle yazılar yazanların çoğunu tutuklayarak karşılık verdi.

ABD’deki 11 Eylül 2001 olayları Esed'e Washington ile iyi ilişkiler kurması için altın bir fırsat sundu. Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın Suriye’deki faaliyetleri hakkında FBI'a doğru istihbarat sağlarken bu fırsatı iyi değerlendirecek gibi görünüyordu.

Esed'in en bariz özelliği, son güne kadar süren iktidarı boyunca ülkenin yasama organında yaşanan kaosa ve çelişkili kararlar almasına neden olacak şekilde aldığı her faydalı karardan geri adım atmasıydı. İster yargı, ister eğitim, ister basın alanında olsun gerçek bir reformun rejiminin yapısına darbe vuracağını ve rejimi yıkacağını biliyordu. Çünkü özgür bir basın, tarafsız bir yargı ve sağlam bir eğitim rejimi yıkar.

Dış politikadaki çelişkiler

Dış cephede ise Esed bir dönem Avrupa ve ABD arasında, bir dönem de Arap ülkeleri ve İran arasında bocaladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, (Erdoğan başbakan iken) ilk müttefiki ve yakın dostuydu, ta ki 2011 yılında politikaları onları ayırana kadar. Bunun ardından Esed’in karşısında ye alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, birkaç gün önce ona son darbeyi vurdu.

Esed ayrıca Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat gibi babasının gergin ve çetrefilli bir ilişki içinde olduğu kişilerle de dostane ilişkiler kurmaya çalıştı. Irak üzerindeki kuşatmanın kaldırılmasına yardımcı olması için dönemin Başbakanı Muhammed Mustafa Miro'yu Bağdat'a gönderdi. Filistinlilerin 28 Eylül 2000 tarihinde İkinci İntifada’yı başlatması, ona kendisini ilk Arap davası olan Filistin'e bağlı bir Arap milliyetçisi olarak sunma fırsatı verdi. İntifadaya verdiği destek Hamas ve Hizbullah ile ilişkilerini güçlendirdi. O günden sonra İran'a da yakınlaştı. Ancak İran'la olan ilişkisi o zamanlar bağımlılık değil, dostluk ilişkisiydi. Bu ilişkiyi kendisini sözde ‘direniş ekseni’ içinde ılımlı bir unsur olarak sunmak için kullandı. Örneğin, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinden sonra Irak'ta tutulan yabancı rehinelerin serbest bırakılması için Iraklı gruplara müdahale etti. Ardından 2007 yılında İran karasularında tutulan 15 İngiliz denizcinin serbest bırakılması için yeniden devreye girdi.

XScdfv
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, Esed’i Tahran'da kabul etti, 30 Mayıs 2024 (AFP)

Ancak üstlendiği bu ılımlı rol bile ikna edici olmadı. Suriye, ABD’nin çıkarlarını hedef almaları için cihatçıların Irak'taki ‘Sünni direnişine’ katılmasını kolaylaştırıyordu. Suriye devlet medyası ve güdümlü haber ajansları, İsrail ile diplomatik ilişkileri olan tüm ülkeleri eleştirmede babası Hafız Esed dönemindeki politikayı izledi. Ancak Katar’ın kurucu Emiri Şeyh Hamad bin Casim Al Sani ile şahsi dostluğu nedeniyle Katar bunun dışında tutuldu. Bir yandan da Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan-ı Müslimin) yerden yere vurulup ‘şeytanın kardeşleri’ olarak tanımlanıyordu. Ancak 2011 yılındaki halk gösterileri başlayana kadar Hamas'a kapılarını açtı. Türkiye'nin arabuluculuğunda İsrail ile 2008 yılında ciddi müzakerelere girme fırsatı bulduğunda, Hamas, Hizbullah ile birlikte sürecin neredeyse ilk kurbanlarından biri oluyordu.

11 Eylül olayları

İşgal altındaki Filistin topraklarında 2000 yılında başlayan İkinci İntifadanın ardından, 11 Eylül 2001 olayları Esed için dönemin Başkanı George W. Bush yönetimindeki ABD ile iyi ilişkiler kurmak için altın bir fırsat oldu. Çoğu 1970'li yıllarım sonu ve 1980'li yılların başında Baas Partisi’nin baskılarından kaçarak El Kaide'ye katılan Suriyeli Müslüman Kardeşler Teşkilatı üyelerinin faaliyetleri hakkında Federal Soruşturma Bürosu’na (FBI) doğru istihbarat sağlarken bu fırsatı iyi değerlendirecek gibi görünüyordu.

Hasan Nasrallah ile yakın ilişkilere sahip olan Esed'in Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri ile ilişkileri ise çok gergindi. Esed, Hariri’den hoşlanmıyordu, çünkü Hariri, Esed'i pazarlıkçı, dalavereci ve dürüst olmayan siyasi bir haydut olarak görüyordu.

ABD Dışişleri Bakanlığının eski Suriye Direktörü Richard Erdman'a göre bu doğru istihbarat sağlama hamlesi işe yaradı ve “Suriye’nin iş birliğiyle Amerikalıların hayatı kurtarıldı”. Ancak bu iş birliği, Esed'in 2001 yılının ekim ayında Afganistan’da El Kaide'ye karşı savaşa katılmayı reddetmesi ve birkaç gün sonra Suriye'yi ziyaret eden İngiltere Başbakanı Tony Blair'e küçümseyici bir şekilde davranması nedeniyle kısa sürdü.

Irak ile ilişkiler

Babasından Irak’a açıklık politikasını miras alan ve bunu 2000-2002 yılları arasındaki ablukayı kırma girişimleriyle geliştiren, ardından da 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgalini reddeden Beşşar Esed’in bölge politikasında Irak'ın önemli bir yeri vardı. Her ne kadar Irak'a direnişçi göndermiş olsa da Baasçı rejimlerinin yakınlığı nedeniyle pek çok kişi onu Saddam Hüseyin'e benzetti. Ancak Saddam döneminde Şam'a sık sık giden ya da Şam'da ikamet eden Irak’ın eski başbakanları İbrahim Caferi ve Nuri el-Maliki ile İslami Dava Partisi ve İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nden diğer Şii politikacıları destekleyen İran'a bağlı yeni rejimden büyük fayda sağladı.

xsdcvf
Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ve Esed, 2007 (AFP)

Mehdi Ordusu'ndan Bedir Milisleri'ne kadar Sünni ve Baasçı isimleri ortadan kaldırmak için milis gruplar kuran İran, bu milisleri Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi), Nuceba Hareketi ve Hizbullah Tugayları gibi farklı isimler altında eğitti, silahlandırdı ve Suriye’deki savaşta kullandı. Bu milis gruplar, 2014 yılında DEAŞ ortaya çıktığında Beşşar Esed'le ortak bir düşman edinmiş oldu. Ancak kasım ayının sonlarındaki son savaşında Esed’i desteklemek amacıyla bu kez müdahil olmadılar. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, bu yılın ortalarında Esed ve Erdoğan arasında arabuluculuk yapmayı teklif etti, ancak Esed bu teklifi reddetti.

Hizbullah ile ilişkiler

Hasan Nasrallah ile yakın ilişkilere sahip olan Esed'in Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri ile ilişkileri ise çok gergindi. Esed, Hariri’den hoşlanmıyordu, çünkü Hariri, Esed'i pazarlıkçı, dalavereci ve dürüst olmayan siyasi bir haydut olarak görüyordu. Hariri’nin sık sık “Hafız Esed bizimle görüşürdü. Biz de mutlu ve memnun ayrılırdık. Hepimizi kucaklardı. Ama bu genç adam bunu yapamaz” dediği aktarıldı.

Ardından Esed ve Hariri arasında Hizbullah'ın desteklediği Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Lahud'un görev süresinin uzatılması konusunda bir tartışma yaşandı. Hariri, Lahud’un görev süresinin uzatılmasını reddetti ve onun Lübnan toplumunun demokratik ve siyasi yapısıyla bağdaşmayan bir asker olduğunu söyledi. Ancak Esed, Hariri’yi öldürmekle tehdit etti ve Suriye’nin Lübnan'daki İstihbarat Birimi’nin şefi Rüstem Gazali'ye de onu tehdit etmesi, hakaret etmesi ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Suriye güçlerinin Lübnan'dan çekilmesini öngören 1559 sayılı kararının uygulanmasını engellemekle suçlaması talimatını verdi. Ardından 14 Şubat'ta bu tehdit gerçeğe dönüştü ve Refik Hariri Beyrut’un merkezinde meydana gelen büyük bir patlamada öldürüldü. Hizbullah ve Suriye bu suça karışmakla suçlandı.

Beşşar Esed karşıtı halk protestoları 15 Mart 2011 tarihinde patlak verdiğinde, bazıları ‘reformist’ Devlet Başkanı’nın yolsuzluğa ve Baas Partisi'ne karşı babasının 1970 yılında hamlesine benzer yeni bir reformcu harekete öncülük edeceğini düşünüyordu.

zxs
Devrik Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve Hizbullah'ın merhum lideri Hasan Nasrallah ile 2010 yılında Şam'da (AFP)

Uluslararası bir soruşturma komitesi kuruldu ve 2020 yılında Hasan Nasrallah'ın iadesini reddettiği bir Hizbullah üyesi hakkındaki kararını verdi. Hariri suikastının bir diğer kurbanı da 12 Ekim 2005 tarihinde ‘intihar eden’ ve Alman Savcı Detlev Mehlis tarafından yapılan soruşturmadan sonra bizzat Esed tarafından ‘katledildiği’ söylenen Suriye İçişleri Bakanı ve Suriye'nin Lübnan'daki eski İstihbarat Birimi Şefi Gazi Kenan'dı. Gazi Kenan, Suriye’nin en etkili ve güçlü Alevi subaylarından biriydi. Suriye'de bir askeri darbe olsaydı, bunu gerçekleştirecek adaylardan biri olarak görülüyordu. Ancak o da öldürüldü, tıpkı 2012 yılında Suriye devriminin başlarında öldürülen, ülkede Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yapmış olan Beşşar Esed'in eniştesi Asıf Şevket gibi. Şevket’in ‘silahlı terörist gruplar’ tarafından öldürüldüğü öne sürüldü.

Suriye devrimi

Beşşar Esed karşıtı halk protestoları 15 Mart 2011 tarihinde patlak verdiğinde, bazıları ‘reformist’ Devlet Başkanı’nın yolsuzluğa ve Baas Partisi'ne karşı babasının 1970 yılındaki hamlesine benzer yeni bir reformcu harekete öncülük edeceğini düşünüyordu. Esed’in “Adam kayırma, ihmal, rüşvet, yolsuzluk ve kuzenim Rami Mahluf'un Suriye ekonomisine hakim olması konularında sizin yanınızdayım ve en az sizin kadar incindim” demesini bekliyorlardı. Esed, protestoların başlamasından sonra Suriye Halk Meclisi'nde ilk konuşmasını yapmak için 2011 yılının Mart ayı sonlarına kadar bekledi. Esed, protestocuları sakinleştirmek ve o zamanlar ‘rejimin düşmesi’ talebinin ye almadığı taleplerini karşılamak yerine, onları ‘ajanlar’ ve hatta ‘virüsler’ diyerek küçümsedi. Milislerinin protestocuları bastırmasına izin verdi ve meseleyi binlerce protestocunun işkence altında öldüğü güvenlik birimlerine devretti. Protestolar tırmanıp şehirler birer birer düşmeye başlayınca önce Hizbullah'tan, sonra İranlı mezhepçi milislerden ve son olarak da 2015 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den askeri destek istedi. Hepsi de anında yanıt verdi ve Esed'i dokuz yıl boyunca askeri ve siyasi olarak ayakta tuttu. Rusya ordusu Şam kırsalını, antik Palmira kentini, Halep'i, Deyrizor'u ve Dera'yı onun için geri aldı. Buna karşılık Putin onu Erdoğan'la ciddi bir siyasi diyaloğa girmeye ikna etmeye çalıştı, fakat bunu reddetti. Suriyeli muhaliflerle diyalog kurmasını istedi, ona da “hayır” dedi.

Ülkesini terk edişindeki en çarpıcı olan noktaysa şüpheli sessizliği ve halkına hiçbir şey söylemeden ve kendisini biraz olsun kurtarabilecek şekilde iktidarı devretmeden Şam'dan ayrılmasıydı. Yanına kimseyi almadı, kimseye veda etmedi ve kimseyi savunmadı.

Rusya'nın desteği sadece askeri meselelerle sınırlıydı. Ekonomik konulara müdahale etmediği gibi rejime elektrik ya da petrol de sağlamıyordu. Buna karşın İran askeri ve ekonomik ayrıcalıklar talep etti ama Esed hiçbir şey vermedi. Bunun üzerine İran ona sırtını döndü ve tıpkı Lübnan’daki son savaşta Hizbullah'ı terk ettiği gibi onu da terk etti. İran, tıpkı Rusya gibi onu desteklemek için asker göndermeyi reddetti. Bu da Esed'in düşüşünü ve 7 aralığı 8 aralığa bağlayan gece ülkeden kaçışını hızlandırdı. Halkının elektriksiz ve yakıtsız yaşaması, şehirlerinin her gece İsrail tarafından bombalanması ve geçimini sağlayanların bile servetlerinin ve geçim kaynaklarının yağmalanmasına alışmış görünüyordu. Bütün bunlara daha da izin verilebilirdi.

sxcdf
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed’i Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda kabul etti, 24 Temmuz 2024 (AFP)

Ülkesini terk edişindeki en çarpıcı olan noktaysa şüpheli sessizliği ve halkına hiçbir şey söylemeden ve kendisini biraz olsun kurtarabilecek şekilde iktidarı devretmeden Şam'dan ayrılmasıydı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Esed Şam’dan ayrılırken yanına kimseyi almadı. Kimseye veda etmeyen Esed kimseyi de savunmadı. Ülkelerinden benzer şekilde ayrılmak zorunda kalan başka yöneticilerle karşılaştırabilir, Esed’in ülkesinden çıkışını 1952 yılında Kral Faruk'un başına gelenlerle kıyaslayabiliriz. Kral Faruk, askeri üniformayla ayrılmayı ve Hür Subayların en yüksek rütbelisi olan askerin (General Muhammed Necib) kendisini selamlayarak yolcu etmesini şart koşmuştu. Ayrıca istifa mektubunun Mısır ve Sudan Kralı'na yakışır şekilde resmi bir kâğıda yazılmasında ısrar etti. Bu ayrıntıların hiçbiri Esed'ın aklına gelmedi. Suriye'yi ve kendisi için ya da kendisi yüzünden ölenleri hiçe sayarak gecenin karanlığında hızla ülkeyi terk etmeyi tercih etti.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.