Suriye'deki gelişmeler Rusya'nın çıkarlarını nasıl etkiliyor?

Moskova Hmeymim Üssü’ndeki teçhizatı tahliye ediyor ve askeri varlığının geleceği konusunda diyaloğa hazırlanıyor

Hmeymim Üssü’nün dışında bir Rus askeri aracı (Reuters)
Hmeymim Üssü’nün dışında bir Rus askeri aracı (Reuters)
TT

Suriye'deki gelişmeler Rusya'nın çıkarlarını nasıl etkiliyor?

Hmeymim Üssü’nün dışında bir Rus askeri aracı (Reuters)
Hmeymim Üssü’nün dışında bir Rus askeri aracı (Reuters)

Suriye'de rejimin çöktüğü ve muhaliflerin ülkenin kontrolünü ele geçirdiği geceden bu yana Rus çevrelerinde en sık sorulan soru Moskova'nın ülkedeki askeri varlığının geleceği oldu. Dün (Cumartesi) Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim Hava Üssü’nden teçhizatın çekilmeye başlandığına dair haberler, Rus kaynakların Şam'daki yeni yönetimle bir anlaşmaya varılamaması halinde Moskova'nın Suriye topraklarından tamamen çekilmeye hazır olduğu yönündeki güvenceleriyle aynı zamana denk geldi. Ancak Rus uzmanlara göre bu çekilmenin Rusya'nın bölgedeki çıkarları açısından önemli sonuçları olacak.

Çekilmenin başlangıcı

Şarku’l Avsat'ın dün görüştüğü Rus kaynaklar, Hmeymim Üssü’ndeki askeri teçhizat ve teknolojilerin önemli bir kısmının geri çekilmeye başlandığına dair Batı medyasında yer alan bilgileri doğruladı, ancak bu gelişmenin şu anda üssün boşaltılması ve Suriye'deki askeri varlığın tamamen sona erdirilmesi anlamına gelmediğine dikkat çekti. Kaynaklar bu tedbiri, riskleri en aza indirmek ve ülkedeki yeni yetkililerle gelecekte yapılacak görüşmelere hazırlık olarak bu aşamada ihtiyaç duyulmayan teçhizatın geri çekilmesiyle ilişkilendirdi.

cukı
Lazkiye'deki Hmeymim Üssü’ne inmeye hazırlanan bir Rus kargo uçağı (Reuters)

Rus Hava Kuvvetleri’ne ait İlyuşin 76 askeri kargo uçağının dün Hmeymim Üssü’ne indiği bildirildi. Bazı platformlar uçaklardan birinin Rus bayrağı taşıdığını gösteren fotoğraflar yayınladı.

Rusya Savunma Bakanlığı kargo uçaklarının görevine ilişkin detayları açıklamasa da, açıklanmayan ekipmanlar yükledikleri biliniyor.

Bu hamle, Moskova'nın üssü hava saldırılarına karşı korumak üzere konuşlandırdığı S-400 füze sistemlerini söktüğüne ve helikopterler ile diğer araçları da nakil hazırlıkları için topladığına dair haberlerin hemen ardından geldi. Bu hamleler, Moskova'nın Suriye'deki çeşitli konuşlanma alanlarından birlik ve teçhizatını çekmesi ve nihai olarak ülkeden çekilmeye hazırlanmak üzere hava üssüne nakletmesiyle aynı zamana denk geldi.

Eldeki verilere göre Suriye'deki Rus güçleri, son gelişmelerin ardından kendilerini bazı bölgelerde militan gruplar tarafından kuşatılmış halde bulan çok sayıda Rus askeri personelinin tahliyesi için Suriye Kurtuluş Hükümeti temsilcileriyle anlaşmaya vardı. Bu bağlamda, son iki gün içerisinde internette Humus bölgesinde çekilen ve 100'den fazla Rus askeri aracından oluşan bir konvoyun batıya doğru ilerlediğini gösteren videolar yayınlandı.

vfthryj
Rusya Devlet Balkanı Vladimir Putin ve Suriye’nin devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Temmuz 2024'te Moskova'daki görüşmesinden (Sputnik - Reuters)

Ancak bu hamleler Suriye'den askerlerin tamamen çekilmesine yönelik nihai bir karar anlamına gelmiyor. Aksine, Suriye'de bulunan ve sayıları Savunma Bakanlığı tarafından resmi olarak açıklanmayan Rus güçlerinin güvenliğinin sağlanmasına yönelik geçici anlaşmaların ve Rus üslerinin güvenliğinin korunacağına ve bunlara yönelik saldırılara izin verilmeyeceğine dair garantilerin bir parçası gibi görünüyor.

Mutabakat ayrıca Rus üslerinin güvenliğinin korunması ve bu üslere yönelik saldırılara izin verilmeyeceğine dair garantileri de içeriyor.

Kalıcı bir varlık mı?

Bu bağlamda Moskova, Kremlin'in daha önce bu konunun ülkeyi istikrara kavuşturacak yetkililerle görüşülmek üzere ertelendiğine dair verdiği güvenceye rağmen, Suriye'deki askeri varlığının gelecekteki statüsünü belirlemek üzere son iki günde yoğun bir faaliyet başlattı. Medya organları Rusya'nın Suriye'deki yeni yönetimle ülkedeki iki hayati askeri üssünü muhafaza etme konusunda bir anlaşmaya varmaya ‘çok yakın’ olduğunu bildirdi. Ancak Rusya Savunma Bakanlığı bunu doğrulamadı.

Hmeymim'deki Rus hava üssü 26 Ağustos 2015 tarihinde imzalanan ve Rus askeri varlığının 49 yıl süreyle kalmasını ve bu sürenin karşılıklı rıza ile uzatılabilmesini öngören bir anlaşmaya dayanarak kurulmuştu. O tarihten bu yana üs, Rus hava kuvvetlerinin sadece Suriye'deki değil tüm bölgedeki hareketleri için kilit bir merkez haline geldi.

Diğer yandan Tartus Deniz Üssü, 1971 yılında Beşşar'ın babası Hafız Esed ile Sovyetler Birliği arasında Tartus Limanı’nda yapılan bir anlaşmayla kuruldu. Yıllarca Rus Donanması için yakıt ikmali, bakım ve lojistik merkezi olarak hizmet verdi. Ancak Aralık 2017'de imzalanan yeni bir anlaşmanın ardından tamamen modernize edildi ve dev gemileri ve savaş gemilerini alabilecek genişlikte bir rıhtım inşa edilerek Moskova'nın Akdeniz bölgesindeki tek kalıcı üssü haline getirildi.

xscv
Rus fırkateyni Amiral Grigorovich'in cuma günü Tartus Deniz Üssü önündeki uydu görüntüsü (Maxar Technologies - Reuters)

Rus askeri yetkililer daha önce, Hmeymim ve Tartus üslerinin misyonlarının, özellikle bu ülkede ateşkes sağlandıktan sonra, Suriye'nin çok ötesine geçtiğini ve Akdeniz ve Kuzey Afrika'daki Rus askeri hareketleri için geniş stratejik işlevlere sahip olduğunu söylemişlerdi. Bu durum, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in geçmişte birden fazla kez ülkesinin ‘ihtiyaç duyulması halinde bu varlığı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmeye hazır olduğunu’ ima etmesine rağmen, Moskova'nın, Rusya'nın bu bölgedeki varlığını kalıcı hale getirecek nihai anlaşmalara varılmasına verdiği önemin derecesini yansıtıyor.

Her ne kadar şu anda, özellikle de Batı ile tırmanan çatışmalar ışığında, Rusya'nın Suriye'deki varlığının stratejik askeri boyutuna odaklanılsa da Moskova'daki uzmanlar, Rusya'nın çekilmesi halinde bunun sonuçlarının Kremlin ve diğer birçok taraf için çok önemli olan dosyaları etkileyebileceğini savunuyor.

Dünya Ekonomi ve Siyaset Bilimi Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nde kıdemli araştırmacı olan Nikolay Kozhanov'a göre Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşmesi pek çok ülkeyi enerji nakil yollarını yeniden yapılandırma konusunda düşünmeye zorlayacak.

xc svfbg
Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim Üssü’nde bulunan büyük bir Rus Antonov 124 kargo uçağının uydu görüntüsü (Maxar Technologies - Reuters)

Kozhanov, Suriye'deki gelişmelerle ilgili tüm ekonomik unsurlar arasında Moskova için en hassas olanın ‘Afrika'daki Rus varlığını sürdürmek için yeni yollar bulma ihtiyacı’ olduğunu söyledi. Kozhanov, “Gerçek şu ki Hmeymim üzerinden sivil ve askeri-teknik nitelikte mal akışı oldu. Dahası, öncelikle Kuzey ve Orta Afrika'dan ve daha spesifik olarak Libya, Mali, Nijer, Mali, Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nden bahsediyoruz” ifadelerini kullandı. Alternatif güzergâhların da kullanıldığını belirten Kozhanov sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak bunlar çok zor. Bazı durumlarda doğrudan Rus havacılığını devreye sokamadık. Çünkü güzergahlar, siyasi nedenlerle askeri kargolarla uçamadığımız ülkelerin topraklarından geçiyordu. Yüklenicileri kullanmak zorunda kaldık.”

Ağır kargo uçakları

Kozhanov, “Rusya, Suriye üslerindeki varlığının sağladığı lojistiği kullanmayı bıraktığında, hemen büyük bir sorunla karşı karşıya kalacak. Zira bildiğim kadarıyla ağır kargo uçakları yakıt ikmali yapmadan Kuzey Afrika'ya ulaşmakta zorlanıyor ya da hiç ulaşamıyor” dedi.

Lojistiği yeniden inşa etmeyi düşünmeye başlamanın önemini vurgulayan Kozhanov, bunun zaman alacağını ve ulaşım yollarını uzatacağını belirtti.

Kozhanov, Moskova'nın şu anda Suriye'deki askeri varlığını mümkün olduğunca uzatmaya çalıştığını, ancak er ya da geç Suriye topraklarını terk etmek zorunda kalacağının farkında olduğunu düşünüyor.

Kozhanov sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “Bu varlığın kaybedilmesi, özellikle de Batı ile zor ilişkiler ve Ukrayna'da devam eden askeri harekât bağlamında, sadece Suriye veya Ortadoğu'da değil, özellikle de Afrika'daki Rus stratejisi açısından Rus pozisyonlarında büyük bir zayıflama anlamına geliyor. Suriye olayları bir dizi uluslararası meselenin altını çizdi: Transit durumu, malların Akdeniz üzerinden taşınması, Avrupa'ya enerji tedariki, özellikle de doğal gaz tedarikinin organizasyonu... Bu zorlu geçiş aşamasında Suriye sınırları yakınında uygulanacak her türlü altyapı projesi şüphe altındadır. Doğu Akdeniz'deki ekonomik etki alanlarının paylaşımı konusu bir kez daha gündeme geliyor.”



Hamas, Yasama Meclisi seçimlerine katılacak birleşik bir ulusal liste oluşturmaya çalışıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hamas, Yasama Meclisi seçimlerine katılacak birleşik bir ulusal liste oluşturmaya çalışıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Hamas, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 28 Kasım’da yapılmasına karar verdiği Yasama Meclisi seçimlerine girmek üzere ulusal nitelikte ortak bir liste oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Hareket kaynakları, bazı Filistinli gruplarla görüş ve yaklaşım birliğinin bulunduğunu, bunun bir ya da iki ortak listeyle seçime katılımın önünü açabileceğini belirtti.

Hamas Siyasi Büro Üyesi ve Ulusal İlişkiler Ofisi Başkanı Husam Bedran, çarşamba günü yaptığı açıklamada, hareketin seçimlere ‘mümkün olan en geniş ulusal ittifak’ çerçevesinde katılacağını söyledi. Bedran, çok sayıda Filistinli güçle geniş bir kesimi kapsayan bir seçim bloğu oluşturmak için çalışmalar yürüttüklerini belirterek, bunun Filistin halkının ihtiyaçlarını karşılayan bir tabanı temsil eden Yasama Meclisi’ne ulaşmayı amaçladığını ifade etti.

Hareketin el-Aksa televizyonuna verdiği röportajda konuşan Bedran, Hamas’ın seçimleri ‘Filistinlilerin kendi iç işlerini düzenlemeleri için en uygun ve doğru yol’ olarak gördüğünü söyledi. Bedran, hareketin dışında bir siyasi sistemin yeniden şekillendirilmesine ve yeniden yapılandırılmasına izin vermeyeceklerini vurguladı.

Bedran, Hamas’ın seçimlerin yapılmasını desteklediğini belirterek, Filistinlilerin gerek Yasama Meclisi gerekse Ulusal Konsey seçimlerinde kendi liderlerini ve siyasi programlarını seçme hakkına sahip olduğunu dile getirdi.

Bedran, söz konusu seçimlerin Filistin siyasi yapısında değişim yaratmak ve kendi ifadesiyle ‘ulusal karar alma mekanizmasındaki tekelleşme durumuna’ son vermek için ‘tarihi bir fırsat’ olduğunu savundu. Bedran ayrıca, seçime katılım için siyasi şartlar dayatılmasını veya tarafların belirli bir siyasi programı benimsemeye zorlanmasını reddettiklerini söyledi.

htyjuk
Gazze şehrinin kuzeyindeki Cibaliye’de enkazların arasında gülümseyerek yürüyen Filistinli bir kız, 7 Ağustos 2026 (EPA)

Bedran’ın açıklamaları, Filistin Devlet Başkanı’nın seçim tarihini açıklamasının ardından sessizliğini koruyan Hamas’tan yasama seçimleri kararına ilişkin gelen ilk resmi değerlendirme oldu. Hamas kaynakları o dönemde Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sessiz kalma kararının Filistin içindeki duruma ilişkin görüşleri yakınlaştırmak ve önümüzdeki dönemin politikalarını ve önceliklerini belirlemek amacıyla arabuluculuk yürüten Mısır, Katar ve Türkiye’nin talebi üzerine alındığını belirtmişti.

Söz konusu ülkeler, Filistinli grupları, özellikle de Fetih Hareketi’ni, yeni bir siyasi sistemin oluşturulması da dahil olmak üzere Filistin siyasi yapısının bütünüyle değiştirilmesini hedefleyen bir siyasi sürecin işletilmesi konusunda ikna etmeye yönelik girişimlerde önemli rol oynuyor.

Ancak yürütülen çabalara rağmen, Fetih ile Hamas arasında henüz herhangi bir uzlaşı sağlanamadı veya doğrudan görüşme gerçekleştirilemedi. Fetih, birçok konudaki tutumunda ısrar ederken, Abbas ise seçim yasalarında değişiklik yaparak Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) İsrail’i tanıma, şiddeti reddetme ve uluslararası meşruiyet kararlarına bağlılık esasına dayanan programının kabul edilmesi şartıyla seçimlere katılımın önünü açmaya çalışıyor.

Hamas kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin yöneticileri ile İslami Cihad Hareketi, Filistin Halk Cephesi ve Muhammed Dahlan liderliğindeki Demokratik Reform Akımı’nın da aralarında bulunduğu Filistinli gruplar arasında yaklaşan seçimleri ele almak üzere görüşmeler gerçekleştirildiğini belirtti. Diğer gruplarla da toplantılar yapıldığı, bazı toplantılara söz konusu gruplardan bazılarının katıldığı ve görüşmelerin bir bölümünün Kahire’de, diğer bölümünün ise İstanbul’da gerçekleştirildiği kaydedildi.

İki kaynak, söz konusu gruplarla Hamas arasında, seçimlere tek bir liste veya iki liste halinde katılma ihtimali de dahil olmak üzere görüşlerde büyük ölçüde ortaklaşma bulunduğunu ve bunun tüm tarafların herhangi bir siyasi engelle karşılaşmadan seçim sürecine katılmasına imkân sağlayabileceğini söyledi.

Kaynaklardan biri, siyasi hayatın iyileştirilmesi konusunda genel bir Filistin uzlaşısının sağlanmasına yönelik Arap ve İslam ülkelerinden destek bulunduğunu ifade etti.

Fetih Merkez Komitesi de bu hafta seçimler ve Filistin’deki genel durumla ilgili görüşmeler gerçekleştirmişti.


Sudan'da İHA saldırıları üç cepheyi alevlendirdi

Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
TT

Sudan'da İHA saldırıları üç cepheyi alevlendirdi

Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar dün Kurdufan ve Mavi Nil cephelerinin yanı sıra başkent Hartum’da da şiddetlendi. HDK, savaşın başlamasından bu yana düzenlediği en büyük sürpriz saldırılardan birini gerçekleştirerek geçen ay kaybettiği stratejik kent ve kasabaları yeniden ele geçirmeye çalıştı.

Kara çatışmalarına, üst üste ikinci gün yoğun İHA saldırıları eşlik etti. Saldırılarda başkent Hartum ile Kurdufan bölgesinin en büyük kenti el-Ubeyyid hedef alındı; iki kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

HDK, ülkenin güneydoğusunda, Etiyopya sınırı yakınındaki Mavi Nil bölgesinde stratejik öneme sahip Kurmuk kentinin ordu ve orduyla ittifak halindeki silahlı gruplarla yaşanan çatışmaların ardından kontrol altına alındığını duyurdu.

HDK Sözcüsü el-Fatih Kureyşi yaptığı açıklamada, güçlerinin kenti tamamen kontrol altına aldığını, geri çekilen ordu birliklerini takip ettiğini ve savaş araçları, tanklar ile çok sayıda silah ve mühimmata el koyduğunu belirtti.

HDK ayrıca, güçlerinin Kurmuk kentinde ve 14. Piyade Tümeni’ne bağlı 16. Tugay karargâhında konuşlandığını öne sürdüğü görüntüler yayımladı. Ancak görüntülerin gerçekliği bağımsız olarak doğrulanamadı.

Sudan ordusu, kentin kaybedildiğine ilişkin henüz resmî bir açıklama yapmadı. Kurmuk’taki yerel yönetim ise son üç gündür kentin yoğun stratejik ve kamikaze İHA saldırılarına maruz kaldığını, ayrıca “bölgesel çevreden” geldiğini belirttiği topçu ateşinin düzenlendiğini bildirdi. Yerel makamlar, ordunun saldırılara karşı koymayı ve kenti ve kamu kurumlarını korumayı sürdürdüğünü etti.

Sudan hükümeti ve ordu yanlısı makamlar, Etiyopya’yı HDK’nın saldırılarını kendi topraklarından düzenlemesine izin vermekle suçluyor. Addis Ababa bu suçlamayı daha önce reddetmişti. Ancak yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, sınırın uzunluğu ve kontrolünün zorluğu nedeniyle bölgenin askeri ikmal açısından önemli bir güzergâh haline geldiğini belirtti.

Sudan’ın Mavi Nil eyaletinde Kurmuk kentinin konumunu gösteren harita.
Sudan’ın Mavi Nil eyaletinde Kurmuk kentinin konumunu gösteren harita.

Kurmuk saldırısı, HDK ve müttefiki Tesis İttifakı Güçleri’nin, Mavi Nil bölgesinin başkenti Damazin’e yaklaşık 170 kilometre uzaklıktaki Kaysan kentini kontrol altına aldıklarını açıklamasından iki gün sonra gerçekleşti. Yerel makamlar, saldıran güçleri tarlalarında çalışan çiftçileri hedef almakla suçladı ve ordunun saldırıya karşılık verdiğini bildirdi.

Kurdufan cephesi yeniden alevlendi

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Kuzey Kurdufan cephesi de yeniden hareketlendi. HDK, Cebra eş-Şeyh, Bara, Ümmü Kurfa ve el-Ayyara bölgelerine saldırılar düzenleyerek peş peşe yaşadığı askeri kayıpları telafi etmeye ve Omdurman ile el-Ubeyyid arasındaki stratejik yolu yeniden ele geçirmeye çalıştı.

Bir askeri kaynak, saldırının çok sayıda askeri araçla gerçekleştirildiğini, öncesinde İHA saldırıları düzenlendiğini ve Bara’ya topçu ateşi açıldığını söyledi. Sahadaki kaynaklar söz konusu bölgelerde şiddetli çatışmalar yaşandığını bildirirken, ordu yanlısı platformlar ordunun ve HDK karşıtı Ortak Güç’ün saldırıyı püskürterek saldırgan güçleri geri çekilmeye zorladığını belirtti.

Sudan ordusu, daha sonra HDK’nın Kuzey Kurdufan’daki Cebra eş-Şeyh bölgesine düzenlediği saldırısının püskürtüldüğünü açıkladı. Ordu Sözcüsü Asım Avad, silahlı kuvvetler ile destek güçlerinin 250’den fazla savaş aracından oluşan saldırı gücüne karşı koyduğunu, saldırganlara ağır can ve malzeme kayıpları verdirdiğini ve geri çekilmeye zorlayarak Darfur sınırlarına doğru takip ettiğini söyledi.

Avad, askeri operasyonların HDK’nın kontrolündeki bütün bölgeler geri alınana kadar devam edeceğini ifade etti.

Buna karşılık HDK mensupları, el-Ubeyyid’in batısındaki el-Ayyara kasabasının kontrolünü ele geçirdiklerini öne süren görüntüler yayımladı. Ancak bu iddia da bağımsız olarak doğrulanamadı. HDK ayrıca ordu ile ittifak halindeki Ortak Güç’ün Kuzey Darfur’daki Ambro bölgesine düzenlediği saldırıyı püskürttüğünü açıkladı.

Sudan ordusu temmuz ayının sonunda Cebra eş-Şeyh, Bara ve diğer bazı yerleşimleri geri alarak Omdurman ile el-Ubeyyid arasındaki yolu tekrar açmıştı. Bu ilerleme, Kurdufan ile Darfur arasındaki en önemli ikmal güzergâhlarından biri olan “İhracat Yolu” üzerindeki ordu kontrolünü güçlendirmişti.

Yeni saldırı, Egemenlik Konseyi üyesi ve ordu komutan yardımcısı Orgeneral Yasir el-Atta’nın Ümmü Siyala bölgesine yaptığı ziyaretten saatler sonra gerçekleşti. El-Atta, ordu ve destek güçlerinin HDK’nın kapasitesinin büyük bölümünü imha ettiğini açıklamıştı.

Hartum’da ikinci gün İHA saldırıları

Gerilimin arttığı sırada Hartum da üst üste ikinci gün İHA saldırılarının hedefi oldu. Omdurman, Hartum’un merkezi ve Hartum Bahri’deki görgü tanıkları İHA’lar gördüklerini ve patlama sesleri duyduklarını belirtirken, orduya bağlı hava savunma sistemleri saldıran hedeflere ateş açtı.

Bir askeri kaynak, hava savunma birliklerinin çok sayıda İHA’yı düşürdüğünü söyledi. Görüntülerde bir İHA’nın Bahri kentindeki bir caminin avlusuna düştüğü görüldü.

Çarşamba günü de Hartum ve Atbara dahil olmak üzere ordunun kontrolündeki 5 kent benzer İHA saldırılarının hedefi olmuştu. Bu saldırılar, mayıs ayından beri iki kente yönelik gerçekleştirilen ilk saldırılar olmuştu.

El-Ubeyyid’de ise görgü tanıkları kente 8 İHA’nın saldırdığını ve hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini söyledi. Sudan Doktorlar Ağı, bir İHA’dan kopan şarapnel parçalarının el-Ubeyyid Hastanesi’nin acil servis bölümüne isabet etmesi sonucu 2 kişinin öldüğünü ve bazı kişilerin yaralandığını açıkladı.

El-Ubeyyid, Sudan’ın merkezini Darfur’a bağlayan önemli bir geçiş noktası olması nedeniyle stratejik önem taşıyor. Yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı kentte, yaklaşık 100 bin yerinden edilmiş kişi bulunuyor. İHA saldırıları ve kuşatma girişimleri, kentte elektrik, yakıt, gıda ve su tedarikini de ciddi şekilde aksatıyor.

Nisan 2023’te başlayan savaş, HDK Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo’nun (Hemedti), Kurdufan’da kaybedilen bölgelerin geri alınacağı ve Hartum’a dönülene kadar savaşın sürdürüleceği yönündeki açıklamalarının ardından yeniden büyümeye başladı.

Yardım kuruluşlarında görev yapanların tahminlerine göre çatışmalarda 200 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 12 milyondan fazla kişi yerinden edildi. Birleşmiş Milletler ise Sudan’daki savaşı dünyadaki en ağır insani kriz olarak nitelendiriyor.


İsrail ateşkesi Ali el-Tahir'e bağlıyor

Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)
Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)
TT

İsrail ateşkesi Ali el-Tahir'e bağlıyor

Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)
Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)

İsrail, Lübnan’daki ateşkesi, Hizbullah’ın Nebatiye kentinin doğusunda bulunan stratejik Ali et-Tahir tepelerinden çekilmesi ve söz konusu bölgenin Lübnan ordusuna teslim edilmesi şartına bağlıyor.

Konuyla ilgili Lübnan-ABD temaslarını yakından takip eden bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu tepelerin boşaltılmasının “çerçeve anlaşmasının” uygulanmasının tamamlanması için zorunlu bir aşama olduğunu belirtti. Buna göre süreç, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, pilot bölgelerin genişletilmesi ve Lübnan ordusunun iki pilot bölgedeki konuşlanmasını denetlemekle görevli mekanizmanın oluşturulmasıyla başlayacak.

Kaynak, Ali et-Tahir dosyasının eylül ayının başında Roma’da üçüncü kez düzenlenmesi planlanan müzakere toplantısının gündeminin ilk sıralarında yer aldığını söyledi. Güney Lübnan’ın geleceğinin ise Hizbullah’ın, Lübnan Cumhurbaşkanı’nın bölgeden çekilmesi yönündeki talebine vereceği yanıta bağlı olduğunu belirten kaynak, örgütün bölgede inşa ettiği askeri tesislerin de bu kapsamda bulunduğunu ifade etti.

Bu sırada İsrail, Güney Lübnan’daki “yıkım” politikasını sürdürüyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail güçlerinin bölgede yol açtığı büyük yıkımla övünerek “Lübnan’ın sınırdaki onlarca köyü harabeye döndü” ifadelerini kullandı.

Katz, sözlerini “Burada inşa ediyoruz (Batı Şeria’daki yerleşimleri kastediyor), orada ise yıkım var” ifadeleriyle sürdürdü. İsrail Savunma Bakanı ayrıca İsrail ordusunun şu anda Lübnan topraklarının yaklaşık 700 kilometrekarelik bölümünü kontrol ettiğini ifade etti.