Suriye'nin İsrail karşısında “askeri olarak karşılık verme hakkını” kaybetmesi ne anlama geliyor?

Gözlemciler: Ben Gurion'un bölgenin başlıca ordularını ezip geçme hayali gerçeğe dönüşürken Netanyahu'nun Ortadoğu haritasını değiştirme vaadi adım adım gerçekleşiyor

Şam'ın dışındaki Mezze Askeri Üssü’nde bir uçaksavar silahı ateşleyen bir muhalif unsur (AFP)
Şam'ın dışındaki Mezze Askeri Üssü’nde bir uçaksavar silahı ateşleyen bir muhalif unsur (AFP)
TT

Suriye'nin İsrail karşısında “askeri olarak karşılık verme hakkını” kaybetmesi ne anlama geliyor?

Şam'ın dışındaki Mezze Askeri Üssü’nde bir uçaksavar silahı ateşleyen bir muhalif unsur (AFP)
Şam'ın dışındaki Mezze Askeri Üssü’nde bir uçaksavar silahı ateşleyen bir muhalif unsur (AFP)

Bahaddin İyad

ABD Başkanı George W. Bush 2001 yılı yazında, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'i arayarak Şam'ı itidalli davranmaya ve İsrail'in Lübnan'da Suriye’ye ait bir radar üssüne düzenlediği saldırılara karşılık vermemeye ikna etti. İsrail savaş uçaklarının Suriye hava sahasında uçması, 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması'ndan bu yana iki düşman ülke arasındaki ateşkesi tehdit eden askeri bir provokasyondu. Oysa durumun yatıştırılması ve Şam rejiminin İsrail'e uygun zamanda ve yerde ‘Suriye'nin askeri olarak karşılık hakkını saklı tuttuğunu’ tekrarlayarak İsrail'e misillemede bulunma tehdidi çerçevesinde itibarının korunması için daha fazla diplomatik eylemde bulunulması gerektiriyordu.

Bu açıklama hem yurtiçindeki hem de yurtdışındaki muhalifler tarafından alaya alındı. Esed ailesinin yönetimindeki Şam, onlarca yıldır İsrail'in bombardımanına karşılık vermeyerek ve işgal altındaki Golan Tepeleri için tek bir kurşun bile atılmasını engelleyerek İsrail'e boyun eğmekle suçlandı.

Oğul Esed'in iktidarda olduğu yıllar geçtikçe, İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırıları, yirmi yıl boyunca ara sıra ve çoğunlukla Tel Aviv tarafından haber verilmeksizin daha sık hale gelecekti. 2003 yılında psikolojik savaşın bir parçası olarak İsrail savaş uçaklarının Beşşar Esed'in evinin üzerinden uçmasından iki ay sonra, Şam yakınlarındaki Ayn es-Sahib bölgesine bir saldırı düzenlendi. Bu saldırıdan dört yıl sonra 2007 yılında, Deyrizor’daki reaktörün bombalanması gibi stratejik hedeflere yönelik saldırılar yapıldı.

Arap Baharı” diye adlandırılan sürecin kıvılcımı Suriye'ye sıçrayınca İsrail, Suriye'nin devasa askeri cephaneliğini hedef almaya başladı.

Beşşar Esed'e karşı devrim yıllarında hava üsleri, askeri araştırma merkezleri, ordu mevzileri, İran’ın füze fabrikaları ve depoları ile milislerin kalelerine onlarca saldırı düzenlendi. Esed rejiminin kınamakla yetindiği ve Suriye'nin ‘uygun zamanda, yerde ve fırsatta karşılık verme hakkını saklı tuttuğu’ şeklindeki olumsuz tutumunu sürdürdü. Bu uygun zaman gözlemcileri şaşırtan nadir bir olay dışında hiç gelmedi. İsrail'e ait bir F16 savaş uçağı 2018 yılında Suriye içinde düzenlenen bir saldırı sırasında Suriye hava savunma sistemi tarafından vurulduktan sonra düştü. Suriye, İran'ın Hizbullah'a silah sevkiyatının yapıldığı bir kanaldı. Uçağının düşürülmesine misillemede bulunmak için fazla beklemeyen İsrail, uçağın düşürülmesinden iki saat sonra Suriye hava savunma sisteminin konuşlu olduğu mevziler ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kullandığı askeri üsler de dahil olmak üzere Suriye’deki birçok hedefi vurmaya başladı.

Gözlemciler, İsrail’in yaklaşık 500 yıkıcı hava saldırısı düzenleyerek ve Suriye donanmasının gemi filosunu yok ederek 48 saat içinde Suriye Arap Ordusu’nun geriye kalan tüm askeri kabiliyetlerini ve altyapısını ortadan kaldırılabileceğine inanıyor.

İsrail'in ilk başbakanı olan Siyonist lider David Ben-Gurion'un Irak, Suriye ve Mısır orduları olmak üzere üç büyük Arap ordusunu ortadan kaldırma ve ülkelerini parçalama kehanetinin bir adımı daha gerçekleşti ve Suriye bölgedeki askeri güç denkleminden kalıcı olarak çıkarılabilir noktaya itildi. Tel Aviv, Hamas Hareketi tarafından 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu’ndan bu yana Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Ortadoğu haritasını değiştirme vaadini uygulamaya devam ederken, Suriye muhalefetinin İsrail saldırılarına ilişkin mevcut tutumunun niteliği ve yeni Suriye rejiminin İsrail saldırıları ve Golan Tepeleri'nin işgali konusundaki tutumunun belirsizliği hakkındaki sorular yanıtsız kalmaya devam ediyor.

Arap ulusal güvenliğinin tehdit edilmesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Mısır Askeri İstihbaratı eski Başkan Yardımcısı Tümgeneral Ahmed İbrahim Kamil, her ne kadar Beşşar Esed yönetimindeki Suriye Arap Ordusu’nun Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı 6 Ekim 1973 Arap–İsrail Savaşı’nda (Yom Kippur Savaşı) savaşan orduyla aynı olmadığını vurgulasa da İsrail'in Suriye'nin stratejik öneme sahip askeri kabiliyetlerini yok etmesinin ve Suriye'yi yıllardır güç hesaplarından ve dengelerinden uzaklaştırmasının, Şam'ın onlarca yıldır bu hesaplarda neredeyse hiç yer almamasına rağmen Arap bölgesinin ulusal güvenliğini tehdit ettiği uyarısında bulundu.

İsrail'in Ben Gurion'un 1955 yılında Irak, Suriye ve Mısır orduları olmak üzere üç büyük Arap ordusunu Irak, Suriye ve Mısır orduları olmak üzere üç büyük Arap ordusunun yok edilmesi gerektiğini söylediği kehanetini gerçekleştirdiğini düşünen Tümgeneral Kamil, İsrail'in, onlarca yıl boyunca reddin, kararlılığın, direnişin ve direniş cephesinin ifadesi olarak kalan Suriye Arap Ordusu’nu 48 saat içinde yok etmeyi başarmasının, bir bütün olarak Arap ulusal güvenliği üzerinde somut etkisi olacağını söyledi.

Suriye'den sonra yeni bir cephe açılabileceğini belirten Tümgeneral Kamil’e göre İsrail, Netanyahu ve onun hükümeti 8 Ekim 2023 tarihinde Ortadoğu haritasını değiştirme hedefiyle ilgili söylediklerini gerçekleştiriyor. Hamas’ın kabiliyetlerinin çoğunu ve Hizbullah'ın silahlarının yüzde 50'sinden fazlasını ortadan kaldırdıktan ve Suriye ordusunun tüm kabiliyetlerini yok ettikten, Irak'ın ve Yemen’in de askeri kabiliyetlerini etkisiz hale getirdikten sonra İran'ın gücü budanmaya ve bölgedeki silahlı kolları yok edilmeye başlandı. İsrail içine silah sızdırma ve Batı Şeria'daki direnişi destekleme bahanesiyle Ürdün, ufuktaki sekizinci cephe olabilir.

rfgthy
Bir tankın Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgenin çitlerini geçmesini izleyen İsrail askerleri (AFP)

Savunma politikaları uzmanı Muhammed Hasan, 1973 Yom Kippur Savaşı’nın Ortadoğu'da yeni bir güç dengesi kurduğunu ve bu dengenin tüm Arap ülkelerinin askeri kapasitesini temsil eden bir Arap üçlüsüne, yani Mısır, Irak ve Suriye'ye dayandığı değerlendirmesinde bulundu. Ancak Hasan’a göre 2003 yılında Irak'ın işgaliyle başlayan kaos dalgaları ve 2011 yılında Suriye'de patlak veren savaş onları bu güç denkleminden çıkardı. Ancak Suriye, asıl amaçları Suriye'nin askeri kapasitesini yok etmek olan onlarca terör örgütüyle çatışmaya başladığında bile İsrail'e karşılık verme kabiliyetini korudu.

Hasan, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Şam, savaş boyunca İsrail'e karadan ve denizden karşılık verme kabiliyetini korudu. Bu da İsrail'in iki nedenden ötürü takıntısı haline geldi. Bunlardan ilki İsrail'in Suriye'deki savaştan faydalanarak Suriye'yi stratejik Arap gücü denkleminden tamamen çıkarma çabasıydı. Bu, Suriye'yi siyasi ve askeri olarak saldırıya karşılık verme ya da saldırıyı püskürtme hakkından mahrum bırakmak anlamına geliyordu. Suriye giderek, işgal altındaki Golan Tepeleri'ne 80 kilometre uzaklıktaki sınır boyunca İran'ın askeri altyapısının yer aldığı bir platforma dönüştü. Dolayısıyla İsrail, Suriye devletinin çöküşü ve Suriye ordusunun Suriye topraklarını ve ülke kaynaklarını savunma rolünün sona ermesiyle birlikte Suriye'nin askeri yeteneklerini stratejik düzeyde yok etmek için yüzlerce saldırı düzenlemeye başladı.

Neden İsrail müdahalesi?

Beşşar Esed'in pazar günü sabaha karşı Şam'ı terk etmesinden sadece birkaç saat sonra İsrail ordusu bu boşluktan faydalanmakta gecikmedi. Suriye ordusunun sahip olduğu askeri imkanlarının, altyapısının ve başlıca silahlarının yüzde 80'inden fazlasını hedef alan 480 hava saldırısı düzenledi. Bazı haritalar İsrail'in Suriye'nin güneyine yaptığı askeri saldırının başkent Şam'ın yaklaşık 25 kilometre güneybatısına ulaştığını, stratejik öneme sahip Hermon Dağı zirvesini ve Suriye topraklarının 18 kilometre içine kadar bazı köyleri ve kasabaları kontrol altına aldığını gösterdi.

İsrail'in müdahalesinin asıl amacının sadece ordusunu yok etmek değil, Suriye devletinin yeniden şekillendirilmesinde baskın bir rol oynamak olduğunu düşünen Tuğgeneral Kamil, Suriye’deki bir sonraki hükümet ile Tel Aviv arasında gergin ve düşmanca ilişkiler olmayacağını, İsrail'in Suriye'de iktidardaki rejimi seçeceğine dair bir ipucu olduğunu ve Suriye halkının imkanlarına rağmen Heyet Tahrir Şam (HTŞ) tarafından İsrail'in eylemlerini kınayan bir açıklama yapılmadığını söyledi.

İsrail'in askeri başarılarına rağmen şimdiye kadarki kazanımlarının taktiksel kaldığını, ancak bölgede gelecekteki statüsü açısından en büyük stratejik kaybeden olduğunu belirten Tuğgeneral Kamil, yeni gerçekliklerin İsrail’e ve ABD'ye yeni güvenlik ve askeri yükler getireceğini ifade etti. İsrail'in 14 ay boyunca Arap ülkelerinin çoğuna karşı yürüttüğü savaşta yaptıklarından sonra, özellikle de ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump'ın Netanyahu'yu bölgede iyi komşuluk ilişkileri olması gerektiği konusunda uyarmasının ardından tüm Arap ülkelerinin İsrail ile ilişki kurulması ve barış konusundaki hesaplarını yeniden yapacaklarının altını çizen Mısırlı eski yetkili, “İsrail'in baş düşmanı barıştır. Çünkü İsrail halkı, yalnızca savaşlar sebebiyle hükümetlerinin arkasında birleşir. Dahası, Suriye'deki gelişmeler, radikal İslamcı bir rejimle sonuçlanırsa, İsrail, sadece doğru zamanda ve doğru yerde karşılık verme hakkını saklı tutan ve bunu nadiren yapan Suriye ordusundan daha büyük bir tehditle karşı karşıya kalacak” değerlendirmesinde bulundu.

Savunma politikası uzmanı Hasan, İsrail, Suriye'nin geriye kalan askeri kabiliyetlerini yok etmek için Suriye ordusuna ait silahların ve askeri imkanların radikal grupların eline geçmesini önleme bahanesini öne sürüyor. Ancak İsrail'in fark edemediği nokta, Suriye'deki tüm devletin artık bir süredir El Kaide'ye doğrudan bağlı olarak Nusra Cephesi’nden ayrılan HTŞ tarafından yönetiliyor olması ve bu durumun, ‘Saldırılar Suriye'nin askeri yeteneklerinin yok edilmesinin ötesine geçer mi? İsrail'in bir Arap ülkesinin topraklarını ihlal etmesi ve 6 Ekim 1973 Arap–İsrail Savaşı'ndan sonra imzalanan çekilme anlaşmalarına uymaması ne ölçüde engellenebilir? Suriye ve İsrail arasındaki düşmanca ilişki devam edecek mi?’ gibi birçok soruyu beraberinde getirmesi. Dolayısıyla Suriye yavaş yavaş askerden arındırılmış bir Suriye'yi faydalı bir ülke olarak gören Batı ülkelerince ortaya atılmış bir terim olan ‘faydalı Suriye’ olmaya doğru ilerliyor. Bu da Suriye'yi askerden arındırma kararının devletin çöküşünden çok daha  önce alındığı anlamına geliyor.

Lübnan ordusu modeli

Peki, Suriye ordusu gelecekte nasıl görünecek? Suriye askerden arındırılmış olarak mı kalacak, yoksa Lübnan örneğini mi takip edecek? Bu, Beyrut'un Suriye’deki topçularına ve tanklarına bir taş atımı mesafede olduğu onlarca yıldan sonra gelen bir anakronizm. Savunma politikaları uzmanı Hasan, Suriye'nin askeri imkanlarını kaybetmesinin ilk sonuçlarının, askeri rolünün yetenekler ve görevler açısından Lübnan ordusu modeline benzer bir hale dönüşmesi olduğunu söyledi. Hasan’a göre bu durum uzun vadede gerçekleşebilir, çünkü askeri kabiliyetlerin yeniden inşası onlarca yıllar alabilir. Bu, Suriye'nin ulusal bir hükümetin yönetiminde silah anlaşmaları yapmasına bile izin verilmesi durumunda söz konusu olabilir.

Tuğgeneral Kamil ise kesin senaryonun İsrail'in Suriye ordusunun yeniden kurulmasına izin vermeyeceği, belki de askerden arındırılmış Lübnan ordusunun yeniden oluşturulacağı yönünde olduğunu belirtiyor. Dahası, Suriye ordusu siyasi bir süreç başlatılmadan yeniden kurulamaz. Öyleyse kime silah ve destek verecek? Silahlandırma süreci, Suriye'nin gelecekteki müttefikine ve milislerin bölgesel ve uluslararası güçlere olan bağımlılıkları çerçevesinde, grupların tek bir ordu altında ne ölçüde toplanabileceğine bağlı olacak. Ortaya atılan senaryolar aynı zamanda Suriye'nin bölünmesine yol açabilecek çatışma ve savaşa dönüş ihtimalini de kapsıyor. Golan Tepeleri’nin işgal edilmesi, güvenlik kuşağının kontrol altına alınması ve Tel Aviv ile Şam arasında 5 Haziran 1974 tarihinde imzalanan Kuvvetlerin Çekilme Anlaşması, Suriye'nin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeyi kabul etmesi halinde, Golan Tepeleri’ndeki durumu Esed rejiminin düşüşünden önceki haline getirecek bir tür normalleşmeyi kabul etmesi için Suriye hükümetine bir tür baskı yapan kartlardır. Çünkü böylece ‘işgal altındaki Suriye toprağı Golan Tepeleri’nin iadesi’ hayali de ortadan kalkmış olacak.

vfgb
Suriye'nin batısındaki Tartus'ta bulunan ve Rusya tarafından kullandılan deniz üssüne havadan bir bakış (AFP)

Tuğgeneral Kamil'e göre ordusuz bir Suriye modelinin alternatifi, Şam'ın kendisine koruma sağlayacak yeni bir müttefik araması olabilir. Buradaki tek seçenek de ABD ve İsrail'in kucağına düşmek. Ancak ideal senaryonun, ordunun mezhepçilikten uzak, ulusal bir temelde yeniden kurulması olacağını düşünen Tuğgeneral Kamil, “Suriye ordusu son yıllarda halkın ordusu ya da ulusal bir ordu değil, Beşşar Esed’in ordusu haline gelmişti. Suriye'yi bu noktaya getiren Baas rejimiydi. Başka bir ülkeye gönderilse bile uçaklarını ve stratejik silahlarını koruyabilirdi. Örneğin, 1991 yılındaki Körfez Savaşı sırasında Irak uçaklarını muhafaza etmiş ve kısa bir süre öncesine kadar düşman olduğu İran'a göndermişti” diye konuştu.

Lübnanlı askeri uzman Tuğgeneral Tarık Sukkariye, şunları söyledi:

“Bazı askeri personelin ve ordu çalışanlarının maaşlarının ayda 10-18 doların altına düşmesinin, 2011 yılından bu yana isyancılarla girdiği savaşlarda başarısız olmasının ve gelişmiş füze ya da savunma sistemlerine sahip olamaması, ordunun moralini bozdu. Ne kadar çok silaha sahip olursa olsun, ordular mideleri üzerinde yürür. Suriye, 48 saat içinde 450'den fazla saldırı düzenleyerek ordunun altyapısını tamamen tahrip eden İsrail karşısında tamamen savunmasız kaldı. İsrail isteseydi Şam'ı bir ya da iki saat içinde işgal edebilirdi. Bunun da Beşşar Esed'in öngörüsüzlüğünden ya da kötü niyetinden kaynaklandığını düşünüyorum. Şimdi İsrail askeri açıdan çok rahat bir konumda ve yaklaşık 2 bin 700 tankı, bin 500 topçusu, biraz eski de olsa 450 uçağı ve 100 savaş jeti olan bu orduyu yeniden inşa etmenin Suriye devletine neye mal olacağını ve Suriye'nin yeniden inşasının ne kadar süreceğini bir düşünelim. Modern bir savaş uçağının 50-100 milyon dolar, bir tankın 5-10 milyon dolar olduğu düşünüldüğünde, Suriye'nin 500 milyar dolar olarak tahmin edilen yeniden inşası ne kadar sürecek? Suriye bu parayı nereden bulacak?”

Sahte direniş sloganları

Birçok gözlemciye göre İsrail, Suriye ordusunu yok ederek ve tüketerek Esed'in yıllardır sürdürdüğü çabayı tamamladı. Tuğgeneral Sukkariye, Beşşar Esed’in Suriye'yi sadece yıllarca halkın karşısına çıkararak değil, muhalefetle siyasi bir çözüme ulaşma ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarını uygulama şansına sahip olduğu son iki ayda da kasıtlı olarak ordusuz bıraktığını düşünüyor.

Suriye’nin İsrail'e tek başına karşı koyamayacağını bildiğini belirten Tuğgeneral Sukkariye, “Bu yüzden Suriye’nin 1973’teki savaştan ve Mısır'la yapılan barıştan bu yana, kaygısı kendi bekasını korumak olmuş ve İsrail karşısında yalnız kalmıştır. ABD’nin Irak’ı işgali, işleri daha da kötüleştirdi. Bu durum rejimin son yıllardaki yenilgilerini doğru zamanda ve yerde karşılık vereceğini iddia ederek pazarlamasına yol açtı. Başka bir deyişle, doğrudan bir çatışmaya girmeden İsrail’in çıkarlarını vurarak ya da direniş örgütlerini destekleyerek karşılık verebilirdi. Rejimin ekonomik abluka, terör örgütleri, küresel bir savaş ve İsrail'in neredeyse her gün gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla karşı karşıya olması, karşılık verme kabiliyetini zayıflattı” yorumunda bulundu.

dfvbgnh
En kesin senaryo olarak, İsrail'in Suriye ordusunun yeniden kurulmasına izin vermeyeceği tahmin ediliyor (AFP)

Tikrit Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası Çalışmalar alanında uzman Musenna el-Ubeydi Suriye'nin karşılık verme hakkının Suriye rejimi tarafından desteklenen sahte direniş sloganları içinde kaldığını, bu yüzden İsrail'in uluslararası durumu kullanması ve ABD ile bazı Batılı ülkelerin desteği çerçevesinde Suriye'nin İsrail’in saldırılarına ve işgaline karşılık vermesinin beklenmediğini ve bunun bölgede bir güç dengesizliğine yol açacağını söyledi. Ubeydi’ye göre İsrail, Hizbullah'ı etkisiz hale getirip çatışmadan uzaklaştırarak, Suriye'ye müdahalenin önünü açmayı ve Beşşar Esed kaçtığında, belki de önceden hazırlanmış olan bir senaryo dahilinde, Suriye rejiminin kontrolünden sonra muhalefetin kontrolüne geçebilecek her türlü askeri altyapıyı ortadan kaldırmak için Suriye'deki durumdan faydalanmayı başardı.

Ubeydi, sözlerine şöyle devam etti:

“Muhalefet uluslararası topluma güven vermeye ve yönetim için ABD'den yeşil ışık almaya çalışırken, komşu ülkelerin ve bazı Arap ülkelerinin Suriye'deki dönüşümden duyduğu endişeyi de göz önünde bulunduran İsrail, gelecekte kendisine tehdit oluşturabilecek her türlü kabiliyeti ortadan kaldırmak istiyor.”

İsrail’in Suriye’deki yeni yönetimden ya da bu yeni yönetimin gelecekte tutum değiştirmesinden korktuğunu söyleyen Ubeydi, “Rejimin dini yönelimi ve bölgesel stratejik dengenin İsrail'in lehine dramatik bir şekilde değişmesi ve İran'ın vekillerini ortadan kaldırması çerçevesinde Suriye'de aşırı dinci bir politika geçmişine sahip düşman bir rejimden başka yeni bir düşmanı olmayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye'nin karşılık verme hakkı

Suriye caydırıcılık yeteneğini kaybetmiş olsa da bu, İsrail’in saldırısına karşılık verme hakkı olmadığı anlamına gelmiyor. İsrail'in yıkıcı saldırıları gevşek önleyici gerekçeler ve saldırganlık için açık bahaneler altında gerçekleşiyor. Bunlar ne ‘meşru müdafaa’ olarak sınıflandırılabilecek müdahaleler ne de BMGK kararına uygunlar. Suriye'nin askeri müdahale talebine yanıt olarak yapılmadığı da kesin.

İsrail'in 1970'li yıllardan bu yana Suriye topraklarına art arda saldırılar düzenlerken onlarca yıldır dillendirilen “Suriye uygun zamanda ve yerde karşılık verme hakkını saklı tutar” ifadesi, Suriye-İsrail dosyasını takip eden herkes için oldukça tanıdık. Bu hakka vurgu yapmayı hiç bırakmayan siyasi açıklamalara rağmen Şam'ın pratik bir şekilde karşılık veremediği açıktı. Bu durumda İsrail'in Suriye ordusunun stratejik öneme sahip imkanlarının çoğunu yok etmesiyle Suriye'nin ‘cevap verme hakkı’ fiilen ve hukuken sona mı erdi?

Süveyş Kanalı Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası Hukuk alanlarında öğretim görevlisi Heysem Umran, İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarının, 2’nci maddesinde devletlerin egemenliğine karşı güç kullanımının yasak olduğu belirtilen BM Şartı'nın açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Umran, değerlendirmesinde şunları söyledi:

“İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırıları 1973’teki savaştan bu yana devam ediyor. İsrail güvenlik kaosundan ve Suriye ordusunun zayıflığından faydalanarak, İran ya da Hizbullah'la bağlantılı olduğu söylenen mevzileri hedef aldı. Ancak Suriye buna ya hiç karşılık vermedi ya da sınırlı bir yanıtla yetindi. Bu da İsrail'in güç dengesinde açık bir avantaja sahip olduğunu gösteriyor. Halihazırda raporlar İsrail'in Suriye'nin hava savunma kabiliyetlerini felce uğratmayı, altyapısını çökertmeyi ve Şam yakınlarındaki stratejik yerler de dahil olmak üzere hassas hedefleri bombalamayı büyük ölçüde başardığını gösteriyor. Bu saldırılara Suriye'nin eşdeğer bir karşılık vermemesi, karşılık verme hakkına dair tekrarlanan açıklamaların samimi olup olmadığı konusunda soru işaretleri yaratıyor.”

İsrail, tüm bu ihlallere rağmen operasyonlarını meşrulaştırmak için BM Şartı'nın 51’inci Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına dayandırıyor ve saldırılarının İran’dan ya da Hizbullah'tan güvenliğine gelebilecek doğrudan tehditleri önlemeyi amaçladığını iddia ediyor. Fakat meşru müdafaa yakından ve doğrudan bir tehdit gerektirdiğinden bu gerekçe oldukça tartışmalı. İsrail'in gerekçelerinde genellikle eksik olan da bu Umran’a göre mevcut siyasi, askeri ve diplomatik faktörler göz önüne alındığında, Suriye'nin ‘karşılık verme hakkı’ gerçek olmaktan çok sembolik bir hal almış gibi görünüyor. İsrail sadece Suriye'nin askeri kabiliyetlerini zayıflatmayı başarmakla kalmadı. Aynı zamanda kendi iç krizini daha da kötüleştirebilecek bir çatışmanın içine çekilmekten kaçınarak önleyici bir caydırıcılık durumu yaratmayı da başardı.

Somut eylemler olmaksızın ‘doğru zamanda ve doğru yerde’ ifadesini tekrarlamak, devletlerin karşılık verme hakkını korumadığı gibi, güç dengesinin büyük ölçüde İsrail lehine değiştiğini açıkça ortaya koyuyor. Umran, bu durumun değişmeden devam etmesi halinde Suriye'nin ‘karşılık verme hakkının’ siyasi açıklamalardan öteye geçemeyeceğini ve İsrail’in gerçek bir caydırıcılıkla karşılaşmadan sahada kendi kurallarını dayatmaya devam edebileceğini vurguladı.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.