Türkiye'nin Ortadoğu'daki bölgesel nüfuzunun yeniden şekillenmesinin boyutları

Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunun uzun ve köklü bir geçmişi var

Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)
Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)
TT

Türkiye'nin Ortadoğu'daki bölgesel nüfuzunun yeniden şekillenmesinin boyutları

Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)
Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Geçtiğimiz haftalarda Arap bölgesi, Ortadoğu ve Doğu Afrika tüm düzeylerde büyük dönüşümlere tanık oldu. Bu dönüşümlerin belki de en dikkat çekici olanı Suriye'de meydana gelen büyük değişimdi. Suriye'de Beşşar Esed rejimi düşerken 1963 yılından bu yana iktidarda olan Baas yönetimi sona erdi.

Türkiye bu değişimin arkasında sadece Suriye muhalefetini doğrudan destekleyerek önemli bir rol oynamakla kalmadı, uluslararası ve bölgesel ittifaklardan ve pozisyonlardan oluşan karmaşık bir ağın yönetimini de üstlendi. Bu değişimin önünü açmak ve sorunsuz bir şekilde kabul edilmesini sağlamak için İran ve Rusya’nın Suriye'deki nüfuzunu sınırlandırmaya çalıştı.

Türkiye, Suriye savaşı trajedisini sona erdirmedeki bu başarısının ardından kendisini sadece Ortadoğu'da değil, Kızıldeniz bölgesinde ve Afrika Boynuzu'nda da önemli ve etkili bir aktör ve bölgesel istikrar sağlayıcı bir güç olarak sunmaya hazırlandığı açıkça görülüyor. Türkiye aynı zamanda Somali ve Etiyopya arasında limanların kullanımı konusunda yaşanan ve neredeyse Afrika Boynuzu'nda yeni bir bölgesel savaşın fitilini ateşlemesine ramak kalan gerginliği ve anlaşmazlıkları da başarıyla dizginledi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Türkiye, 12 Aralık 2024 tarihinde imzalanan ve Etiyopya'nın Somali’nin egemen otoritesi altında Kızıldeniz'in uluslararası sularına güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde erişimini garanti eden Ankara Anlaşması'nı imzalamak üzere iki ülkeyi bir araya getirmeyi başardı ve Eritre'nin Etiyopya'dan bağımsızlığını kazanmasının ardından 1991 yılından bu yana deniz erişimi olmayan dünyanın en kalabalık ülkesi Etiyopya'nın en büyük endişelerinden ve taleplerinden birini ele aldı.

Ardından 13 Aralık'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sudan'da şiddetlenen savaşı durdurmaya yönelik doğrudan bir faktör olarak Sudan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında doğrudan müzakere kanalları açmak ve iki ülke arasındaki durumu yatıştırmak için cesur bir girişimde bulunduklarını açıkladı.

Kızıldeniz'in stratejik önemi

Tüm bu gelişmelerle arasında Kızıldeniz, sadece Türkiye'nin hamlelerini okurken, analiz ederken ve değerlendirirken değil, aynı zamanda çatışmalarla dolu bir bölgedeki siyasi ve ekonomik önemi açısından da dikkate alınması gereken merkezi bir konuma sahip.

Afrika ve Asya kıtaları arasında yer alan Kızıldeniz, bölgedeki siyasi çalkantıların ve rekabetlerin merkezi oldu. Bir deniz yolu olarak Kızıldeniz, dünya konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 30'una ev sahipli yapıyor. Küresel ticaretin yıllık yaklaşık yaklaşık 65,1 trilyon dolarlık kısmı Kızıldeniz üzerinden sağlanıyor. Bu hacim, günlük yaklaşık 2,6 milyon varil ham petrol ve rafine petrol ürününün Kızıldeniz'in en güneyindeki Bab’ul-Mendeb Boğazı, Suveyş Kanalı ve Mısır'da bulunan ve Kızıldeniz'i Akdeniz'e bağlayan günlük 5,2 milyon varil kapasiteli Sumed Boru Hattı üzerinden taşındığı küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila yüzde 15'ini de kapsıyor. Bahsi geçen güzergâhlar üzerinden yapılan doğalgaz ihracatı küresel sıvı doğalgaz (LNG) ticaretinin yaklaşık yüzde 8'ini oluşturuyor. Avrupa doğalgaz ithalat kaynaklarını çeşitlendirmeye, Rus boru hatlarına bağımlılığını azaltmaya ve Körfez ve Kuzey Afrika'dan sıvı doğalgaz ithalatını arttırmaya çalıştığından, Kızıldeniz ve Sumed Boru Hattı üzerinden ihraç edilen doğalgazın önemi Ukrayna savaşından sonra daha da arttı. Çünkü Avrupa doğalgaz ithalat kaynaklarını çeşitlendirmeye, Rusya’nın enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltmaya ve Körfez ülkelerinden ve Kuzey Afrika'dan LNG ithalatını arttırmaya çalışıyor.

Kızıldeniz'de son dönemde yaşanan çatışmalar küresel seyrüsefer trafiğinde ve ticarette aksamalara yol açtı. Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları nakliyeleri geciktirirken sigorta ve nakliye maliyetlerini yükseltti. Bazı gemilerin Ümit Burnu'nun etrafından dolaşmak zorunda kalmasıyla nakliye süreleri ve masrafları önemli ölçüde arttı.

Bu rekabet, Sudan’daki mevcut savaşın patlak vermesine önemli ölçüde katkıda bulundu. Suriye'de Beşşar Esed rejiminin devrilmesiyle sonuçlanan son gelişmelerden sonra Rusya, Tartus'ta bulunan ve kendi sınırları dışında olan tek deniz üssünü kaybetti. Bu durumun Rusya'yı ya Sudan'ın Kızıldeniz kıyısında ya da Afrika kıyısındaki askeri varlığına ikmal hatları sağlamak için Libya'nın Akdeniz kıyısında bir askeri üs kurarak Ortadoğu'da bir deniz varlığı edinme çabalarını yoğunlaştırmaya itmesi bekleniyor. Tüm bu karmaşık dinamikler deniz ticaretindeki düşüşe katkıda bulunarak Süveyş Kanalı'nın gelirlerini olumsuz etkiliyor ve Mısır ekonomisine ciddi zarar veriyor.

Türkiye'nin bölgedeki hamlelerinin bu dinamiklerden bağımsız olmadığı bir gerçek. Avrupa ve genel olarak Batı ile huzursuz bir ilişkiye sahip olan Türkiye, 1952 yılından bu yana NATO üyesi. NATO bünyesinde en fazla askere sahip  ikinci ülke konumumda olan Türkiye’nin topraklarında NATO Müttefik Kara Komutanlığı yer alıyor.

Türkiye'nin İncirlik’teki ve Konya’daki hava üsleri Balkanlar, Sırbistan ve Kosova'dan Irak ve Afganistan'a kadar NATO'nun askeri operasyonlarının çoğunda ana askeri üsler olarak kullanıldı. Türkiye ayrıca 2012 yılından bu yana İran'a yaklaşık 500 km uzaklıkta bulunan ve NATO'nun füze savunma sisteminin önemli bir parçası olarak hizmet veren Kürecik radar istasyonuna da ev sahipliği yapıyor. Ancak, 1949 yılında Avrupa Konseyi'nin on kurucu üyesinden biri olan Türkiye, Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olmayı başaramadı. AB Genel İşler Konseyi'nin 2018 haziranındaki bir açıklamasına göre Türkiye’nin çetrefilli bir müzakere konusu olan AB'ye tam üyeliği 2005 yılında çıkmaza girdi.

cvdfgrt
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya'da 2019 yılında düzenlenen Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı'nın açılış töreninde dondurma yerken (AFP)

Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunun uzun ve köklü bir geçmişi var. Osmanlı İmparatorluğu'na kadar uzanan bu nüfuz, İkinci Dünya Savaşı, milli kurtuluş mücadeleleri ve dünyanın dört bir yanındaki geçiş güzergahlarının ve stratejik bölgelerin kontrolü için yaşanan rekabet sonucu zayıflamış olsa da her zaman dini ve kültürel faktörlerce desteklendi.

Dolayısıyla Türkiye'nin bölgedeki son hamlelerinin, Donald Trump'ın ABD başkanlık görevini devralacağı tarih yaklaşırken özellikle Batı’nın ve Avrupa'nın desteğiyle durumu yeniden düzenleme çabasına girmesi ihtimal dışı değil. Trump'ın Rusya ile yakınlaştığı biliniyor. Batı dünyası adına dünya polisi -jandarması- rolünü oynamak yerine küresel politikaları bölgesel oyunculara devretme niyetinde olduğu düşünülüyor.

Trump ve Putin arasındaki yakınlaşma çerçevesinde bu anlaşmalardan bazıları Ortadoğu, Doğu Afrika ve Kızıldeniz'de artan kaos nedeniyle büyük bir ekonomik sarsıntı yaşayan Avrupa'nın işine gelmeyebilir. Belki de Avrupa'yı, Eski Dünya kıtalarının bu çalkantılı bölgesinde önemli bir aktör olarak konumunu sağlamlaştırması için Türkiye'nin müttefikliğine destek vermeye iten de budur.

Türkiye'nin Sudan'a yönelmesi

Türkiye ilk kez Sudan örneğinde diplomatik inceliklerden ziyade çıkarlar temelinde müzakere için tüm kartları açıkça masaya koyduğu bir inisiyatif aldı. Türkiye bunu sadece siyasi konumunu sağlamlaştırmak için değil, aynı zamanda Sudan meselesi Kızıldeniz'deki eski emellerini canlandırdığı için de yapıyor. Sudan’ın eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminde Rusya’nın yanı sıra Türkiye de Sudan’ın Kızıldeniz kıyılarında bir liman ya da deniz üssü edinmeye çalışmıştı.

Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’den ilk kez cumhurbaşkanlığı düzeyinde Sudan'a yapılan bir ziyaret gerçekleştirdi. Türkiye'nin Sevakin Limanı’nın bir bölümünü geçici olarak kullanma hakkını elde ettiğini, böylece bölgeyi bir turizm beldesi ve Kızıldeniz üzerinden Mekke'ye giden hacılar için bir geçiş noktası olarak yeniden inşa edebileceğini açıkladı. Dönemin Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Gandur, Türkiye'nin Sudan'ın Kızıldeniz kıyısında (Sudan'ın Kızıldeniz bölgesinin başkenti ve ülkenin ana limanı olan Port Sudan'ın yaklaşık 60 kilometre güneyinde yer alan bir yarımada olan Sevakin’de) Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma harap haldeki bir limanı yeniden inşa edeceğini ve burada sivil ve askeri gemilerin bakımı için bir donanma tersanesi kuracağını duyurdu.

Türkiye'nin bu girişimi, Sudan’daki barış sürecini ileriye taşıyacak bir ivme noktası olabilir, ancak bunun için başta Cidde Müzakere Platformu olmak üzere diğer müzakere girişimleriyle bütünleşmesi gerekiyor. Sudan'daki barış için yürütülen çabaları ilerletmek amacıyla Manama'dan Cenevre'ye, Cibuti’den Moritanya'ya kadar birçok bölgesel girişim oldu. Fakat bu girişimler, uygulanması Sudan hükümetinin herhangi bir müzakereye girmesinin koşullarından biri haline gelen ön anlaşmalara varmayı başaran Cidde Müzakere Platformu’nun ne ötesine geçebildi ne de yerini alabildi. Uluslararası ve bölgesel tarafların bu girişimleri arasında tamamlayıcı roller aramak üzere koordinasyon sağlamaları -ki böyle bir koordinasyon şu an yok- Sudan'da uzayıp giden savaşın kısır döngüsünü kırmada başarının anahtarı olacağına şüphe yok.



İran savaşı, Afrikalı petrol zenginine yaradı

Aliko Dangote'nin Ocak 2024'te faaliyete geçen rafinerisi, Afrika kıtasındaki en büyük petrol işleme tesisi (Reuters)
Aliko Dangote'nin Ocak 2024'te faaliyete geçen rafinerisi, Afrika kıtasındaki en büyük petrol işleme tesisi (Reuters)
TT

İran savaşı, Afrikalı petrol zenginine yaradı

Aliko Dangote'nin Ocak 2024'te faaliyete geçen rafinerisi, Afrika kıtasındaki en büyük petrol işleme tesisi (Reuters)
Aliko Dangote'nin Ocak 2024'te faaliyete geçen rafinerisi, Afrika kıtasındaki en büyük petrol işleme tesisi (Reuters)

Afrika'nın en zengin kişisi olan petrol rafinerisi sahibi Aliko Dangote, İran savaşıyla servetine servet kattı.

İran savaşının yarattığı enerji şoku, Ortadoğu'daki kesintilerden etkilenmeyen üreticilere önemli fırsatlar sundu.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Nijeryalı iş insanı Dangote'nin dev petrol rafinerisi, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırılarıyla patlak veren savaşın ardından tam kapasite çalışmaya başladı.

Nijerya'nın ham petrol ve rafine petrol ürünlerine yönelik talebin artması ülke ekonomisini desteklerken, akaryakıt fiyatlarındaki yükselişi de sınırladı.

2024'te üretime başlayan Dangote Petrol Rafinerisi, savaşın etkisiyle hızla büyüdü. Şirket, Sahraaltı Afrika'dan gelen talebin büyük ölçüde arttığını ve Avrupa'ya jet yakıtı ihracatının yükseldiğini belirtti. S&P Global verilerine göre tesis, nisandan bu yana dünyanın en büyük jet yakıtı ihracatçısı konumunda.

Dangote Industries Başkan Yardımcısı Devakumar V.G. Edwin, firmayı bu yıl Nijerya borsasında halka arz etmeyi planladıklarını ve en az 50 milyar dolarlık bir değerlemeye ulaşmayı hedeflediklerini belirtiyor. Daha sonra New York borsasında ikinci bir halka arz yapılması da planlar arasında.

Şirket ayrıca Lagos açıklarındaki mevcut rafineriyi genişletmek ve Kenya'da yeni bir tesis inşa etmek için yaklaşık 28 milyar dolarlık ek yatırım yapmayı değerlendiriyor.

Artan talebi karşılamak isteyen yetkililer, rafinerinin günlük işleme kapasitesini 2028'e kadar iki katına çıkararak 1,4 milyon varile yükseltmeyi planlıyor.

Diğer yandan Nijerya devletine ait Nijerya Ulusal Petrol Şirketi (NNPC), rafinerinin ihtiyaç duyduğu miktarda ham petrol sağlamakta zorlanıyor. Analize göre bunun başlıca nedeni hükümetin, petrol teminatlı kredileri ödemek ve uzun vadeli ihracat sözleşmelerini yerine getirmek için ham petrol satışına devam etmek zorunda olması.

Bloomberg Milyarderler Endeksi'ne göre, artan talep sayesinde Dangote'nin serveti yıl başından bu yana yaklaşık 4,86 milyar dolar yükselişle 34,8 milyar dolara ulaştı. Böylece 69 yaşındaki iş insanı dünyanın en zengin 65'inci kişisi oldu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Forbes Africa


Venezuela depremleri: Bürokratik engeller can kaybına yol açtı

Büyük yıkım yaşanan La Guaira kentindeki arama kurtarma çalışmaları sürüyor (Reuters)
Büyük yıkım yaşanan La Guaira kentindeki arama kurtarma çalışmaları sürüyor (Reuters)
TT

Venezuela depremleri: Bürokratik engeller can kaybına yol açtı

Büyük yıkım yaşanan La Guaira kentindeki arama kurtarma çalışmaları sürüyor (Reuters)
Büyük yıkım yaşanan La Guaira kentindeki arama kurtarma çalışmaları sürüyor (Reuters)

Venezuela'yı sarsan depremlerin ardından ülkeye gitmeye çalışan yabancı arama kurtarma ekipleri, Karakas yönetiminin bürokratik engellerine takılmış.

Wall Street Journal (WSJ), bürokratik gecikmeler nedeniyle arama kurtarma ekiplerinin afetin ilk günlerindeki kritik müdahale aralığını kaçırdığını, bunun çok sayıda can kaybına yol açtığını yazıyor.

Afetlerde arama kurtarma çalışmaları sağlayan ABD'li Strategic Response Partners'a bağlı 7 kişilik bir ekip, Miami'den özel ekipmanlarla yola çıkmasına rağmen Venezuela makamlarının izin süreçlerindeki aksamalar yüzünden günlerce beklemek zorunda kalmış.

Ekip, iniş izinlerinin son anda iptal edilmesi nedeniyle Dominik Cumhuriyeti'ne yönlendirilmiş. Bu sebeple arama kurtarma çalışanları, 24 Haziran'da meydana gelen depremlerle sarsılan ülkeye ancak 30 Haziran'da varabilmiş.

Ekip direktörü Michael Saavedra, "Bizi daha erken ülkeye alsalardı gerçekten çok daha fazla kişinin hayatını kurtarabilirdik" diyor.

Strategic Response Partners'ın CEO'su Steve Slepcevic ise 35 yılı aşkın süredir Haiti, Şili ve Meksika gibi çeşitli ülkelerdeki afet bölgelerinde çalıştığını belirterek, "Kariyerimdeki en kötü deneyimi Venezuela'da yaşadım" diyor.

Slepcevic, binalarının çoğunun sağlam inşa edilmediği için çöktüğüne dikkat çekiyor. Bazı yapılarda beton plakalar arasında dolgu malzemesi olarak plastik köpük kullanıldığını ve yeterli çelik bulunmadığını söylüyor. Bunun enkazda çalışan ekipler için de büyük risk oluşturduğunu ifade ediyor.

Bazı ekipler de Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez'le fotoğraf çektirmeye zorlandığını öne sürüyor.

Şubat 2023'teki Kahramanmaraş depremlerinde de görev yapan Meksikalı Topos Azteca Uluslararası Kurtarma Tugayı'ndan Hector Mendez, Venezuela devlet medyasından bir kişinin Rodriguez hakkında olumlu açıklamalar yapmasını istemesine tepki göstererek "Ben siyasetçi değilim, kurtarma görevlisiyim" dediğini anlatıyor.

Haberde, Karakas yönetiminden kaynaklı koordinasyon eksiklikleri nedeniyle ABD'nin yanı sıra Birleşik Krallık, Fransa ve Hollanda'dan ekiplerin de arama kurtarma çalışmalarında zorluk yaşadığı savunuluyor.

ABD'nin ocak ayında düzenlediği baskınla Nicolas Maduro'yu kaçırmasının ardından ülkenin başına geçen Rodriguez, 2 Temmuz'daki açıklamasında, afet yardımlarının yetersizliği nedeniyle gelen eleştirileri "propaganda" diye niteleyerek tepki göstermişti.

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS), 24 Haziran'da Venezuela'da 39 saniye arayla 7,2 ve 7,5 büyüklüğünde iki deprem olduğunu belirtmişti.

Karakas yönetiminin son verilerine göre ölü sayısı 3 bin 900'e yaklaşırken, 16 bin 700'den fazla kişi de yaralandı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Deutsche Welle


Trump Ateşkesin sona erdiğini açıkladı... Gerilim tırmanırken diplomatik trafik hızlandı

Trump Ateşkesin sona erdiğini açıkladı... Gerilim tırmanırken diplomatik trafik hızlandı
TT

Trump Ateşkesin sona erdiğini açıkladı... Gerilim tırmanırken diplomatik trafik hızlandı

Trump Ateşkesin sona erdiğini açıkladı... Gerilim tırmanırken diplomatik trafik hızlandı

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü İran ile yeni müzakerelerin yapılmasına onay verdiğini açıkladı. Ancak Nisan ayından bu yana yürürlükte olan ateşkesin artık sona erdiğini bir kez daha vurguladı.

İran'ın baş müzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, ülkesinin bu süreçte "teslim olmayacağını" ifade ederken, ABD ile İran arasındaki arabuluculuğu yürüten Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise taraflara, haftalar süren savaş ve müzakereler sonucunda "büyük zorluklarla elde edilen barış kazanımlarının korunması" çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin gölgesinde Katar'dan bir heyet, Hürmüz Boğazı'nda son dönemde yaşanan saldırılar ve Tahran ile Washington arasındaki karşılıklı operasyonların ardından diplomatik çabaların sürdürülmesi amacıyla İran'a ulaştı.

İran devlet televizyonunun Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'ne dayandırdığı açıklamaya göre, "İran, ABD ile müzakere talebinde bulunmadı ancak Katar heyetinin ziyaretini kabul etti."

Sözcü ayrıca, "Tahran, Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımının güvenliğini sağlamaya kararlıdır ve Umman Sultanlığı ile iş birliğini sürdürmektedir" ifadelerini kullandı.

Açıklamada, "ABD'nin yükümlülüklerini ihlal etmesi halinde buna aynı şekilde karşılık verileceği" uyarısı da yapıldı.

Arakçi Umman'a gidiyor

Diplomatik temaslar kapsamında İran resmi haber ajansı IRNA, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin cumartesi günü diplomatik bir heyetin başında Umman Sultanlığı'na gideceğini duyurdu.

Arakçi'nin temaslarında ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmelerin, özellikle de Hürmüz Boğazı'ndaki durumun ele alınacağı bildirildi.

Washington'dan yeni İran yaptırımları

Öte yandan Washington yönetimi İran üzerindeki baskıyı artırmayı sürdürdü.

ABD Hazine Bakanlığı, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki uluslararası deniz trafiğine yönelik saldırılarını yeniden başlatmasının ardından İran bağlantılı yeni yaptırımlar açıkladı.

Yaptırımların, daha önce İngiltere tarafından da İran Devrim Muhafızları'na mali destek sağladığı gerekçesiyle yaptırım uygulanan İranlı bankacı ve iş insanı Ali Ansari'nin yanı sıra çok sayıda kişi ve kurumu hedef aldığı belirtildi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün açıklamaları

  • Abbas Arakçi, Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişini sağlayacak uygun mekanizmaların oluşturulmasını görüşmek üzere Umman'a gidecek.
  • ABD ile müzakere yapılması yönünde herhangi bir talepte bulunmadık.
  • Tahran, Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımının güvenliğini sağlamaya kararlıdır ve Umman Sultanlığı ile iş birliğini sürdürmektedir.
  • İran, ABD ile müzakere talebinde bulunmadı ancak Katar heyetinin ziyaretini kabul etti.
  • ABD'nin yükümlülüklerini ihlal etmesi halinde buna aynı şekilde karşılık verilecektir.
  • Washington, mutabakat zaptının 22 gün önce imzalanmasının ardından hükümlerini sürekli ihlal etti.
  • ABD'nin İran petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırma kararını geri çekmesi, mutabakat zaptının ihlali anlamına gelmektedir.

Altın geriledi

  • Altın fiyatları, Orta Doğu'da tırmanan gerilim ve faiz artırımı beklentilerinin güçlenmesi nedeniyle cuma günü gerileyerek haftalık bazda düşüşe yöneldi.
  • Ham petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini artırması, ABD'de para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini güçlendirdi.

Petrol fiyatlarında düşüş

  • Petrol fiyatları, ABD ile İran arasındaki son çatışmaların ardından Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiğinin normale dönebileceğine yönelik iyimserlikle cuma gününü düşüşle tamamladı.
  • Buna karşın petrol fiyatları haftalık bazda güçlü yükseliş kaydetti.

Güney Lübnan'da İsrail İHA saldırısı

Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın aktardığına göre, İsrail'e ait insansız hava araçlarının cuma günü Güney Lübnan'a düzenlediği iki ayrı saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi ise ağır yaralandı.

Ajansın haberine göre, Nebatiye kentinden bir genç, Kefrerman beldesinin Doha yolu üzerinde motosikletiyle seyir halindeyken düzenlenen İHA saldırısında yaşamını yitirdi.

Aynı bölgede otomobili hedef alınan bir başka kişi ise ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.