Kandahar'dan Şam'a uzanan yol

Şera’nın elinde Ahmed Şah Mesud'un deneyimini tekrar etme şansı var

Suriye eski Devlet Başkanı Hafız Esed'in Deyr Atiye’deki heykelinin enkazının havadan görüntüsü, 28 Aralık 2024 (AFP)
Suriye eski Devlet Başkanı Hafız Esed'in Deyr Atiye’deki heykelinin enkazının havadan görüntüsü, 28 Aralık 2024 (AFP)
TT

Kandahar'dan Şam'a uzanan yol

Suriye eski Devlet Başkanı Hafız Esed'in Deyr Atiye’deki heykelinin enkazının havadan görüntüsü, 28 Aralık 2024 (AFP)
Suriye eski Devlet Başkanı Hafız Esed'in Deyr Atiye’deki heykelinin enkazının havadan görüntüsü, 28 Aralık 2024 (AFP)

Kemal Allam

Uluslararası gazetelerin bugünlerdeki manşetleri, tüm dünyada Ebu Muhammed el-Culani adıyla bilinen Heyet Tahrir Şam (HTŞ) lideri Ahmed eş-Şera'nın yeni ve geliştirilmiş versiyonuna odaklanırken, insan aynı olayları daha önce yaşamış gibi hissetmeden edemiyor. Aklıma hemen Afganistan'daki siyasi manzara geliyor. Aynı liderler ve dünya entelektüelleri Kabil’in 2021 ağustosunda düşmesi öncesinde ‘Taliban’ın ehlileştirildiğini’ savunuyorlardı.

Şarku’l Avsat’ın BBC'den aktardığı röportajda Ahmed eş-Şera,  HTŞ ile Taliban’ın karşılaştırılmasına itiraz etti.  HTŞ'nin İdlib'de yıllardır Taliban'ın 2021 yılındaki zaferinden nasıl dersler çıkarılacağına dair birkaç konferans düzenlediği ve Taliban Kabil'e ilerlediğinde, İdlib'de kutlamaların yapıldığı da bir gerçek. Taliban da şimdi Şam'ın düşüşünü kutlarken, HTŞ işe Taliban arasındaki ilk temasların çoktan başladığı söyleniyor.

Şera, her ne kadar Suriye'deki durumun Afganistan'dan çok farklı olduğunu söylese de Taliban’ın Afganistan'da siyasal İslamcılığı yeniden canlandırma çabası, Arap dünyasında hala büyük yankı uyandırmaya devam ediyor. Aynı şekilde bu iki zaferin sembolik benzerliği tüm Ortadoğu'da yankılanacaktır.

Afganistan’daki cihadın etkisi devam ediyor

Arap dünyasında 1980'ler sonrası siyasal İslamcı hareketlerin ve Cezayir, Mısır, Filistin Yönetimi ve Suriye gibi güvenlik devletlerinde art arda patlak veren çatışmaların köklerinin izini sürdüğümüzde, bu kökleri, Batı destekli Afgan mücahitlerinin Sovyetlerin Afganistan'ı işgaline karşı verdiği mücadelede buluyoruz. Eski ABD Başkanı Ronald Reagan'ın Afgan mücahitleri ‘özgürlük savaşçıları’ olarak tanımlamasından, Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat'ın öldürülmesine ve Cezayir'deki şiddetli iç savaşa kadar, Sovyet Birliği’ne karşı zafer kazanan İslamcı gruplarla açık bağlantıları ve onlardan alınan ilhamlar olduğunu görüyoruz.

Tıpkı Afganların Sovyetler Birliği’ne karşı kazandığı zaferin Arap dünyasındaki bazı kesimler tarafından memnuniyetle karşılanması gibi, Taliban'ın 2021 yılında ABD’ye karşı kazandığı son zafer de memnuniyetle karşılandı.

Afganistan bir aşiret ülkesi olsa da Taliban'ın hakimiyetinde değildi. Bu bağlamda Culani’nin şimdi diğer muhalif gruplara rehberlik etmesi gerekiyor.

Eski ABD Kongre üyesi Charlie Wilson'ın, Soğuk Savaş'ın sonlarında Afganistan'ı görmezden gelmenin küresel yansımaları olabileceği uyarısında bulunması gibi, Başkan Donald Trump'ın yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Waltz da bugün eski Afgan lider Ahmed Şah Mesud'un Afganistan'a ilişkin daha önceki uyarılarına dikkati çekiyor.

Kabil'in düşmesinin ardından Filistinli Hamas Hareketi, Taliban'ı ABD işgalini sona erdirdiği için tebrik etti. İdlib'deki Suriyeli muhalif gruplar da bu gelişmeyi davaları için tarihi bir an olarak değerlendirdiler ve şu an Şam'da yönetimi devralan HTŞ'yi yargılamak için çok erken olsa da Afganistan'dan gelen ilham sahada güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor.

Suriye Afganistan değil ama…

Şera’nın Suriye'nin Afgan toplumu ve kültürüyle hiçbir benzerliği olmadığını söylerken haklı olduğuna şüphe yok. Daha fazla ayrıntı verilmesini gerektirmeyen bir gerçek bu. Ancak belki de Afganistan’ın Afgan kadınların kısa etek giydiği ve laik eğitimin verildiği 1979 öncesi tarihini bilmiyordur. Afganistan, 1950'lilerin ortalarından 1970'li yılların sonlarına kadar hippiler ve diğer maceraperestler tarafından Türkiye, İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Nepal üzerinden Avrupa ve Güney Asya arasında yapılan kara yolculuğuna verilen isim olan Hippi Yolu'nda Batılı turistler için adeta bir oyun alanıydı.

Xscvfbghy
HTŞ lideri Ahmed eş-Şera, 26 Aralık’ta Şam'da Irak İstihbarat Servisi Şefi Hamid eş-Şatri’yi ağırladı (AFP)

Afganistan bir aşiret ülkesi olsa da Taliban'ın hakimiyetinde değildi. Bu bağlamda Şera’nın şimdi hem HTŞ ile birlikte hareket eden diğer muhalif gruplara hem Türkiye’ye yakın muhalif gruplara hem de Orta Asya’dan ve Çin'deki Uygurlardan binlerce yabancı savaşçıya rehberlik etmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletlere (BM) göre Suriye'den gelen yabancı savaşçılar halihazırda Çin için bir tehdit oluşturuyor. Tıpkı 1990'lı yıllarda Afganistan'ın bir üs olması ve şimdi yeniden bu rolü oynaması gibi, Orta Asya ülkeleri Suriye'de tehdit edici bir üsse sahip olmaktan bıkmış durumda. Taliban'ın 1990'lardan sonra ve 2021 yılında Arap ve Orta Asyalı savaşçıların Afgan pasaportu almasına izin vermesi gibi, HTŞ liderliğindeki yeni yönetim de şimdi Suriye'nin İranlılardan kurtarılmasına yardım eden yabancı savaşçıların Suriye vatandaşlığı alacağını söylüyor.

Bugün Culani’nin elinde Cemaat-i İslami Partisi’ne mensup ve Kahire'deki El-Ezher alimlerine yakın olan, aynı zamanda başkalarının görüşlerine ve kadınların eğitimine açık olan Ahmed Şah Mesud'un deneyimini tekrarlama fırsatı var.

Taliban yöneticileri de tıpkı Şera gibi 2021 yılında CNN'e röportaj veriyor ve New York Times (NYT) gazetesi için köşe yazıları kaleme alıyordu. Taliban hükümeti o gün Kabil'deki kapsayıcı hükümetin Peştunlarla sınırlı kalmayacağını ve kadınların eğitim hakkına sahip olacağını, çalışmalarına izin verileceğini söylese de bugün çalışma alanlarında kadınlardan eser yok. Afgan toplumunun bileşenlerinden Özbekler, Tacikler ve Hazaralar hükümette temsil edilmiyor.

Şera bugün kapsayıcı hükümet, kadın hakları ve Suriye'nin dünyanın en eski Hıristiyan topluluklarının yanı sıra Yahudiler, Dürziler, İsmaililer, Aleviler ve daha birçok mezhep ve dinden oluşan mozaiği hakkında doğru şeyler söylüyor.

Şera, Ahmed Şah Mesud mu olacak yoksa Taliban emiri mi?

İngiliz araştırmacı gazeteci Tam Hussein, Abdullah Azzam'ın damadı Cezayirli Abdullah Enes ve Afganistan'daki Arap savaşçılar hakkında bugüne kadar süregelen bazı efsaneleri ortadan kaldıran büyüleyici bir hatırat kitabı kaleme aldı.

Bugün Şera’nın elinde Cemaat-i İslami Partisi’ne mensup ve Kahire'deki El-Ezher alimlerine yakın olan, aynı zamanda başkalarının görüşlerine ve kadınların eğitimine açık olan Ahmed Şah Mesud'un deneyimini tekrarlama fırsatı var. Suriye sadece Afganistan'dan daha çeşitli değil, dini ve etnik topluluklar açısından belki de dünyanın en çoğulcu toplumuna sahip. Şera’nın İslami ilkeler doğrultusunda hareket edeceğini göz ardı edemeyiz. Tıpkı İsviçre'nin İsveç ile karıştırılmaması gerektiği gibi. Taliban'ın hatalarından ders çıkarma ve onların kapalı görüşlülüğünden uzaklaşma fırsatı olan Şera, aslında umut verici bir başlangıç yaptı ve Kandahar'dan Şam'a uzanan yolu uygun gördüğü şekilde açabilir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.