Esed’in Devlet Başkanlığı Medya Ofisi Direktörü: Putin, iktidarının son günlerinde Esed'in çağrılarına yanıt vermedi

Sakr, devrik Suriye Devlet Başkanı Esed’in Ruslara İranlılardan daha çok güvendiğini söyledi

Putin ve Esed Suriye’deki Hmeymim Hava Üssü’nde, 11 Aralık 2017 (Sputnik - AP)
Putin ve Esed Suriye’deki Hmeymim Hava Üssü’nde, 11 Aralık 2017 (Sputnik - AP)
TT

Esed’in Devlet Başkanlığı Medya Ofisi Direktörü: Putin, iktidarının son günlerinde Esed'in çağrılarına yanıt vermedi

Putin ve Esed Suriye’deki Hmeymim Hava Üssü’nde, 11 Aralık 2017 (Sputnik - AP)
Putin ve Esed Suriye’deki Hmeymim Hava Üssü’nde, 11 Aralık 2017 (Sputnik - AP)

Suriye Devlet Başkanlığı Medya Ofisi'nin eski direktörü Kamil Sakr, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in iktidarının son döneminin ayrıntılarını ve Moskova'ya gitmeden önceki saatleriyle ilgili gizli kalmış yanları anlattı. Sakr, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Esed'in iktidarının son haftasında üç gün boyunca arama girişimlerine yanıt vermediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Cumartesi akşamı Al Arabiya'nın Mizaj platformunda yayınlanan ‘Şam Saatiyle’ adlı podcast programından aktardığına göre  Sakr, Esed’in rejiminin düştüğü 9 Aralık pazar günü şafak sökmeden önce salı, çarşamba ve perşembe günleri boyunca Başkan Putin ile temas kurmak için girişimlerde bulunduğunu, ancak başarısız olduğunu ve kendisini yalnız hissettiğini belirtti.

Esed’in Putin'i aramaya çalıştığını, fakat ona ulaşamadığını, ertesi gün yeniden denediğini ve üçüncü seferinde (Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Özel Temsilcisi Alexander) Lavrentyev'i arayarak Esed'in kendisiyle konuşmak istediğini Başkan Putin'e iletmesini istediğini belirten Sakr, bundan iki saat sonra Başkan Putin'in Belarus'u ziyaret ettiği ve Esed'le konuşamayacağı cevabının geldiğini kaydetti.

d88o9
Humus'ta Beşşar Esed yanlılarını tutuklamak için düzenlenen operasyon sırasında yeni Suriye yönetimine bağlı güvenlik güçlerinin bir üyesi, 3 Ocak 2025 (AP)

Esed'e yakın olan Suriyeli eski yetkili, Esed'in Moskova'dan aldığı cevabın ikna edici olmadığını belirterek “Devlet başkanları nerede olurlarsa olsunlar, nereye giderlerse gitsinler, her zaman özel bir iletişim ekibine sahip oldukları bilinir. Hatta dışişleri bakanları bile bir şey olduğunda herhangi bir ülkeden arayabilirler” ifadelerini kullandı.

Sakr, silahlı muhalif grupların Humus kentinin kontrolünü ele geçirmesiyle içinde bulunduğu durumun farkına o anda vardığını da sözlerine ekledi.

Destek talebi

İktidarının son günleride Esed ve Putin arasındaki iletişimde yaşanan tek aksaklık bu değil gibi görünüyor. Putin ve Esed arasında Esed’in devlet başkanı sıfatıyla Moskova'ya gerçekleştirdiği son görüşmenin dikkat çekici ayrıntılarını anlatan Sakr, “Esed, kasım ayı sonlarında Putin ile görüşmek ve yardım istemek için Moskova'daydı. Suriye Askeri Operasyon Yönetimi, Halep’in kontrolünü ele geçirdiğinde Esed'in Rusya Devlet Başkanı ile görüşmesi planlanmıştı. Çarşamba günü geldi, ama görüşme cuma günü gerçekleşti. (Halep perşembe günü Askeri Operasyonun Yönetimi’nin kontrolü altına girmişti)

Sakr, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Görüşme önce Halep'in kurtarılmasından bir gün sonra cuma günü saat 14.00'da planlandı. Daha sonra saat 15.00'a ve ardından saat 17.00'a ertelendi. Rusya, bize görüşmenin sadece Beşşar Esed için olduğunu ve Kremlin'e özel korumasıyla gideceğini bildirdi.

Esed’in Devlet Başkanlığı Medya Ofisi Direktörü, Putin'in Esed'in sadece görüşme talebini ertelemekle kalmadığını, Esed'in talep ettiği ‘desteği’ de sağlamadığı sonucuna varıyor.

xzc
Şam'da Devlet Başkanı Esed ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i gösteren bir poster, Mart 2022 (Reuters)

Sakr, şunları ekledi:

“Görüşmenin sonucu, Esed’in Putin'den İran'ın askeri destek sağlamasına izin vermesini istemesi ve bunun gerçekleşmemesi anlamında iyi olmadı. Son aylarda İran İran destekli güçlerin ve milislerin sayısı nispeten azalmıştı.”

Bir İran uçağının tehdit edilmesi

Putin'in Esed'in talebine nasıl bir karşılık verdiğine değinen Sakr, Esed’in kendisine ‘Başkan Putin'in doğrudan (Esed'in önünde) Genelkurmay Başkanı’nı aradığını ve ondan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üyelerinin Hmeymim Hava Üssü üzerinden istedikleri ne varsa geçirebilmesi için gerekli koşulları yaratmasını istediğini’ söylediğini aktardı.

Ancak bunun tam tersinin olduğunu ve görünüşe göre İranlıların Esed'e İran uçaklarının Hmeymim Hava Üssü’ne gidebileceğine, Irak hava sahasını geçebileceğine ve Hmeymim Hava Üssü’ne iniş yapabileceğine dair herhangi bir sinyal ya da güvence almadıklarını bildirdiklerini söyleyen Sakr, yaşananların ‘bir aldatmaca olduğu’ dışında başka bir açıklaması olmadığı değerlendirmesinde bulundu.

Ne İranlıların ne de Rusların bu son denkleme dahil olmak istediklerini ve herkesin geri adım attığını söyleyen Sakr, “İranlılar o sırada Suriye tarafını bir İran uçağının Irak hava sahasına ulaştığında Amerikalılar tarafından Tahran'a dönmemesi halinde bombalanacağı konusunda uyarıldığı yönünde bilgilendirdiler” diye konuştu.

acsdfrgt
İran Dışişleri Bakanı Arakçi ve devrik Suriye Devlet Başkanı Esed arasındaki görüşmeden bir kare, Aralık 2024 (İran Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Devlet Başkanlığı Medya Ofisi'nin eski direktörü, Esed'in cumhurbaşkanı olarak Moskova'ya yaptığı son ziyaret sırasında ‘önemli’ olarak gördüğü bir noktaya dikkati çekti. Genellikle devlet başkanları arasında gerçekleşen görüşmelerden sonra bir basın açıklaması yapıldığını hatırlatan Sakr, “Özellikle ziyaret Telegram platformundaki Rusça kanallar aracılığıyla sızdırıldığından Ruslara bu noktayı sorduk. Onlara ortak bir açıklama olup olmayacağını sorduğumuzda Suriye tarafı olarak hangi noktalar üzerinde konuşacağımızı sordular. Biz de bu noktaları kendilerine ilettik, fakat yanıt gelmedi ve ardından bir saat daha beklememiz istendi. Cuma akşamı saat 21.00 oldu. Ardından Rus tarafı bu konuda yarın sabah, yani cumartesi günü karar vereceklerini bildirdi. Ama cumartesi sabahı Esed bana Rusya Devlet Başkanı'nın Esed'in konutuna birini gönderdiğini ve kendisinin (yani Putin'in) ziyaretin duyurulmasından yana olmadığını bildirdiğini söyledi... Hepsi bu kadar” diye konuştu.

“En çok Ruslara güveniyordu”

Esed'ın müttefiklerine ne kadar güvendiğiyle ilgili değerlendirmede bulunan Sakr, şunları söyledi:

“Esed Ruslara İranlılardan daha fazla güveniyordu. Çünkü onlar daha güçlü ve rejimini koruyabilme konusunda daha fazla imkana sahipti. (Esed) İranlılarla olan ilişkisinin ağırlığının farkındaydı, ancak onları terk edemezdi.”

Sakr, İranlıların lojistik konularda Esed'in iradesi dışında kararlar aldıklarını ve bazen ona danışmadan hareket ettiklerini vurguladı.

Şam Uluslararası Havaalanı’ndaki çalışmalarla ilgili anlaşmazlığı örnek gösteren Sakr, “İran uçuşları durdurulana kadar oraya inen her MAHAN (DMO'ya yakın bir havayolu şirketi) uçağıyla birlikte havaalanı İsrail tarafından bombalandı. İranlıların sadece Rusların gözetiminde olan Hmeymim Hava Üssü’ne inmeleri gerekiyordu” diye aktardı.

ascdfrg
2023 yılında İsrail'in hava saldırısı sonrasında Şam Uluslararası Havalimanı pistinde meydana gelen hasarı inceleyen Suriyeli yetkililer (SANA)

İran’ın da nispeten hayal kırıklığına uğramış hissettiğini düşünen Sakr, “Çünkü Suriye ile Arap ülkeleri arasında İran'la ilişkiler pahasına bir yakınlaşma öz konusuydu. Hizbullah kuruluşundan bu yana en ağır darbeyi almıştı ve şartlar elverişli değildi” yorumunda bulundu.

Yarı Devlet Başkanı: Esma Esed

Esed'ın eşi Esma Esed’in kocasının iktidarı sırasındaki rolüne de değinen Sakr, onun ‘yarı devlet başkanı’ olduğunu söyledi.

Esma Esed'in kocası üzerinde büyük bir etkisi olduğunu ve onu etkileme kabiliyeti sayesinde çok sayıda dosyaya erişim sağladığını belirten Sakr, “Bu dosyalara müdahale ettiğini ya da karıştığını söyleyemem, ama müdahale edebileceğini söyleyebilirim” dedi.

hyjukıo9
Halk Sarayı'nın odalarından birinde bulunan Esma Esed'in bir fotoğrafı (Reuters)

Beşşar Esed’in ‘omurgasız bir olmadığını’ vurgularken, ‘eşini ülke yönetiminde bir ortak olarak gördüğünü’ belirten Sakr, Esed’in bu bakış açısının Esma Esed’in güçlü bir konuma sahip olabilmesinin yanı sıra, faaliyet gösterdiği çeşitli alanlarda muazzam bir varlık ve güç kazandırdığını söyledi.



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.