Trump'ın Suriye’den ve Irak'tan çekilme planı

Trump'ın geçmişteki tecrübeleri açısından iki ülkedeki askeri stratejisi nasıl olacak?

Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla
Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla
TT

Trump'ın Suriye’den ve Irak'tan çekilme planı

Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla
Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla

Caroline Rose

Donald Trump, ABD’de yapılan son başkanlık seçimlerinde elde ettiği ezici zaferle ikinci kez ABD'nin seçilmiş başkanı oldu. Trump'ın iktidara gelişi doğal olarak başkanlığının şekli ve dış politikası hakkında birçok soru işaretini de beraberinde getirdi.

Yeni Trump yönetiminin ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını, özellikle Uluslararası Koalisyonun Irak’ta ve Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ’a karşı yürüttüğü Doğal Kararlılık Harekâtı (OIR) kapsamındaki görevleri çerçevesinde nasıl sürdüreceği meselesi, henüz netliğe kavuşmamış olan dış politika konularından biri. Mevcut ABD Bakanı Joe Biden yönetimi, geçtiğimiz ağustos ayında Doğal Kararlılık Harekâtı’nı aşamalı olarak sona erdireceğini ve ABD güçlerinin 2026 yılı sonlarına kadar kısmen geri çekilmesine ilişkin bir takvim açıkladı.

Trump'ın ilk başkanlık dönemi, ABD'nin Irak’taki ve Suriye'deki askeri stratejisine nasıl yaklaşacağına dair -sınırlı da olsa- bir fikir veriyor. Önceki yönetimi sırasında ABD güçleri Doğal Kararlılık Harekâtı kapsamında konuşlandırılmaya devam etti, ancak Trump'ın nasıl bir yaklaşım sergileyeceği bilinmezliğini koruyordu. Trump, 2018 yılı aralığında ABD’nin Suriye'den tamamen çekileceğini açıkladı, fakat daha sonra bu kararından kısmen geri adım attı. Ardından Suriye'deki asker sayısını 2 binden 900'e düşüren Trump yönetimi, Irak'taki asker sayısının yüzde 50 oranında azaltılarak 5 binden 2 bin 500'e indirilmesine ve bölgedeki sekiz askeri üssün kontrolünün devredilmesine karar verdi.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Türkiye destekli grupların saldırılarının etkisi durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Bu durum ABD’nin pozisyonu üzerinde ek baskı yaratarak Trump’ı çekilmeyi düşünmeye itebilir. Ancak Trump'ın yeni danışman ekibinin nüfuzu, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını devam ettirecek belirleyici bir faktör olabilir. Trump yönetiminin yanı sıra kurumların başlarına ve diplomatik görevlere atamaları yapılanlar arasında Irak ve Suriye'deki DEAŞ’la mücadele misyonuna şüpheyle yaklaşan ya da açıkça eleştiren isimler de yer alıyor.

Çekilmenin tarihçesi

ABD askerlerinin Ortadoğu'dan çekilmesi, Trump için yeni bir konu değil. Trump, ilk başkanlığı döneminde İran'a uyguladığı ‘azami baskı’ politikasına rağmen birkaç kez kısmi ya da tam geri çekilme için harekete geçti. Oysa ABD’nin Irak’taki ve Suriye'deki askeri varlığı İran'ın vekillerine karşı önemli bir denge unsuruydu.

Trump yönetimi, büyük tartışmaların ardından çekilme kararından geri adım attı ve Irak'taki ABD güçleri Suriye'nin kuzeydoğusuna yeniden konuşlandırıldı.

Trump, 2019 yılının ekim ayında geriye kalan 900 askerin tamamının Suriye'nin kuzeydoğusundan derhal çekileceği açıklamasında bulundu. Bu karar ABD’nin dışişleri ve savunma bakanlıklarındaki üst düzey danışmanlar arasında tepkiye yol açtı. Dönemin Savunma Bakanı James Mattis ve DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) Başkanı Brett McGurk gibi bazı üst düzey yetkililer istifalarını sundular. Sonuç olarak, ABD güçlerinin Ayn el-Arab (Kobani), Sirin, Tel Beydar ve Halep ile Rakka çevresindeki stratejik mevzilerden hızla çekilmesi, kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakılan Doğal Kararlılık Harekâtı’ndaki ortaklarına Türkiye’nin saldırabileceği bir alan yarattı. Askerlerin çekildiğinin açıklanmasından sadece üç gün sonra Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Türkiye'nin terör örgütü olarak sınıflandırdığı Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) havadan ve karadan saldırılar başlattı. ABD'nin çekilmesi ve bunun sonucunda Türkiye'nin başlattığı saldırının başka olumsuz etkileri de oldu. Bu durum, Suriye rejimi ve İran'ın müttefiki milislerin tartışmalı bölgelere ilerlemek için faydalandığı bir kontrol boşluğu yaratırken, aynı zamanda DEAŞ’ın küçük çaplı bir yeniden toparlanmasına tanıklık ettik.

cdvfgbrtyh
ABD'nin seçilmiş Başkanı Donald Trump, Kuzey Carolina'daki Gastonia Municipal Havaalanı'nda düzenlenen seçim mitinginde, 2 Kasım 2024 (AFP)

Trump yönetimi büyük tartışmaların ardından çekilme kararından geri adım atarak Irak'taki ABD güçlerini Suriye'nin kuzeydoğusuna kaydırmış olsa da yönetimin çekilme kararını bırakacağı boşluğu bilerek bu kararı aldığı belirtilmeli. Dönemin Savunma Bakanı Mark Esper 15 Ekim'de Savunma Bakanlığı’nda (Pentagon) verdiği brifingde ABD güçlerinin Doğal Kararlılık Harekatı’ndaki Kürt ortaklarını savunmayacağını, hatta ABD'nin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda toprak ilhak edeceğine ve SDG'nin hasımlarıyla (Suriye rejimi ve Rusya) bir anlaşma arayışına gireceğine dair inandırıcı beklentileri olduğunu ifade etmişti. Trump da o sıra Twitter (yeni adıyla X) üzerinden yaptığı açıklamada, çekilmenin ve tarafsız bir duruş sergileme fırsatını değerlendirmenin ‘çok akıllıca’ olacağını vurguladı. Trump, söz konusu tweetinde “Bizi Ortadoğu’da 'yanlışlıkla' savaşa sürükleyenler, hala savaşmamız için baskı yapıyor. Onların, ne kadar kötü bir karar verdiklerine dair hiçbir fikri yok. Neden savaş ilanı için talepte bulunmuyorlar?” ifadelerini kullandı.

Trump’ın ikinci dönemindeki yönetimi şekillenirken, Trump'ın seçtiği isimlerin ve siyasi müttefiklerinin yorumları, 2025 yılından itibaren konuya nasıl yaklaşılacağına ışık tutuyor.

Trump, 2020 yılının başlarında İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü’nün komutanı Kasım Süleymani ve Irak’taki İran destekli Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’i öldürene kadar Irak'ta ABD askerlerini tutmaya devam etti. İran ve vekillerinin ABD'ye misillemede bulunması, Amerikan askerleriyle büyük bir askeri çatışmaya yol açtı. Ayn Esad Hava Üssü’ne yapılan bir saldırıda ABD’li 109 askeri beyin sarsıntısı geçirdi. Bu olayı takip eden haftalarda Trump yönetimi ABD’nin Irak'taki askeri varlığını sessizce ve kademeli olarak azalttı. DMUK güçleri, bazıları Suriye-Irak sınırındaki el-Kaim gibi stratejik yerlerde bulunan sekizden fazla üssü Iraklı ve Kürt güvenlik güçlerine devretti. Irak'ta konuşlu asker sayısı da 5 binden 2 bin 500'e düşürüldü.

Trump'ın Irak'taki çekilme süreci her ne kadar Suriye'deki çekilme sürecinden daha kademeli olarak gerçekleşse de bu durum Trump'ın ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesini - yansımaları ve sonuçları ne olursa olsun – net bir ihtiyaç olarak gördüğünü gösterdi. Bunun yanında Trump’ın ilk yönetiminde bölgeden tamamen çekilmeye karşı olan ve bunu başaran birçok aktör vardı.

Brett McGurk, General Joseph Votel, John Kelly, Herbert McMaster, General Mark Milley ve diğerleri gibi başlıca aktörler, Irak’tan ve Suriye'den istikrarı bozacak şekilde aniden geri çekilmeye karşı tavsiyelerde bulunmak için çeşitli anlarda önemli roller oynadılar. Ayrıca ABD Kongresi’nden ve özellikle de Trump'ın Twitter hesabından yaptığı ve ABD askerlerinin 30 gün içinde Suriye'den çekilmesi talimatı verdiğini açıklamasının ardından Cumhuriyetçilerin liderliğindeki Senato'dan da tepkiler geldi.

Yönetimin tercihleri

Trump’ın ikinci dönemindeki yönetimi şekillenirken, Trump'ın seçtiği isimlerin ve siyasi müttefiklerinin yorumları, 2025 yılından itibaren konuya nasıl yaklaşılacağına ışık tutuyor. Robert F. Kennedy Jr, Tucker Carlson'a verdiği bir röportaj sırasında Trump'ın Suriye'deki ABD askerlerini geri çekmek istediğini ima eden yorumlarda bulundu. Trump'ın Ortadoğu'nun kesin bir haritasını çizdiği ve her ülkedeki asker gücünü belirlediğini söyledi.

Trump'ın Ulusal İstihbarat Direktörlüğüne seçtiği eski Kongre üyesi Tulsi Gabbard, başka ülkelerin iç işlerine karışılmasına şiddetle karşı çıkmasına rağmen Trump'ın tutumlarını desteklediği için ödüllendirildi.

Trump’ın, Suriye-Türkiye sınırındaki ABD birliklerinin Suriye ile Türkiye arasında bir çatışma çıkması durumunda ‘ortada kalmalarından’ endişelendiğini söyleyen Kennedy, Trump'ın ‘sürekli savaş isteyen’ askeri-endüstriyel komplekse karşı durabildiğini iddia etti.  Trump'ın çevresindeki diğer önemli isimler de benzer tutumlara dair sinyaller verdi. Senato üyesi olan seçilmiş Başkan Yardımcısı James David (JD) Vance Ortadoğu'dan askerlerin çekilmesini destekliyor. Vance’in 2023 yılında Senato’ya sunduğu iki yasama karar taslağı da bunun kanıtı.

Taslaklardan ilki, ABD askerlerinin Suriye'deki yasadışı konuşlanmasına son verilmesi kabul edilen ortak bir karardı. İkincisi ise 2001 tarihli Askeri Güç Kullanma Yetkisini (AUMF) yürürlükten kaldıran Sürekli Savaş Yasasıydı. 'Neo-muhafazakar maceracılık' olarak tanımladığı durumu eleştiren Vance, Trump'ın dış politikasının kilit öneme sahip bir yönünü “Gerçekten mecbur kalmadıkça Amerikan askerlerini gönderemezsiniz” şeklinde özetledi. Konuşlandırmalar gerektiğinde sınırlı müdahaleleri savundu. Patronu gibi İsrail'in güçlü bir destekçisi olan Vance, daha önceki çekilme kararlarından sonra kendisini ‘aldatılmış’ hissetse de Irak'taki savaşa olan karşıtlığını örnek göstererek ABD ve İsrail'in çıkarlarının her zaman örtüşmeyeceğini de belirtti.

scdvfegrb
Suriye'nin Haseke ilindeki Rasulayn beldesinin eteklerinde Türkiye'nin tehditlerine karşı düzenlenen bir protesto gösterisi sırasında ABD zırhlı aracının etrafında toplanan Suriyeli Kürtler, 6 Ekim 2019 (AFP)

Öte yandan Trump'ın yaptığı en tartışmalı atamalardan biri olan ve Savunma Bakanı olarak atanan Pete Hegseth'in dış politika konusundaki vizyonu oldukça sınırlı. Açıkça bir 'sadakat ataması' olan Hegseth'in Trump'ın işine ne kadar yaradığını en iyi 1 Ocak 2019 tarihinde verdiği bir röportaj sırasındaki davranışları gösteriyor. Trump 'genç askerlerimizi eve getirmekten', 'bitmeyen savaşlardan' ve DEAŞ'a karşı nasıl zafer kazandığından bahsederken Hegseth gözlerini kırptı ve başını salladı. Hegseth sadece DEAŞ'ı yenmenin ‘kesinlikle önemli bir başarı olduğunu’ söylemekle yetindi. Hegseth ayrıca 27 Aralık 2018 tarihli bir yayın sırasında ordu komutanlarının ve birliklerin Trump'ın Suriye’de ve Irak'ta aldığı kararları desteklediğine dair asılsız bir iddiada bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump'ın Ulusal İstihbarat Direktörü olarak seçtiği Tulsi Gabbard, başka ülkelerin iç işlerine karışılmasına şiddetle karşı çıkmasına rağmen, Trump'ın tutumlarını desteklediği için ödüllendirildi. Gabbard’ın adeta Rus propagandasını yansıtan yorumları istihbarat servislerini alarma geçirdi. Öyle ki Gabbard, ABD'nin diplomatik bağlarını kopardığı Beşşar Esed ile tartışmalı bir şekilde bir araya gelmiş ve daha sonra Rusya'nın Esed'in kimyasal silah saldırılarından sorumlu olduğu iddialarını inkar eden açıklamalarını tekrarlamıştı. Ardından Gabbard, ABD'nin Suriye'ye müdahalesine şaşırtıcı olmayan bir şekilde karşı çıkarak Suriyelilerin kendi geleceklerine karar verme hakkına sahip olduğunu savundu. Trump'ın Suriye'den çekilme sürecini ele alışını eleştirirken, 2020 yılındaki başkanlık seçim kampanyası sırasında ABD ordusunun Irak’tan ve Suriye'den çekilmesi talebini yineledi.

Trump'ın ilk başkanlığı sırasında olduğu gibi, Trump'ın seçtiği isimleri analiz etmek ve geçmiş politikalarına göre okuma yapmak, gelecekte ne olacağını başarılı bir şekilde tahmin etmek için yeterli olmayacak.

Ancak Trump yönetiminin kilit isimlerinden Marco Rubio, ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesini hararetle destekleyen birçok isme karşı bir denge unsuru olarak ortaya çıkıyor. 2019 ekiminde Trump'ın ABD askerlerini geri çekme planını eleştiren bir grup Cumhuriyetçi ve Demokrat senatör arasında yer alan Rubio, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bu adımı ‘Suriye'nin ötesinde yansımaları olacak büyük bir hata’ olarak nitelendirdi. Rubio ayrıca Tahran'a karşı bir denge unsuru olarak bölgede ABD askeri varlığını sürdürerek İran'a ve Esed rejimi gibi ortaklarına karşı 'azami baskı' kampanyasını destekledi. Bu stratejinin arka planında ne kadar küçük olursa olsun, Washington için bir baskı aracı olarak Irak’ta ve Suriye'de konuşlu bir ABD askeri birliğinin bulundurulması fikri yer alıyor. Rubio, askerlerin aniden ve tamamen geri çekilmesine karşı çıkabilir. Fakat Trump’ın özelde yakın ekibinde ve genel olarak yönetiminde Ortadoğu'da askeri angajmanın devam etmesini eleştiren sesler tarafından sesi bastırıldığı için dışarıda kalan tek adam olması da muhtemel.

Ülkenin ana muharebe hatlarını birkaç gün içinde yeniden çizen ani saldırının ardından Suriye'de yeni bir dönemin başlaması ve ABD'nin koalisyon ortakları olan Kürt ağırlıklı SDG'ye karşı Türkiye destekli daha büyük bir saldırı ihtimali Washington'ın içinde bulunduğu durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Biden yönetimi Suriye'nin kuzeydoğusunda yaklaşık 900 ABD askerinden oluşan gücünü muhafaza ederken, Trump yönetimi radikal bir şekilde yeniden değerlendirmeye gidebilir. Bunun nedeni sadece Trump'ın askeri çekilmeden yana olması değil, aynı zamanda ABD'nin hem Suriye’den hem de tüm Ortadoğu'dan çekilmesini isteyen isimlerin sayısının da artması.

Trump'ın ilk başkanlığı sırasında olduğu gibi, Trump'ın seçtiği isimleri analiz etmek ve geçmiş politikalarına göre okuma yapmak, bölgeyle ilgili dış politikası bir yana, Irak ve Suriye'de konuşlu ABD güçleri için bir sonraki adımın ne olacağını başarılı bir şekilde tahmin etmek için bile yeterli olmayacak. Ancak, Trump'ın danışmanları arasındaki bazı ideolojik farklılıklara rağmen, ABD'nin hem Irak hem de Suriye'de hızlı ve tam bir çekilmeye doğru ilerlediği de ortada. Bu durum DMUK’un görevlerine son verirken İran, Rusya ve Suriye rejimi gibi yerel aktörlere de çekilme sonrasında faydalanabilecekleri yeni bir alan açıyor.



İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini ABD-İran anlaşmasının dışında tutmaya çalışıyor

Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
TT

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini ABD-İran anlaşmasının dışında tutmaya çalışıyor

Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini, ABD ile İran arasında hazırlanması planlanan anlaşmadan ayrı tutmaya çalışıyor. Üst düzey bir İsrailli siyasi kaynak dün yaptığı açıklamada, imzalanması öngörülen ön mutabakat memorandumunun Lübnan’da da ateşkesi kapsadığını belirtti. Kaynak, söz konusu anlaşmanın Hizbullah saldırılarına karşı İsrail’e ‘kendini savunma hakkı’ tanıdığını ifade etti. İsrailli yetkili, bu kapsamda İsrail ordusunun Güney Lübnan’da son bir yılda işgal ettiği bölgelerde kalmayı sürdüreceğini söyledi. Yaklaşık 600 kilometrekarelik alanı kapsayan bölgelerin, iki ülke sınırından itibaren 10 ila 15 kilometre derinliğe kadar uzandığı belirtildi.

fcdfd
İsrail ordusu, geçtiğimiz mart ayında İsrail’in kuzeyinde bulunan Yukarı Celile bölgesindeki bir mevziden Güney Lübnan’a güdümlü füzeler ateşledi. (AFP)

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu Kan 11’in haberine göre, Binyamin Netanyahu, cumartesi gecesi Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının İran ile yürütülen mutabakat süreciyle ilişkilendirilmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi. Haberde, Trump’ın Netanyahu’ya güvence vererek, Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında yürütülen doğrudan müzakerelere ABD’nin sponsor olduğunu ve bu sürecin barış lehine sonuçlanması için çalışacağını söylediği aktarıldı. Trump’ın ayrıca İsrail’in çıkarlarının korunmasına büyük önem verdiğini ifade ettiği belirtildi.

Kanalın, konuya yakın bir kaynağa dayandırdığı haberde ise İsrail’in yalnızca Lübnan topraklarında kalmak için değil, aynı zamanda müzakerelerin başarıyla sonuçlanmasına ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması hedefinin gerçekleşmesine kadar 25 askeri noktayı elinde tutmak için de yeşil ışık aldığı öne sürüldü.

dcffdbf
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde (Arşiv – Reuters)

İsrail basınına konuşan bir İsrailli siyasi yetkili, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, İsrail’in Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde tehditlere karşı hareket serbestisini koruyacağını vurguladığını söyledi. Dün gerçekleştirilen İsrail bilgilendirmesine göre yetkili, Trump’ın da bu ilkeye desteğini yinelediğini öne sürdü.

Bilgilendirmede ayrıca, Trump’ın görüşmeler sırasında, ‘Hizbullah’ın silahsızlandırılması’ ve İsrail’in Lübnan’daki ateşkes ihlallerine sert şekilde karşılık verme hakkı konusunda müzakerelerde ‘kararlı bir tutum sergileyeceğini’ ifade ettiği aktarıldı.

Aynı yetkili, Netanyahu’nun güvenlik kurumlarının liderleri ve bazı bakanların katılımıyla düzenlenecek Güvenlik Kabinesi toplantısında İsrail’in bu konudaki tutumuna ilişkin ayrıntıları sunacağını belirtti. Yetkili, müzakereler sürdüğü sürece İsrail’in Lübnan topraklarında kalmayı sürdüreceğini ve son bir yıldır olduğu gibi Hizbullah saldırılarına karşı operasyonlarına devam edeceğini kaydetti.

vfdvf
Sınır boyunca Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)

Yetkili, İsrail’in ateşkese bağlı kaldığını ve Hizbullah’ın bulunduğu her noktayı, örneğin başkent Beyrut’u hedef almadığını savundu. Ancak İsrail’in, ‘tam ABD desteğiyle’, Hizbullah hücreleri ile örgüte ait insansız hava araçlarını (İHA) hedef aldığını ve saldırı hazırlığında oldukları belirtilen unsurları etkisiz hale getirdiğini ifade eden yetkili, bunun ‘önleyici saldırılar’ kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi.

İsrail’in Ekim 2024’ten bu yana Lübnan’ın güneyindeki bazı bölgeleri işgal altında tuttuğu biliniyor. Kasım 2024’te varılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail’in askeri operasyonlarını sürdürdüğü belirtiliyor. Hizbullah ise bu saldırılara karşılık vermekten kaçınırken, İran Dini Lideri Ali Hamaney’e yönelik suikastın ardından tutumunda değişikliğe gitti.

vfgth
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)

Celile’ye altı saldırı düzenlendi; İsrail bunu bir işgal operasyonu başlatmak için fırsat olarak değerlendirdi ve işgal alanını genişletti. Köyleri baştan sona yerle bir etmeye başladı. 1,2 milyon Lübnanlıyı yerinden etti. 3 binden fazla vatandaşı öldürdü.

Buna karşılık Hizbullah’ın operasyonları, kuzey bölgesinde on binlerce İsraillinin yerinden edilmesine ve aralarında 22 askerin de bulunduğu 30 İsraillinin öldürülmesine yol açtı.


İran’daki savaşın etkisiyle Kafkasya'da çatlaklar oluşurken yeni bölgesel dengeler kuruluyor

Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
TT

İran’daki savaşın etkisiyle Kafkasya'da çatlaklar oluşurken yeni bölgesel dengeler kuruluyor

Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)
Dağlık Karabağ bölgesinden mülteciler, bir kamyon dorsesinde Ermenistan'ın sınır köyü Kornidzor’a giderken 27 Eylül 2023 (Reuters)

Rüstem Mahmud

Geçtiğimiz mart ayı başlarında ABD/İsrail ve İran arasında savaşın patlak vermesiyle birlikte Ermenistan'da ekonomik enflasyon, özellikle neredeyse tamamen İran'dan ithal ettiği enerji, elektrikli ekipman ve temel maddeler sektörlerinde olağandışı bir yükseliş gösterdi. Buna karşın ‘baş düşmanı’ Azerbaycan'ın hazinesi, küresel petrol fiyatlarındaki yükselişin rüzgarıyla dolmaya başladı.

Aynı süreçte Ermeni siyasi çevreleri ve halk, savaşın sonuçlarının Ermenistan'ı sınır komşuluğundaki tek kalan stratejik müttefikten yoksun bırakabileceği kaygısıyla derinden sarsıldı. Azerbaycan çevreleri ise İran'ın kuzey komşusuyla milli bağları bulunan yaklaşık 17 milyon Azeri'nin yaşadığı İran iç coğrafyasında ilerleyen dönemde elde edebilecekleri nüfuz aracılığıyla Kafkasya'daki jeopolitik konumlarını güçlendirme ihtimalini iştahla değerlendirmeye koyuldu.

Tüm bu ayrıntılar ve son savaşın her gün beraberinde getirdiği pek çok siyasi ve sahaya yansıyan gelişme, bir bütün olarak Kafkasya bölgesinin yakın vadede köklü siyasi ve güvenlik dönüşümlerine sahne olabileceğine işaret ediyor. Bu, İran'ın bölgesel tablodaki konumu ve rolünde yaşanabilecek değişimlerin bir yansıması olacak. Nitekim bölgedeki üç ‘küçük’ devlet olan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'ın birbiriyle çatışmaya her an hazır, birbiriyle uyumsuz milli ve coğrafi hassasiyetler barındıran ilişkileri, çevrelerindeki büyük devletler İran, Rusya ve Türkiye arasındaki güç dengesi değişimlerinden derinden etkileniyor.

Ermenistan'ın kırılganlığı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerbaycan ordusu 2020 yazında Ermenistan'a bir yıldırım harekatı düzenledi. Yalnızca dört gün içinde geçmişten günümüze iki taraf arasında tartışmalı olan ve Ermeni nüfusun çoğunlukta yaşadığı Dağlık Karabağ'ın tamamını geri aldı. Azerbaycan saldırısı, Türkiye’nin açık askeri ve siyasi desteğiyle gerçekleşti. Ermenistan'ın geleneksel müttefiki Rusya, herhangi bir koruma ya da destek sağlayamazken Ermenistan'ı, savaş öncesi dönemde Azerbaycan'ın taahhüt ettiği gibi tartışmalı bölgedeki Ermeni halkın özerklik yoluyla haklarını güvence altına almaktan çok uzak, fiili durumun koşullarına boyun eğen bir anlaşmayı imzalamaya zorladı. Sonuç olarak yüz binlerce Ermeni, Ermenistan'ın iç bölgelerine göç etmek zorunda kaldı.

Ermenistan, İran'ı güvenilir bir bölgesel müttefik olarak görüyordu; iki ülkeyi Türk bölgesel nüfuzuna ve Azerbaycan'ın artan askeri ve istihbarat ağırlığına karşı duyulan ortak kaygı bir araya getiriyordu.

Savaşın ardından geçen dört yıl boyunca Ermenistan, Azerbaycan ile ilişkilerdeki koşulları ve dengeyi iyileştirmek amacıyla Rusya'dan pek çok destek vaadi aldı; ancak somut hiçbir şey elde edemedi. Bunun üzerine 2024 yılı başında, Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasındaki Asya ülkelerinde güvenlik ve askeri kolu konumundaki ‘Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ndeki üyeliğini askıya aldığını açıkladı. Oysa bu örgüt, Ermenistan'ın kendisi için de stratejik bir güvenlik şemsiyesi işlevi görüyordu.

Tam da aynı dönemde Azerbaycan, Türkiye'den her türlü açık desteği alırken İsrail ile pek çok boyutu kamuoyundan gizli tutulan kapsamlı bir güvenlik, askeri ve ekonomik ortaklık kuruyordu. Bu durum, Ermeni gözlemcilerin büyük çoğunluğunu savaşın durdurulması ve Azerbaycan'ın emelleriyle tartışmalı bölgeler sınırında tutulması ihtimalini sorgulamaya itti. Gözlemciler, hedeflerin Azerbaycan'ın Nahçıvan cebini anakarasından ayıran Güney Ermenistan'ın işgalini de kapsayacak biçimde genişleyebileceği yönünde öngörülerde bulundu.

fvbfgrb
İkinci Karabağ Savaşı'nın başlangıcının üçüncü yıl dönümü anısına 27 Eylül 2023'te Bakü'deki bir anıt mezarlıkta, arka planda Azerbaycan bayrakları dalgalanırken bir mezar taşındaki fotoğrafın yanında üzüntülerini ifade eden Azerbaycanlı askerler (AFP)

Bu dönemde Ermenistan, İran'ı güvenilir bir bölgesel müttefik olarak görüyordu. İki ülkeyi Türk bölgesel nüfuzuna ve Azerbaycan'ın artan askeri ve istihbarat ağırlığına karşı duyulan ortak kaygı bir arada tutuyordu. Ermenistan’ın değerlendirmelerine göre 2020 yazında Ermeni ordusunun yenilgisine karşın savaşın yalnızca dört günde sonlanması ve Azerbaycan ordusunun Nahçıvan cebine giden sınırı açmaya girişmemesi, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) birliklerini Azerbaycan sınırına konuşlandıran ve bölgesel dengenin tamamen bozulmasını kabul etmeyeceğini teyit eden İran'ın o dönem gönderdiği açık sinyaller sayesinde gerçekleşti.

Ne var ki bu tablo da çözülme sürecine girmiş görünüyor. İran rejiminin gelecekte iç meselelere yoğun biçimde odaklanmak zorunda kalması ya da bölgesel ve askeri konumunun sarsılması ihtimali Ermenistan’a iki farklı biçimde zarar verecek. Bir yandan Azerbaycan’ın, özellikle iki ülke arasındaki iç içe geçmiş ve gergin coğrafya meselesi söz konusu olduğunda, çözüme kavuşturulamamış sorunları daha fazla saha baskısıyla çözme eğilimini güçlendirecek. Öte yandan Ermenistan'ı, İran ile arasını ayıran ve Rusya'nın İran üzerinden Asya'ya aktardığı devasa mal miktarlarının transit geçiş güzergahı olan ‘Zengezur Koridoru’nun gelirlerinden yoksun bırakabilir. Bu koridor, Ermeni devlet hazinesinin en önemli gelir kaynaklarından biri.

Azerbaycan'ın belirsizliği

Almanya'da ikamet eden Azerbaycanlı araştırmacı Reşad Ali Nergis, Al Majalla’ya verdiği uzun röportajda ‘Azerbaycan'ın uzun vadeli hesapları’ olarak nitelendirdiği konuyu ayrıntılı biçimde ele aldı.

Nergis’e göre Azerbaycan, mevcut savaş sona erdikten sonra bölgesel ve hatta uluslararası tablonun tamamı netlik kazanana dek İran'da yaşananların bölgesel yansımalarını okurken son derece temkinli davranacak ve Ermenistan'a yönelik olası bir yayılma konusunda kalıcı bir bekleme tutumu sergileyecek.

2020-2025 yılları boyunca Azerbaycan ile Ermenistan'ı ‘kırılgan bir barış’ bir arada tuttu. Güvenlik gerilimleri zaman zaman alevlendi ve kimi zaman tehlikeli boyutlara ulaştı.

Nergis görüşünü şöyle açıkladı:

“İran'ın zayıflamasının Ermenistan ile ilişkilere yansımaları açısından Azerbaycan'ın tutumunu değerlendirirsek, mevcut savaş Azerbaycan için istisnai bir stratejik fırsat. Ancak mesele bundan çok daha karmaşık. Savaşın başlamasından yalnızca birkaç gün sonra İran'a ait insansız hava araçları Azerbaycan'ın Nahçıvan cebine düştü; bu durum Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'i orduyu tam alarma geçirmeye itti. Bu olay, bu savaşta İsrail'e açıkça yakın durduğu belli olan Azerbaycan'a yönelik İranlı bir uyarı niteliğindeydi. Azerbaycan ile İran arasındaki soğuk denge, İran ile Türkiye arasındaki denge ve uyumdan kaynaklanan nedenlerle ayakta duruyor; ancak özellikle İran bu savaştan bir ölçüde sürekliliğini koruyarak çıkarsa bu durum uzun süre devam etmeyebilir."

Nergis, sözlerine şöyle devam etti:

“Birbiriyle iç içe geçmiş üç dosya Azerbaycan'ı mevcut savaş karşısında son derece temkinli davranmaya itiyor. Türkiye'nin yaşananlara ilişkin tutumu tam olarak netlik kazanmış değil. Zira Türkiye ABD'nin stratejik müttefiki ve İsrail ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri bulunan bir ülke olmasına karşın İran rejiminin çöküş ihtimalinden ciddi ölçüde çekiniyor; çünkü bu, Türkiye'nin iç istikrarı üzerinde uzun vadeli stratejik etkilere yol açacak. Azerbaycan da bu bağlamda Türkiye'nin tutumuna uymak zorunda. Öte yandan Azerbaycan, İran'daki olası iç gerilimlerden de kaygı duyuyor. Milyonlarca İranlı Azeri, İran'ın yeni siyasi rejimiyle kıyasıya bir karşı karşıya gelişe girebilir. Bu rejim iç meşruiyetini Azerilerin ayrılık ya da özerklik taleplerini bastırmak üzerine inşa edebilir. Bunun Azerbaycan'ın iç istikrarı üzerinde derin etkileri olacak. Üçüncü mesele ise Azerbaycan'ın yıllardır sürdürdüğü ve bölgesel gücünün başlıca kaynağı saydığı çelişkili ilişkiler ağı üzerinden hareket etme kapasitesinin giderek daralmasıyla ilgili. Savaşın tırmanması ve genişlemesi Bakü'yü bir yanda İran, Türkiye ve Rusya ile öte yanda İsrail ve ABD arasında bir tercih yapmaya zorlayabilir, her iki durumda da güvenliği ve jeopolitik istikrarı açısından ciddi riskler söz konusu."

ABD’nin zayıf koruması

2020-2025 yılları boyunca Azerbaycan ile Ermenistan'ı ‘kırılgan bir barış’ bir arada tuttu. Güvenlik gerilimleri zaman zaman alevlendi ve kimi zaman, 2023 sonbaharında Dağlık Karabağ bölgelerinde yaşandığı gibi, tehlikeli boyutlara ulaştı. Dört günlük savaşın ardından Rusya gözetiminde ilan edilen ateşkes anlaşması, iki tarafın da cevap beklediği temel soruların tamamını yanıtsız bıraktı; özellikle tartışmalı bölgelerde yönetim biçimi, yerinden edilmiş Ermenilerin geri dönüşü ve Azerbaycan'ın Nahçıvan cebine ulaşım mekanizması konuları askıda kaldı.

Bu ani atılım, 8 Ağustos 2025 tarihinde  iki ülkenin liderlerinin ABD Başkanı Donald Trump'ın gözetiminde Beyaz Saray'da gerçekleştirdikleri toplantıda hayata geçti. Liderler, temel maddeleri Azerbaycan'a Ermenistan topraklarından geçen güvenli bir koridor üzerinden Nahçıvan cebi ile kara bağlantısı kurma özgürlüğü tanıyan; bununla birlikte koridorun, Ermenistan topraklarından geçtiği için yargısal, güvenlik ve egemenlik açısından Ermenistan otoritesine bağlı kalmasını şart koşan bir anlaşmayı paraf ettiler. Anlaşma ayrıca söz konusu coğrafyanın bir ekonomik kalkınma merkezine dönüştürülmesini demiryolu hatları, elektrik ve fiber optik kablo taşıma hatları inşasını, ekonomik iş birliğini ve uluslararası alanda tanınan toprakların tamamı üzerinde karşılıklı egemenlik tanımasını da öngörüyordu.

dfgth
ABD Başkanı Donald Trump (ortada) Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda) ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (solda) ile birlikte Beyaz Saray'ın resmi yemek salonunda düzenlenen törende üçlü anlaşmayı imzalarken, 8 Ağustos 2025 (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in bu yılın başlarında Ermenistan'ı ziyareti sırasındaki açıklamalarına göre ABD’nin ‘Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu Anlaşması’ (TRIPP) çerçevesinde Güney Kafkasya'daki istikrar için  koruma sağlayacağını teyit ettiği doğru olsa da Ermeni gözlemciler bu anlaşmanın yakın geleceğine ilişkin üç süregelen kaygıya dikkati çekiyor.

Her şeyden önce anlaşma yalnızca paraflandı, ancak henüz onaylanmış, tamamlanmış ve gözetim organları ile uluslararası kurumların denetimine alınmış değil. Dolayısıyla her türlü bahaneyle geri adım atılabilir ya da hayata geçirilmeyebilir. Bunun yanı sıra diğer tüm anlaşmalar gibi bu anlaşma da sahada nesnel koşullara bağlı. İran'ın Kafkasya bölgesine ilişkin hesaplarda Ermenistan'ı destekleyen bir güç olarak sahneden çekilmesi ya da anlaşmanın sponsoru ABD ile İran arasındaki kutuplaşmanın derinleşmesi halinde Ermenistan'ın uzun vadeli güvende olma hissi sarsılacak.

Tüm bunlara ek olarak, Ermenistan'da askeri varlığı bulunan tek uluslararası güç olan Rusya'nın Ukrayna dosyasıyla tamamen meşgul olması, Türkiye'ye ve dolayısıyla Azerbaycan'a bu dosyada tavizler verebilme ihtimali de uzun vadeli istikrarı olumsuz etkiliyor. Üstelik ABD'nin Kafkasya'daki varlığını stratejik bir öncelik olarak benimsemediği de göz ardı edilemez.


Tahran: Sonuçlara ulaştık, ancak bu yakın zamanda bir anlaşma yapılacağı anlamına gelmiyor

Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
TT

Tahran: Sonuçlara ulaştık, ancak bu yakın zamanda bir anlaşma yapılacağı anlamına gelmiyor

Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)
Umman açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden tekneler (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı ve Müzakere Heyeti Sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, ABD ile olası bir mutabakat zaptı kapsamında ele alınan birçok konuda sonuçlara ulaşıldığını, ancak bunun Tahran’ın anlaşma imzalamaya yakın olduğu anlamına gelmediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Bekayi, İran’ın müzakereleri savaşı sona erdirmek amacıyla yürüttüğünü ve şu aşamada nükleer meselelerin tartışılmadığını belirtti. ABD’li yetkililerin tutumlarında yaşanan değişimlerin olası bir anlaşmanın önünde engel oluşturduğunu yineledi.

İranlı üst düzey diplomat Hüseyin Nuşabadi ise daha önce ISNA’ya yaptığı açıklamada, Washington’ın müzakere edilen olası mutabakat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde Tahran’ın nükleer programı ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum konularını ABD ile görüşeceğini söyledi.

Nuşabadi, Reuters’a yaptığı açıklamada, söz konusu başlıkların 60 gün sürecek müzakerelerde ele alınacağını, bunun karşılığında yaptırımların kaldırılması ve yurtdışındaki İran varlıklarının serbest bırakılmasının beklendiğini ifade etti.

Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak Bekayi, Tahran’ın stratejik deniz geçidinden geçen gemilerden ‘seyir hizmetleri’ karşılığında ücret aldığını söyledi. Bekayi, “Hürmüz Boğazı, Körfez ve Umman Denizi çevresinin korunmasına yönelik önlemler ile denizcilik hizmetleri belirli ücretlerin tahsil edilmesini gerektiriyor” dedi.

Ancak İran’ın ‘geçiş ücreti alma’ arayışında olmadığını da vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise bu sabah yaptığı açıklamada, ‘Hürmüz Boğazı’nı açma kapasiteleriyle ilgili masada somut bir teklif bulunduğunu’ söyledi. Rubio, ABD’nin ya İran ile iyi bir anlaşmaya varacağını ya da ‘başka bir yöntemle’ hareket edeceğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump da dün yaptığı açıklamada, temsilcilerine anlaşma konusunda acele etmemeleri talimatını verdiğini belirtti. Trump, anlaşmaya varılıp onaylanarak imzalanıncaya kadar İran’a yönelik deniz ablukasının ‘tam anlamıyla’ sürdürüleceğini söyledi.