Trump'ın Suriye’den ve Irak'tan çekilme planı

Trump'ın geçmişteki tecrübeleri açısından iki ülkedeki askeri stratejisi nasıl olacak?

Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla
Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla
TT

Trump'ın Suriye’den ve Irak'tan çekilme planı

Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla
Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla

Caroline Rose

Donald Trump, ABD’de yapılan son başkanlık seçimlerinde elde ettiği ezici zaferle ikinci kez ABD'nin seçilmiş başkanı oldu. Trump'ın iktidara gelişi doğal olarak başkanlığının şekli ve dış politikası hakkında birçok soru işaretini de beraberinde getirdi.

Yeni Trump yönetiminin ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını, özellikle Uluslararası Koalisyonun Irak’ta ve Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ’a karşı yürüttüğü Doğal Kararlılık Harekâtı (OIR) kapsamındaki görevleri çerçevesinde nasıl sürdüreceği meselesi, henüz netliğe kavuşmamış olan dış politika konularından biri. Mevcut ABD Bakanı Joe Biden yönetimi, geçtiğimiz ağustos ayında Doğal Kararlılık Harekâtı’nı aşamalı olarak sona erdireceğini ve ABD güçlerinin 2026 yılı sonlarına kadar kısmen geri çekilmesine ilişkin bir takvim açıkladı.

Trump'ın ilk başkanlık dönemi, ABD'nin Irak’taki ve Suriye'deki askeri stratejisine nasıl yaklaşacağına dair -sınırlı da olsa- bir fikir veriyor. Önceki yönetimi sırasında ABD güçleri Doğal Kararlılık Harekâtı kapsamında konuşlandırılmaya devam etti, ancak Trump'ın nasıl bir yaklaşım sergileyeceği bilinmezliğini koruyordu. Trump, 2018 yılı aralığında ABD’nin Suriye'den tamamen çekileceğini açıkladı, fakat daha sonra bu kararından kısmen geri adım attı. Ardından Suriye'deki asker sayısını 2 binden 900'e düşüren Trump yönetimi, Irak'taki asker sayısının yüzde 50 oranında azaltılarak 5 binden 2 bin 500'e indirilmesine ve bölgedeki sekiz askeri üssün kontrolünün devredilmesine karar verdi.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Türkiye destekli grupların saldırılarının etkisi durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Bu durum ABD’nin pozisyonu üzerinde ek baskı yaratarak Trump’ı çekilmeyi düşünmeye itebilir. Ancak Trump'ın yeni danışman ekibinin nüfuzu, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını devam ettirecek belirleyici bir faktör olabilir. Trump yönetiminin yanı sıra kurumların başlarına ve diplomatik görevlere atamaları yapılanlar arasında Irak ve Suriye'deki DEAŞ’la mücadele misyonuna şüpheyle yaklaşan ya da açıkça eleştiren isimler de yer alıyor.

Çekilmenin tarihçesi

ABD askerlerinin Ortadoğu'dan çekilmesi, Trump için yeni bir konu değil. Trump, ilk başkanlığı döneminde İran'a uyguladığı ‘azami baskı’ politikasına rağmen birkaç kez kısmi ya da tam geri çekilme için harekete geçti. Oysa ABD’nin Irak’taki ve Suriye'deki askeri varlığı İran'ın vekillerine karşı önemli bir denge unsuruydu.

Trump yönetimi, büyük tartışmaların ardından çekilme kararından geri adım attı ve Irak'taki ABD güçleri Suriye'nin kuzeydoğusuna yeniden konuşlandırıldı.

Trump, 2019 yılının ekim ayında geriye kalan 900 askerin tamamının Suriye'nin kuzeydoğusundan derhal çekileceği açıklamasında bulundu. Bu karar ABD’nin dışişleri ve savunma bakanlıklarındaki üst düzey danışmanlar arasında tepkiye yol açtı. Dönemin Savunma Bakanı James Mattis ve DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) Başkanı Brett McGurk gibi bazı üst düzey yetkililer istifalarını sundular. Sonuç olarak, ABD güçlerinin Ayn el-Arab (Kobani), Sirin, Tel Beydar ve Halep ile Rakka çevresindeki stratejik mevzilerden hızla çekilmesi, kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakılan Doğal Kararlılık Harekâtı’ndaki ortaklarına Türkiye’nin saldırabileceği bir alan yarattı. Askerlerin çekildiğinin açıklanmasından sadece üç gün sonra Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Türkiye'nin terör örgütü olarak sınıflandırdığı Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) havadan ve karadan saldırılar başlattı. ABD'nin çekilmesi ve bunun sonucunda Türkiye'nin başlattığı saldırının başka olumsuz etkileri de oldu. Bu durum, Suriye rejimi ve İran'ın müttefiki milislerin tartışmalı bölgelere ilerlemek için faydalandığı bir kontrol boşluğu yaratırken, aynı zamanda DEAŞ’ın küçük çaplı bir yeniden toparlanmasına tanıklık ettik.

cdvfgbrtyh
ABD'nin seçilmiş Başkanı Donald Trump, Kuzey Carolina'daki Gastonia Municipal Havaalanı'nda düzenlenen seçim mitinginde, 2 Kasım 2024 (AFP)

Trump yönetimi büyük tartışmaların ardından çekilme kararından geri adım atarak Irak'taki ABD güçlerini Suriye'nin kuzeydoğusuna kaydırmış olsa da yönetimin çekilme kararını bırakacağı boşluğu bilerek bu kararı aldığı belirtilmeli. Dönemin Savunma Bakanı Mark Esper 15 Ekim'de Savunma Bakanlığı’nda (Pentagon) verdiği brifingde ABD güçlerinin Doğal Kararlılık Harekatı’ndaki Kürt ortaklarını savunmayacağını, hatta ABD'nin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda toprak ilhak edeceğine ve SDG'nin hasımlarıyla (Suriye rejimi ve Rusya) bir anlaşma arayışına gireceğine dair inandırıcı beklentileri olduğunu ifade etmişti. Trump da o sıra Twitter (yeni adıyla X) üzerinden yaptığı açıklamada, çekilmenin ve tarafsız bir duruş sergileme fırsatını değerlendirmenin ‘çok akıllıca’ olacağını vurguladı. Trump, söz konusu tweetinde “Bizi Ortadoğu’da 'yanlışlıkla' savaşa sürükleyenler, hala savaşmamız için baskı yapıyor. Onların, ne kadar kötü bir karar verdiklerine dair hiçbir fikri yok. Neden savaş ilanı için talepte bulunmuyorlar?” ifadelerini kullandı.

Trump’ın ikinci dönemindeki yönetimi şekillenirken, Trump'ın seçtiği isimlerin ve siyasi müttefiklerinin yorumları, 2025 yılından itibaren konuya nasıl yaklaşılacağına ışık tutuyor.

Trump, 2020 yılının başlarında İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü’nün komutanı Kasım Süleymani ve Irak’taki İran destekli Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’i öldürene kadar Irak'ta ABD askerlerini tutmaya devam etti. İran ve vekillerinin ABD'ye misillemede bulunması, Amerikan askerleriyle büyük bir askeri çatışmaya yol açtı. Ayn Esad Hava Üssü’ne yapılan bir saldırıda ABD’li 109 askeri beyin sarsıntısı geçirdi. Bu olayı takip eden haftalarda Trump yönetimi ABD’nin Irak'taki askeri varlığını sessizce ve kademeli olarak azalttı. DMUK güçleri, bazıları Suriye-Irak sınırındaki el-Kaim gibi stratejik yerlerde bulunan sekizden fazla üssü Iraklı ve Kürt güvenlik güçlerine devretti. Irak'ta konuşlu asker sayısı da 5 binden 2 bin 500'e düşürüldü.

Trump'ın Irak'taki çekilme süreci her ne kadar Suriye'deki çekilme sürecinden daha kademeli olarak gerçekleşse de bu durum Trump'ın ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesini - yansımaları ve sonuçları ne olursa olsun – net bir ihtiyaç olarak gördüğünü gösterdi. Bunun yanında Trump’ın ilk yönetiminde bölgeden tamamen çekilmeye karşı olan ve bunu başaran birçok aktör vardı.

Brett McGurk, General Joseph Votel, John Kelly, Herbert McMaster, General Mark Milley ve diğerleri gibi başlıca aktörler, Irak’tan ve Suriye'den istikrarı bozacak şekilde aniden geri çekilmeye karşı tavsiyelerde bulunmak için çeşitli anlarda önemli roller oynadılar. Ayrıca ABD Kongresi’nden ve özellikle de Trump'ın Twitter hesabından yaptığı ve ABD askerlerinin 30 gün içinde Suriye'den çekilmesi talimatı verdiğini açıklamasının ardından Cumhuriyetçilerin liderliğindeki Senato'dan da tepkiler geldi.

Yönetimin tercihleri

Trump’ın ikinci dönemindeki yönetimi şekillenirken, Trump'ın seçtiği isimlerin ve siyasi müttefiklerinin yorumları, 2025 yılından itibaren konuya nasıl yaklaşılacağına ışık tutuyor. Robert F. Kennedy Jr, Tucker Carlson'a verdiği bir röportaj sırasında Trump'ın Suriye'deki ABD askerlerini geri çekmek istediğini ima eden yorumlarda bulundu. Trump'ın Ortadoğu'nun kesin bir haritasını çizdiği ve her ülkedeki asker gücünü belirlediğini söyledi.

Trump'ın Ulusal İstihbarat Direktörlüğüne seçtiği eski Kongre üyesi Tulsi Gabbard, başka ülkelerin iç işlerine karışılmasına şiddetle karşı çıkmasına rağmen Trump'ın tutumlarını desteklediği için ödüllendirildi.

Trump’ın, Suriye-Türkiye sınırındaki ABD birliklerinin Suriye ile Türkiye arasında bir çatışma çıkması durumunda ‘ortada kalmalarından’ endişelendiğini söyleyen Kennedy, Trump'ın ‘sürekli savaş isteyen’ askeri-endüstriyel komplekse karşı durabildiğini iddia etti.  Trump'ın çevresindeki diğer önemli isimler de benzer tutumlara dair sinyaller verdi. Senato üyesi olan seçilmiş Başkan Yardımcısı James David (JD) Vance Ortadoğu'dan askerlerin çekilmesini destekliyor. Vance’in 2023 yılında Senato’ya sunduğu iki yasama karar taslağı da bunun kanıtı.

Taslaklardan ilki, ABD askerlerinin Suriye'deki yasadışı konuşlanmasına son verilmesi kabul edilen ortak bir karardı. İkincisi ise 2001 tarihli Askeri Güç Kullanma Yetkisini (AUMF) yürürlükten kaldıran Sürekli Savaş Yasasıydı. 'Neo-muhafazakar maceracılık' olarak tanımladığı durumu eleştiren Vance, Trump'ın dış politikasının kilit öneme sahip bir yönünü “Gerçekten mecbur kalmadıkça Amerikan askerlerini gönderemezsiniz” şeklinde özetledi. Konuşlandırmalar gerektiğinde sınırlı müdahaleleri savundu. Patronu gibi İsrail'in güçlü bir destekçisi olan Vance, daha önceki çekilme kararlarından sonra kendisini ‘aldatılmış’ hissetse de Irak'taki savaşa olan karşıtlığını örnek göstererek ABD ve İsrail'in çıkarlarının her zaman örtüşmeyeceğini de belirtti.

scdvfegrb
Suriye'nin Haseke ilindeki Rasulayn beldesinin eteklerinde Türkiye'nin tehditlerine karşı düzenlenen bir protesto gösterisi sırasında ABD zırhlı aracının etrafında toplanan Suriyeli Kürtler, 6 Ekim 2019 (AFP)

Öte yandan Trump'ın yaptığı en tartışmalı atamalardan biri olan ve Savunma Bakanı olarak atanan Pete Hegseth'in dış politika konusundaki vizyonu oldukça sınırlı. Açıkça bir 'sadakat ataması' olan Hegseth'in Trump'ın işine ne kadar yaradığını en iyi 1 Ocak 2019 tarihinde verdiği bir röportaj sırasındaki davranışları gösteriyor. Trump 'genç askerlerimizi eve getirmekten', 'bitmeyen savaşlardan' ve DEAŞ'a karşı nasıl zafer kazandığından bahsederken Hegseth gözlerini kırptı ve başını salladı. Hegseth sadece DEAŞ'ı yenmenin ‘kesinlikle önemli bir başarı olduğunu’ söylemekle yetindi. Hegseth ayrıca 27 Aralık 2018 tarihli bir yayın sırasında ordu komutanlarının ve birliklerin Trump'ın Suriye’de ve Irak'ta aldığı kararları desteklediğine dair asılsız bir iddiada bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump'ın Ulusal İstihbarat Direktörü olarak seçtiği Tulsi Gabbard, başka ülkelerin iç işlerine karışılmasına şiddetle karşı çıkmasına rağmen, Trump'ın tutumlarını desteklediği için ödüllendirildi. Gabbard’ın adeta Rus propagandasını yansıtan yorumları istihbarat servislerini alarma geçirdi. Öyle ki Gabbard, ABD'nin diplomatik bağlarını kopardığı Beşşar Esed ile tartışmalı bir şekilde bir araya gelmiş ve daha sonra Rusya'nın Esed'in kimyasal silah saldırılarından sorumlu olduğu iddialarını inkar eden açıklamalarını tekrarlamıştı. Ardından Gabbard, ABD'nin Suriye'ye müdahalesine şaşırtıcı olmayan bir şekilde karşı çıkarak Suriyelilerin kendi geleceklerine karar verme hakkına sahip olduğunu savundu. Trump'ın Suriye'den çekilme sürecini ele alışını eleştirirken, 2020 yılındaki başkanlık seçim kampanyası sırasında ABD ordusunun Irak’tan ve Suriye'den çekilmesi talebini yineledi.

Trump'ın ilk başkanlığı sırasında olduğu gibi, Trump'ın seçtiği isimleri analiz etmek ve geçmiş politikalarına göre okuma yapmak, gelecekte ne olacağını başarılı bir şekilde tahmin etmek için yeterli olmayacak.

Ancak Trump yönetiminin kilit isimlerinden Marco Rubio, ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesini hararetle destekleyen birçok isme karşı bir denge unsuru olarak ortaya çıkıyor. 2019 ekiminde Trump'ın ABD askerlerini geri çekme planını eleştiren bir grup Cumhuriyetçi ve Demokrat senatör arasında yer alan Rubio, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bu adımı ‘Suriye'nin ötesinde yansımaları olacak büyük bir hata’ olarak nitelendirdi. Rubio ayrıca Tahran'a karşı bir denge unsuru olarak bölgede ABD askeri varlığını sürdürerek İran'a ve Esed rejimi gibi ortaklarına karşı 'azami baskı' kampanyasını destekledi. Bu stratejinin arka planında ne kadar küçük olursa olsun, Washington için bir baskı aracı olarak Irak’ta ve Suriye'de konuşlu bir ABD askeri birliğinin bulundurulması fikri yer alıyor. Rubio, askerlerin aniden ve tamamen geri çekilmesine karşı çıkabilir. Fakat Trump’ın özelde yakın ekibinde ve genel olarak yönetiminde Ortadoğu'da askeri angajmanın devam etmesini eleştiren sesler tarafından sesi bastırıldığı için dışarıda kalan tek adam olması da muhtemel.

Ülkenin ana muharebe hatlarını birkaç gün içinde yeniden çizen ani saldırının ardından Suriye'de yeni bir dönemin başlaması ve ABD'nin koalisyon ortakları olan Kürt ağırlıklı SDG'ye karşı Türkiye destekli daha büyük bir saldırı ihtimali Washington'ın içinde bulunduğu durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Biden yönetimi Suriye'nin kuzeydoğusunda yaklaşık 900 ABD askerinden oluşan gücünü muhafaza ederken, Trump yönetimi radikal bir şekilde yeniden değerlendirmeye gidebilir. Bunun nedeni sadece Trump'ın askeri çekilmeden yana olması değil, aynı zamanda ABD'nin hem Suriye’den hem de tüm Ortadoğu'dan çekilmesini isteyen isimlerin sayısının da artması.

Trump'ın ilk başkanlığı sırasında olduğu gibi, Trump'ın seçtiği isimleri analiz etmek ve geçmiş politikalarına göre okuma yapmak, bölgeyle ilgili dış politikası bir yana, Irak ve Suriye'de konuşlu ABD güçleri için bir sonraki adımın ne olacağını başarılı bir şekilde tahmin etmek için bile yeterli olmayacak. Ancak, Trump'ın danışmanları arasındaki bazı ideolojik farklılıklara rağmen, ABD'nin hem Irak hem de Suriye'de hızlı ve tam bir çekilmeye doğru ilerlediği de ortada. Bu durum DMUK’un görevlerine son verirken İran, Rusya ve Suriye rejimi gibi yerel aktörlere de çekilme sonrasında faydalanabilecekleri yeni bir alan açıyor.



Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.


Musk, Ukrayna ordusunu Starlink kullanım koşullarını ihlal etmekle suçladı

Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
TT

Musk, Ukrayna ordusunu Starlink kullanım koşullarını ihlal etmekle suçladı

Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)

ABD’li milyarder Elon Musk dün yaptığı açıklamada, Ukrayna ordusunu Starlink uydu internet hizmetini saldırı amaçlı insansız hava aracı (İHA) operasyonlarında kullanarak sivilleri öldürmekle suçladı. Musk, bu kullanımın hizmet şartlarını ihlal ettiğini öne sürdü.

Musk, sahibi olduğu X platformunda yaptığı paylaşımda, “Ukrayna ordusu Starlink hizmetinin kullanım şartlarını ihlal ederek insanları öldürmek amacıyla saldırı amaçlı İHA operasyonları düzenledi. Bu açık geçen hafta kapatıldı” ifadelerini kullandı.

Musk, iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıt veya somut örnek sunmadı.

Musk’ın sahibi olduğu SpaceX tarafından işletilen Starlink, kendi açıklamasına göre askerî saldırı operasyonları için değil, sivil ve savunma amaçlı kullanım için tasarlanmış ticari bir hizmet. Musk, şirketin askerî amaçlara yönelik diğer hizmeti Starshield’ın ise ABD hükümetinin kontrolünde olduğunu belirtti.

Ukrayna ordusu, Rusya’nın işgaline karşı hava savunmasında Starlink’ten yararlanıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre  uydu internet hizmeti, İHA operasyonlarının yanı sıra lojistik faaliyetler ve askerî iletişim açısından da önemli bir rol oynuyor.

Ukrayna, son günlerde ABD merkezli uydu internet hizmetine erişimin yavaşlatıldığından şikâyet etmişti. Ancak yaşanan aksaklıktan kimin sorumlu olduğu netlik kazanmamıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, dün yaptığı açıklamada Starlink ve Starshield iletişim hizmetlerinin yeniden çalışır duruma getirildiğini söyledi.

Zelenskiy, “Starlink ve Starshield hizmetleri, tüm kısıtlamalar uygulanmadan önceki hızlarına yeniden kavuştu. Şu anda hızlar olması gereken seviyede” dedi.


Pezeşkiyan, Putin ile görüşmek üzere gelecek hafta Moskova’yı ziyaret edecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
TT

Pezeşkiyan, Putin ile görüşmek üzere gelecek hafta Moskova’yı ziyaret edecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın gelecek hafta Rusya’nın başkenti Moskova’ya giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşeceğini açıkladı. Ziyaretin, iki ülke arasında ikili iş birliği ve bölgesel gelişmelere ilişkin istişarelerin sürdürülmesi kapsamında gerçekleştirileceği belirtildi.

Arakçi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yakın zamanda Tahran’a gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin mesajında, görüşmelerde siyasi ve ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi, ortak anlaşmaların uygulanması ve İran ile Rusya arasındaki kapsamlı stratejik ortaklığın güçlendirilmesinin ele alındığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Arakçi, “Bu ziyarette ortak çıkarlarımızı korumak, bölgesel barış ve istikrarı güçlendirmek amacıyla istişarelerin sürdürülmesinin önemini vurguladık. Diyalog ve istişareler, gelecek hafta iki ülkenin cumhurbaşkanlarının Moskova’da bir araya gelmesiyle devam edecek” ifadelerini kullandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (AFP)

Lavrov’un Tahran ziyareti

Lavrov, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a ilk ziyaretini geçen pazartesi günü gerçekleştirdi. Tahran’da Pezeşkiyan ve Arakçi ile bir araya gelen Lavrov, Arakçi ile düzenlediği ortak basın toplantısında Pezeşkiyan’ın “önümüzdeki günlerde” Moskova’yı ziyaret edebileceğini söylemiş, ancak kesin tarih vermemişti.

Lavrov, Tahran’dan yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nda savaş öncesindeki duruma dönülmesi çağrısında bulundu. Bu kapsamda “seyrüsefer özgürlüğünün yeniden sağlanması ve saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvenceler verilmesi” gerektiğini belirten Rus Bakan, krize çözüm bulmak için çalışmaya hazır olduklarını ifade etti.

Rusya’nın “zor koşullara” rağmen İran ile ekonomik ve yatırım anlaşmalarını uygulamaktan vazgeçme niyetinde olmadığını söyleyen Lavrov, Rus uzmanların Buşehr Nükleer Santrali’ne kademeli olarak geri döndüğünü belirtti. Lavrov ayrıca iki ülke arasındaki ticaret hacminin geçen yıl yüzde 21 arttığını kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim Pazartesi günü Tahran’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştü. (EPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim Pazartesi günü Tahran’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştü. (EPA)

Arakçi ise söz konusu görüşmeler sırasında bölgedeki “güvensizlikten” ABD’yi sorumlu tuttu. “Ekonomik abluka, bölgemizdeki güvensizliğin başlıca nedenidir” diyen Arakçi, Rusya ile ilişkilerini “stratejik” olarak nitelendirdi. Kapsamlı stratejik ortaklık anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından bu ilişkilerin “yeni boyutlar kazandığını” belirtti.

Pezeşkiyan ile Putin son olarak Türkmenistan’da bir araya gelmişti. Putin, ekim ayının başında yaptığı görüşmede Moskova’nın arabuluculuk çabalarına katkıda bulunmaya hazır olduğunu Pezeşkiyan’a bildirmişti.

Lavrov, Tahran ziyaretinden bir gün önce yaptığı açıklamada ise Tahran ile Washington arasındaki görüşmelerin çıkmaza girdiği bir dönemde Rusya’nın çabalarının “geniş çaplı bir savaşın yeniden başlamasını önlemeyi” amaçladığını söyledi.