Trump'ın Suriye’den ve Irak'tan çekilme planı

Trump'ın geçmişteki tecrübeleri açısından iki ülkedeki askeri stratejisi nasıl olacak?

Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla
Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla
TT

Trump'ın Suriye’den ve Irak'tan çekilme planı

Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla
Görsel: Eduardo Ramon / Al Majalla

Caroline Rose

Donald Trump, ABD’de yapılan son başkanlık seçimlerinde elde ettiği ezici zaferle ikinci kez ABD'nin seçilmiş başkanı oldu. Trump'ın iktidara gelişi doğal olarak başkanlığının şekli ve dış politikası hakkında birçok soru işaretini de beraberinde getirdi.

Yeni Trump yönetiminin ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını, özellikle Uluslararası Koalisyonun Irak’ta ve Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ’a karşı yürüttüğü Doğal Kararlılık Harekâtı (OIR) kapsamındaki görevleri çerçevesinde nasıl sürdüreceği meselesi, henüz netliğe kavuşmamış olan dış politika konularından biri. Mevcut ABD Bakanı Joe Biden yönetimi, geçtiğimiz ağustos ayında Doğal Kararlılık Harekâtı’nı aşamalı olarak sona erdireceğini ve ABD güçlerinin 2026 yılı sonlarına kadar kısmen geri çekilmesine ilişkin bir takvim açıkladı.

Trump'ın ilk başkanlık dönemi, ABD'nin Irak’taki ve Suriye'deki askeri stratejisine nasıl yaklaşacağına dair -sınırlı da olsa- bir fikir veriyor. Önceki yönetimi sırasında ABD güçleri Doğal Kararlılık Harekâtı kapsamında konuşlandırılmaya devam etti, ancak Trump'ın nasıl bir yaklaşım sergileyeceği bilinmezliğini koruyordu. Trump, 2018 yılı aralığında ABD’nin Suriye'den tamamen çekileceğini açıkladı, fakat daha sonra bu kararından kısmen geri adım attı. Ardından Suriye'deki asker sayısını 2 binden 900'e düşüren Trump yönetimi, Irak'taki asker sayısının yüzde 50 oranında azaltılarak 5 binden 2 bin 500'e indirilmesine ve bölgedeki sekiz askeri üssün kontrolünün devredilmesine karar verdi.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Türkiye destekli grupların saldırılarının etkisi durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Bu durum ABD’nin pozisyonu üzerinde ek baskı yaratarak Trump’ı çekilmeyi düşünmeye itebilir. Ancak Trump'ın yeni danışman ekibinin nüfuzu, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını devam ettirecek belirleyici bir faktör olabilir. Trump yönetiminin yanı sıra kurumların başlarına ve diplomatik görevlere atamaları yapılanlar arasında Irak ve Suriye'deki DEAŞ’la mücadele misyonuna şüpheyle yaklaşan ya da açıkça eleştiren isimler de yer alıyor.

Çekilmenin tarihçesi

ABD askerlerinin Ortadoğu'dan çekilmesi, Trump için yeni bir konu değil. Trump, ilk başkanlığı döneminde İran'a uyguladığı ‘azami baskı’ politikasına rağmen birkaç kez kısmi ya da tam geri çekilme için harekete geçti. Oysa ABD’nin Irak’taki ve Suriye'deki askeri varlığı İran'ın vekillerine karşı önemli bir denge unsuruydu.

Trump yönetimi, büyük tartışmaların ardından çekilme kararından geri adım attı ve Irak'taki ABD güçleri Suriye'nin kuzeydoğusuna yeniden konuşlandırıldı.

Trump, 2019 yılının ekim ayında geriye kalan 900 askerin tamamının Suriye'nin kuzeydoğusundan derhal çekileceği açıklamasında bulundu. Bu karar ABD’nin dışişleri ve savunma bakanlıklarındaki üst düzey danışmanlar arasında tepkiye yol açtı. Dönemin Savunma Bakanı James Mattis ve DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) Başkanı Brett McGurk gibi bazı üst düzey yetkililer istifalarını sundular. Sonuç olarak, ABD güçlerinin Ayn el-Arab (Kobani), Sirin, Tel Beydar ve Halep ile Rakka çevresindeki stratejik mevzilerden hızla çekilmesi, kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakılan Doğal Kararlılık Harekâtı’ndaki ortaklarına Türkiye’nin saldırabileceği bir alan yarattı. Askerlerin çekildiğinin açıklanmasından sadece üç gün sonra Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Türkiye'nin terör örgütü olarak sınıflandırdığı Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) havadan ve karadan saldırılar başlattı. ABD'nin çekilmesi ve bunun sonucunda Türkiye'nin başlattığı saldırının başka olumsuz etkileri de oldu. Bu durum, Suriye rejimi ve İran'ın müttefiki milislerin tartışmalı bölgelere ilerlemek için faydalandığı bir kontrol boşluğu yaratırken, aynı zamanda DEAŞ’ın küçük çaplı bir yeniden toparlanmasına tanıklık ettik.

cdvfgbrtyh
ABD'nin seçilmiş Başkanı Donald Trump, Kuzey Carolina'daki Gastonia Municipal Havaalanı'nda düzenlenen seçim mitinginde, 2 Kasım 2024 (AFP)

Trump yönetimi büyük tartışmaların ardından çekilme kararından geri adım atarak Irak'taki ABD güçlerini Suriye'nin kuzeydoğusuna kaydırmış olsa da yönetimin çekilme kararını bırakacağı boşluğu bilerek bu kararı aldığı belirtilmeli. Dönemin Savunma Bakanı Mark Esper 15 Ekim'de Savunma Bakanlığı’nda (Pentagon) verdiği brifingde ABD güçlerinin Doğal Kararlılık Harekatı’ndaki Kürt ortaklarını savunmayacağını, hatta ABD'nin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda toprak ilhak edeceğine ve SDG'nin hasımlarıyla (Suriye rejimi ve Rusya) bir anlaşma arayışına gireceğine dair inandırıcı beklentileri olduğunu ifade etmişti. Trump da o sıra Twitter (yeni adıyla X) üzerinden yaptığı açıklamada, çekilmenin ve tarafsız bir duruş sergileme fırsatını değerlendirmenin ‘çok akıllıca’ olacağını vurguladı. Trump, söz konusu tweetinde “Bizi Ortadoğu’da 'yanlışlıkla' savaşa sürükleyenler, hala savaşmamız için baskı yapıyor. Onların, ne kadar kötü bir karar verdiklerine dair hiçbir fikri yok. Neden savaş ilanı için talepte bulunmuyorlar?” ifadelerini kullandı.

Trump’ın ikinci dönemindeki yönetimi şekillenirken, Trump'ın seçtiği isimlerin ve siyasi müttefiklerinin yorumları, 2025 yılından itibaren konuya nasıl yaklaşılacağına ışık tutuyor.

Trump, 2020 yılının başlarında İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü’nün komutanı Kasım Süleymani ve Irak’taki İran destekli Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’i öldürene kadar Irak'ta ABD askerlerini tutmaya devam etti. İran ve vekillerinin ABD'ye misillemede bulunması, Amerikan askerleriyle büyük bir askeri çatışmaya yol açtı. Ayn Esad Hava Üssü’ne yapılan bir saldırıda ABD’li 109 askeri beyin sarsıntısı geçirdi. Bu olayı takip eden haftalarda Trump yönetimi ABD’nin Irak'taki askeri varlığını sessizce ve kademeli olarak azalttı. DMUK güçleri, bazıları Suriye-Irak sınırındaki el-Kaim gibi stratejik yerlerde bulunan sekizden fazla üssü Iraklı ve Kürt güvenlik güçlerine devretti. Irak'ta konuşlu asker sayısı da 5 binden 2 bin 500'e düşürüldü.

Trump'ın Irak'taki çekilme süreci her ne kadar Suriye'deki çekilme sürecinden daha kademeli olarak gerçekleşse de bu durum Trump'ın ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesini - yansımaları ve sonuçları ne olursa olsun – net bir ihtiyaç olarak gördüğünü gösterdi. Bunun yanında Trump’ın ilk yönetiminde bölgeden tamamen çekilmeye karşı olan ve bunu başaran birçok aktör vardı.

Brett McGurk, General Joseph Votel, John Kelly, Herbert McMaster, General Mark Milley ve diğerleri gibi başlıca aktörler, Irak’tan ve Suriye'den istikrarı bozacak şekilde aniden geri çekilmeye karşı tavsiyelerde bulunmak için çeşitli anlarda önemli roller oynadılar. Ayrıca ABD Kongresi’nden ve özellikle de Trump'ın Twitter hesabından yaptığı ve ABD askerlerinin 30 gün içinde Suriye'den çekilmesi talimatı verdiğini açıklamasının ardından Cumhuriyetçilerin liderliğindeki Senato'dan da tepkiler geldi.

Yönetimin tercihleri

Trump’ın ikinci dönemindeki yönetimi şekillenirken, Trump'ın seçtiği isimlerin ve siyasi müttefiklerinin yorumları, 2025 yılından itibaren konuya nasıl yaklaşılacağına ışık tutuyor. Robert F. Kennedy Jr, Tucker Carlson'a verdiği bir röportaj sırasında Trump'ın Suriye'deki ABD askerlerini geri çekmek istediğini ima eden yorumlarda bulundu. Trump'ın Ortadoğu'nun kesin bir haritasını çizdiği ve her ülkedeki asker gücünü belirlediğini söyledi.

Trump'ın Ulusal İstihbarat Direktörlüğüne seçtiği eski Kongre üyesi Tulsi Gabbard, başka ülkelerin iç işlerine karışılmasına şiddetle karşı çıkmasına rağmen Trump'ın tutumlarını desteklediği için ödüllendirildi.

Trump’ın, Suriye-Türkiye sınırındaki ABD birliklerinin Suriye ile Türkiye arasında bir çatışma çıkması durumunda ‘ortada kalmalarından’ endişelendiğini söyleyen Kennedy, Trump'ın ‘sürekli savaş isteyen’ askeri-endüstriyel komplekse karşı durabildiğini iddia etti.  Trump'ın çevresindeki diğer önemli isimler de benzer tutumlara dair sinyaller verdi. Senato üyesi olan seçilmiş Başkan Yardımcısı James David (JD) Vance Ortadoğu'dan askerlerin çekilmesini destekliyor. Vance’in 2023 yılında Senato’ya sunduğu iki yasama karar taslağı da bunun kanıtı.

Taslaklardan ilki, ABD askerlerinin Suriye'deki yasadışı konuşlanmasına son verilmesi kabul edilen ortak bir karardı. İkincisi ise 2001 tarihli Askeri Güç Kullanma Yetkisini (AUMF) yürürlükten kaldıran Sürekli Savaş Yasasıydı. 'Neo-muhafazakar maceracılık' olarak tanımladığı durumu eleştiren Vance, Trump'ın dış politikasının kilit öneme sahip bir yönünü “Gerçekten mecbur kalmadıkça Amerikan askerlerini gönderemezsiniz” şeklinde özetledi. Konuşlandırmalar gerektiğinde sınırlı müdahaleleri savundu. Patronu gibi İsrail'in güçlü bir destekçisi olan Vance, daha önceki çekilme kararlarından sonra kendisini ‘aldatılmış’ hissetse de Irak'taki savaşa olan karşıtlığını örnek göstererek ABD ve İsrail'in çıkarlarının her zaman örtüşmeyeceğini de belirtti.

scdvfegrb
Suriye'nin Haseke ilindeki Rasulayn beldesinin eteklerinde Türkiye'nin tehditlerine karşı düzenlenen bir protesto gösterisi sırasında ABD zırhlı aracının etrafında toplanan Suriyeli Kürtler, 6 Ekim 2019 (AFP)

Öte yandan Trump'ın yaptığı en tartışmalı atamalardan biri olan ve Savunma Bakanı olarak atanan Pete Hegseth'in dış politika konusundaki vizyonu oldukça sınırlı. Açıkça bir 'sadakat ataması' olan Hegseth'in Trump'ın işine ne kadar yaradığını en iyi 1 Ocak 2019 tarihinde verdiği bir röportaj sırasındaki davranışları gösteriyor. Trump 'genç askerlerimizi eve getirmekten', 'bitmeyen savaşlardan' ve DEAŞ'a karşı nasıl zafer kazandığından bahsederken Hegseth gözlerini kırptı ve başını salladı. Hegseth sadece DEAŞ'ı yenmenin ‘kesinlikle önemli bir başarı olduğunu’ söylemekle yetindi. Hegseth ayrıca 27 Aralık 2018 tarihli bir yayın sırasında ordu komutanlarının ve birliklerin Trump'ın Suriye’de ve Irak'ta aldığı kararları desteklediğine dair asılsız bir iddiada bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump'ın Ulusal İstihbarat Direktörü olarak seçtiği Tulsi Gabbard, başka ülkelerin iç işlerine karışılmasına şiddetle karşı çıkmasına rağmen, Trump'ın tutumlarını desteklediği için ödüllendirildi. Gabbard’ın adeta Rus propagandasını yansıtan yorumları istihbarat servislerini alarma geçirdi. Öyle ki Gabbard, ABD'nin diplomatik bağlarını kopardığı Beşşar Esed ile tartışmalı bir şekilde bir araya gelmiş ve daha sonra Rusya'nın Esed'in kimyasal silah saldırılarından sorumlu olduğu iddialarını inkar eden açıklamalarını tekrarlamıştı. Ardından Gabbard, ABD'nin Suriye'ye müdahalesine şaşırtıcı olmayan bir şekilde karşı çıkarak Suriyelilerin kendi geleceklerine karar verme hakkına sahip olduğunu savundu. Trump'ın Suriye'den çekilme sürecini ele alışını eleştirirken, 2020 yılındaki başkanlık seçim kampanyası sırasında ABD ordusunun Irak’tan ve Suriye'den çekilmesi talebini yineledi.

Trump'ın ilk başkanlığı sırasında olduğu gibi, Trump'ın seçtiği isimleri analiz etmek ve geçmiş politikalarına göre okuma yapmak, gelecekte ne olacağını başarılı bir şekilde tahmin etmek için yeterli olmayacak.

Ancak Trump yönetiminin kilit isimlerinden Marco Rubio, ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesini hararetle destekleyen birçok isme karşı bir denge unsuru olarak ortaya çıkıyor. 2019 ekiminde Trump'ın ABD askerlerini geri çekme planını eleştiren bir grup Cumhuriyetçi ve Demokrat senatör arasında yer alan Rubio, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bu adımı ‘Suriye'nin ötesinde yansımaları olacak büyük bir hata’ olarak nitelendirdi. Rubio ayrıca Tahran'a karşı bir denge unsuru olarak bölgede ABD askeri varlığını sürdürerek İran'a ve Esed rejimi gibi ortaklarına karşı 'azami baskı' kampanyasını destekledi. Bu stratejinin arka planında ne kadar küçük olursa olsun, Washington için bir baskı aracı olarak Irak’ta ve Suriye'de konuşlu bir ABD askeri birliğinin bulundurulması fikri yer alıyor. Rubio, askerlerin aniden ve tamamen geri çekilmesine karşı çıkabilir. Fakat Trump’ın özelde yakın ekibinde ve genel olarak yönetiminde Ortadoğu'da askeri angajmanın devam etmesini eleştiren sesler tarafından sesi bastırıldığı için dışarıda kalan tek adam olması da muhtemel.

Ülkenin ana muharebe hatlarını birkaç gün içinde yeniden çizen ani saldırının ardından Suriye'de yeni bir dönemin başlaması ve ABD'nin koalisyon ortakları olan Kürt ağırlıklı SDG'ye karşı Türkiye destekli daha büyük bir saldırı ihtimali Washington'ın içinde bulunduğu durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Biden yönetimi Suriye'nin kuzeydoğusunda yaklaşık 900 ABD askerinden oluşan gücünü muhafaza ederken, Trump yönetimi radikal bir şekilde yeniden değerlendirmeye gidebilir. Bunun nedeni sadece Trump'ın askeri çekilmeden yana olması değil, aynı zamanda ABD'nin hem Suriye’den hem de tüm Ortadoğu'dan çekilmesini isteyen isimlerin sayısının da artması.

Trump'ın ilk başkanlığı sırasında olduğu gibi, Trump'ın seçtiği isimleri analiz etmek ve geçmiş politikalarına göre okuma yapmak, bölgeyle ilgili dış politikası bir yana, Irak ve Suriye'de konuşlu ABD güçleri için bir sonraki adımın ne olacağını başarılı bir şekilde tahmin etmek için bile yeterli olmayacak. Ancak, Trump'ın danışmanları arasındaki bazı ideolojik farklılıklara rağmen, ABD'nin hem Irak hem de Suriye'de hızlı ve tam bir çekilmeye doğru ilerlediği de ortada. Bu durum DMUK’un görevlerine son verirken İran, Rusya ve Suriye rejimi gibi yerel aktörlere de çekilme sonrasında faydalanabilecekleri yeni bir alan açıyor.



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe