Yeni Suriye ve Filistin davası

Şam'daki yeni söylem bir gecede İsrail ile iyi ilişkiler arayan dostça bir dile dönüşüyor

Suriye'nin yeni yaklaşımı üzerinde bir kontrol yok, ancak Şam'ın İsrail'e yönelik söyleminde tam aksi yönde 180 derecelik bir dönüşümün yaşanması şaşkınlık yaratıyor (AFP)
Suriye'nin yeni yaklaşımı üzerinde bir kontrol yok, ancak Şam'ın İsrail'e yönelik söyleminde tam aksi yönde 180 derecelik bir dönüşümün yaşanması şaşkınlık yaratıyor (AFP)
TT

Yeni Suriye ve Filistin davası

Suriye'nin yeni yaklaşımı üzerinde bir kontrol yok, ancak Şam'ın İsrail'e yönelik söyleminde tam aksi yönde 180 derecelik bir dönüşümün yaşanması şaşkınlık yaratıyor (AFP)
Suriye'nin yeni yaklaşımı üzerinde bir kontrol yok, ancak Şam'ın İsrail'e yönelik söyleminde tam aksi yönde 180 derecelik bir dönüşümün yaşanması şaşkınlık yaratıyor (AFP)

Mustafa Feki

Filistin davası, yabancı işgal, dış müdahale veya kendilerine musallat olan siyasi zulümden kurtulmanın yolu olarak silahlı mücadeleyi benimsemiş tüm Arap, Müslüman ve işgal altındaki halklar için birinci davadır. Bu anlamda Suriye, ulusal özgürlük ve onur mücadelesi ile sürekli hak arama çabasının tüm yönlerini bünyesinde barındırmaktadır. Aynı zamanda büyük Bilad-ı Şam’ın kalbidir ve ilk İslam Halifeliği'nin başkentidir. Büyük Suriye, aynı zamanda bugünkü Suriye devleti, Lübnan, Ürdün ve Irak'ın bazı bölgelerini de içine alarak, “Bereketli Hilal”i oluşturmaktadır. Bunun yıldızı Kıbrıs iken, kayıp ikonu, bünyesinde barındırdığı tüm anlamlar ve sembolize ettiği çağrışımlarla Filistin'dir. Bu nedenle Suriyeliler, tıpkı Mısır için Filistin davasının bir Mısır davası olması gibi, Filistin davasını aynı zamanda bir Suriye davası olarak görüyorlardı. Suriye devleti, yakın tarihi boyunca Filistin davasına ilişkin en uç, İsrail'e karşı ise en düşmanca tutumlardan birini benimsemiştir. Filistinlilerin haklarını savunmak amacıyla 1948, 1967 ve 1973 yıllarındaki savaşlara katıldı. Dahası Şam, her zaman, Sedat Mısırı'nın Camp David politikalarını benimseyerek yenilgiyi kabul ettiğini varsayıp bunu reddeden cephenin ön saflarında yer aldı. Camp David’i reddeden ülkeler grubuna göre anlaşmanın genel olarak Arap-İsrail çatışması üzerindeki olumsuz sonuçlarına karşı çıkmakta başı çekti.

 

Bu noktada Suriye siyasi söyleminin yerleşik ve sabit unsurlarına dikkat çekmekte yarar var. O her zaman İsrail’den “Siyonist oluşum” olarak bahsetti. Görünürde de olsa onu kınama ve ona karşı düşmanca tavır takınma konusunda katı davrandı. Ama bugün dünden ne kadar da uzak! İşte yeni Suriye söylemi, özü bir yana görünürde, bir gecede Suriye ile İsrail arasında iyi ilişkiler arayan dostça bir söyleme dönüşüyor. Biz bu yeni Suriye eğilimi üzerinde bir denetim ve kontrol iddia etmiyoruz sadece söylemin 180 derece tersine dönmesi karşısında şaşkınlığımızı dile getiriyoruz. Aynı zamanda değişen koşullar teorisinin fikirler, politikalar ve pozisyonlar üzerindeki etkisini de inkar etmiyoruz. Bu noktada Arap Suriye'de yaşananlara ve bunun Arap bölgesindeki ilişkilerin geleceğine, özellikle de özünde uzun bir geçmişi olan ve tüm bölgeyi, Batı Asya'yı, Arap Körfezi'ni, Arap Yarımadası'nı ve Kuzey Afrika'yı etkileyen Filistin davasını yer aldığı Arap-İsrail çatışmasına olan etkisine dair bazı gözlemlerimiz var. Bu gözlemleri aşağıda bölümler halinde kısaca inceleyeceğiz.

Birincisi: Suriye, tüm Arap ülkeleri gibi, hem savaş hem de barış açısından Arap-İsrail ihtilafında tarihi bir sorumluluk taşımaktadır. Bütün bunlar, genel Arap düzeyinde üzerinde mutabakata varılan bir siyasi ön hazırlık veya fikri bir dönüşüm olmadan birkaç cümleye veya açıklamaya indirgenemez. Milliyetçi dalganın öncülüğünü yapan Suriye'nin, zamanın, olayların, pozisyonların üzerinden atlayarak, teorik olarak ve İslami sloganlar veya aşamaya dayanan gerekçelerle bile olsa, bir gecede İsrail ile kapsamlı bir normalleşme kapısı haline gelmesi mümkün değildir. Zira bölgedeki genel sahne Gazze katliamları, Lübnan'daki gerginlikler ve Suriye ordusunun askeri altyapısına yönelik saldırılar sonrasında bugün en kötü koşullarını yaşıyor. Tüm bunlar diğer tarafta düşmanlık ruhunun hâlâ uzaklaşmadığının, ırkçılık, radikalizm ve fanatizmin hem resmi düzeyde hem de halk düzeyinde devam ettiğini gösteriyor. Filistin davası yeni bir gelişme olmayıp, uzun aşamalardan geçen karmaşık bir sorundur ve yıllar içinde Suriyeliler de dahil olmak üzere Araplar, bunun için ağır bedeller ödemişlerdir. Şimdi de dünya bir yıldan fazla bir süredir Gazze'de dökülen kana tanık oluyor, İsrail hastaneleri yıkarak, insanları öldürerek, bir ya da daha fazla ferdini kaybeden aileleri korkutarak suçlarını taçlandırdı. Tüm bunların ardından söylemde değişim, ancak İsrail'in barış, adaletin sağlanması ve Filistinlilerin yok sayılan haklarının asgari düzeyde de olsa geri kazanılması için ödeyeceği gerçek bir bedel karşılığında akıllı hesaplamalar ve dikkatli adımlarla gerçekleşebilirdi.

İkincisi; İslami öğretilerle milli kavramlar arasında bir çelişki yoktur; ikisi de adalet, eşitlik ve hoşgörü ilkelerinde buluşurlar. Bilakis, Arap milliyetçiliği, Büyük Şam’ın evladı olarak ortaya çıkana kadar İslam'ı girdiği birçok bölgeye taşıyan Arapçılıktı. Arap milliyetçiliği ortaya çıktığında ise şu ana kadar yerinde sayan milliyetçi yayılmanın ve Arap rüyasının başlangıç ​​noktası haline geldi. Ayrıca, kültürel öğelerin ve ulusal tezahürlerin, bir bütün olarak, bölgenin karakterinin ve halklarının kimliğinin alaşım unsurlarını temsil ettiğini de kabul etmeliyiz. Ne Mısır'daki Firavun medeniyeti, ne Maşrık’taki Fenike medeniyeti, ne de Mezopotamya'daki Asur medeniyeti, Arap Yarımadası'ndan harekete geçen, mutlak hilafet devletinden Muaviye bin Ebi Süfyan ve Emeviler Devleti ile verasete dayanan ve Abbasilere miras kalan bir yönetime geçiş yapan, Arapçılığın bütünüyle çelişmez.

Üçüncüsü; İslam'ın bütün coğrafyayı kapsayan kapsamlı bir medeniyet örtüsü olduğunu kabul ediyoruz, ancak tek başına değildir. Hristiyanlığın başlangıcı Maşrık’taydı ve Hz.İsa (a.s.) Filistin'de doğdu. Yüzyıllardır Arap coğrafyasında medeniyetlerin mirasçıları ile dinlerin mensupları arasında süregelen tarihi kucaklaşmanın ardından, diğer din mensuplarının ulusal kimliğin kapsamlı bileşeni üzerindeki etkisini hafife alamayız. Keza tarihin evrelerini geçici bir olayla veya ani bir değişimle heba edemeyiz. Milletler baki kalır, dinler ayakta kalır ve Arap milleti her zaman Müslümanlarıyla, Hristiyanlarıyla ve hatta Yahudileriyle övünmüştür.

Dördüncüsü; hem bireyler hem de gruplar olarak insanların, fikri dönüşümü tartışmasız ve itiraz edilemeyecek bir konudur. İnsan, içinde bulunduğu şartların ürünüdür, insan aklı durmaz, gelişme ise hayatın kanunudur. Ancak mesele bir bütün olarak, değişen koşulların nedenlerini, geleceğin resmini çizme, çeşitli boyutlarını öngörme, genel olarak ufkunu hayal etme üzerindeki etkisini hesaba katan, düşünceli adımlar ve hesaplı geçişler gerektirir. Burada bir kez daha Şam yöneticilerinin yasadışı örgütlere üyelikten, Arap başkentlerinin en önemlilerinden birinde resmi iktidar koltuğuna oturmaya doğru gerçekleşen fikirsel dönüşümü üzerinde kontrol iddiasında bulunmadığımı belirtmek istiyorum. Ama hikayenin bölümlerinin henüz bitmediğini ve henüz tamamlanmadığını göz önünde bulundurarak, doğada veya siyasette yaşanan büyük depremlerin bir sonucu olarak ortaya çıkabilecek fikirsel gerileme ihtimalinden çok çekiniyorum. Hikayenin tamamlanmasını uzun bir süre beklememiz gerekebilir, çünkü zaman faktörü uzundur ve etkileri çok geniş kapsamlıdır, özellikle de insan ruhu ve dönüşümleri, insan zihni ve dalgalanmaları, onu etkileyen ve ondan etkilenen her şey söz konusu olduğunda.

Eğer bugün Suriye sahasında Türk modelinin hakim olacağını düşünüyorsak, o zaman iş hiç de kolay olmayacaktır. İyi niyet, samimi hedefler ve Şam arenalarındaki önceliklerin hukukuna ilişkin derin bir anlayış olduğu takdirde, bunun zaman alacağına şüphe yoktur. Burada Arap, Türk ve İran olmak üzere üç akım arasında yıllarca gizli bir mücadele de devam edebilir. İsrail’e gelince, gururlu, zeki, sabırlı, cesur, milletinden ve milliyetinden asla ayrılmamış bir halkı kapsayan yeni Suriye'nin siyasi kimliğinin doğumuyla sonuçlanacak bu çatışmayı mutlulukla takip ediyor.

Bu, Gazze'deki aylarca süren savaş, Lübnan'daki kaygılar, gelecek olanın birçok değişim nedeni ve dönüşüm faktörü taşıdığına inanan tüm Arap ve Ortadoğu başkentlerindeki beklentinin ardından son haftalarda Arap bölgesinde ortaya çıkan koşulların betimleyici bir okumasıdır. Milletler, varlıklar gibi, milletler de insanlar gibi sürekli bir hareketlilik ve canlılık içinde görünmektedirler ve durağanlık kalıcı bir özellik veya sürekli bir durum değildir. Tarihte pek çok siyasal değişim, fikirsel çalkantı ve toplumsal dönüşüm yaşanmış; rejimler yıkılmış, devletler kurulmuş, hükümetler istikrara kavuşmuştur. Gelin geleceği düşünelim ve barış, istikrar, kalıcı adalet özlemi içinde olan Arap coğrafyası ve Ortadoğu halkları için daha iyi bir gelecek umalım. Ulusların daha iyi bir yarın özlemlerine saygı duyalım.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.