Trump daha organize bir şekilde kaotik bir dünya düzeni kuruyor

Trump'ın Grönland ve Panama Kanalı'na yönelik tehditleri, ulusal egemenliğe yönelik diğer tehdit türlerini meşrulaştırırken, devletlerin egemenliğine tecavüzü açık bir teklif haline getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump daha organize bir şekilde kaotik bir dünya düzeni kuruyor

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

İnci Mecdi

ABD Başkanı Donald Trump, yeni 'altın çağında' ABD'nin yalnızca kendi ulusal çıkarlarını gözeteceğini söyledi. Defalarca kez ülkesinden ‘egemen’ bir devlet olarak bahsetti.

Trump’ın ikinci başkanlık dönemi, Washington'ın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra herkes için refahı teşvik etmek ve dünyayı demokrasiye yönlendirmek için kurulmasına yardımcı olduğu uluslararası örgütlerden tek başına uzaklaşmasıyla ön plana çıkıyor. Trump'ın görevdeki ilk altı gününde güçlü bir şekilde belirginleşen bir diğer işaret de devletlerin ‘ulusal egemenliğine’ yönelik tecavüzler oldu.

Küreselleşme, iş birliği ve bazı kurallar aracılığıyla sınırları gönüllü olarak açma ve aşma çabası iken Trump, süper güçlerin ‘yalnızca tek taraflı ulusal çıkarlar’ elde etmek için daha küçük devletlerin egemenliğini geçersiz kılabileceği, daha doğrusu ‘ihlal edebileceği’ yeni bir sistem kurmak istiyor. Trump’ın Danimarka'nın egemenliği altında olan Atlantik adası Grönland'ı satın alma çağrısı, Kanada'yı ilhak etme önerisi, Çin’in hegemonyasını bahane ederek Panama Kanalı'nı ele geçirmekle tehdit etmesi ve pazar günü Gazze Şeridi'nde yaşayan 1,5 milyon Filistinliyi Mısır ve Ürdün'e gönderme fikrini ortaya atması, bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Bunun yanında Trump, yasadışı göçmenleri Kolombiya'ya gönderme kararına Kolombiya karşı çıkınca, her zamanki tehdit ve misilleme dilini kullandı ve ABD'ye gelen tüm Kolombiya mallarına yüzde 25 acil gümrük vergisi uygulanacağını açıkladı.

Egemenliğin İhlali

Trump'ın jeopolitik manevraları farklı büyüklükte korkulara yol açıyor. Washington ve diğer Batı başkentlerindeki gözlemciler, Trump'ın Grönland'ı satın almak ve Kanada'yı ilhak etmekten söz etmesinin, egemenliğe tecavüzü açık uçlu bir önerme haline getirme tehdidinde bulunduğunu ve devlet egemenliğini açıkça göz ardı etmesinin uluslararası normların temelinden yeniden düzenlenmesine yol açabileceğine dair korkuları artırdığını söylüyor.

Trump'ın Grönland hakkında söyledikleri sadece jeopolitik kazanımlar elde etmek için yüksek sesle söylenmiş sözlerden ibaret değil. İş adamı olan Trump’ın buzullar eridikçe ve yeni nakliye yolları açıldıkça okyanusun stratejik bir bölümünü işgal eden bu devasa ve bağımsız adayı kontrol etmeye kararlı olduğu görülüyor. ABD gazetesi New York Times’a (NYT) göre Trump, 20 Ocak'ta göreve başlamasından beş gün önce Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile gergin bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Trump görüşmede, ABD'nin Danimarka’nın egemenliğindeki Grönland Adası’nın kontrolünü istediği konusunda ısrar etti.

Meselenin hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen ve 45 dakika süren telefon görüşmesi hakkında bilgi sahibi olan iki Avrupalı yetkili, görüşmenin gergin geçtiğini söylediler.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi Başkanı Fredrik Kempe, kuruluşun internet sitesinde yer alan bir makalede, görüşmenin tehditkâr ve sert bir tonda yapıldığını, Danimarka Başbakanı Frederiksen'in askeri ve mali alanlarda daha fazla iş birliği için çeşitli önerilerde bulunurken, halihazırda ABD için önemli bir askeri üsse ev sahipliği yapan Grönland'ın satılık olmadığını vurguladığını yazdı.

Geçtiğimiz hafta İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu (WEF) çerçevesinde Fredrik Kempe'ye konuşan eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, Trump'ın ilk uluslararası hamlelerini ‘tehlikeli ve istikrarsızlaştırıcı’ olarak nitelendirerek, “Ben biraz endişeli olan kalabalığın içindeyim” ifadelerini kullandı. Bildt’e göre Trump'ın Grönland ve Panama Kanalı'na yönelik tehditleri, Putin'in Ukrayna'yı işgalinin ardında yatan ulusal egemenliğe yönelik diğer tehdit türlerini meşrulaştırıyor.

Bildt, sözlerini şöyle sürdürdü:

“(Trump) söylediklerinin sonuçlarını biliyor mu? Bu çok tehlikeli. İlkelere dayalı dünya düzeninin altını oyuyor, sınırların kutsallığı bir kural değil, normdur.”

Avrupa hazırlık yapıyor

Eski Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in danışmanı Siyaset Bilimci Zaki Laïdi, Trump'ın Danimarka'ya gümrük vergileri uygulayarak ekonomik yollarla baskı yapmaya karar vermesi halinde, AB'nin karşı gümrük vergileriyle yanıt vermesinin beklendiğini ifade etti. Danimarka'nın Trump'ın tehditlerinden duyduğu endişeyi dile getiren Laïdi, Danimarkalıların “sakin olmaları gerektiğini ama korktuklarını” söyledi.

Hem Laïdi hem de Frederiksen-Trump görüşmesi hakkında bilgi sahibi olan yetkililer, Trump'ın niyetinin belirsiz olduğunu belirttiler. Trump’ın, Grönlandlıları bir referandumda bağımsızlık yönünde oy kullanmaya ve ardından ABD'ye katılmaya teşvik etmek için harekete geçirebileceğini ya da Danimarka ve AB'ye gümrük vergileriyle baskı yapmak isteyebileceğini söylediler. Bir yetkili, Brüksel'in doğru tonu belirlemek ve Trump'ın gerçekten ne istediğini öğrenmek için Danimarkalılarla birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Panama Kanalı konusunda kazı çalışmaları sırasında 38 bin kadar Amerikalının öldüğünü iddia ederek, kanalın kontrolünü ele geçirmek için askeri bir müdahale seçeneğini de göz ardı etmiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu tehditler, 1989 yılında ABD'nin ülkelerini işgalini hatırlayan Panamalılar arasında korkuya neden oldu. ABD’nin Panama’yı işgali o dönemde BM tarafından ‘uluslararası hukukun ve devletlerin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali’ olarak kınandı.

Caydırıcılık üzerindeki baskı

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un ABD ve Amerika Kıtası Programı Direktörü Dr Leslie Vinjamuri, Trump dünyada tek taraflı ulusal çıkarlara dayalı yeni kurallar oluştururken, bunun, ABD'nin için de ciddi riskler taşıyacağını söylüyor.

Egemenlik üzerindeki normatif ve yasal kısıtlamalar zayıflarsa, bu durumun ABD'nin kendisi üzerinde de daha fazla baskı yaratacağı kesin. Bu da diğer büyük güçlerin sınırları değiştirmek için bir dayatmada bulunasını ya da doğrudan askeri güç kullanmasını engellemek için caydırıcılık (ve aynı zamanda caydırıcılığın inandırıcılığı) üzerinde daha fazla baskı oluşturacak. Bu baskı, Çin ile herhangi bir çatışma durumunda, özellikle de Tayvan konusunda tehlikeli bir duruma dönüşecek.

Ukrayna konusunda Trump'ın Rusya ile anlaşmaya varma sözü Avrupa için en az üç soruyu gündeme getirdi. Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ukrayna ile ilgili (varsa) kırmızı çizgileri neler? Eğer Trump Ukrayna'yı terk ederse, iş burada biter mi, yoksa ABD’nin Avrupa'ya olan güvenlik taahhüdünü de terk mi eder? Eğer ABD Ukrayna'nın toprak egemenliğini kabul etmeye ve hatta terk etmeye istekliyse, bu dünyanın diğer bölgelerindeki diğer (küçük) devletler için de aynısını yapacağı anlamına mı geliyor?

Düşündürücü ifadeler

Ancak gözlemciler Trump'ın yeni dönemindeki hamlelerini, ilk dönemine kıyasla çok daha organize ve bilinçli olarak nitelendiriyor.

BBC'nin aktardığına göre ABD'nin Ulusal Uyuşturucu Kontrol Politikası Ofisi (ONDCP) eski yetkilisi Lawrence Muir, Trump'ın görevdeki ilk gününde ‘daha disiplinli ve konulara odaklanmış olduğunu’ söyledi.

Vinjamuri’ye göre Avrupa'daki ve dünyanın diğer bölgelerindeki liderler, Trump'ın niyetini nasıl anlayacaklarıyla ilgili zorlukla karşı karşıyalar. Belki de Trump esasen ABD’nin uluslararası ilişkilerdeki mevcut konumunu korumayı planlıyor ve sadece daha iyi pazar erişimi ve daha güçlü, daha dengeli ittifaklar elde etmek için alışılmadık taktikler kullanıyor. Bu durumda uzlaşı, diplomasi, ziyaretler, hediyeler ve Trump'ın isteklerini yerine getirecek adımlar akıllıca bir karşılık olabilir. Ancak Trump Kanada, Grönland ve Panama konusunda gerçekten kararlıysa ve yeni bir küresel düzen için büyük bir tasarımın parçası olarak Tayvan ve Ukrayna'yı terk etmeyi planlıyorsa, ABD'nin ortakları ve müttefikleri buna daha stratejik, fakat aynı zamanda daha katı ve daha uzun soluklu bir karşılık vermeli.

Gözlemciler, Avrupa’daki yetkililerin ve diğerlerinin asıl istediğinin, ABD'nin yeni gerçekliğinin en iyi nasıl yönetilebileceğine dair tavsiyeler olduğunu söylüyor. Atlantik Konseyi Başkanı Frederick Kempe, Davos'taki en yaygın tepkinin, PayPal'ın kurucu ortağı ve girişimci Peter Thiel'in Trump’ın ilk döneminde seçilmesinden önce Ulusal Basın Kulübü'nde gazetecilere söylediklerinin başka bir biçimde ifade edilmesi olduğunu söyledi. Thiel, “Amerikalı seçmenler onu (Trump’ı) seçtiler ama gerçek anlamda ciddiye almadılar. Sekiz yıl sonra, Trump dünya sahnesinde her zamankinden daha fazla öne çıkarken, herkes onun değişen zamanımızın bir işareti ve mimarı olarak her zamankinden daha fazla, belki de gerçek anlamda ciddiye alınması gerektiğini biliyor” ifadelerini kullanmıştı.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.