Kahire, uluslararası ve yerel basında günlerce süren tartışmaların ardından Trump ve Sisi arasındaki ‘olumlu’ telefon görüşmesinden bahsederken ‘yerinden edilme’ konusuna değinmedi

ABD Başkanı Donald Trump, Eylül 2018'de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 73’üncü oturumunun oturum aralarında Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah Sisi ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
ABD Başkanı Donald Trump, Eylül 2018'de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 73’üncü oturumunun oturum aralarında Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah Sisi ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Kahire, uluslararası ve yerel basında günlerce süren tartışmaların ardından Trump ve Sisi arasındaki ‘olumlu’ telefon görüşmesinden bahsederken ‘yerinden edilme’ konusuna değinmedi

ABD Başkanı Donald Trump, Eylül 2018'de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 73’üncü oturumunun oturum aralarında Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah Sisi ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
ABD Başkanı Donald Trump, Eylül 2018'de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 73’üncü oturumunun oturum aralarında Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah Sisi ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed eş-Şenavi tarafından yapılan ve Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'nin ABD'li mevkidaşı Donald Trump tarafından arandığını duyuran açıklamada, son günlerde iki ülke arasında tartışma konusu olan ‘Filistinlilerin yerlerinden edilmesi meselesine’ atıfta bulunulmadı.

Açıklamada Sisi'nin dün akşam Trump'tan telefon aldığı bildirildi. Bu gelişme, Trump'ın dört gün önce gerçekleştiğini ve Mısır Cumhurbaşkanı ile ‘Gazzelilerin yer değiştirme’ önerisini görüştüğünü söylediği, ancak Kahire'nin söz konusu görüşmenin gerçekleştiğini reddettiği telefon görüşmesine ilişkin uluslararası ve yerel medyada günlerdir süren tartışmaların ardından geldi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı'nın Trump'ın dün Sisi ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin açıklamasında, iki başkanın Gazze Şeridi'nde Mısır-Katar-ABD arabuluculuğuyla varılan ateşkesin ‘istikrara kavuşturulmasının’ önemini ve ‘Gazze halkına yardımların ulaştırılmasının yoğunlaştırılması ihtiyacını’ vurguladıkları ifade edildi.

Açıklamaya göre Sisi, ‘bölgede kalıcı barışa ulaşmanın önemini ve uluslararası toplumun, özellikle Başkan Trump'ın barışa olan eğilimi nedeniyle, bölgede on yıllardır süren çatışmayı sona erdirecek kalıcı ve tarihi bir barış anlaşmasına varma konusunda Başkan Trump'ın yeteneğine güvendiğini’ vurguladı. Açıklamada, Sisi'nin ‘bölgede kalıcı çözüme yol açacak bir barış sürecinin başlatılması gerektiğini vurguladığı’ belirtildi.

Söz konusu telefon, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar dışişleri bakanları, Filistin Yönetimi temsilcisi ve Arap Birliği Genel Sekreteri'nin Kahire'deki Arap toplantısında yayınladıkları ortak bildiriden saatler sonra geldi. Bildiride, ‘Filistinlilerin yerlerinden edilmesinin reddedildiği ve Filistin meselesine iki devletli çözüm temelinde adil bir çözüm bulunması gerektiği’ vurgulanırken, Trump'a ‘Filistinlileri Gazze Şeridi'nden Mısır ve Ürdün'e sürme önerisini reddeden’ bir Arap mesajı verildi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü eş-Şenavi, “Sisi, Amerikan halkı arasında kendisine duyulan büyük güvenin yansıması olarak ikinci kez ABD Başkanı seçilen Trump'ı bir kez daha tebrik etti” dedi.

scdfvgth
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ta İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden bir akrabasının cenazesi başında ağlayan Filistinli bir kadın (Reuters)

Sisi, Trump'ı iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri güçlendirmek, Ortadoğu'daki karmaşık meseleleri ve krizleri görüşmek, bölgenin istikrarının desteklenmesine katkıda bulunmak ve Büyük Mısır Müzesi’nin açılışına katılmak üzere en kısa zamanda Mısır'ı ziyaret etmeye davet etti. Trump da Sisi'ye Washington'u ziyaret etmesi ve Beyaz Saray'da kendisiyle görüşmesi için açık bir davette bulundu.

Mısır Cumhurbaşkanlığına göre ikili, bölgesel ve uluslararası konuların ele alındığı telefon görüşmesinde, iki ülke arasındaki stratejik ilişkiler, iki ülke arasındaki ekonomik ve yatırım ilişkilerinin güçlendirilmesi ihtiyacı, su güvenliği alanında iş birliği ve iki başkanın Ortadoğu'da barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik istekleri vurgulandı.

Telefon görüşmesinin sonunda iki lider ortak ilgi alanlarına giren konularda iki ülke arasında iletişim, koordinasyon ve iş birliğinin sürdürülmesinin önemi üzerinde mutabık kaldılar. İkili ilişkileri her alanda ilerletmeye devam etmek için her iki taraftan ilgili yetkililer arasında toplantıların yoğunlaştırılması ve ‘Mısır-ABD stratejik ilişkilerinin gücünü ve derinliğini yansıtan çeşitli konuların ele alınmasında ilerleme yollarının incelenmesi’ gerektiğini vurguladılar.

Beyaz Saray dün yaptığı açıklamada, Trump'ın Sisi'yle bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyururken, telefon görüşmesinde ‘yer değiştirme’ önerisinin ele alındığına dair herhangi bir atıfta bulunulmaması dikkat çekti.

Uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed es-Satuhi konuyla ilgili olarak Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Axios internet sitesi, Sisi ve Trump'ın telefon görüşmesinde Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin Mısır ve Ürdün'e taşınması konusunun ele alındığını bildirdi. Trump bu planı üç kez kamuoyu önünde vurguladığı için bu beklenen bir şey” ifadelerini kullandı.

Es-Satuhi sözlerini şöyle sürdürdü: “Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü'nün şu anda Trump'la gerilimi tırmandırmaktan kaçınmak amacıyla konuyu ele almamak istediğine inanıyorum. Konuyu sessiz iletişim çerçevesinde ele almak ve her iki tarafın da çıkarına olmayan bir çatışmayı önlemek mümkündür. Ancak bu Trump'ın tutumundan vazgeçeceği anlamına gelmez. Trump’a ister kamuoyu önünde ister özel görüşmelerde olsun, istediği şeyin kesinlikle kabul edilemez bir etnik temizlik olduğu yönünde güçlü bir mesaj verilmeli. Çünkü Trump bir iş adamı zihniyetiyle, kazanç ve kayıp hesaplarıyla düşünüyor. Attığı adımın kendisine ve politika hedeflerine zarar verdiğini hissederse kesinlikle geri adım atacaktır.”

u78ıo9
Mısırlılar cuma günü Refah Sınır Kapısı önünde Filistinlilerin ‘yerlerinden edilmesine’ karşı gösteri düzenledi. (MENA)

Süveyş Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Cemal Selame Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, “Şayet Trump telefon görüşmesinde yer değiştirme önerisinden bahsetmiş olsaydı, Mısır Cumhurbaşkanlığı bunu not ederdi, özellikle de Mısır Cumhurbaşkanı tarafından reddedilmiş olsaydı, bu övünmek ve bunu duyurmak için bir neden olurdu” dedi.

Selame aynı zamanda, ‘Trump'ın telefon görüşmesinde yerinden edilme fikrini gündeme getirmemesinin bu fikrin öldüğü ya da yok olduğu anlamına gelmediğini, aksine ABD yönetiminin bunu daha sonra ve zaman zaman gündeme getireceğini’ söyledi.

Trump, Kahire ve Amman'ın söz konusu öneriyi reddetmesine rağmen Filistinlileri Gazze Şeridi'nden Mısır ve Ürdün'e yerleştirme niyetini cuma günü üçüncü kez dile getirdi ve iki ülkenin ‘bunu yapacağını’ ifade etti.

Trump'ın cuma günü yaptığı açıklamalar, esir işlerinden sorumlu danışmanı Adam Buehler'in İsrail medyasına verdiği demeçte, “Mısır ve Ürdün, Gazze Şeridi'nden Filistinli mültecileri kabul etmek istemiyorlarsa, daha iyi olacağını düşündükleri alternatif bir çözüm önermelidirler” demesinden saatler sonra geldi.

Mısır Cumhurbaşkanı geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Filistin halkının yerinden edilmesinin ‘Mısır’ın katılamayacağı bir adaletsizlik’ olduğunu belirterek, Filistin krizinin çözümünün onları yerlerinden etmek değil; iki devletli çözüm ve onlar için bir devlet kurulmasında yattığını söyledi.

Geçtiğimiz hafta içinde Mısır ve Ürdün, Filistinlilerin ülkelerinden sürülmesini reddeden resmi tutumlarını açıkladı. Mısır halkı ve siyasi delegasyonlar cuma günü, Refah Sınır Kapısı önünde ‘Filistinlilerin topraklarından sürülmesini reddetmek’ için bir gösteri düzenledi.



Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)

Suriye ordusu Operasyonlar Heyeti, bugün (salı) yaptığı açıklamada, kuzeydoğudaki Haseke kenti çevresinden çekilme sürecinin başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu adımın hükümet ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşma kapsamında atıldığı belirtildi.

Heyet, Suriye el-İhbariye televizyonunda yayımlanan açıklamasında, ordunun çekildiği bölgelerde İç Güvenlik Güçleri’nin konuşlandırıldığını bildirdi.

Açıklamada, SDG’nin anlaşmayı uygulama konusunda taahhütlerine bağlı kaldığı ve olumlu adımlar attığı ifade edilerek, “Bir sonraki adımı belirlemek üzere izleme ve değerlendirme yapıyoruz” denildi.

Suriye hükümeti ile SDG, geçen ayın sonlarında kapsamlı bir ateşkes, güçlerin ve Kürt idari yapılarının kademeli olarak devlet kurumlarına entegre edilmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.

Söz konusu anlaşma; Suriye hükümet güçlerinin, daha önce SDG’nin kontrolünde bulunan kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda yeniden hâkimiyet sağlamasının ardından hayata geçirildi. Anlaşma kapsamında, İçişleri Bakanlığı’na bağlı iç güvenlik güçlerinin, daha önce SDG kontrolünde olan Haseke ve Kamışlı kentlerine girmesi öngörülüyor.

Edinilen bilgilere göre, Haseke–Rakka ve Haseke–Deyrizor yollarının; otobüs, yolcu ve ticari konvoy trafiğine açılması için hazırlıklar yapılıyor. Bu adımın, son güvenlik gerilimleri nedeniyle yaklaşık bir aydır kopuk olan ilin, Suriye’nin diğer vilayetleriyle yeniden bağlantısının kurulmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

Ayrıca, güven artırıcı önlemler çerçevesinde 48 saat içinde her iki taraftan bir grup esirin serbest bırakılabileceği, Kamışlı Havalimanı ile petrol sahalarının en geç bir hafta içinde Suriye hükümetine devrine yönelik işlemlerin tamamlanmasının öngörüldüğü belirtildi.

Bu gelişmeler, anlaşmanın ikinci aşamasını oluşturuyor. Bu aşama; petrol kuyuları ile Kamışlı Havalimanı’nın devrini kapsarken, üçüncü aşamada ise devletin sınır kapıları üzerindeki denetimi üstlenmesi planlanıyor. Bu kapsamda özellikle Türkiye ile Nusaybin Sınır Kapısı ile Irak Kürdistan Bölgesi’ne açılan Semalka Kapısı öne çıkıyor.


Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
TT

Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)

İsmail Derviş

İngiliz gazetesi The Guardian, 2021 yılının mayıs ayı ortalarında, Suriye muhalefetinin Baas rejimine karşı ayaklanmasının patlak vermesinden yaklaşık 10 yıl sonra, “Captagon, Suriye'yi bir uyuşturucu devletine dönüştürdü” başlıklı kapsamlı bir rapor yayınladı.

Raporda, Beşşar Esed'in eski Suriye rejiminin çeşitli uyuşturucu türlerinin imalatı, üretimi ve kaçakçılığına sağladığı resmi destek ele alınıyor. Mahir Esed liderliğindeki 4. Tümen'in subayları tarafından denetlenen laboratuvarlar ve fabrikalar, Suriye'nin güney, orta ve doğu bölgelerine, özellikle de aynı sektörde faaliyet gösteren İran bağlantılı grupların yaygın olduğu bölgelere dağılıyordu.

Ürdün toprakları, eski rejim ve müttefikleri tarafından, öncelikle Arap Körfez ülkeleri ve Mısır'ı hedef alan ‘zehirli maddelerin’ bölgeye kaçak olarak sokulması için kullanıldı. Daha sonra bu ticaret, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapılan ihracatı da kapsayacak şekilde genişledi.

Ürdün ordusu Suriye sınırında kaçakçılarla mücadele ederken, kaçakçılığı durdurmak umuduyla rejimle yakınlaşma temelli başka bir siyasi yol izledi, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Eski Suriye rejimi ile Amman arasında 2023 ve 2024 yıllarında resmi ilişkiler kurulmasına rağmen, Ürdün, ‘Suriye ordusu içindeki unsurların Ürdün'e uyuşturucu kaçakçılığını kolaylaştırdığı’ suçlamasının yapıldığı birkaç resmi açıklamada bulundu.

Sonuç olarak Suriye, on yılı aşkın bir süredir uluslararası güvenlik kurumları ve sınır kontrol kurumlarının zihninde, özellikle captagon gibi büyük miktarlarda üretilip piyasalara kaçak olarak sokulan ve Suriye'nin modern tarihini değiştiren ‘Saldırganlığın Caydırılması Operasyonu’ başlatılmadan önce uyuşturucu maddelerin yasadışı akışında büyük rakamlara ulaşan küresel bir uyuşturucu üretim ve kaçakçılığı merkezi olarak anılmaya devam etti.

Uyuşturucu üretimi yüzde 80 azaldı

Suriye ayaklanmasının zaferinden bir yıl sonra, 2025 yılının aralık ayı sonlarında, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) Suriye'deki captagon üretiminin gerçek durumu hakkında bir rapor yayınladı.

Raporda, 2024 yılının aralık ayından bu yana yeni Suriye hükümetinin, captagon üretimi ve kaçakçılığıyla mücadele çabaları çerçevesinde captagon depolamak için kullanılan yaklaşık 15 endüstriyel laboratuvar ve 13 küçük tesisi kapatmış olduğu belirtildi.

dsfvdsv
BM verileri, bu kampanyanın daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinde önemli bir kesintiye yol açtığını gösteriyor (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) ofisi, Suriye'de captagonun 2024 aralığından önce günlük üretiminin milyonlarca tablete ulaştığını, ancak siyasi değişimin ardından sadece bir yıl içinde Suriye'deki captagon üretiminin yaklaşık yüzde 80 oranında keskin bir düşüş gösterdiğini belirtti. Bu, uzun süredir yasadışı uyuşturucu ihracatında lider konumda olan bir ülkede eşi görülmemiş bir düşüştü.

BM’nin verilerine göre büyük laboratuvarların imha edilmesi, saklanma yerleri ve dağıtım ağlarını hedef alan yaygın baskınlar ve komşu ülkelerle istihbarat alanındaki iş birliği, daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinin önemli ölçüde bozulmasına yol açtı.

Captagon imparatorluğunun çöküşü

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nden yapılan açıklamada, yeni Suriye'nin artık captagon veya diğer türdeki uyuşturucuların üreticisi veya imalatçısı olmadığı vurgulandı. Son aylarda ele geçirilen miktarların, Beşşar Esed rejiminin çöküşünden önce üretilmiş ve yurt dışına kaçırılmak üzere oldukları belirtilen açıklamada, “Suriye'nin özgürleştirilmesinden sonra, en tehlikeli aşama olan üretim aşamasını sona erdirebildik. Amacımız, eski rejim tarafından kurulan captagon imparatorluğunu yıkmaktı” denildi.

İçişleri Bakanlığı, son operasyonun Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi tarafından güney bölgelerinde yürütülen, uyuşturucu maddelerin ticareti ve kaçakçılığı konusunda uzmanlaşmış bir suç şebekesini hedef alan koordineli bir çaba olduğunu belirtti.

Bu çabalar, Ürdün'e kaçakçılık amacıyla getirilen büyük miktarda uyuşturucu maddenin ve gelişmiş kaçakçılık araçlarının ele geçirilmesinin yanı sıra, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına da yol açtı. Son ele geçirilenler arasında yaklaşık 2,5 milyon captagon hapı, tahmini ağırlığı 151 kilogram olan 605 torba esrar, 10 silindir helyum gazı, 75 balon, 30 plastik havan topu mermisi, uyuşturucu ile doldurulmuş bu mermileri fırlatmak için kullanılan bir top, bir insansız hava aracı ve iletişim cihazları ele geçirildi. Ele geçirilen tüm eşyalar müsadere edildi ve tutuklananlar, haklarında gerekli yasal işlemlerin yapılması için yetkili adli makamlara sevk edildi.

Uyuşturucuyla mücadele için bölgesel iş birliği

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şunlar yer aldı:

“Birkaç gün önce, 2025 yılının ikinci yarısında Suriye'de uyuşturucuyla mücadele çabalarımızın sonuçlarını açıkladık. Altı aylık bir süre içinde, Suriye topraklarında uyuşturucu ile mücadele çalışmaları kapsamında yaklaşık 25,2 milyon captagon hapı ve 1.750 kilogram esrar ele geçirildi. Bu arada, uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabaları sonucunda yaklaşık 23 milyon captagon hapı, 500 kilogram uyuşturucu üretiminde kullanılan hammadde, yaklaşık 54 kilogram kristal metamfetamin ve 229 kilogram esrar ele geçirildi. Ancak, dış veya uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabalarına en büyük darbe Suriye ve Türkiye arasında vuruldu. Bu iki ülke, 14 milyon captagon hapına el koymayı ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 26 üyesini tutuklamayı başardı. Suriye ve Irak arasında yaklaşık 6 milyon hap ve 119 kilogram esrar ele geçirildi ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 31 üyesi tutuklandı.”

sdcfrgt
Bu çabalar, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına yol açtı (AFP)

Bakanlık Suriye ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği kapsamında Suriye ile Kuveyt arasında yaklaşık 1,2 milyon captagon hapı ve 100 bin larica hapı, Suriye ile Ürdün arasında ise Brezilya'dan gelen 1,094 milyon hap ve 153 kilogram kokain ele geçirildi. Bu çabalar sonucunda yaklaşık 230 bin captagon hapının ele geçirildiğini ve kaçakçılık ağlarıyla temas halinde olan üç kişinin tutuklandığını kaydetti.

Çözümlerin önündeki engeller

Öte yandan Suriyeli gazeteci Abdullah Muslim, tüm verilerin önceki rejim dönemine kıyasla uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir düşüşe işaret ettiği değerlendirmesinde bulundu. Müslim’e göre bu düşüş, güvenlik kampanyaları ve daha önce üretim, depolama veya transit merkezleri olarak kullanılan belirli geçiş noktaları ve bölgelerdeki daha sıkı kontrollerle kesinlikle ilişkilendirilebilir. Ancak, bu çabalar bu tehlikeli olgunun sona erdiği anlamına gelmez. Uyuşturucu kaçakçılığının tamamen ortadan kaldırılmasını engelleyen yapısal zorlukların halen olduğunu ifade eden Müslim, “En önemlisi Lübnan sınırının net bir şekilde belirlenmemiş olması, bu da kaçakçılık ağları tarafından istismar edilen coğrafi boşluklar yaratıyor. Bunun yanında sınır kontrolündeki zayıf teknik ve teknolojik kapasite, yetkililerin özellikle de geleneksel yöntemlerle güvenliğini sağlamak zor olan dağlık ve engebeli bölgelerde sızma ve kaçakçılığı kontrol etme yeteneğini sınırlıyor” ifadelerini kullandı.

Sadece rakamlara odaklanmak yeterli mi?

Öte yandan insan hakları savunucusu ve gazeteci Büşra Salih, “Sadece rakamlara odaklanmak yeterli değil. Bu, bağımlılığın önlenmesi ve sosyal tedavisi için politikalarla dengelenmeli. Çünkü iç kaçakçılıktan etkilenen topluluklar, halk sağlığı ve aile istikrarı açısından bu yasadışı endüstrinin sonuçlarından mustarip olmaya devam ediyor” yorumunda bulundu.

Salih, “Güvenlik çabaları önemli olsa da yıllardır uyuşturucunun ve Suriye şehir ve köylerinde kaçakçılık ağlarının gayri resmi işgalinin zarar verdiği toplulukları rehabilite etmek için programlarla desteklenmesi gerekir” diye ekledi.

Çok cepheli bir savaş

Sonuç olarak, gözlemciler Suriye'nin bir yıl içinde bölgenin en büyük uyuşturucu ihracatçılığından, uyuşturucu kaçakçılığı ağlarıyla mücadelede lider konuma gelmesinin, ülkenin modern güvenlik ve ekonomi tarihindeki en dramatik değişimlerden biri olduğunu düşünüyor. BM’ye göre yeni devlet, savaş ekonomisini finansman operasyonlarına bağlayan yasadışı üretim sistemini ve modern ve sofistike üretim üslerini ortadan kaldırmayı başardı. Ancak, en acil yanıt bekleyen soru, yeni kaçakçılık yöntemleri ve geleneksel güvenlik çerçevesinin dışında uyuşturucu ile mücadele çabalarına toplumun gerçek katılımını sağlama ihtiyacı karşısında bu dönüşümün sürdürülebilirliği olmaya devam ediyor.


Hafter ve Tetteh, UNSMIL’in çabalarını desteklemek için koordinasyona devam etme konusunda anlaşmaya vardı

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, dün Bingazi’de Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. (LUO Genel Komutanlığı)
Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, dün Bingazi’de Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. (LUO Genel Komutanlığı)
TT

Hafter ve Tetteh, UNSMIL’in çabalarını desteklemek için koordinasyona devam etme konusunda anlaşmaya vardı

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, dün Bingazi’de Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. (LUO Genel Komutanlığı)
Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, dün Bingazi’de Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. (LUO Genel Komutanlığı)

Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde yürütülen ‘yapılandırılmış diyalog’ komitelerinin çalışmaları hakkında, ‘meşruiyet mücadelesinin’ Temsilciler Meclisi (TM) ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) arasında yeniden arttığı bir dönemde, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter’i bilgilendirdi.

Hafter, Tetteh ile beraberindeki heyeti dün Bingazi’deki LUO Genel Komutanlığı karargâhında kabul etti.

LUO Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, Hafter’in UNSMIL’in çabalarına ve siyasi sürecin ilerletilerek cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına yönelik girişimlerine destek verdiği belirtildi. Açıklamada ayrıca Tetteh’in, ‘yapılandırılmış diyalog’ komitelerinin, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine götürecek bir yol haritası oluşturulması amacıyla yürüttüğü görüşmeler ve temaslara ilişkin Hafter’e bilgi sunduğu kaydedildi.

xregth
Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, dün Bingazi’de Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh ile görüştü (LUO Genel Komutanlığı)

Hafter’in ofisi tarafından yapılan açıklamada, tarafların Libya’da kalıcı istikrarın sağlanmasına yönelik olarak UNSMIL’in adımlarını desteklemek amacıyla koordinasyon ve istişareyi sürdürme konusunda mutabık kaldığı belirtildi.

Bu gelişmelerin gölgesinde Libya’da TM ile DYK arasındaki ‘meşruiyet mücadelesi’, egemen kurumların yönetimi konusunda yeni bir aşamaya girdi. DYK Başkanı Muhammed Takala, TM Başkanı Akile Salih’i ‘tek taraflı yasa ve kararlar çıkararak siyasi tabloyu karmaşıklaştırmaya yönelik tekrarlanan manevralar yapmakla’ suçladı.

Gerilim yalnızca yasalarla sınırlı kalmazken, Yüksek Seçim Komisyonu ve Yüksek Yargı Konseyi etrafındaki tartışmalarla daha da derinleşti. Bu süreçte, UNSMIL’e yönelik sert uyarılar yapılarak taraf tutmaktan kaçınması çağrısında bulunuldu.

Takala’nın Salih’e yönelttiği suçlamalar, pazar akşamı yaptığı televizyon açıklamalarında dile getirildi. Takala, Salih’in resmi görüşmeler öncesinde yasa veya kararlar yayımladığını, bunlar arasında anayasa mahkemesinin kurulmasına ilişkin bir yasanın da bulunduğunu söyledi. Daha önce Salih’ten, görüşmeler öncesinde herhangi bir yasa ya da karar almamasını talep ettiğini belirten Takala, bunun ‘siyasi süreci sekteye uğrattığını’ savundu.

DYK’nin, Yüksek Seçim Komisyonu’nun başkan ve yönetim kurulu üyelerini tek başına seçmesini savunan Takala, bu adımın, 2015 yılı sonunda Fas’ta imzalanan Suheyrat Anlaşması temelinde yapılan mutabakatlardan biri olan Ebu Zeyneka Anlaşması’nın uygulanması niteliği taşıdığını ifade etti.

Takala, “Komisyonda değişim hedefliyoruz; amacımız, yapısını yeniden oluşturarak geliştirmek ve gidişatını düzeltmektir. Gerçek bir düzeltme, gelecekte yapılacak hiçbir seçimin hukuki itiraza açık olmamasını sağlamalıdır” dedi. Takala ayrıca, hukuk uzmanlarından oluşan danışma komitesinin Yüksek Seçim Komisyonu Yönetim Kurulu’nun yeniden yapılandırılmasını tavsiye ettiğini, komite üyelerinin mevcut haliyle komisyonun bir seçim sürecini yönetemeyeceği kanaatinde olduğunu aktardı.

Takala, UNSMIL’in, danışma komitesinin görüşünü dikkate alıp bunu BM’ye ‘yol haritasının’ bir parçası olarak sunduğunu belirtti. Takala, TM Başkanı’nın Yüksek Seçim Komisyonu yönetim kurulunun değiştirilmesi konusundaki kararından, kendisine uygulanan baskı nedeniyle geri adım attığını ifade etti. Takala ayrıca, mevcut komisyonda görevde olan kurulun 2021 yılında seçimleri gerçekleştiremediği gerekçesiyle görevden alınması gerektiğini vurguladı.

UNSMIL’in Yüksek Seçim Komisyonu başkanının değiştirilmesiyle ilgili açıklamasını TM ile ‘bir tür flörtleşme’ olarak değerlendiren Takala, DYK’nin ‘yetkilerini aşmadığını ve siyasi anlaşmayla güvence altına alınanlar dışında hiçbir ayrıntıya müdahale etmediğini’ vurguladı.

Takala, DYK tarafından seçilen Yüksek Seçim Komisyonu Başkanı Salah el-Kumeyşi’nin yakında Trablus’taki Yüksek Seçim Komisyonu merkezinden görevine başlayacağını açıkladı. Henüz kesin bir tarih belirtmedi.

thy
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe dün Suudi Arabistan’ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı kabul etti. (Dibeybe’nin ofisi)

Diğer yandan Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), Başbakan Abdulhamid Dibeybe’nin Suudi Arabistan’ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı kabul ettiğini duyurdu. Görüşmede, iki ülke arasındaki iş birliğinin, ortak ilgi alanlarına ilişkin çeşitli konularda nasıl güçlendirilebileceği ele alındı.

Hükümetin dün yaptığı açıklamaya göre Dibeybe, aynı zamanda Savunma Bakanı sıfatıyla Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’a bir mektup iletti. Mektup, iki ülke arasında iş birliği ve koordinasyon kanallarının geliştirilmesi ile siyasi ve güvenlik ilişkilerinin güçlendirilmesi çerçevesinde hazırlandı.

Hükümetten yapılan açıklamada, tarafların bölgesel ve uluslararası konularda iletişim ve koordinasyonu sürdürmenin önemini vurguladıkları; bu çabaların istikrarı güçlendirmeye ve Arap iş birliği girişimlerini desteklemeye hizmet edeceği ifade edildi.