Trump, Sisi'nin yerinden edilmeyi reddetme ısrarına karşılık verecek mi?

Mısır ve Ürdün en çok da daha fazla ülkeyi yanlarına çekmekte zorlanacak

Gazze'nin kuzeyine dönüş yolundaki Filistinliler, 27 Ocak 2025 (AFP)
Gazze'nin kuzeyine dönüş yolundaki Filistinliler, 27 Ocak 2025 (AFP)
TT

Trump, Sisi'nin yerinden edilmeyi reddetme ısrarına karşılık verecek mi?

Gazze'nin kuzeyine dönüş yolundaki Filistinliler, 27 Ocak 2025 (AFP)
Gazze'nin kuzeyine dönüş yolundaki Filistinliler, 27 Ocak 2025 (AFP)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'nden yüz binlerce mülteciyi kabul etme önerisini reddeden Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır'ın bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını destekleyen değişmez politikasını bir kez daha teyit etti. Sisi'nin 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana değişmeyen bu tutumu, Filistin davasına olan bağlılığını yansıttı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır'ın Filistinlilerin sınır dışı edilmesine karşı duruşunu vurgulamak ve ülkesinin Trump'ın Gazze'yi insansızlaştırma çabalarına nasıl karşı koyacağını göstermek için çeşitli taktikler kullandı. Kenya Devlet Başkanı William Ruto ile 29 Ocak'ta düzenlediği basın toplantısında Trump'ın 25 Ocak'ta ortaya attığı öneriye yanıt verme fırsatı bulan Mısır Cumhurbaşkanı, ülkesinin Filistinlilere adaletsiz davranan hiçbir çözümün tarafı olmayacağını kesin bir dille ifade ederken bağımsız bir Filistin devleti çağrısını yineledi. Sisi, en kısa zamanda iki devletli bir çözümün hayata geçirilmesi için ABD Başkanı ile birlikte çalışma sözü verdi.

Filistinlilerin uğradığı tarihi haksızlıklara değinen Sisi, Trump'ın iki devletli çözümü dayatabileceğine inandığını belirtirken aynı zamanda Mısır halkının, Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmayı amaçlayan herhangi bir planı onaylamasına izin vermeyeceği uyarısında bulundu.

Sabit politika

Mısır her zaman 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının güçlü bir destekçisi oldu. Kahire yıllarca iki devletli bir çözümün savunulmasında aktif olarak rol aldı. Müzakereler sırasında tarafların tutumlarını yakınlaştırmak ve iç bölünmeleri sona erdirmek için Filistinli gruplar arasında birçok toplantıya ev sahipliği yaptı.

Mısır, Hamas'ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıların ardından 8 Ekim 2023'te İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş başladığında Gazzelilerin yerlerinden edilmesine yönelik her türlü girişime karşı uyardı. Gazze'nin ayrım gözetmeksizin bombalanmasının, zorla yerinden etme planının bir başlangıcı olabileceğini vurguladı. Aynı zamanda Gazze'nin yaşanmaz bir bölge haline getirilmesine karşı uyarıda bulunarak Gazzelileri topraklarına sahip çıkmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Sisi bizzat Gazzelilere seslenerek Gazze'yi terk etmemelerini tavsiye etti ve terk etmeleri halinde geri dönmelerine izin verilmeyebileceğini söyledi.

Sisi’nin Trump'ın iki devletli çözümü dayatabileceğine inandığını belirtmesi, Trump'ın Sisi'nin Gazzelilerin bir kısmını kabul edeceğine inandığını ifade ettiği son açıklamasına verilen doğrudan bir yanıt gibi görünüyor.

İsrail, savaşın ilk günlerinde Gazze'ye tüm ikmali kestiğinde Mısır sert bir tutum sergiledi. Sina Yarımadası’ndaki Refah Sınır Kapısı’ndan yabancı ülkelerin vatandaşlığına sahip olanların çıkışına ve kuşatma altındaki Gazzelilere ulaştırılmak üzere insani yardımların girişine izin vermeyi reddetti.

Gazze'nin dış dünyaya açılan tek kapısı olan Kahire, Gazze'yi yöneten Hamas Hareketi üzerindeki nüfuzunu kullanarak ocak ayı ortalarında Hamas ile İsrail arasında ateşkes ve esir takası anlaşmasının sağlanmasına yardımcı oldu. Bu gelişme, Kahire’nin Filistin-İsrail arasındaki bitmek bilmeyen şiddet döngüsünün durdurulmasındaki önemini bir kez daha orta koydu.

Doğru yönü göstermek

Mısır lideri, iki devletli çözüm yoluyla bir Filistin devletine duyulan ihtiyacı vurgulayarak net ve kararlı bir vizyon ortaya koydu. Trump'ın yanlış bir varsayıma dayanan Gazze nüfusunun başka bir yere taşınması önerisine doğrudan karşı çıkıyor. Trump, Gazze'deki Filistinlilerin varlığının İsrail'e karşı şiddetin başlıca nedeni olduğunu ve bu nedenle onların çıkarılmasının çatışmayı sona erdireceğini hesaplıyor gibi görünüyor. Ancak bu bakış açısı temel bir gerçeği göz ardı ediyor. O da şiddetin daha derin bir sorunun, yani yasadışı işgalin yansımalarından sadece biri olduğu gerçeğidir.

sdcfrgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)

İster İsrail'de ister başka bir yerde olsun, sivillere yönelik saldırılar haklı gösterilemezken, Filistinlilere yönelik şiddet İsrail'in Filistin topraklarını işgali ve Filistinlilere dayattığı ağır koşullar bağlamında anlaşılmalı. Gazze Şeridi, 2005 yılına kadar onlarca yıl boyunca İsrail’in işgali altında kaldı. Hamas'ın 2007 yılında yönetimi şiddet yoluyla ele geçirmesinin ardından İsrail tarafından fiilen dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüştürüldü. O tarihten bu yana, birbirini izleyen zorunlu göç dalgalarının ürünü olan Gazzeliler en temel haklardan ve yaşam gerekliliklerinden mahrum bırakıldı.

Gazzeliler yıllardır Hamas'ın otoriter yönetimi ile İsrail'in devam eden ablukası arasında sıkışıp kalmış durumda. Onları topraklarından sürmek ne İsrail'in güvenlik kaygılarını giderebilir ne de barış ya da istikrar sağlayabilir. Aksine, Trump'ın yaklaşımı zaten baskı altında olan bu grubu daha da marjinalleştirecek ve krizi çözmek yerine daha da şiddetlendirecek.

Top Trump'ın sahasında

ABD Başkanı Trump’ın iki devletli çözümü dayatabileceğine inandığını ifade eden Sisi, harekete geçme sorumluluğunu Trump'a yüklerken Sisi’nin bu tutumu, Trump'ın Sisi'nin Gazzelileri kabul edeceğine inandığını ifade ettiği son açıklamasına doğrudan bir yanıt gibi görünüyor. Trump söz konusu açıklamada, ‘dostu’ olduğunu söylediği Sisi'nin Gazzelileri kabul edeceğinden emin olduğunu vurgulamıştı.

Trump'ın açıklaması sonrası Sisi, Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmaya yönelik her türlü girişimi engellemek için on milyonlarca Mısırlının sokaklara döküleceğini söyledi.

Filistin meselesini, iki ya da üç kişi arasındaki bir iş anlaşması gibi, kişiselleştirilmiş müzakereler yoluyla çözülebilecek bir mesele olarak ele almak tamamen yanlış bir yaklaşım. Trump, Gazze Şeridi’nden ‘temizlemek’ istediği Filistinlilerin sadece istenildiği zaman hareket ettirilebilecek nesneler değil, topraklarına sarsılmaz bir bağlılık duyan insanlar olduğu gerçeğini göz ardı ediyor.

zxcdfvgt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis’te bir kararname imzalamadan önce basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken, 30 Ocak 2025 (AFP)

Son birkaç gün içinde basına yansıyan, Gazze'nin güneyinden kuzeyine doğru kilometrelerce yürüyen yüz binlerce insanın görüntüleri çok şey anlatıyor. Bu azim, Filistinliler geri döndüklerinde evlerini enkaza dönmüş halde bulacaklarını çok iyi bilseler de yine de geri dönmeye ve İsrail'in geride bıraktığı kaos, yıkım ve ölümden yeni bir hayat kurmaya kararlı olduklarının bir göstergesi.

Bütün bunlar, tüm dünyanın gözleri önünde yaşandı ve yaşanıyor. Şimdi Başkan Trump'ın da bu olanları gördüğünü kanıtlama sırası geldi.

Geri adım atmak

Trump'ın açıklaması sonrası Sisi, Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmaya yönelik her türlü girişimi engellemek için on milyonlarca Mısırlının sokaklara döküleceğini söyledi. Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Mısır Cumhurbaşkanı bu söylemi ilk kez kullanmıyor. Daha önce Temmuz 2013'te Savunma Bakanı olduğu dönemde, dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin devrilmesine karşı çıkan İslamcı gruplardan algılanan tehditler karşısında, Mısırlıları ‘potansiyel terörizm’ ile mücadele etmek için kendisine yetki vermek üzere sokağa çıkmaya çağırmıştı. İsrail'in Ekim 2023'te Gazzelileri Sina Yarımadası’na yerleştirme çağrılarına yanıt olarak da aynı taktiği kullanan Sisi, ardından 29 Ocak'ta Mısır halkının Filistinlileri topraklarından sürmeyi amaçlayan her türlü planı kesin bir dille reddettiğini bir kez daha vurguladı.

Ürdün de Mısır gibi Trump'ın Gazze'yi insansızlaştırma önerisini kategorik olarak reddediyor.

Sisi'nin bu tutumu, onun daha iki gün önce kendisini ‘dost’ olarak tanımlayan Trump'la karşı karşıya gelmenin garipliğinden kaçınmasını sağlıyor. Trump, 2016 yılında ilk başkanlık dönemi öncesinde seçim kampanyasını yürütürken Mısır Cumhurbaşkanı ile ‘iyi bir kimyaya’ sahip olduklarını vurgulamıştı.

Doğrudan karşı karşıya gelme

Öte yandan Ürdün de Mısır gibi Trump'ın Gazze'yi insansızlaştırma önerisini kategorik olarak reddediyor. Bu tutumlar, 20 Ocak'taki yemin töreninde yaptığı konuşmada kendisini ‘barışçı’ olarak tanımlayan dünyanın en güçlü ülkesinin başkanı olan Trump’ın düşüncesini etkilemek için uluslararası bir yarışa kapıyı aralayacak gibi görünüyor.

Mısır, Ürdün ve Arap ülkelerinden müttefikleri için bundan sonraki zorluk daha fazla ülkeyi yanlarına çekmek olacak. Batılı ülkelerdense şimdiye kadar Fransa ve Almanya Trump'ın planına karşı olduklarını dile getirdi. Diğerleri de aynı tutumu sergileyebilir. Ancak daha geniş çaplı bir muhalefetin sağlanması için sadece Mısır ve Ürdün'ün değil, tüm Arap devletlerinin yoğun diplomatik çaba sarf etmesi gerekiyor.

Arap ülkeleri Başkan Trump’ı bağımsız bir Filistin devletini destekleyen bir tutum benimsemeye zorlamaya çalışırken, Trump'ın planını ‘ezber bozan bir düşünce’ olarak karşılayan İsrail'in sert direnişiyle karşılaşacaklar. Bu önerinin 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ı ziyaret etmesi beklenen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Trump arasında yapılacak görüşmelerin başlıca gündem maddelerinden biri olması şaşırtıcı olmayacak. İsrail'deki aşırı sağcı partiler ve yasadışı yerleşimlerin savunucuları, bunu Gazze'nin ilhakına yeşil ışık olarak göreceğinden, İsrail'in diğer ülkelere planı desteklemeleri için baskı yapması bekleniyor. Bu diplomatik mücadele, önümüzdeki on yıllar boyunca, belki de sonsuza kadar, bağımsız bir Filistin devleti hayalinin kaderi için belirleyici olacak.



İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
TT

İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah bölgesinde bir tünelden çıkan dört silahlı kişiyi öldürdüğünü duyurdu. Ordu, söz konusu kişilerin İsrail askerlerine ateş açtığını iddia etti.

Ordu tarafından yapılan açıklamada, “Dört silahlı terörist az önce bir tünelden çıkarak askerlerimize ateş açtı… Kuvvetlerimiz teröristleri etkisiz hale getirdi” denildi.

İsrail Ordu Sözcüsü de resmi X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bölgeyi sabotajcılar ve terör altyapılarından temizleme faaliyetleri kapsamında, askerlerimiz Refah’ın doğusunda yer altı tünel ağı içinde bir tünel çıkışında dört sabotajcıyı fark etti. Sabotajcılar askerlerimize ateş açınca, askerlerimiz karşılık vererek dört sabotajcıyı etkisiz hale getirdi” ifadelerini kullandı.

İsrail, bir hafta önce Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınır kapısını yeniden yaya geçişine açtı. Bu adım, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden çıkmasına ve savaş nedeniyle bölgeden kaçanların geri dönmesine imkân tanıyacak. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş-çıkış yapan Filistinlilere güvenlik taraması yapılmasını şart koşuyor.

İsrail, sınır kapısını Mayıs 2024’te kontrol altına almıştı; bu, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra gerçekleşti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında uygulamaya konan ateşkesle geçici olarak sona ermişti. Sınır kapısının yeniden açılması, Trump’ın çatışmayı durdurmayı amaçlayan planının ilk aşamasında önemli bir adım olarak öne çıkıyor.


Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.