Trump, Sisi'nin yerinden edilmeyi reddetme ısrarına karşılık verecek mi?

Mısır ve Ürdün en çok da daha fazla ülkeyi yanlarına çekmekte zorlanacak

Gazze'nin kuzeyine dönüş yolundaki Filistinliler, 27 Ocak 2025 (AFP)
Gazze'nin kuzeyine dönüş yolundaki Filistinliler, 27 Ocak 2025 (AFP)
TT

Trump, Sisi'nin yerinden edilmeyi reddetme ısrarına karşılık verecek mi?

Gazze'nin kuzeyine dönüş yolundaki Filistinliler, 27 Ocak 2025 (AFP)
Gazze'nin kuzeyine dönüş yolundaki Filistinliler, 27 Ocak 2025 (AFP)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'nden yüz binlerce mülteciyi kabul etme önerisini reddeden Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır'ın bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını destekleyen değişmez politikasını bir kez daha teyit etti. Sisi'nin 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana değişmeyen bu tutumu, Filistin davasına olan bağlılığını yansıttı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır'ın Filistinlilerin sınır dışı edilmesine karşı duruşunu vurgulamak ve ülkesinin Trump'ın Gazze'yi insansızlaştırma çabalarına nasıl karşı koyacağını göstermek için çeşitli taktikler kullandı. Kenya Devlet Başkanı William Ruto ile 29 Ocak'ta düzenlediği basın toplantısında Trump'ın 25 Ocak'ta ortaya attığı öneriye yanıt verme fırsatı bulan Mısır Cumhurbaşkanı, ülkesinin Filistinlilere adaletsiz davranan hiçbir çözümün tarafı olmayacağını kesin bir dille ifade ederken bağımsız bir Filistin devleti çağrısını yineledi. Sisi, en kısa zamanda iki devletli bir çözümün hayata geçirilmesi için ABD Başkanı ile birlikte çalışma sözü verdi.

Filistinlilerin uğradığı tarihi haksızlıklara değinen Sisi, Trump'ın iki devletli çözümü dayatabileceğine inandığını belirtirken aynı zamanda Mısır halkının, Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmayı amaçlayan herhangi bir planı onaylamasına izin vermeyeceği uyarısında bulundu.

Sabit politika

Mısır her zaman 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının güçlü bir destekçisi oldu. Kahire yıllarca iki devletli bir çözümün savunulmasında aktif olarak rol aldı. Müzakereler sırasında tarafların tutumlarını yakınlaştırmak ve iç bölünmeleri sona erdirmek için Filistinli gruplar arasında birçok toplantıya ev sahipliği yaptı.

Mısır, Hamas'ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıların ardından 8 Ekim 2023'te İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş başladığında Gazzelilerin yerlerinden edilmesine yönelik her türlü girişime karşı uyardı. Gazze'nin ayrım gözetmeksizin bombalanmasının, zorla yerinden etme planının bir başlangıcı olabileceğini vurguladı. Aynı zamanda Gazze'nin yaşanmaz bir bölge haline getirilmesine karşı uyarıda bulunarak Gazzelileri topraklarına sahip çıkmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Sisi bizzat Gazzelilere seslenerek Gazze'yi terk etmemelerini tavsiye etti ve terk etmeleri halinde geri dönmelerine izin verilmeyebileceğini söyledi.

Sisi’nin Trump'ın iki devletli çözümü dayatabileceğine inandığını belirtmesi, Trump'ın Sisi'nin Gazzelilerin bir kısmını kabul edeceğine inandığını ifade ettiği son açıklamasına verilen doğrudan bir yanıt gibi görünüyor.

İsrail, savaşın ilk günlerinde Gazze'ye tüm ikmali kestiğinde Mısır sert bir tutum sergiledi. Sina Yarımadası’ndaki Refah Sınır Kapısı’ndan yabancı ülkelerin vatandaşlığına sahip olanların çıkışına ve kuşatma altındaki Gazzelilere ulaştırılmak üzere insani yardımların girişine izin vermeyi reddetti.

Gazze'nin dış dünyaya açılan tek kapısı olan Kahire, Gazze'yi yöneten Hamas Hareketi üzerindeki nüfuzunu kullanarak ocak ayı ortalarında Hamas ile İsrail arasında ateşkes ve esir takası anlaşmasının sağlanmasına yardımcı oldu. Bu gelişme, Kahire’nin Filistin-İsrail arasındaki bitmek bilmeyen şiddet döngüsünün durdurulmasındaki önemini bir kez daha orta koydu.

Doğru yönü göstermek

Mısır lideri, iki devletli çözüm yoluyla bir Filistin devletine duyulan ihtiyacı vurgulayarak net ve kararlı bir vizyon ortaya koydu. Trump'ın yanlış bir varsayıma dayanan Gazze nüfusunun başka bir yere taşınması önerisine doğrudan karşı çıkıyor. Trump, Gazze'deki Filistinlilerin varlığının İsrail'e karşı şiddetin başlıca nedeni olduğunu ve bu nedenle onların çıkarılmasının çatışmayı sona erdireceğini hesaplıyor gibi görünüyor. Ancak bu bakış açısı temel bir gerçeği göz ardı ediyor. O da şiddetin daha derin bir sorunun, yani yasadışı işgalin yansımalarından sadece biri olduğu gerçeğidir.

sdcfrgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)

İster İsrail'de ister başka bir yerde olsun, sivillere yönelik saldırılar haklı gösterilemezken, Filistinlilere yönelik şiddet İsrail'in Filistin topraklarını işgali ve Filistinlilere dayattığı ağır koşullar bağlamında anlaşılmalı. Gazze Şeridi, 2005 yılına kadar onlarca yıl boyunca İsrail’in işgali altında kaldı. Hamas'ın 2007 yılında yönetimi şiddet yoluyla ele geçirmesinin ardından İsrail tarafından fiilen dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüştürüldü. O tarihten bu yana, birbirini izleyen zorunlu göç dalgalarının ürünü olan Gazzeliler en temel haklardan ve yaşam gerekliliklerinden mahrum bırakıldı.

Gazzeliler yıllardır Hamas'ın otoriter yönetimi ile İsrail'in devam eden ablukası arasında sıkışıp kalmış durumda. Onları topraklarından sürmek ne İsrail'in güvenlik kaygılarını giderebilir ne de barış ya da istikrar sağlayabilir. Aksine, Trump'ın yaklaşımı zaten baskı altında olan bu grubu daha da marjinalleştirecek ve krizi çözmek yerine daha da şiddetlendirecek.

Top Trump'ın sahasında

ABD Başkanı Trump’ın iki devletli çözümü dayatabileceğine inandığını ifade eden Sisi, harekete geçme sorumluluğunu Trump'a yüklerken Sisi’nin bu tutumu, Trump'ın Sisi'nin Gazzelileri kabul edeceğine inandığını ifade ettiği son açıklamasına doğrudan bir yanıt gibi görünüyor. Trump söz konusu açıklamada, ‘dostu’ olduğunu söylediği Sisi'nin Gazzelileri kabul edeceğinden emin olduğunu vurgulamıştı.

Trump'ın açıklaması sonrası Sisi, Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmaya yönelik her türlü girişimi engellemek için on milyonlarca Mısırlının sokaklara döküleceğini söyledi.

Filistin meselesini, iki ya da üç kişi arasındaki bir iş anlaşması gibi, kişiselleştirilmiş müzakereler yoluyla çözülebilecek bir mesele olarak ele almak tamamen yanlış bir yaklaşım. Trump, Gazze Şeridi’nden ‘temizlemek’ istediği Filistinlilerin sadece istenildiği zaman hareket ettirilebilecek nesneler değil, topraklarına sarsılmaz bir bağlılık duyan insanlar olduğu gerçeğini göz ardı ediyor.

zxcdfvgt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis’te bir kararname imzalamadan önce basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken, 30 Ocak 2025 (AFP)

Son birkaç gün içinde basına yansıyan, Gazze'nin güneyinden kuzeyine doğru kilometrelerce yürüyen yüz binlerce insanın görüntüleri çok şey anlatıyor. Bu azim, Filistinliler geri döndüklerinde evlerini enkaza dönmüş halde bulacaklarını çok iyi bilseler de yine de geri dönmeye ve İsrail'in geride bıraktığı kaos, yıkım ve ölümden yeni bir hayat kurmaya kararlı olduklarının bir göstergesi.

Bütün bunlar, tüm dünyanın gözleri önünde yaşandı ve yaşanıyor. Şimdi Başkan Trump'ın da bu olanları gördüğünü kanıtlama sırası geldi.

Geri adım atmak

Trump'ın açıklaması sonrası Sisi, Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmaya yönelik her türlü girişimi engellemek için on milyonlarca Mısırlının sokaklara döküleceğini söyledi. Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Mısır Cumhurbaşkanı bu söylemi ilk kez kullanmıyor. Daha önce Temmuz 2013'te Savunma Bakanı olduğu dönemde, dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin devrilmesine karşı çıkan İslamcı gruplardan algılanan tehditler karşısında, Mısırlıları ‘potansiyel terörizm’ ile mücadele etmek için kendisine yetki vermek üzere sokağa çıkmaya çağırmıştı. İsrail'in Ekim 2023'te Gazzelileri Sina Yarımadası’na yerleştirme çağrılarına yanıt olarak da aynı taktiği kullanan Sisi, ardından 29 Ocak'ta Mısır halkının Filistinlileri topraklarından sürmeyi amaçlayan her türlü planı kesin bir dille reddettiğini bir kez daha vurguladı.

Ürdün de Mısır gibi Trump'ın Gazze'yi insansızlaştırma önerisini kategorik olarak reddediyor.

Sisi'nin bu tutumu, onun daha iki gün önce kendisini ‘dost’ olarak tanımlayan Trump'la karşı karşıya gelmenin garipliğinden kaçınmasını sağlıyor. Trump, 2016 yılında ilk başkanlık dönemi öncesinde seçim kampanyasını yürütürken Mısır Cumhurbaşkanı ile ‘iyi bir kimyaya’ sahip olduklarını vurgulamıştı.

Doğrudan karşı karşıya gelme

Öte yandan Ürdün de Mısır gibi Trump'ın Gazze'yi insansızlaştırma önerisini kategorik olarak reddediyor. Bu tutumlar, 20 Ocak'taki yemin töreninde yaptığı konuşmada kendisini ‘barışçı’ olarak tanımlayan dünyanın en güçlü ülkesinin başkanı olan Trump’ın düşüncesini etkilemek için uluslararası bir yarışa kapıyı aralayacak gibi görünüyor.

Mısır, Ürdün ve Arap ülkelerinden müttefikleri için bundan sonraki zorluk daha fazla ülkeyi yanlarına çekmek olacak. Batılı ülkelerdense şimdiye kadar Fransa ve Almanya Trump'ın planına karşı olduklarını dile getirdi. Diğerleri de aynı tutumu sergileyebilir. Ancak daha geniş çaplı bir muhalefetin sağlanması için sadece Mısır ve Ürdün'ün değil, tüm Arap devletlerinin yoğun diplomatik çaba sarf etmesi gerekiyor.

Arap ülkeleri Başkan Trump’ı bağımsız bir Filistin devletini destekleyen bir tutum benimsemeye zorlamaya çalışırken, Trump'ın planını ‘ezber bozan bir düşünce’ olarak karşılayan İsrail'in sert direnişiyle karşılaşacaklar. Bu önerinin 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ı ziyaret etmesi beklenen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Trump arasında yapılacak görüşmelerin başlıca gündem maddelerinden biri olması şaşırtıcı olmayacak. İsrail'deki aşırı sağcı partiler ve yasadışı yerleşimlerin savunucuları, bunu Gazze'nin ilhakına yeşil ışık olarak göreceğinden, İsrail'in diğer ülkelere planı desteklemeleri için baskı yapması bekleniyor. Bu diplomatik mücadele, önümüzdeki on yıllar boyunca, belki de sonsuza kadar, bağımsız bir Filistin devleti hayalinin kaderi için belirleyici olacak.



Trump, petrol elde etmek için ülkeleri Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına almaya çağırdı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, petrol elde etmek için ülkeleri Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına almaya çağırdı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün, İsrail ve ABD’nin İran’a karşı sürdürdüğü savaşın devam ettiği bir ortamda, «Hürmüz Boğazı nedeniyle uçak yakıtı temin edemeyen» ülkeleri eleştirdi.

Trump, sosyal medya platformu «Truth Social» üzerinden şunları yazdı: “Hürmüz Boğazı nedeniyle uçak yakıtı temin edemeyen tüm ülkelere, örneğin, İran'ı zayıflatmak için müdahale etmeyi reddeden Birleşik Krallık'a bir önerim var: Birincisi, ABD'den satın alın, çünkü bizde yeterince var. İkincisi, yeterince cesaret gösterin, boğaza gidin ve onu ele geçirin.”

Şöyle devam etti: “O zaman kendinizi nasıl savunacağınızı öğrenmeniz gerekecek, çünkü tıpkı sizin bize yardım etmek için orada olmadığınız gibi, Amerika Birleşik Devletleri de size yardım etmek için orada olmayacak. İran temelde yok edildi ve zor kısım bitti. Gidin ve kendi petrolünüzü çıkarın!”

Son haftalarda, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından İran’ın bu su yolunu neredeyse tamamen kapatmasıyla Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye trafiği yavaşladı; İran ise boğazın “dost ülkelerin” gemilerine açık olduğunu belirtti.

ABD Başkanı, “Truth Social” platformunda yayınladığı başka bir gönderide Fransa'yı özellikle eleştirdi ve şunları söyledi: “Fransa, İsrail'e giden ve askeri malzeme taşıyan uçakların kendi hava sahasından geçmesine izin vermedi. Fransa, başarıyla ortadan kaldırılan ‘İran kasabı’ konusunda hiç iş birliği yapmadı! ABD bunu asla unutmayacak!”


Siyaset kumarhanesinde kan ve savaş üzerine bahisler

Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
TT

Siyaset kumarhanesinde kan ve savaş üzerine bahisler

Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)

Kötü şöhretli ‘savaş ağaları’ terimi yeni bir şekilde geri dönmüş gibi görünüyor. Ticaret alanındaki hareketliliğin azalması ve sahip oldukları ürünlere olan yoğun ihtiyacı istismar ederek silah ve erzak satışı yoluyla servet kazanan kriz tüccarları, fiyatları ikiye katlıyor. Servetlerini biriktirmek için felaketin devam etmesini isteyen bu tüccarlar, artık çok kolay hale gelen ve ‘olasılık ticareti’ ile ilgili olan bu işte farklı bir kılığa bürünüyorlar. Belki de tahminler kisvesi altında gizlenen gizli bilgiler de bu pazarın son aylarda hayal edilemeyecek boyutlarda büyümesine katkıda bulunuyor. En son raporlara göre 250 milyar doları aşan bu rakamın, kısa sürede ikiye katlanacağı tahmin ediliyor.

Buradaki bahisler, başta spor olmak üzere birçok alanı kapsıyor. Ancak örneğin Financial Times gazetesindeki uzmanların analizlerine ve ticaret sitelerine göre bu sıçramanın ardındaki başlıca neden olarak siyasi krizler karşımıza çıkıyor. Bunların başında da örneğin, geçtiğimiz ocak ayı başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun kaçırılması ve İsrail'in desteğiyle İran'a karşı başlatılan geniş çaplı askeri operasyon gibi ABD'nin son dönemde yürüttüğü askeri operasyonlar geliyor.

Bu durum, devasa bir sanal siyaset kumarhanesine benziyor. Trump’ın konuşmalarının içeriğinden suikast planlarına kadar her şeye bahis oynanabiliyor ve tüm tarafların cinayet işleme potansiyelinin sınırları zorlanıyor. Listeye pek çok isim yazıldı ve herkesin ölümünü sabırsızlıkla bekleyen bahisçiler rekabet ediyor, çünkü kan, anında yüzbinlerce dolara dönüşüyor ve belki de milyonlara dönüşüyor. ABD'deki en ünlü bahis uygulamalarıyla bağlantılı hesaplarında, bir dizi şüphelerin ardından yeni bir denetim aşamasına girildi. Karar verme çevresine yakın politikacıların, çaba harcamadan muazzam karlar elde etmek için bilgilerini ticarete dönüştürdükleri ve bunun arkasında bir tür manipülasyon olduğu düşünülüyor.

Bu durum, devasa bir sanal siyasi kumarhaneye benziyor. Trump’ın konuşmalarının içeriğinden suikast planlarına kadar her şeye bahis oynanabiliyor ve tüm tarafların cinayet işleme potansiyelinin sınırları zorlanıyor. Listeye birçok isim eklendi ve herkesin ölümünü sabırsızlıkla bekleyen bahisçiler rekabet ediyor, çünkü kan hiç vakit kaybetmeden yüzbinlerce, belki de milyonlarca dolara dönüşüyor. ABD'deki en ünlü bahis uygulamalarıyla bağlantılı hesaplarda, bazı şüphelerin dile getirilmesinin ardından yeni bir denetim süreci başlatıldı. Karar vericilere yakın politikacıların, çaba harcamadan muazzam karlar elde etmek için bilgilerini ticarete dönüştürdükleri ve bunun arkasında bir tür manipülasyon olduğu düşünülüyor.

Dürüstlüğe yönelik şüpheler

Reuters’ın internet sitesinde yer alan habere göre bazı yatırımcıların örneğin, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun iktidardan indirilmesi gibi hassas olaylar gerçekleşmeden önce bu olaylara bahis oynayarak büyük meblağlar kazandıkları iddiaları üzerine Kaliforniya Eyaleti, eyalet yetkililerinin, bu tür piyasalarda içeriden alınan bilgileri kullanmasını yasaklayan bir karar yayınladı.

Bu sitelerin şartları arasında politikacıların kumar oynamasına baştan itibaren izin verilmemesi yer alsa da Financial Times, görevde olan kişilerin takma adlar kullanma olasılığına işaret ederken, gözlemciler bu durumun, söz konusu bilgilerin tanıdıklara ve yakınlara sızdırılarak onların paravan olarak kullanılması yoluyla da gerçekleşebileceğine dikkat çekti.

Son birkaç gündür bahisçiler arasında, şu anda İran'da devam eden savaşla ilgili siyasi ve askeri gelişmelere yönelik çeşitli bahislerden 1 milyon doları aşan kazanç elde etmeyi başaran (kimliği bilinmeyen) bir kullanıcı hakkında konuşuluyor. Bahisçilerin tahminleri o kadar isabetliydi ki, New York City merkezli küresel kripto para tabanlı tahmin piyasası platformhu Polymarket’in yetkilileri, olan bitenlerden şüpheye düştü. Söylentilere göre bu kullanıcı 35'ten fazla hesap yönetirken, kazançlarını tek bir banka hesabına aktarıyor ve tahminlerinin çoğu doğru çıkıyor.

sdcds
Siyasi bahisler, suikast planları ve arananlar listesine girdi (Reuters)

Bunun üzerine bahis uygulamaları daha sıkı denetimler uygulamaya başladı. Prosedürel karmaşıklıklar nedeniyle ABD'de halen yasadışı olarak faaliyet gösteren Polymarket şirketi, doğrudan açıklamalar ve resmi bildirimler yoluyla bilgilerin kötüye kullanılması durumunda cezai önlemler almaktan çekinmeyeceğini belirtti. Aynı şekilde Tahmin piyasası platformu Kalshi de standartlarını yükseltme yönündeki kararlılığını vurguladı ve sıradan kullanıcılar arasında daha dürüst bir ortam sağlamak amacıyla hile yaptığı ve bilgileri çaldığı kanıtlanan kişileri yasaklayacağını belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre çalışma mekanizması, belirli zamanla bağlantılı bir olaya para yatırarak bahis oynamaya dayanan basit ve geleneksel bir sistemdir. Tahmin doğru çıkarsa kullanıcı para kazanır, aksi takdirde tahmini tutmazsa bahis tutarını platforma ödemek zorunda kalır.

Bu uygulamaların, yetkililerinin bahsettiği şeffaflık bilinci artmış olsa da bu alandaki düzenlemelerin önündeki zorluklar devam ediyor. Özellikle de birçok uygulama temelden şifrelenmiş olduğundan, belirli kişilerin erişimini zorlaştırıyor. Ayrıca, bazılarının kripto para birimlerini kullanması, izlenmelerini güçleştiriyor. Bunun yanı sıra belirli bir kâr elde edildikten veya çoğunlukla sızdırılan bilgilere dayanan tahminler gerçekleştirildikten sonra hesabın kolayca kapatılması gibi yaygın bir eğilim de bulunuyor. Dikkat çeken bir diğer nokta ise bahisçilerin İsrail istihbaratının askeri hareketlerini ve suikast planlarını zamanlaması açısından doğru bir şekilde tahmin etmelerinin ardından, İsrail istihbaratında soruşturmalar yapıldığına dair çok sayıda haberin olmasıydı. Buna karşın sıradan kullanıcıları rahatlatmak amacıyla aynı platformlarda yüzlerce benzer soruşturma yürütülüyor.

Spordan ekonomiye ve siyasete

Belirgin bir şekilde önemli spor müsabakalarıyla, Nobel ve Oscar gibi büyük ödüllerle, hatta ekonomik ve mali kararlarla ve ABD başkanlık seçimleri adaylarının isimlerini tahmin etmekle ilişkilendirilen bu bahisler, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaştan İsrail’in Gazze'de yürüttüğü savaşa ve hatta İran'daki kanlı askeri operasyonlara kadar, bu bahisleri gündeme taşıdı. Bu hareketlerin hızlanması bahis severlerin ağzını sulandırırken, örneğin, gemilerin Hürmüz Boğazı'na geri döneceği ve boğazı kimin kontrol edeceği, Trump'ın İran savaşının sona erdiğini ne zaman ilan edeceği, Mücteba Hamaney'in akıbeti, kara kuvvetlerinin İran ve Lübnan'a giriş tarihi ve ayrıca Tahran'da sahneden kaybolacak bir sonraki yetkilinin kim olacağı gibi tahminler içeren bahis listeleri büyük rağbet gördü.

sa
Yatırımcılar, hassas olaylar gerçekleşmeden önce bu olaylara bahis oynayarak büyük paralar kazanıyor (Reuters)

Tüm bunlar, her kesimden sivillerin yaşadığı insani trajedileri tamamen göz ardı ediyor. Geleneksel sosyal medya platformlarının kullanıcılarının çoğu, bir askeri harekatın ne kadar yasal veya meşru olduğu konusunda tartışmalara dalarken, bahis platformlarının kullanıcıları farklı bir yaklaşım sergiliyor ve bir felaketin meydana gelme olasılığıyla ilgili sorulara ‘evet’ veya ‘hayır’ şeklinde yanıt veriyor. Böylece artık yetkililerin de isimlerini içeren, bir nevi ‘insan hedef bankası’ ortaya çıktı. Kullanıcılar, aralarından kimin ilk önce sahneden silineceğine dair bahislerde yarışıyor. Tartışmalı platformlar, öldürme ya da suikast yerine, görevden ayrılma veya yerini terk etme gibi ifadeler kullanmayı tercih ediyor.

Fransa merkezli yayın kuruluşu France 24'te yer alan habere göre ABD'nin New Jersey eyaletindeki Rutgers Üniversitesi'nde görev yapan araştırmacı ve istihbarat analisti Alex Goldenberg, bu yarışta insani felaketlerin para kazandıran mallara ve araçlara dönüştüğünü düşünüyor. Goldenberg, şüpheli hesapların işleyişini ticaret piyasalarında olanlara benzeterek, çalınan veya sızdırılan bilgilere göre hareket edildiğini, işlem geçmişi veya geçmişi olmayan yeni hesaplar aracılığıyla, ancak son derece hassas bir zamanda darbe vurduğunu belirtiyor.

Ahlaki bir soru

Öyleyse mesele çoğu zaman sadece iyi bir olay, bir tesadüf ya da bir kez tutup çoğu kez tutmayan düşüncesiz bir tahmin, siyasi ya da askeri analiz sanatında keskin bir zeka ya da duruma ilişkin bilimsel bir değerlendirme, hatta sadece eğlence amaçlı bir spekülasyondan ziyade tam anlamıyla bir gölge oyunu olabilir. En tehlikeli yanı da bunun bir cinayet borsasına dönüşmesi olur.

scd
Bahis uygulamaları, her kesimden sivillerin yaşadığı insani trajedileri görmezden geliyor (Reuters)

Los Angeles Times gazetesinde yayınlanan uzun bir haber, bu pazarın yüzde 80'ini elinde bulunduran tahmin piyasası platformları Kalchi ve Polymarket’in işleyiş mekanizmalarını ele alırken, sermayenin gözünden kaçan bir konuya, yani yabancı liderlere yönelik suikast veya bir savaşın patlak vermesi gibi ölüm ve yıkım üzerine bahis oynayabilme olanağının ne kadar meşru ve ahlaki olduğuna da değindi.

Dikkati çeken bir diğer nokta ise bu pazarın gördüğü büyük ilginin ardından, daha önce hiç görülmemiş bir şekilde mercek altına alınması ve hatta geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha kesin bir gösterge olarak görülmeye başlanmasıdır. Birçok pazarlama kurumu, bahisçilerin eğilimlerini anlık olarak takip etmek için ortaklıklar kurdu. Bu da bölgesel ve ulusal dengelerle, hatta ulusal güvenlikle yakından ilgili olan askeri ve siyasi karmaşıklıklar karşısında kamuoyunun görüşünün nasıl şekillendiğini anlamanın bir yolu olarak görülüyor.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Güney ülkeleri ve yeni bir uluslararası düzenin oluşumu

BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
TT

Güney ülkeleri ve yeni bir uluslararası düzenin oluşumu

BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)

Nebil Fehmi

Mevcut uluslararası sistem bugün bir belirsizlik ve istikrarsızlık dönemi yaşıyor, bu çok açık. Öyle ki, bu sistemin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi ihtiyacı olduğu üzerinde uluslararası alanda neredeyse tam bir fikir birliği var. Ancak bu fikir birliği, arzu edilen reformun niteliğine, önceliklerine veya mekanizmalarına değinmiyor. Herkes değişim talep ediyor, ancak her biri kendi konumundan ve çıkarlarına göre çoğu zaman farklı, hatta bazen çelişen yönlerde.

Mevcut uluslararası sistemdeki en etkili güç olan ABD, siyasi, güvenlik ve ekonomik açıdan en büyük yükü üstlendiğini düşünüyor. Bu yüzden de ciddi bir reformun, farklı uluslararası güçler arasında yük ve sorumlulukların daha dengeli bir şekilde dağıtılmasına yol açması gerektiğini savunuyor. Buna karşın Rusya ve Çin, mevcut sistemi, Batı'nın siyasi ve ideolojik hakimiyetini dayatmak için bir araç olarak görüyor. İki ülkeye göre bu sistem aracılığıyla uluslararası meşruiyet kuralları, Batı'nın çıkarlarına ve vizyonuna hizmet edecek şekilde yönetiliyor.

Gelişmekte olan ülkeler ya da artık genel bir terim olarak Güney ülkeleri ise daha farklı ve derin bir bakış açısına sahip. Bu ülkeler, büyük sanayileşmiş ülkelerin on yıllardır dünyanın doğal kaynaklarından yararlandığını, çevreye ve iklime ciddi zararlar veren üretim ve tüketim biçimlerini yaygınlaştırdığını düşünüyor. Bugün ise gelişmekte olan ülkelere, meşru kalkınma haklarını sınırlayabilecek yeni kısıtlamalar ve standartlar dayatılıyor. Dolayısıyla bu ülkeler, haklı olarak gelişmiş ülkelerin ister çevresel uyum çabalarını destekleyerek ister teknolojik dönüşümü finanse ederek isterse gelişmekte olan ekonomilerin daha verimli ve çevreye daha az zarar veren üretim araçlarıyla modern gelişme dalgalarına yetişmelerini sağlayarak, tarihi sorumluluklarının payını üstlenmelerini talep ediyorlar. Aynı zamanda, uluslararası yönetici kurumların ve mekanizmaların, günümüzün uluslararası gerçekliğini daha iyi yansıtacak ve herkesin çıkarlarını daha adil olarak koruyacak bir şekilde reformdan geçirilmesini istiyorlar.

Bu noktada uluslararası manzara karmaşık bir hal almaktadır; değişimin gerekliliği konusunda bir mutabakat vardır, ancak bu değişimin yönü konusunda mutabakat yoktur. Bu gerçek, bir yandan önemli fırsatlar yaratırken, diğer yandan da ciddi zorluklar doğuruyor.

Ben de tıpkı diğerleri gibi, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ayrıcalıklarını pekiştiren büyük devletlerin, uluslararası sistemdeki dengesizlikleri düzeltmek için inisiyatif almasını defalarca kez talep ettim. Çünkü sistemin birçok düzenlemesi, artık 21. yüzyıldaki güç dengelerini veya uluslararası adaletin gerekliliklerini karşılayamıyor. Bu dengesizlik, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) açıkça görülüyor. Zira BMGK’nın bazı daimî üyelerinin temsili, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasındaki güncel fiili rollere değil, zamanın gerisinde kalan tarihi hususlara dayanmaya devam ediyor. Ayrıca daimi üyelerin toplu performansı, çoğu zaman BM Şartı'nın kendilerine yüklediği sorumluluğun seviyesine ulaşamazken, tutumları, standartların uygulanmasında büyük ölçüde ikiyüzlülük ve ilkelerin yorumlanmasında seçicilikle lekelendi.

Dört yıldan fazla süren diplomatik ve siyasi deneyimlerime dayanarak, reform ve düzeltmenin artık sadece meşru bir talep olmaktan çıkıp, asgari düzeyde uluslararası istikrarı korumak için vazgeçilmez bir gereklilik haline geldiğini güvenle söyleyebilirim. Ancak aynı zamanda, bu gerekliliğin, her ne kadar haklı olsa da tek başına değişimi gerçekleştirmek için yeterli olmadığını açıkça görüyorum. Uzun yıllar geçti; bu süre zarfında çağrılar tekrarlandı, girişimler çoğaldı ve ciddi ve dengeli fikirler ortaya atıldı, ancak kayda değer gerçek bir ilerleme sağlanamadı.

Kırk yılı aşkın bir süreye dayanan diplomatik ve siyasi deneyimlerime dayanarak, reform ve düzeltmenin artık sadece meşru talep olmaktan çıkıp, asgari düzeyde uluslararası istikrarı korumak için vazgeçilmez bir gereklilik haline geldiğini güvenle söyleyebilirim. Ancak aynı zamanda bu gerekliliğin, her ne kadar haklı olsa da tek başına değişimi gerçekleştirmek için yeterli olmadığını açıkça görüyorum. Uzun yıllar geçti. Bu süre zarfında çağrılar tekrarlandı, girişimler çoğaldı ve ciddi ve dengeli fikirler ortaya atıldı, ancak kayda değer gerçek bir ilerleme sağlanamadı.

Bana göre bunun nedeni açık. Köklü bir reform, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası sistemi şekillendiren ve halen bu sistemin temel ayrıcalıklarından yararlanan ülkelerden kendiliğinden gelmeyecek. Çıkarları gereği, bu güçler nüfuzun yeniden dağıtılması veya temsil kurallarının değiştirilmesi konusunda acele etmeyecekler. Dolayısıyla asıl umut Güney ülkeleri, yani gelişmekte olan ülkeler ve tarihi olarak tarafsızlık ve adil çok taraflılık ilkelerine inanan güçlerin önderliğinde, organize ve etkili bir harekete bağlı olmalı.

Ancak bu hareket sloganlara değil, uluslararası desteği toplayabilecek pratik bir vizyona dayandırılmalı. Önemli olan sadece mevcut düzene karşı çıkmak değil, gerçekçi ve akıllı alternatifler sunmaktır.

Bu alternatifler siyasi ve entelektüel olarak yaygınlaştırılabilir; düşünce ve araştırma merkezleri ile sivil toplumun bu alternatifleri şekillendirme ve savunma rolünü canlandırmak da önemli. Ben de daha akılcı ve daha az çatışmacı uluslararası ilişkiler çağrısında bulunan ABD merkezli Quincy Enstitüsü ile iş birliği içinde bu çabalardan birine şahsen katıldım. Bu girişim, BMGK ve uluslararası kuruluşların reformu, BM Şartı'nın çerçevesi dışında güç kullanımının sınırlandırılması ve kolektif güvenlik kavramının yeniden değerlendirilmesi konusunda bazı önemli tavsiyelere ulaştı. Ayrıca, başta Arap-İsrail çatışması ve Ukrayna'daki savaş olmak üzere, devam eden çatışmalara yönelik pratik yaklaşımlar da ortaya koydu.

Öyleyse sorun, fikirlerin eksikliğinden değil, bunların nasıl etkili bir siyasi ivmeye dönüştürüleceğinden kaynaklanıyor. Bu noktada tarihe bir göz atmak faydalı olur. Uluslararası sistemin yapısındaki büyük değişiklikler, sadece bunların gerekliliğine dair teorik bir inanç nedeniyle değil, belirli bir hedef etrafında ortak çıkarların şekillenmesine olanak tanıyan elverişli uluslararası koşulların oluşmasıyla gerçekleşti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Milletler Cemiyeti kuruldu, ardından patlak veren İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da BM kuruldu. Daha sonra silahlanmanın sınırlandırılması, stratejik silahların düzenlenmesi ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi için önemli anlaşmalar imzalandı. Ayrıca ekonomi ve uluslararası hukuk üzerinde etkili uluslararası antlaşmalar da yapıldı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre tüm bu aşamaların ortak noktası, uygun uluslararası anı iyi yakalamak ve fikri müzakere sürecine, ardından da kurumsal bir gerçekliğe dönüştürmeyi mümkün kılan asgari düzeyde bir uzlaşı veya ivme sağlamaktı.

Bugün, yeniden gözden geçirme gerektiren bir dönüm noktasına yaklaşıyor gibi görünüyoruz. Zira büyük savaşların felaketlerini önlemek amacıyla kurulan BM, kendini silahlı çatışmaların sayısında ve şiddetinde tehlikeli bir artış, güce başvurmanın artması ve uluslararası hukuk kurallarına saygının azalması gibi gelişmelerle karşı karşıya buldu. Bu gelişmeler sadece uluslararası kurumların etkinliğini zayıflatmakla kalmıyor, aynı zamanda krizleri yönetme ve patlamayı önleme konusundaki yeteneklerine duyulan güveni de tehdit ediyor.

Bu bağlamda, Güney ülkelerinin daha sonra değil, hemen şimdi harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum. BM’nin kuruluşunun 80’inci yıldönümü ve Bandung Konferansı’nın 70’inci yıldönümü gibi son derece önemli siyasi ve sembolik anlamlardan yararlanarak harekete geçmeleri gerekiyor. Bandung Konferansı, Bağlantısızlar Hareketi’nin entelektüel ve siyasi temelini oluşturmuş ve başta egemenliğe saygı, hegemonyayı reddetme, barış içinde bir arada yaşama ve devletler arası eşitlik olmak üzere günümüzde de geçerliliğini koruyan ilkeleri pekiştirmiştir.

Bu hareketin birbiriyle bağlantılı üç adımla başlatılabileceğini düşünüyorum:

1- Sınırlı sayıda ve etkin bir öncü grubun oluşturulması: Girişim, Küresel Güney’in farklı bölgelerini temsil eden, güvenilir ve çeşitli taraflarla iletişim kurma becerisine sahip küçük bir ülke grubu tarafından başlatılmalı.

Bu grubun amacı fikri tekelleştirmek değil, hareketin ilk çerçevesini oluşturmak, önceliklerini ve mekanizmalarını kararlaştırmak ve ardından katılım çemberini kademeli olarak genişletmektir.

2- Hedeflerin açık ve net bir şekilde belirlenmesi: Baştan amacın mevcut uluslararası düzeni yıkmak değil, onu ıslah etmek ve düzeltmek olduğunu açıkça ifade etmek gerekir. BM, tüm eksikliklerine rağmen, daha dengeli bir uluslararası düzenin birleştirici çerçevesi olmaya devam etmelidir. Bu bağlamda öncelikler şunları içerebilir:

a- Temsil ve performans açısından daha adil ve etkili bir çok taraflı sistemi inşa etmek.

BMGK’nın işleyişinin, mevcut güçleri dışlamak suretiyle değil, özellikle gelişmekte olan ülkelerin temsil edilmesi için tabanını geliştirilmesi şeklinde olması gerekiyor. Bu da seçilmiş üye sayısının artırılması veya daha uzun süreli üyelik için yeni formüllerin geliştirilmesi yoluyla gerçekleştirilebilir.

b- Yeni daimi üyelere veto hakkı verilmesinden kaçınmak ve aynı zamanda mevcut daimi üyelerin veto hakkını kullanmasını ister usul kısıtlamaları getirerek ister kullanımını belirli konularla sınırlayarak, azaltmaya çalışmak.

c- Uluslararası sistemi yönetmesi gereken temel ilkeleri yeniden teyit etmek.

Bunların çoğu Bandung Konferansı’ndan çıkan devletlerin egemenliğine saygı, BM Şartı'na uygun olarak güç kullanımının kabul edilebilirliği, güç yoluyla toprak ele geçirilmesinin reddi, insan hakları ve vatandaşlık haklarının korunması ve tüm devletlerin ne bağlı ne de marjinalleştirilmiş, kapsayıcı bir uluslararası sistemin ortakları olarak ele alınması şeklindeki 10 ilkeye dayanıyor.

3- İstişare çemberini genişletmek ve uluslararası destek oluşturulması: Güney ülkeleri arasında uzlaşmak yeterli değildir; bu vizyonu çok taraflı kurumlara, başta BM Genel Kurulu olmak üzere, ardından BMGK ve diğer ilgili uluslararası kuruluşlara aktarmadan önce, ilkeler ve hedefler konusunda mümkün olduğunca geniş bir mutabakat oluşturmak amacıyla doğu, batı, kuzey ve güneydeki uluslararası çok taraflılığı destekleyen ülkelerle kapsamlı istişareler başlatmalılar. Sonuçta sadece bir reform belgesi sunmak değil, reform konusunu uluslararası gündeme taşımak ve çeşitli tarafları akılcı değişimin gereklilikleriyle daha uyumlu tutumlara itecek olumlu ve baskı yaratan bir siyasi ivme yaratmak isteniyor.

Günümüzde dünya, uluslararası düzeni yıkmaya değil, onu durgunluktan, seçicilikten ve kurumlarına duyulan güvenin aşınmasından kurtarmaya ihtiyaç duyuyor. Eğer büyük güçler ayrıcalıklarından gönüllü olarak vazgeçmeye hazır değilse, tarihi sorumluluk zorunlu olarak Güney ülkelerine geçer. Bu ülkelerin şikâyet etmekten inisiyatif almaya, tepki vermekten harekete geçmeye, geçmişteki haksızlıkları hatırlatmaktan, daha adil, daha temsili ve herkesin barış, güvenlik ve ortak çıkarlarını korumaya daha muktedir yeni bir uluslararası dengenin oluşturulmasına fiilen katkıda bulunmaya geçme zamanı geldi.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.