Irak'ta “Şii hakimiyeti” ve siyaset-silah ikiliği

Ülkede 2018 yılında yapılan seçimlerde silah ve siyaset ikiliğinin paralelliği daha da belirgin hale geldi

Irak’ta Haşdi Şabi üyeleri ve destekçileri, ABD tarafından düzenlenen ve dört Haşdi Şabi üyesinin ölümüne neden olan hava saldırısını kınamak üzere Bağdat'ta gerçekleştirilen bir protesto sırasında Haşdi Şabi bayraklarıyla yürürken, 31 Temmuz 2024 (AFP)
Irak’ta Haşdi Şabi üyeleri ve destekçileri, ABD tarafından düzenlenen ve dört Haşdi Şabi üyesinin ölümüne neden olan hava saldırısını kınamak üzere Bağdat'ta gerçekleştirilen bir protesto sırasında Haşdi Şabi bayraklarıyla yürürken, 31 Temmuz 2024 (AFP)
TT

Irak'ta “Şii hakimiyeti” ve siyaset-silah ikiliği

Irak’ta Haşdi Şabi üyeleri ve destekçileri, ABD tarafından düzenlenen ve dört Haşdi Şabi üyesinin ölümüne neden olan hava saldırısını kınamak üzere Bağdat'ta gerçekleştirilen bir protesto sırasında Haşdi Şabi bayraklarıyla yürürken, 31 Temmuz 2024 (AFP)
Irak’ta Haşdi Şabi üyeleri ve destekçileri, ABD tarafından düzenlenen ve dört Haşdi Şabi üyesinin ölümüne neden olan hava saldırısını kınamak üzere Bağdat'ta gerçekleştirilen bir protesto sırasında Haşdi Şabi bayraklarıyla yürürken, 31 Temmuz 2024 (AFP)

İyad el-Anberi

“Şii hakimiyeti” terimi son zamanlarda Şii güçlerin çoğunluğu oluşturdukları ya da devlete nüfuzlarını dayattıkları ülkelerde, özellikle Irak ve Lübnan'da, iktidara gelmelerini ifade etmek için sık sık kullanılır. Bu ifade, 2003 yılında Irak'ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Şii siyasi güçlerin artan nüfuzunun da bir göstergesidir.

Şii hakimiyeti, kamusal alanın her noktasında onu teyit eder şekilde görünmeye başladı. Hatta Şii dini ve siyasi sembolleri, işaretleri ve ritüelleri sokaklarda ve kamusal alanda çoğalmaya başladı. Bu olgu, Haşim Salih'in 2003 yılından sonra Arap dünyasında yaşanan olayları açıklarken atıfta bulunduğu Sigmund Freud'un analizine göre normal kabul ediliyor. Freud'a göre tarih boyunca bastırılmış olan her şey bir gün uyanacak ve dünyanın derinliklerinden volkanlar gibi patlayarak var olma ve kendini ifade etme hakkını talep edecektir.

Şii medya elitleri tarafından icat edilen bir terim olan Şii hakimiyeti ne fikri temellere sahip ne de bilişsel bir kavramsal temele bağlı.

Bu terim son zamanlarda Irak'ta Şii siyasi güçler tarafından oluşturulan siyasi bir gerçekliğin ve hükümet kurulurken nüfuzlarının dayatılmasının yanı sıra Şii siyasi İslamcı güçlerin egemen çoğunluk olarak hakimiyetini teyit eden yasaların çıkarılmasının bir işareti olarak da kullanılıyor. Dolayısıyla bu terim, bir teori ya da entelektüel bir tez olmaktan ziyade siyasi bir olgudur.

Genel olarak Şii fıkıh literatürü, iktidar meselesini ve devletle olan ilişkiyi fıkıh terminolojisinde bir ‘yargılama kaynağı’ olarak ele alır. İran İslam Devrimi'nin başarısı, Şii siyasi düşüncesinde devlet hakkında düşünmenin önceliğini yeniden tesis etmiştir. Ancak İran siyasi sisteminin sunduğu model, Ayetullah Humeyni'nin ‘Velâyet-i Fakih yâ Hükûmet-i İslamî’ (İslam’da Devlet & Velayet-i Fakih) adlı kitabında çağrıda bulunduğu ve siyasi projesinin temeli ve kurmaya çalıştığı devletin meşruiyet kaynağı olarak seçtiği Velayet-i Fakih teorisinin somutlaşmış haliydi. Sonunda Arap bölgesindeki, özellikle de Irak ve Lübnan'daki Şii siyasal İslamcı hareketlerin yönetimlerine kendisini dayatmaya başlayan Şii siyasal yönetim modeli oldu.

İran’daki devrim deneyimi, fikirlerini İran'da bir İslam Cumhuriyeti şeklinde hayata geçirmeyi başardı. Ancak Irak'taki Şii İslamcı hareketlerin deneyimi, Baas rejimine karşı İslam devrimi sloganları atmalarına rağmen oldukça farklıydı. Öte yandan, Şii akımların ve liderlerin çoğu İran'da olduğu gibi Velayet-i Fakih tezini benimsemedi. Lübnan'da entelektüel tartışmalar İslam devletinin meşruiyetini ve İsrail işgaline karşı Şii İslami direniş projesinin karşı koyduğu, direniş bayrağı altında varlığını ve silahlarının meşruiyetini dayatan Velayet-i Fakih tezini tartıştı. Ta ki 2006 yılından sonra siyasete ve Lübnan'daki karmaşıklıklara ve anlaşmalara girmeye karar verene kadar.

DEAŞ'la mücadelenin sona ermesinin ardından, Irak'taki Şii yönetiminin korunmasının, devletin güvenlik kurumlarına paralel bir silahlı yapının varlığıyla birleştirilmesi gerektiği fikri ticarileştirilmeye başladı. Bu silahlı yapının görevi Şii çoğunluğun hüküm sürdüğü siyasi sistemi korumaktı.

Ancak fark şu ki, İran'daki İslam Devrimi deneyimi, bir İslam Cumhuriyeti ortaya çıkarmış olmakla birlikte, yönetim sisteminde silah-siyaset ikiliğini pekiştirmeye çalışmış ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Kudüs Gücü gibi resmi güvenlik kurumlarına paralel askeri kurumlar kurmuştur. İran’ın Dini Lider tarafından yönetildiği doğru olsa da görevi devleti korumak ve topluma hizmet etmek değil, devrimi ve onun sloganlarını korumak ve yaşatmaktır.

Taklit ve benzerlik

İran’daki devrim deneyiminde liderler, İslam Devrimi ideolojisine dayalı bir ulusal mutabakatın hatlarını çizebilmiş ve İslam Cumhuriyeti rejimine karşı çıkan bir muhalefet olmaksızın kendi siyasi modellerini dayatabilmişlerdir. Fakat bu durum, Irak ve Lübnan'daki Şiilerin siyasi deneyimlerinin tam tersidir.

Irak'ta, muhalefet olarak yurt dışında faaliyet gösteren Şii akımlar ve partiler 2003 yılından sonra siyasi sürece dahil oldular. Geçici Koalisyon Yönetimi'nin milislerin sisteme entegrasyonuna ilişkin 91 sayılı kararnameyi yayınlamasının ardından 2004 yılında silahlarını bırakmayı ve resmi kurumlara katılmayı kabul ettiler. Ancak başından beri ABD’nin Irak'taki askeri varlığına karşı silahlanmayı tercih eden Sadr Hareketi siyasi sürece katılmayı reddetti. Dolayısıyla, milislerin aynı çatı altında toplanması kararını destekleyen, ama silahlı kanatlarını gerçekten lağvetmeyen diğer Şii İslamcı güçler ve akımlar gibi gizli değil, açık bir şekilde silah ve siyaset ikilisi çerçevesinde faaliyet göstermeye devam etti.

DEAŞ’ın Irak’ta 2014 yılına kadar birçok ili ve bölgeyi kontrol altına almasının ardından Irak'ta Şiilerin en büyük dini mercisi Ayetullah Ali es-Sistani'nin cihat fetvası vermesi ve Nuri el-Maliki hükümetinin DEAŞ tehdidine karşı silahlı grupları bir araya getirmek için Haşdi Şabi Komisyonu'nu kurması, silahlı örgütlerin ortaya çıkış sürecini başlattı. Bunlardan bazıları 2004 yılından sonra görünürde terk ettikleri silahlı kanatlarını yeniden kurarken, diğerleri ABD'nin Irak'taki askeri varlığına karşı ‘direniş’ adı altında faaliyet gösteriyordu. Tüm bunların yanında 2014 yılından sonra kurulan gruplar da vardı.

Irak’ta 2018 yılında yapılan seçimlerde silah ve siyaset ikiliğinin paralelliği daha da belirgin hale gelirken DEAŞ’a karşı kazanılan zafere siyasi olarak yatırım yapılması gerektiği söylemleri bu durumu meşrulaştırıldı. Seçimlerden sonra, eli silah tutan Şii siyasi aktörler bir tür ikirciklikle hareket etti. Silahlarını ya da silahlı örgütlerini terk etmediler. Sadece siyasi katılım için gösterdikleri adresleri değiştirdiler. Şimdiye kadar bu yasal hile devam ediyor. Silahlı örgütler olarak değil, siyasi oluşumlar olarak kayıtlıdırlar.

dfrgthy
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Raşid (solda), Asaib Ehl-i Hak lideri Kays el-Hazali, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve eski Başbakan Nuri el-Maliki 3 Mayıs'ta Asaib Ehl-i Hak grubunun kuruluşunun 21. Yıldönümü törenine katıldılar (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Irak siyaset sahnesinde kendine yer bulan Silah-siyaset ikiliği 2019 yılının ekim ayında başlayan halk protestolarının ardından Mustafa Kazımi hükümetinin kurulmasında ve tüm karmaşıklıklarda devam etti. Silahlı gruplarla ilişkili isimler kendilerini siyasi unvanlarla sunmaya çalışmaya başlarken siyasi alandaki varlıklarının ve önemli ekonomik kurumlar üzerindeki kontrollerinin bir çeşit açıkça tanınmasıyla muhatap oldular. Bu grupların varlığı ülkede 2021 yılındaki seçimlerden sonra, Mukteda es-Sadr'ın destekçileri ile Koordinasyon Çerçevesinde olan silahlı gruplar arasında Bağdat'taki Yeşil Bölge'nin duvarları önünde yaşanan çatışmaya kadar güçlendikçe güçlendi.

En önemli paradoks 2017 sonrası dönemde ve DEAŞ’a karşı zaferin ilan edilmesiyle başladı. Çünkü görevi İran'daki iktidarı ve kazanımlarını korumak olarak tanımlanan İran’daki DMO deneyiminin taklit edilmeye çalışıldı. Dolayısıyla, DEAŞ'a karşı savaşın sona ermesinin ardından, Irak'taki Şii yönetiminin korunmasına, devletin güvenlik kurumlarına paralel, görevi Şii çoğunluğun hüküm sürdüğü siyasi sistemi korumak olan bir silahlı yapının varlığının eşlik etmesi gerektiği fikri ticarileşmeye başladı.

Lübnan'da 7 Ekim 2023’ten sonraki gelişmelerin Hizbullah üzerindeki yansımaları ve Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ardından Irak'taki silahlı grupların hedef alınacağı konuşulmaya başlandı.

Şii yönetimini korumak için silahlı yapıların gerekli olduğunu savunmak, 2003 sonrası Şii yönetim deneyiminin kazanımlarını tehdit eden bir risk karşısında silah-siyaset ikiliğini meşrulaştırma girişimi haline geldi. Bu ikiliğin gerekliliğini sorgulayanlar ya da siyasi alana dayatılmasının gerekçelerini ortadan kaldırmaya çalışanlar, doğrudan Şii yönetiminin altını oymak isteyen yabancı bir gündemi uygulamak suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. Bu yüzden iktidardaki Şii siyasi elitlerin yüzleşmesi gereken daha ciddi bir soru göz ardı edildi. O da “Devleti ve kurumlarını kontrol eden Şii hakimiyeti deneyimi, kendisini korumak ve kazanımlarını muhafaza etmek için neden devletin güvenlik kurumlarına paralel bir silahlı yapıya ihtiyaç duyuyor? Mezhepçi ve milliyetçi bileşenlerle bir ortak yönetim olsa bile, siyasi karar alma gücü Şii siyasi aktörlerin elinde kalmaya devam edecek mi?” sorusudur.

7 Ekim depremi

Hamas’ın İsrail’e karşı 7 Ekim 2023 tarihinde başlattığı Aksa Tufanı Operasyonu'nun yankıları Irak'a da yansıdı. Iraklı Şiilerin siyasi kararlarında silah-siyaset ikiliğinin iç içe geçtiğini ortaya koyan bir andı. ‘Irak İslami Direnişi’ adı altında faaliyet gösteren silahlı gruplar, konumlarını İran'ın başını çektiği ‘Direniş Ekseni’ ile özdeşleştirerek tanımladılar.

Öte yandan, hükümette siyasi olarak temsil edilen Şii siyasi partilerin katılımı silahlı yapılarına dayalıydı. İsrail'e karşı savaşta ve ABD'nin Irak'taki varlığının tehdit edilmesinde silahlarıyla çatışmaya katılmaya hazır oldukların açıklasalar da fiili hiçbir hamlede bulunmadılar.

Lübnan'da 7 Ekim 2023’ten sonraki gelişmelerin Hizbullah üzerindeki yansımaları ve Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ardından 7 Ekim'den sonrası İran'ın bölgedeki nüfuzu azaltma, silahlı uzantılarını ve direniş eksenini ortadan kaldırma projesini içeren yeni Ortadoğu’yle ilgili düzenlemeler çerçevesinde Irak'taki silahlı grupların hedef alınacağı konuşulmaya başlandı. Bu konuşmalar, ABD raporları ya da açıklamaları aracılığıyla değil, Muhammed Şiya es-Sudani hükümetindeki danışmanlar, Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri ve bu haberleri tekrarlamaya başlayan siyasetçiler aracılığıyla yapıldı. Irak Dışişleri Bakanı bile açıkça silahlı gruplarla silahlarını bırakmaları için görüşmeler yapıldığından bahsetti.

Irak'taki Şii siyasi söylemi, Şiilerin iktidar ve nüfuz alanlarındaki hakimiyetine rağmen hiçbir zaman Şii siyasi söyleminden kopmadı.

Öte yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinden siyasi grupların liderleri. Öte yandan, Koordinasyon Çerçevesi İttifakı içinde bile bu söylemler karşısında sessiz kaldılar ve bu tehditlere yanıt vermeyip bu konuda hiçbir tartışmaya girmediler. Silahlı grupların liderlerinin X platformundaki hesapları bile ortadan kayboldu. Artık bu platformda tweet atmıyorlar!

Görünen o ki, Şii hakimiyetinin siyaset-silah ikiliği içeriden ziyade dışarıdan gelen bir meydan okuma ve tehditle karşı karşıya. Dolayısıyla varlığını ve devamının gerekliliğini meşrulaştırmaya çalışan söylemlerle karşı karşıya kalacaktır. Ancak dışarıdan gelen bu tehdit ve meydan okuma, yirmi yıllık iktidar deneyiminin gözden geçirilmesi, değerlendirilmesi ve Şii monarşisinin kendisini korumak için silahlı bir yapıya mı yoksa halkının siyasi, ekonomik ve hizmet başarılarının meşruiyetine mi güvenmesi ya da 2003 sonrası yönetim deneyimini koruyan bir ulusal mutabakat oluşturmak için mi çalışması gerektiğiyle dengeyi sağlayamadı.

csdfvgrthy
Irak Temsilciler Meclisi (Reuters)

Irak'taki Şii siyasi söylemi, Şiilerin iktidar ve nüfuz alanlarındaki hakimiyetine rağmen hiçbir zaman Şii siyasi söyleminden kopmadı. Bundan dolayı onları ‘iç grup’ ve ‘dış grup’ ifadeleriyle düşünürken, siyasi meseleleri siyasi güçlerin etki alanının etrafını çitle çevirmek amacıyla ele alırken ve Şii siyasi sınıfının kazanımlarını kaybetmesinin Şiilerin iktidar şansını kaybetmesi anlamına geldiğini ima ederken bulursunuz. İşte tüm paradoks da burada yatıyor. Çünkü düşünceleri kapalı bir çevreyle sınırlı kalmış, iktidarı ellerinden kaçırma riskine ilişkin bir kriz düşüncesini yansıtmış, iktidarı kaybetme korkusunu siyasi ve hizmet başarılarının meşruiyetiyle aşmaya çalışmak yerine sloganlara sarılma ve deneyimi korumak için silahlı yapının varlığını meşrulaştırmaları gerektiği ısrarıyla bir düğüm haline getirmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.