Trump Gazze'nin iyi yönetileceği, Ürdün Kralı ise bir Arap planı sözü verirken Kahire Gazze’nin yeniden inşasına yönelik “kapsamlı bir vizyon” sunma niyetini açıkladı

Amman 2 bin hasta Filistinli çocuğu kabul etmeye hazır olduğunu açıkladı

TT

Trump Gazze'nin iyi yönetileceği, Ürdün Kralı ise bir Arap planı sözü verirken Kahire Gazze’nin yeniden inşasına yönelik “kapsamlı bir vizyon” sunma niyetini açıkladı

Trump Gazze'nin iyi yönetileceği, Ürdün Kralı ise bir Arap planı sözü verirken Kahire Gazze’nin yeniden inşasına yönelik “kapsamlı bir vizyon” sunma niyetini açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump salı günü öğleden sonra Ürdün Kralı 2. Abdullah ve oğlu Veliaht Prens Hüseyin’i Beyaz Saray'da ağırladı. Ürdün Kralı’nı ‘büyük bir adam’ olarak tanımlayan Trump, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin topraklarından sınır dışı edilmesi konusundaki katı tutumunu yineledi ve Hamas'ı rehineleri serbest bırakmaması halinde korkunç sonuçlarla ve cehennemin kapılarını açmakla tehdit etti. Trump Ürdün ile ilişkilerinin güçlü olduğunu ve Kral Abdullah'ın da Trump yönetiminin Ortadoğu'ya güvenlik ve istikrar getirmeyi istediği konusunda kendisiyle hemfikir olduğunu söyledi.

Gazetecilerin İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesiyle ilgili sorularını yanıtlayan Trump, “Bunun işe yarayacağını düşünüyorum” dedi. Filistinlilerin Gazze dışında bir yerde güven içinde yaşayacağını vurgulayan Trump, bir kez daha Gazze'deki durumun korkunç olduğunu belirterek “İşler iyiye gidecek” diye konuştu. Mısır ile bir sonuca varılacağına yüzde 99 olarak inandığını belirten ABD Başkanı, “İşleri çok iyi yöneteceğiz ve sonunda Ortadoğu'da barış olacak” ifadelerini kullandı.

Gazze'yi bir ‘ölüm tuzağı’ olarak tanımlayan Trump, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kimse orada kalmak istemiyor... Gazze'yi yöneteceğiz ve elimizde tutacağız, Gazze'yi satın almayacağız, Mısır'da bir toprak parçamız ve Ürdün'de bir toprak parçamız olacak. Hiç kimse Gazze Şeridi'nde kalmak ve hiç kimse bu cehennem çukurunda yaşamak istemiyor... Burası bir ölüm tuzağı.”

Gazze Şeridi’nden sınır dışı edilmeyi ‘etnik temizlik’ olarak nitelendirmeyi reddeden Trump, Filistinlileri güzel bir yere taşıyacağını belirtirken iki milyon Filistinliyi başka bir yere taşımanın zor olmadığını vurguladı. ABD'nin Mısır ve Ürdün'e çok para verdiğini de sözlerine ekleyen Trump, yardımların kesilmesiyle ilgili bir soru sorulduğunda tehdit etmek zorunda kalmayacağını söyleyerek “Bence biz bunu aştık” dedi.

Öte yandan Ürdün Kralı 2. Abdullah, Ürdün'ün Filistinlileri kabul etmeye hazır olup olmadığına ilişkin sorulara yanıt olarak Ürdün'ün yaklaşık 2 bin hasta Filistinli çocuğu kabul etmesine atıfta bulunarak, “İşlerin herkes için daha iyi yürümesini nasıl sağlayabiliriz?” karşılığını verdi. Başkan Trump ise “Bu çok güzel bir jest. Gazze'de 2 bin çocuğun kanser hastası olduğunu bilmiyordum” dedi.

Ülkesinin Filistinlilerin yerlerinden edilmesini reddettiğini ve iki devletli çözüme dayalı adil ve kapsamlı bir barışa ulaşılması gerektiğini vurgulayan Ürdün Kralı, ülkesinin Filistin davasına yönelik kararlı tutumunu bir kez daha teyit ederek ABD'nin barış çabalarını desteklemedeki rolünün önemine işaret etti.

Görüşme sırasında Ortadoğu'ya barış ve refah getirmenin bir yolu olduğuna olan inancını dile getiren Ürdün Kralı, ülkesinin Gazze'den 2 bin hasta çocuğu kabul etmeye hazır olduğunu belirtti. Mısır'dan bir plan yapmasının beklenmesi gerektiğini açıklayan Ürdün Kralı, Mısır'ın ABD Başkanı ile nasıl çalışılacağına dair bir plan hazırladığını kaydetti. Kral 2. Abdullah, Filistinlilerin kabulü ile ilgili olarak “Bunu herkesin çıkarına hizmet edecek şekilde nasıl uygulayacağımızı düşünmeliyiz” şeklinde konuştu. Trump'ın Gazze planına karşılık Arapların ABD’ye geleceğini kaydetti.

Ürdün Kralı, görüşme sonrası X platformundan yaptığı paylaşımda şunları yazdı:

“Ürdün'ün Gazze ve Batı Şeria'daki Filistinlilerin yerlerinden edilmesine karşı kesin tutumunu bir kez daha teyit ettim. Bu tüm Arapların ortak tutumudur. Herkesin önceliği Gazze halkını yerinden etmeden Gazze'nin yeniden inşası ve buradaki zorlu insani durumla ilgilenmek olmalı.”

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Kral 2. Abdullah’ın Washington'daki görüşmeleri hakkında yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Kral, gayet açık ve kararlıydı. Gazze'deki duruma çözüm için bazı fikirlerimiz var. Bu bağlamda ABD yönetimine Gazze halkını yerinden etmeden Gazze Şeridi’ni yeniden inşa etmek için bir Arap planı sunacağız.”

Ürdün'ün çıkarlarının Ürdün topraklarının Ürdünlüler için, Filistin topraklarının da Filistinliler için olduğu gerçeğine dayandığını söyleyen Bakan Safadi, Filistinlilerin yerlerinden edilmesini reddetti.

Ürdün Kralı 2. Abdullah, X platformundan yaptığı açıklamada iki devletli çözüme dayalı adil bir barışın bölgede istikrarı sağlamanın tek yolu olduğunu vurgularken bunun için ABD'nin liderlik rolüne ihtiyaç olduğunun altını çizdi.

Kral 2. Abdullah, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Başkan Trump bir barış adamıdır ve Gazze'de ateşkesin sağlanmasında etkili olmuştur. ABD'nin ve tüm tarafların ateşkesi istikrara kavuşturmaya yönelik çabalarının devam etmesini bekliyoruz.”

İsrail'in Batı Şeria'yı ilhakı sorulduğunda Trump, ‘bunun işe yarayacağını’ belirterek “Ürdün ve Mısır'da Filistinlilerin yaşayabileceği toprak parçaları olacağını düşünüyorum” dedi. ABD Başkanı, Hamas'ın rehinelerin serbest bırakılması için cumartesi gününü son tarih olarak belirleyeceğine inanmadığını da sözlerine ekledi.

Trump, sözlerine şöyle devam etti:

“Gazze'yi çok düzgün bir şekilde yöneteceğiz, onu satın almayacağız... Filistinliler Gazze'den başka bir yerde güven içinde yaşayacaklar ve ben bir çözüm bulabileceğimizi düşünüyorum.”

Gazze'deki kalkınma projelerini şahsen üstlenip üstlenmeyeceği sorusuna “hayır” yanıtını veren Trump, “Ürdün ve Mısır'a çok para veriyoruz, ama bu konuda tehditler savurmayacağız” dedi. Ardından “Ürdün Kralı ile Gazze hakkında harika bir görüşme yaptım” diye ekledi.

Görüşmeler, Trump'ın Gazze Şeridi'nden sınır dışı etmeyi planladığı Filistinlileri kabul etmemeleri halinde Ürdün ve Mısır'a yapılan milyarlarca dolarlık ABD yardımını ‘kesebileceğini’ söylemesinin ardından gerçekleşti.

Mısır’dan Gazze’nin yeniden inşası vizyonu

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yayınlayarak Filistin meselesinin ‘adil bir çözüme’ kavuşturulması için Trump liderliğindeki ABD yönetimiyle iş birliği yapmayı umduğunu belirtti. Açıklamada Kahire'nin Gazze'nin yeniden inşası için Filistin halkının kendi topraklarında ‘meşru ve yasal hakları doğrultusunda’ yaşamalarını garanti altına alacak şekilde ‘kapsamlı bir vizyon’ sunma niyetinde olduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca Filistin meselesinin çözümüne yönelik her türlü vizyonun, ‘İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalini sona erdirerek ve bölge halkları arasında istikrar ve birlikte yaşamayı sağlamanın tek yolu olarak iki devletli çözümü uygulayarak çatışmanın nedenlerini ve köklerini kontrol altına alma ve bunlarla başa çıkma arayışına paralel olarak bölgedeki barış kazanımlarını tehlikeye atmaktan kaçınmayı’ dikkate alması gerektiği vurgulandı.

ABD Başkanı ile Ürdün Kralı arasındaki görüşme, Gazze'deki ateşkesin giderek kırılganlaştığı ve Trump'ın Hamas hareketini Gazze Şeridi'ndeki ‘İsrailli tüm rehineleri’ cumartesi gününe kadar serbest bırakmaması halinde cehennemin kapılarını açmakla tehdit ettiği bir sırada gerçekleşti.

Ürdün Kraliyet Divanı tarafından X platformu üzerinden yapılan açıklamaya göre Ürdün Kralı ve Veliaht Prens salı günü ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz ile de bir araya geldi.

Ürdün resmi ajansı PETRA’nın aktardığına göre Ürdün Veliaht Prensi Hüseyin’in de katıldığı görüşmede bölgedeki önemli gelişmeler ve Ürdün ile ABD arasındaki stratejik ortaklık ele alındı.

Kral 2. Abdullah, Ürdün'ün Filistin davası ve iki devletli çözüme dayalı adil ve kapsamlı bir barışa ulaşılması konusundaki kararlı tutumunu yineleyerek ABD'nin barış çabalarını desteklemedeki rolünün önemine dikkati çekti.

xcvfdgb
Ürdün Kralı 2. Abdullah (PETRA)

ABD'nin müttefiki olan Kral 2. Abdullah, Trump'ın Gazze önerisiyle dünyayı şoke etmesinin ardından geçtiğimiz hafta Filistin topraklarını ele geçirmeye ve Gazzelileri yerinden etmeye yönelik ‘her türlü girişimi’ reddettiğini açıkladı. Ürdün Kralı, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile de görüştü.

Trump önerisini, göreve başlamasından sonra Beyaz Saray'ı ziyaret eden ilk yabancı yetkili olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu geçtiğimiz hafta ağırladığı sırada açıklamıştı. Trump, yaptığı açıklamada, ABD'nin Gazze Şeridi'nin ‘kontrolünü devralmak’, büyük bir yıkıma uğramış olan bölgeleri yeniden inşa etmek ve Filistinlileri başka bir yere yerleştirdikten sonra burayı ‘Ortadoğu'nun Rivierası’ haline getirmek istediğini söyledi.

ABD Başkanı özellikle Mısır ve Ürdün'ü plan kapsamında Gazze'den iki milyondan fazla Filistinliyi kabul etmeye çağırırken bölgedeki diğer ülkelerin de Gazzelilerin bir kısmına ev sahipliği yapabileceğini belirtti.

Bir baskı aracı olarak yardım

Trump, Kral Abdullah ile yapacağı görüşme öncesinde baskıyı arttırdı. Ürdün ve Mısır'ı plana karşı çıkmaya devam etmeleri halinde ABD yardımlarını kesmekle tehdit etti.

Trump gazetecilerin Filistinlileri kabul etmemeleri halinde iki ülkeye yönelik yardımları askıya alıp almayacağına ilişkin sorusu üzerine “Belki. Eğer kabul etmezlerse askıya alabilirim” yanıtını verdi.

ewfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’daki Oval Ofis'te bir kararname imzalarken, 10 Şubat 2025 (AP)

Pazartesi günü Fox News'e yaptığı açıklamada Filistinlilerin Gazze'den ayrıldıktan sonra geri dönme hakkına sahip olmayacağını vurgulayan Trump’ın planı büyük tepki çekti. Arap ülkeleri iki devletli çözümün önemini vurgulayarak planı kınadı.

Bu hafta içinde Beyaz Saray'ı ziyaret etmesi beklenen Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, salı günü yaptığı açıklamada Gazze Şeridi'nin ‘Filistinliler yerinden edilmeden’ yeniden inşa edilmesi çağrısında bulundu.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, pazartesi günü Washington'da ABD'li mevkidaşı Marco Rubio ile bir araya geldi. Görüşme sonrası Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme, topraklarını koruma ve bağımsızlık gibi haklarından taviz verilmeyeceği bir kez daha vurgulandı.

Analistler, konunun özellikle Ürdün için bir beka meselesi olduğunu söylüyor. Ürdün'ün yaklaşık 11 milyonluk nüfusunun yarısını Filistin kökenliler oluşturuyor. Çok sayıda Filistinli tarih boyunca ve İsrail devletinin kuruluşundan bu yana Ürdün'e sığındı. Birleşmiş Milletlerin (BM) verilerine göre Ürdün'de 2,2 milyon kayıtlı Filistinli mülteci bulunuyor. Batı Şeria ve Doğu Kudüs şehirleri, İsrail'in 1967 yılında buraları işgal etmesinden önce Ürdün tarafından yönetiliyordu.



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.