Kürtler Türkiye ile Öcalan arasında “yakında varılması beklenen” anlaşma konusunda endişeli mi?

Suriye’de ve Irak'ta barışın olumlu yansımaları beklentisi, PKK'da bölünme korkusu hakim.

Fotoğraf: EPA
Fotoğraf: EPA
TT

Kürtler Türkiye ile Öcalan arasında “yakında varılması beklenen” anlaşma konusunda endişeli mi?

Fotoğraf: EPA
Fotoğraf: EPA

Independent Arabia

Türk basını, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın cumartesi günü tutuklanmasının 26’ncı yıldönümünde bir konuşma yapacağı haberini geçti. Öcalan'ın PKK’ya silah bırakması ve Türk devletine karşı kırk yılı aşkın süredir devam eden ve binlerce kişinin hayatına mal olan isyanı sona erdirmesi çağrısında bulunması bekleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre  bilgi veren Türk kaynaklar, son haftalarda İmralı Adası'nda tutuklu bulunan Abdullah Öcalan ve Edirne'de cezaevinde tutuklu bulunan Kürt lider Selahattin Demirtaş ile ‘çok zorlu’ dedikleri görüşmelerin yapıldığını belirttiler.

PKK lideri Öcalan'ı heyetlerin ziyaret ettiğini ifade eden kaynaklar, DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve Van Milletvekili Pervin Buldan'dan oluşan heyet, 22 Ocak'ta Öcalan'la ikinci görüşme gerçekleştirdiğini ifade ettiler. Kaynaklara göre Öcalan, PKK’nın feshedildiğini çoktan ilan etmiş olabilir.

Anlaşmanın önündeki engeller

Gözlemcilere göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Öcalan'ın çıkıp PKK'nın feshedildiğini ilan etmesini ve bu şekilde Türkiye'nin yeni askeri operasyonlar yapmak zorunda kalmamasını istiyor, ancak bu konuda Türkiye'nin önünde Kürt meselesiyle ilgili iki zorluk var. Bunlardan ilki, Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının PKK’nın bir kanadı tarafından reddedilmesi ihtimali. PKK liderlerinden birkaçının bu çağrıya kulak asmayarak Türkiye'ye karşı düşmanca eylemlerine devam edebilir.

İkincisi ise Türk aşırı milliyetçiler Öcalan ve PKK ile uzlaşmaya karşı çıkması. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli uzlaşmayı desteklese de aşırı milliyetçilerin buna karşı çıkması bekleniyor.

Siyasi ve askeri

Öte yandan, gerçekleşebilecek herhangi bir uzlaşı ya da anlaşmanın Suriye ve Irak'taki Kürtler üzerinde doğrudan yansımaları olacak. Bu da Kürt-Kürt bölünmesini artırabilir. Bu bölünme daha da genişlerse, bazıları bunu Kürtlerin hem Suriye hem de Irak için önemli bir derinlikten mahrum bırakılması olarak görebilir.

Suriyeli Kürt yazar ve siyasi analist Ali Temmi, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Türk hükümeti ile PKK arasında tarihi bir diyaloğun başlatılmasının Türkiye, Suriye ve Irak'ta yansımaları olacaktır” dedi. Temmi, böyle bir anlaşmanın ‘doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ve bölgeyi birçok karmaşık ve çetrefilli sorundan kurtaracağını’ söyledi.

Olası anlaşmanın halka güven vermeye ve gerginlik ve endişe halini ortadan kaldırmaya katkıda bulunacağını belirten Temmi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye, Kürt meselesini siyasi ve askeri olmak üzere iki açıdan ele aldı. Siyasi olarak Ankara, Kürtlerin durumunu iyileştirecek ve Kürtlerin taleplerini yerine getirecek adımlar atarak Kürt kartını PKK'nın elinden çekmeye çalıştı. Ankara, Kürtçe yayın yapılan bir uydu kanalının kurulmasına ve Kürtçe öğretilmesine izin verdi. Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde üniversiteler açarken kalkınma faaliyetlerine ve altyapıya önem verdi. Bu adımlar PKK'nın 'Kürt mağduriyeti' ve yoksulluk kartını artık kullanamamasına katkıda bulundu. PKK'nın Türkiye'deki Kürtleri hükümete karşı harekete geçirmesini engelledi.

PKK’nın ayağını kaydırma

Temmi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ankara, tüm bu adımların yanında diğer Kürt partilerinin ortaya çıkmasına ve seçimlere katılmasına izin verdi. Bu yüzden tüm Kürtler artık PKK'yı desteklemiyor. Bu, aynı zamanda onu zayıflatan nedenlerden biri oldu. Ancak Türkiye için asıl zorluk, PKK'nın bağlantılarının olduğu çeşitli uluslararası güçler.”

Bunun yanında Temmi, Türkiye ile Öcalan arasında varılacak olası bir anlaşmanın Suriye'de halkı rahatlatacağına ve Türk hükümetine karşı duyulan kızgınlığı azaltacağına inanıyor.

Sadece teoride bir anlaşma

Bu göreceli iyimserliğe rağmen Ali Temmi, sözlerine şöyle devam etti:

“Söz konusu anlaşma sahada önemli bir değişikliğe yol açmayacak. Çünkü Öcalan'ın Kürtler üzerinde artık fazla etkisi yok ve Suriye'deki Kürtlerin büyük bir kısmı PKK’yı sevmiyor. Bu yüzden Öcalan'ın herhangi bir anlaşmaya varmasının ya da çağrıda bulunmasının halkın durumuna olumlu yansıyacağına, ancak sahada herhangi bir değişikliğe yol açmayacağına inanıyorum. Dolayısıyla Türkiye ile PKK arasındaki çatışma devam edecek. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de bugün başta İsrail ve Fransa ile ilişkileri olması ve uluslararası tarafların desteğini alması sebebiyle hiçbir tarafa taviz vermeyecektir.”

Kürt-Türk meseleleri üzerine yazılar yazan Hoşeng Osi, Temmi'nin çizdiği pembe tabloya katılmıyor. PKK'nın sadece Abdullah Öcalan'dan ibaret olmadığını düşünen Osi, PKK içinde İran'dan etkilenen Cemil Bayık liderliğinde katı görüşlü bir kanat olduğunu söyledi. Bunun da Suriye’deki Kürtlerin Irak, Türkiye ya da İran’daki Kürtlere kıyasla en zayıf halka olduğu anlamına geldiğini belirten Osi, “Iraklı Kürtler bir yönetime ve otoriteye sahip ve askeri güçleri, bayrağı, parlamentosu, hükümeti, kurumları ve seçimleri olan federal bir devletin parçasıyken, Suriyeli Kürtler mütevazı bir öz yönetime sahipler ve şu anda PKK’nın çekici ile Şam'daki mevcut hükümet ve bu yönetimi bir şekilde kontrol eden Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) örsü arasında kalmış durumdalar” değerlendirmesinde bulundu.

Osi, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“PKK ile bir çözüm ya da Abdullah Öcalan ile bir anlaşma Kürtlerin tamamıyla bir anlaşmaya varılması anlamına gelmiyor. Çünkü Abdullah Öcalan, genişleyen PKK içinde sadece kendisine sadık bir kesime sahip. PKK Türkiye, Suriye ve diğer ülkelerde, hatta Avrupa'da da varlık gösteriyor.”

Oyun kurucu olarak İran

Cemil Bayık'ın Kandil Dağları'nda bulunduğunu ve İran rejiminin yapıcı desteğine sahip olduğunu belirten Osi’ye göre bundan dolayı Abdullah Öcalan ile Türk hükümeti arasında varılacak herhangi bir anlaşmanın Türkiye ile PKK arasında nihai bir anlaşma olduğunu söylemek için henüz çok erken. Çünkü PKK şu anda tek bir kişinin tekelinde değil.

SDG ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSÖY), PKK'nın hegemonyasına ve gücüne karşı çıktıklarını, fakat güçsüz olduklarını söyleyen Kürt yazar, “Dolayısıyla Türkiye ile Öcalan arasında varılacak bir anlaşma SDG'nin lehine olacaktır. Çünkü Hizbullah'ın Suriyeli Kürtler üzerindeki hegemonyasının kırılmasına katkıda bulunacaktır. Ancak Cemil Bayık'ın kontrolünde bir kanadının olması büyük bir engel olmaya devam ediyor” şeklinde konuştu.

Kürtlerin kesinlikle ‘Öcalancı’ ve kesinlikle Öcalan yanlısı olduğu yönünde yaygın bir yanılgı ve medya abartısı olduğuna dikkati çeken Osi, “Nihayetinde barış bir gerekliliktir ve böyle bir anlaşmanın Türkiye'ye olduğu kadar Suriye’ye ve Irak'a da olumlu yansımaları olabilir” dedi.



Almanya’da terör örgütü kurma şüphesiyle bir Rumen vatandaşı gözaltına alındı

 Hamburg'da Alman polis memurları (Arşiv-AP)
Hamburg'da Alman polis memurları (Arşiv-AP)
TT

Almanya’da terör örgütü kurma şüphesiyle bir Rumen vatandaşı gözaltına alındı

 Hamburg'da Alman polis memurları (Arşiv-AP)
Hamburg'da Alman polis memurları (Arşiv-AP)

Almanya Federal Başsavcılığı, Baden-Württemberg eyaletinde yaşayan Romanya vatandaşı bir kişinin aşırı sağcı bir terör örgütü kurmaya çalıştığı şüphesiyle gözaltına alındığını açıkladı.

Merkezi Karlsruhe'de bulunan Federal Başsavcılık, bugün yaptığı açıklamada, şüphelinin Romanya'da "terör savaşı" başlatmayı ve "Romanya devletini yıkarak Nazi modelini örnek alan yeni bir devlet yapısı kurmayı" amaçlayan yapılanma oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Açıklamaya göre şüpheli, 2023 yılının başından itibaren aşırı sağcı örgütü kurmaya çalıştı. Üye kazanmak amacıyla Almanya'dan iki mesajlaşma kanalı yöneten zanlının, özellikle Romanyalı gençleri hedef aldığı belirtildi.

Savcılık, şüphelinin kanal abonelerini ve üyelerini çeşitli suçlar işlemeye teşvik ettiğini kaydetti. Bunlar arasında aşırı sağcı semboller içeren duvar yazıları yazılması, küçük yaştaki kız çocuklarının kendilerine zarar vermeye yönlendirilmesi, göçmenlerin veya LGBTİ+ bireylerin kullandığı binalara kundaklama saldırıları düzenlenmesi ve "insan altı" olarak nitelendirdiği kişilerin öldürülmesi çağrıları yer aldı.

Şüphelinin ayrıca zehir ve patlayıcı yapımı, molotof kokteyli hazırlanması ve araçlara bomba düzeneği kurulmasına ilişkin talimatlar paylaştığı ifade edildi.

Federal Başsavcılık, bu gerekçelerle şüpheliyi lideri olduğu yabancı bir terör örgütünü kurmaya teşebbüs etmekle suçluyor. Zanlı hakkında ayrıca devletin güvenliğini tehdit eden ağır şiddet eylemine hazırlık yaptığı iddiasıyla da soruşturma yürütülüyor.

Savcılık, şüphelinin isnat edilen eylemlerin bir bölümünü gerçekleştirdiği öne sürülen dönemde 18 ila 20 yaşları arasında olduğunu bildirdi.

Şüpheli, bugün Enz bölgesinde Rheinland-Pfalz ve Baden-Württemberg eyalet polislerinin ortak operasyonuyla gözaltına alındı. Zanlının, Karlsruhe'deki Federal Yüksek Mahkeme soruşturma hâkimi karşısına çıkarılması ve tutuklanıp tutuklanmayacağına karar verilmesi bekleniyor.


Washington Post: ABD, sahadaki birlikleriyle Lübnan ve İsrail ordularının hareketlerini izleyecek

İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)
İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)
TT

Washington Post: ABD, sahadaki birlikleriyle Lübnan ve İsrail ordularının hareketlerini izleyecek

İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)
İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)

Washington Post, ismini vermek istemeyen bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde, ABD’nin Lübnan ve İsrail ordularının hareketlerini doğrudan izlemede rol üstleneceğini, bu kapsamda hem Lübnan’da hem de İsrail’de sahada bulunan Amerikan unsurlarının kullanılacağını bildirdi.

Söz konusu yetkili, ABD’nin 2024 anlaşmasından bu yana Lübnan’da gözlem görevleri yürüten askerî varlığının bulunduğunu ve şimdi bu yapının iki tarafın da olası ihlallerini tespit etmek üzere genişletileceğini ifade etti.

Aynı kaynak, bu sürecin Washington’daki siyasi karar alıcıların, taraflardan herhangi birinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde gerekli baskıyı uygulamasını kolaylaştıracağını belirtti.

Yetkili ayrıca, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı’nın iki tarafın doğrudan denetiminde aktif bir rol üstlenmeyeceğini, ancak CENTCOM’a bağlı yetkililerin tespit edilen ihlalleri ABD Başkanı Donald Trump yönetimine ileterek gerekli müdahalenin yapılmasını sağlayacağını kaydetti.

İsrail ile Lübnan arasında, ABD’nin himayesinde cuma günü çerçeve niteliğinde bir güvenlik anlaşmasının imzalandığı bildirildi. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından cuma akşamı yayımlanan anlaşma metnine göre iki ülke, ‘çatışmayı tamamen sona erdirme, temel nedenlerini ele alma ve böylece aralarındaki herhangi bir savaş halini resmen bitirme niyetinde olduklarını’ ilan etti.

Anlaşma, İsrail’in Güney Lübnan’daki bazı bölgelerden kademeli olarak çekilmesini, buna paralel olarak Lübnan ordusunun konuşlanmasını öngörüyor. Bununla birlikte İsrail güçlerinin geçici olarak genişletilmiş bir güvenlik bölgesinde kalmasına izin veriliyor.

Metin, Lübnan ordusunun ‘devletin egemen otoritesini tüm Lübnan toprakları üzerinde tesis etmesini’ sağlayacak bir mekanizma da içeriyor. Bu süreç, özellikle Hizbullah başta olmak üzere devlet dışı silahlı grupların silahsızlandırılmasının doğrulanmasına kadar devam edecek.

Çatışma nedeniyle ve İran’la yaşanan daha geniş çaplı savaşla eş zamanlı gelişen süreçte, bir milyondan fazla Lübnanlının evlerini terk ettiği belirtildi. Hizbullah ve İran ise ABD’nin, iki hafta önce imzalanan ve daha geniş savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat kapsamında Lübnan’daki çatışmaları bitirme sözü verdiğini ifade ediyor.


Washington ile Tahran arasındaki teknik görüşmeler ne anlama geliyor?

ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)
ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)
TT

Washington ile Tahran arasındaki teknik görüşmeler ne anlama geliyor?

ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)
ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)

Washington ile Tahran arasında yürütülen teknik görüşmeler, İslamabad Mutabakat Muhtırası’nda yer alan siyasi ilkelerin, 60 günlük süre içinde uygulanabilecek somut düzenlemelere dönüştürülmesine odaklanıyor.

İsviçre’de gerçekleştirilen siyasi turu izleyen uzmanlar toplantılarında taraflar, teknik heyet başkanlarının gözetiminde çalışacak ve tavsiye ile raporlarını mutabakatın uygulanmasını denetleyen üst komiteye sunacak dört ihtisas çalışma grubu oluşturulması konusunda anlaşmaya vardı.

Birinci çalışma grubu, yaptırımların kaldırılması dosyasını ele alacak. Bu kapsamda, petrol, petrokimya ürünleri ve petrol türevleri ihracatına ilişkin ABD muafiyetlerinin takibi, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına yönelik düzenlemeler ve Tahran’ın bu fonlara erişiminin güvence altına alınması konuları değerlendirilecek.

İkinci çalışma grubu ise nükleer dosyaya odaklanacak. Grubun gündeminde İran’ın nükleer programının geleceği, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları ve nihai bir uzlaşıya dahil edilebilecek teknik mekanizmalar yer alacak.

Üçüncü çalışma grubu, yeniden imar ve ekonomik kalkınma başlığından sorumlu olacak. Bu kapsamda savaşın yol açtığı zararın tespiti, hasar gören tesisler ile altyapının yeniden inşasının finansmanına yönelik düzenlemelerin hazırlanması ve ekonomik ile üretim faaliyetlerinin yeniden canlandırılmasının desteklenmesi ele alınacak.

Dördüncü çalışma grubu ise denetim ve uygulama mekanizmasını yürütecek. Grubun görevi, tarafların taahhütlerine bağlılığını izlemek, mutabakat maddelerinin kararlaştırılan takvim çerçevesinde uygulanıp uygulanmadığını doğrulamak, olası ihlal veya gecikmeleri tespit etmek ve üst komiteye düzenli rapor sunmak olacak.

fevervf
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsviçre’nin Bürgenstock tatil beldesinde düzenlenen dörtlü toplantının başlamasından önce Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile tokalaşırken (Reuters)

Dört çalışma grubuna paralel olarak taraflar, sahadaki olası çatışmaları önlemeye yönelik ayrı mekanizmalar kurulması konusunda da mutabakata vardı. Bunların başında, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasında doğrudan bir iletişim hattı oluşturulması geliyor. Söz konusu hattın, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin koordinasyonu, acil uyarıların paylaşılması ve deniz ya da askeri nitelikteki olayların daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmeden kontrol altına alınması amacıyla kullanılması öngörülüyor.

Paralel düzenlemeler kapsamında ayrıca, ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla mutabakat muhtırasına taraf ülkeler arasında bir irtibat noktası kurulması ve Lübnan’da anlaşmazlıkların önlenmesi ile gerilimin düşürülmesine yönelik bir birim oluşturulması kararlaştırıldı. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki saldırıların yeniden başlaması ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin anlaşmazlıkların sürmesine rağmen, CENTCOM ile DMO arasındaki iletişim hattı henüz faaliyete geçirilmedi.

Taraflar çalışma gruplarının yapısı ve görev alanları üzerinde uzlaşmış olsa da gruplar henüz resmi olarak çalışmalarına başlamadı. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ilk tur teknik görüşmelerin tarih ve yerinin gerekli koşulların oluşması ve arabulucu ülkeler üzerinden sağlanacak mutabakatın ardından belirleneceğini söyledi. Garibabadi, bu hafta Doha’da teknik toplantılar yapılacağı yönündeki haberleri ise yalanladı.

Doha’da iki yol

Doha’da düzenlenecek toplantı, iki paralel süreci bir araya getirecek. Bunlardan ilki, mutabakat muhtırasının uygulanmasına ilişkin üst düzey görüşmeler, diğeri ise uygulama mekanizmalarını ele alacak teknik toplantılar olacak.

Üst düzey bir İranlı kaynak, görüşmelerin ağırlıklı olarak Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ve gerilimin düşürülmesi konularına odaklanacağını belirtti. Kaynak, hafta başında yaşanan karşılıklı saldırıların ateşkesi tehlikeye atmasının bu başlıkları ön plana çıkardığını ifade etti.

Teknik görüşmelerin dört çalışma grubunun tamamını kapsayıp kapsamayacağı ya da yalnızca deniz ulaşımının güvenliği ve çatışmaların yeniden başlamasını önlemeye yönelik acil düzenlemelerle sınırlı kalıp kalmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.

ABD’li bir yetkili ile hazırlıklara ilişkin bilgi sahibi bir kaynağa göre, ABD teknik heyetinin başkanı Nick Stewart’ın toplantılara katılması bekleniyor. İran teknik heyetine ise daha önce İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) nezdindeki daimî temsilciliğini yürüten Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi başkanlık ediyor.

Garibabadi, çalışma gruplarının görüşmelerine ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “Çalışma gruplarının teknik toplantılarının bu hafta yapılması planlanmadı” ifadesini kullandı.

Katar ile istişarelerin olağan şekilde sürdüğünü ve karşı tarafın taahhütlerinin uygulanmasının da takip edildiğini belirten Garibabadi, bazı basın organlarında yer alan, Doha’da çalışma gruplarına ait teknik görüşmeler yapılacağı yönündeki haberlerin doğrulanmadığını söyledi.

Garibabadi, belirlenen çalışma grupları çerçevesindeki ilk teknik görüşmelerin ise ‘gerekli koşulların oluşturulması ve tarih ile yer konusunda mutabakata varılmasının ardından’ gerçekleştirileceğini kaydetti.

İki teknik ekip

Nick Stewart, mayıs ayında Steve Witkoff’un ekibine katıldı. Stewart, İran ile yürütülen müzakerelerin tıkanma sürecine girdiği bir dönemde, Tahran ile müzakere yürüten ekibin yeni üyelerinden biri olarak görevlendirildi.

Stewart, yönetime katılmadan önce, Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı’nın (FDD) lobi kolu olan FDD Action’da Savunuculuk Faaliyetleri İcra Direktörü olarak görev yaptı. Kuruluş, ağırlıklı olarak İran, yaptırımlar ve ulusal güvenlik politikaları üzerine çalışmalar yürütüyor.

Stewart, daha önce ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde, dönemin ABD Özel Temsilcisi Brian Hook’un gözetiminde Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki İran Eylem Grubu’nun (Iran Action Group) Genel Sekreteri olarak görev yaptı. Söz konusu grup, yaptırımlar, nükleer program ve İran’ın bölgesel faaliyetleri de dahil olmak üzere Washington’ın Tahran politikasının koordinasyonundan sorumluydu.

Bu geçmişi, Stewart’a yaptırımlar, ekonomik baskı politikaları ve İran ile müzakereler konusunda doğrudan deneyim kazandırırken, bu alanlar mutabakat muhtırasının uygulanabilir düzenlemelere dönüştürülmesinden sorumlu teknik çalışma gruplarının da temel gündem maddelerini oluşturuyor.

Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Claudia Tenney, Stewart’ın atanmasını Witkoff’un ekibi için ‘önemli bir takviye’ olarak nitelendirirken, kendisini ABD’nin İran politikasına ilişkin önde gelen uzmanlardan biri olarak değerlendirdi.

İran tarafında ise uzmanlar heyetine Kazım Garibabadi başkanlık ediyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Garibabadi, nükleer program ve yaptırımlara ilişkin müzakerelerde kilit rol üstlenen diplomatlar arasında yer alıyor.

dfvbtr
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, İsviçre’deki görüşmelerin oturum aralarında, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’nin elindeki belgeye bakıyor. (İran Meclisi)

Garibabadi, 1974 yılında doğdu. Siyasi ilişkiler, diplomasi ve kamu hukuku alanlarında eğitim gören Garibabadi, daha önce İran’ın Hollanda Büyükelçisi ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü nezdindeki daimî temsilcisi olarak görev yaptı. Daha sonra 2018-2021 yılları arasında İran’ın UAEA ile Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki daimî temsilciliğini üstlendi.

Garibabadi ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nda nükleer konulardan sorumlu danışmanlık yaptı ve nükleer anlaşma komitesinin genel sekreterliği görevini yürüttü. Ardından yargı erkine geçen Garibabadi, Yargı Erki Başkan Yardımcılığı ve İnsan Hakları Konseyi Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu.

Garibabadi, Batı’ya yönelik sert eleştirileri ve nükleer dosya, yaptırımlar ile İran’ın egemenliği konularını birbirine bağlayan söylemiyle tanınıyor. Aynı zamanda Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri ve DMO’nun önde gelen isimlerinden Muhammed Bakır Zülkadir’in damadı olarak biliniyor.

60 günlük süre

Washington ile Tahran, 17 Haziran’da 14 maddelik bir mutabakat muhtırası imzaladı. Söz konusu anlaşmanın, savaşı durdurması ve Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine yeniden açması, ardından daha karmaşık başlıkları kapsayan müzakerelerin önünü açması öngörülüyor.

Bu başlıklar arasında İran’ın nükleer programı, ABD yaptırımları, İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının geleceği, dondurulmuş varlıklar ve boğazdaki deniz trafiğine ilişkin kalıcı düzenlemeler yer alıyor.

Muhtıra kapsamında İran, ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak için azami çaba göstereceğini taahhüt etti. Buna karşılık ABD, İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırdı.

Taraflara, mutabakatın imzalandığı tarihten itibaren başlayan 60 günlük bir süre içinde uygulama detayları üzerinde uzlaşma sağlama yükümlülüğü verildi.

Doha’daki toplantının, boğazla ilgili en acil anlaşmazlığın kontrol altına alınmasına odaklanacağı, buna paralel olarak teknik ekiplerin muhtırada yer alan daha geniş kapsamlı dosyalar üzerindeki görüşmelerini sürdürdüğü belirtiliyor.