Filistin boyutuyla Suriye'deki değişim

Suriye’deki Filistinlilerin Filistin ulusal hareketindeki nüfuzu marjinalleşti

Filistin’in Şam Büyükelçiliği önünde Filistin Yönetimi lehine düzenlenen gösteri sırasında merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın resmini tutan bir kadın, 9 Ocak 2025 (AFP)
Filistin’in Şam Büyükelçiliği önünde Filistin Yönetimi lehine düzenlenen gösteri sırasında merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın resmini tutan bir kadın, 9 Ocak 2025 (AFP)
TT

Filistin boyutuyla Suriye'deki değişim

Filistin’in Şam Büyükelçiliği önünde Filistin Yönetimi lehine düzenlenen gösteri sırasında merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın resmini tutan bir kadın, 9 Ocak 2025 (AFP)
Filistin’in Şam Büyükelçiliği önünde Filistin Yönetimi lehine düzenlenen gösteri sırasında merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın resmini tutan bir kadın, 9 Ocak 2025 (AFP)

Macid Kiyali

Filistin ulusal hareketi, 1960'lı yılların ortalarındaki ortaya çıkışından bu yana, Suriye rejiminin Golan cephesinden İsrail'e karşı gerilla eylemlerine getirdiği kısıtlamalara rağmen Suriye'de faaliyetlerini yürütebildi. Başka bir deyişle bu mesele, Suriye rejiminin İsrail'e karşı direnme hevesi veya iddialarıyla uyumlu olmayan siyasi çizgilerine yahut istihdamlarına göre düzenlendi.

Suriye rejimi o dönemde Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) 1964 yılında kurulmasının arkasında dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır’ın olmasından dolayı Filistin meselesinde Mısır'la rekabet etmek amacıyla başta Fetih Hareketi (El Fetih) olmak üzere Filistin ulusal hareketinin yükselişini destekledi. Ayrıca 1967 Arap-İsrail Savaşı (Altı Gün Savaşı) yenilgisini örtbas etmek için silahlı mücadele yaklaşımını benimsediğini ve Filistin'in temel davası olduğunu iddia ederek özgürlükleri kısıtlamanın, halka hükmetmenin, ülke kaynaklarına el koymanın, duraklayan kalkınma sürecini meşrulaştırmanın ve güvenlik yapısını inşa etmenin bir kılıfı olarak El Fetih’e yatırım yaptı.

Ancak tüm bunlar, Suriye rejiminin diktatörü Hafız Esed'in şahsında, Filistin kartını elinde tutmak için önce kendisine sadık askeri isimler aracılığıyla El Fetih'i kontrol etmeye çalışarak, sonra da es-Saike ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi - Genel Komutanlığı (PFLP-GC) gibi kendisinin Filistin'deki uzantısı olacak örgütler kurarak ya da kurulmasını destekleyerek gerçekleştirdiği girişimlerle paralel olarak yapıldı. Öyle ki Filistin lideri Yaser Arafat tarafından bizzat ortaya atılan “Filistin egemen kararının bağımsızlığı” sloganı, Esed rejiminin Filistin’in iç işlerine müdahalesini püskürtmek için meşrulaştırıldı.

Esed rejiminin otuz yıl boyunca (1976-2005) Lübnan'a hakim olmak için Filistin ulusal hareketini istismar etmesi, doğrudan askeri sürtüşmeye yol açtı. Lübnan'daki birçok Filistin mülteci kampı kısmen yahut tamamen yıkılırken hepsi de korkunç katliamlara sahne oldu. Suriye'deki mülteci kamplarında, özellikle de Yermuk Mülteci Kampı’nda yaşananlar bu katliamların bir uzantısı olarak görülebilir.

Suriye’deki yeni yönetimin çabaları siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal istikrarı desteklemeye ve devleti yeniden kurmaya yönelik olacağından, Suriye'nin İsrail'e karşı çatışmadaki rolü gelecekte görülmeyebilir.

Öyle görünüyor ki Suriye'de meydana gelen büyük tarihi ve siyasi değişimin Suriye’nin bölgesel rolünü, tüm Ortadoğu bölgesini ve önceki rejimin yarım yüzyılı aşkın bir süre boyunca Suriye'nin bölgedeki önemli konumuna ve sorunlarına dayandırdığı ölçüde, İsrail ile çatışmanın şekli de dahil olmak üzere yerel, bölgesel ve uluslararası yansımalarını etkilemesi kaçınılmaz.

sdfergt
Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed, Filistin'in merhum lideri Yaser Arafat ile Şam'da yaptığı görüşme sırasında, 24 Nisan 1988 (AFP)

Suriye’deki yeni yönetim ne isterse istesin ya da ne yapabilirse yapsın, Aksa Tufanı Operasyonu’nun ve İsrail'in Gazze'deki Filistinlilere karşı başlattığı yok etme savaşının yankıları Lübnan'ı da içine aldı. Hizbullah'ın Lübnan'daki hegemonyasının sona ermesine ve İran'ın bölgedeki etkisinin azalmasına yol açtı. Bu durum kaçınılmaz olarak Filistin ulusal hareketini, siyasi ve mücadele seçeneklerini ve hatta Lübnan içindeki ve dışındaki Filistin halkının, özellikle de Suriye’deki Filistinlilerin (48 mültecileri) varoluş biçimini etkileyecek.

Bu gelişmeler ve değişimler, büyük olasılıkla Arapların ve Filistinlilerin İsrail ile olan çatışmalarında askeri yönünün özellikle Gazze ve Lübnan'da yaşananlar çerçevesinde yüksek maliyeti göz önüne alındığında çökmesine ya da yok olmasına yol açacak. Buna ek olarak, neredeyse hiçbir Arap ya da Filistinli taraf mevcut koşullarda ve öngörülebilir gelecekte bunu ciddi ve sorumluluğunu üstlenerek talep etmiyor. Ancak bu, İsrail'in iradesine ya da politikalarına boyun eğmek ya da Filistin çevreleri, Arap ülkeleri ve uluslararası arenadaki mevcut duruma uygun olası mücadele biçimlerini reddetmek anlamına gelmiyor.

İsrail hem Esed rejiminin düşmesinden önce hem de sonra, Suriye ordusunun mevzilerinin yanı sıra Filistinli grupların kamplarını ve karargahlarını bombaladı. Suriye ve Lübnan'da (ve hatta Tahran'da) Filistinli liderlere suikastlar düzenledi. Bu durum Filistinlileri olduğu kadar Suriye'yi de etkiledi.

Suriye’deki yeni yönetimin çabaları Suriye halkının durumunu iyileştirmek için gerekli bir öncelik olarak siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal istikrarı desteklemeye ve devleti yeniden kurmaya yönelik olacağından, Suriye'nin İsrail'e karşı çatışmadaki rolü gelecekte görülmeyebilir. Daha önce de belirttiğimiz üzere, Suriye ordusunun neredeyse tüm olanakları yok edilmiş ve kalanların çoğu da Esed rejiminin düşmesinden hemen sonra İsrail'in art arda gerçekleştirdiği saldırılarda imha edilmiştir. Dolayısıyla öngörülebilir gelecekte yeni yönetimden bu konuda harekete geçmesini istemek hiçbir şekilde ve hiçbir gerekçeyle akıllıca olmaz.

Diğer Filistinli mülteci topluluklar gibi, Suriye’deki Filistinli mülteci topluluğunun da Filistin ulusal hareketindeki nüfuzu kırk yıl önce yurtdışında verilen silahlı mücadelenin sona ermesiyle marjinalleşti.

Yeni rejimin ülkedeki Filistinli mültecilere yönelik politikasının, onları Suriyelilerle eşitlemek, önceki rejim tarafından ortadan kaldırılmadan önce var olan haklarını iade etmek ve mülteci olarak kaydedildikten sonra Suriye nüfus kayıtlarına dahil etmek üzerine Filistin Mülteci Örgütü kurulabilir. Bu noktada Suriye'de Filistinliler için zorunlu askerliğin kaldırılması ve Suriye ordusunun bir parçası olarak kabul edilen Filistin Kurtuluş Ordusu'nun lağvedilmesi kayda değer bir gelişme. Dolayısıyla bu durum, Filistinli mültecilere Ürdün'deki Filistinlilerinkine benzer bir vatandaşlık statüsü verilmesine yol açabilir. Bu da Filistinlilerin ulusal kimliklerine ve halklarının davasına olan bağlılıklarına ters düşmeden statülerini güçlendirecek ve yaşamlarını kolaylaştıracak bir adım olacak.

scdfrgt
Suriye'nin başkenti Şam'ın güneyindeki Yermuk Mülteci Kampı’nda meydana gelen yıkımın boyutu (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre resmi düzeyde, Suriye’deki yeni yönetimin eski rejimin Filistinlilerle olan ilişkisindeki tüm tıkanıklıkları aşarak, Filistin halkının ve davasının temsilcisi olarak FKÖ ile ilişki kurmaya çalıştığı görülüyor. Bu hamle, bir ilke olarak olumlu olmasının yanında derinleştirilip güçlendirilmeli. Aynı zamanda yaklaşık altmış yıllık zorlu müdahaleler ve maliyetli gerginliklerin ardından Filistin-Suriye ilişkilerinin sağlam temellere oturtulması için de bir fırsat. Kısa bir süre önce Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya gelen FKÖ’yü, Filistin Yönetimi’ni ve El Fetih'i temsil eden Filistin Devlet Başkanlığı heyeti arasındaki görüşme de bunun bir göstergesidir.

Suriye’deki yeni yönetim, eski rejime sadık grupların (Es-Saike, PFLP-GC, Feth’ul-İntifada) karargahları ve kamplarının çoğunu ele geçirerek, tüm gruplardan ellerindeki silahları teslim etmelerini istedi ve Suriyelilerin ve Filistinlilerin öldürülmesinde rejimle birlikte hareket edenleri tutuklayıp yargılayarak açık bir mesaj gönderdi. Burada söz konusu grupların çoğunun halk desteğine sahip olmadığını ve herhangi bir düzeyde etkili olmadıklarını belirtilmeli. Eski rejim tarafından kendilerine tanınan ayrıcalıklar ve İran tarafından desteklenmeleri nüfuz sahibi olmalarını sağladı. Bu yüzden büyük olasılıkla yeni dönemde kendilerine bir yer bulamayacaklar ve Suriye’deki Filistinliler tarafından kabul görmeyecekler.

Her halükarda, Filistin ulusal hareketindeki nüfuzu kırk yıl önce yurtdışında verilen silahlı mücadelenin sona ermesi, komuta merkezinin Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ne taşınması, Filistin ulusal hareketinin otuz yıl önce bir yönetime dönüşmesi ve FKÖ'nün marjinalleşmesi nedeniyle diğer Filistinli mülteci topluluklar gibi, Suriye’deki Filistinli mülteci topluluğu da marjinal hale geldi. Bu durum, Suriye, Lübnan ve Irak'taki Filistinli mülteci topluluklarının yok olması ya da dağılması ve çok sayıda mültecinin yabancı ülkelere göç etmesiyle daha da kötüleşti. Filistinli mülteci topluluklarının coğrafi ve siyasi haritadan silinmesinden ya da körelmesinden bahsedilir oldu.

FKÖ de dahil olmak üzere Suriye'deki Filistinli grupların statüsünü, geçiş sürecinden sonra ortaya çıkacak siyasi sistemin şeklinin belirleneceğini söyleyebiliriz.

Suriye'de siyasi olarak aktif olan Filistinlilerin çoğunun, özellikle de yeni nesillerin ruh halinin Filistin milliyetçiliğine eğilimli olduğunu ve eski rejimin her zaman bu ‘milliyetçiliği’ hedef aldığına ve onu azaltmaya ve kısıtlamaya çalıştığına inandıkları belirtilmeli. Bu ‘milliyetçiliğin’ El Fetih'te diğer gruplardan daha fazla olduğu biliniyor. Fakat bu, El Fetih yönetiminin tutumları ile izlediği politikaların tamamen uyumlu olduğu anlamına gelmiyor. Bunun yanında mültecilerin genel ruh halinin vücut bulmuş hali olan El Fetih’e bağlı olmayan mülteciler, örgütlü bir çerçeveden ve kendilerini ifade edebilecekleri bir platformdan yoksunlar. Ayrıca Filistin bağlamında faaliyet gösterecek meşruiyete ve kaynaklara sahip olmamaları da nüfuzlarını zayıflatıyor. Ancak Suriye'de meydana gelebilecek değişikliklerden en çok bu kesimin faydalanması bekleniyor.

Özetleyecek olursak, FKÖ de dahil olmak üzere Suriye'deki Filistinli grupların statüsünün geçiş döneminden sonra kurulacak siyasi sistemce belirleneceğini söyleyebiliriz. Varlıklarını Esed rejimine borçlu olan bazı gruplar ortadan kalkabilir. Eğer kalırlarsa, ne resmi ne de halk düzeyinde etkili ve fark edilebilir olacaklar. Özellikle yeni yönetim Baas Partisi'ni ve İlerici Cephe'nin tüm partilerini feshettiği için herhangi bir siyasi, yasal veya sosyal meşruiyete sahip olmayabilirler. Buna, Filistin örneğinde olduğu gibi, eski rejim çerçevesinde Suriye'nin hareketliliğine göre faaliyet gösteren gruplar da dahil olabilir.



İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.