Trump İran'a karşı sert oynuyor

ABD Dışişleri Bakanı Rubio Batı Şeria'daki istikrarsızlık için İran'ı suçladı

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Trump İran'a karşı sert oynuyor

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Arash Azizi

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran konusundaki tutumu her zaman tutarlıydı. Ülkenin yöneticilerini değiştirmek istemiyor ama davranışlarını değiştirmek, özellikle de nükleer silah edinmelerini engellemek istiyordu. Bu hedefe ulaşmak için de ilk döneminde izlediği azami baskı politikasına, yani Biden döneminde tamamen durdurulmamış olsa da daha az sertlikle uygulanan katı yaptırımlara geri dönmeye kararlı. Trump'ın ikinci dönemini farklı kılan ise İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını destekleme ya da en azından Tahran'ı müzakere masasına oturtmak için tehdit etme konusunda daha hevesli olması.

Trump’ın İran’a yaklaşımı her zaman havuç ve sopa formülüne dayalıydı. Bu durum ikinci döneminin başlangıcında da açıkça görüldü. Trump 4 Şubat 2025'te, İran’a yönelik ‘azami baskı’ politikasını yeniden uygulamaya koyan bir Ulusal Güvenlik Başkanlık Muhtırası (NSPM) imzalarken, diplomatik çözümü tercih ettiğini de ifade etti. Bu önlemleri almak zorunda kalmamış olmayı dilediğini vurgulayan Trump, İranlı liderlerle müzakere masasına oturma isteğini yineledi.

Ertesi gün kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda da bu görüşünü bir kez daha ifade eden Trump, İran'ın bölgedeki milislere verdiği desteğe ve balistik füze programlarına atıfla, İran'ın nükleer silahlara sahip olmadığı sürece ‘büyük ve başarılı bir ülke’ olmasını istediğini yazdı. Trump, İran'ın ‘barışçıl bir şekilde büyümesine ve gelişmesine’ olanak tanıyacak ‘güvenilir bir nükleer barış anlaşması’ yapılması ve iki ülkenin ‘bu konuda derhal çalışmaya başlaması’ çağrısında bulundu.

Ancak Trump’ın bu açıklamalarına İran yönetiminden gelen ilk tepki hızlı bir ret oldu. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, 7 Şubat'ta yaptığı açıklamada, ABD ile müzakere masasına oturmanın ‘ne akıllıca ne de onurlu’ olacağını söyleyerek bu tür görüşmelerin geçmişte başarısız olduğunu ve yine başarısız olacağını vurguladı.

Netanhyahu, Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturunca nihayet istediğini elde etmek için gereken desteğe sahip olduğunu hissetmiş olabilir ama bu tehdidi, İran'dan istediği tavizleri almak için de kullanmaya çalışabilir.

Ancak bugün uzun bir sürecin sadece ilk adımlarına tanık oluyoruz. İran'ın güvenlik kurumlarındaki neredeyse tüm ciddi sesler, ülkenin bir noktada ABD ile müzakere etmekten başka seçeneği olmadığını kabul ediyor. ABD tarafından İran’a uygulanan yaptırımlar ülkenin belini kırıyor. Hamaney'in konuşmasından sonra 1 ABD doları bir milyon İran riyalinden işlem gördü. Bu da İran'ın para biriminin dünyanın en değersiz para birimlerinden biri olduğunu gösteriyor. Son iki yılda İran'ın ‘direniş eksenine’ vurulan ağır darbeler, ülkenin kırılgan toplumsal barışı ile birlikte düşünüldüğünde, ekonomik iyileşmeye duyulan acil ihtiyaç daha da belirginleşiyor.

Ancak ekonomik baskı İran'ı müzakere masasına oturtmaya yetmese bile, Trump yönetimi, başka bir araç olarak İsrail’in yıkıcı saldırıları tehdidini kullanabilir.

Son günlerde ABD medyasında yer alan haberlerde İsrail'in bu yıl İran'ın nükleer tesislerine saldırı düzenlemeye hazırlandığı öne sürüldü. Trump'ın 5 Şubat'ta yaptığı barış yanlısı paylaşım bile, ilgili tarafların bir anlaşmaya varamaması halinde ABD'nin İran'a yönelik saldırılarda İsrail'e katılabileceği yönünde üstü kapalı bir tehdit içeriyordu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu uzun zamandır İran’a saldırma niyetini dile getiriyordu. Netanyahu, Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturunca nihayet istediğini elde etmek için gereken desteğe sahip olduğunu hissetmiş olabilir ama bu tehdidi, İran'dan istediği tavizleri almak için de kullanmaya çalışabilir.

sxdvfgrt
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Trump yönetiminin Dışişleri Bakanı Marco Rubio Ortadoğu'ya yaptığı ilk seyahatin ilk durağı olarak İsrail'i ziyaret etti. İsrail Başbakanı Netanyahu, 16 Şubat'ta Rubio ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada, görüşmenin başlıca gündem maddelerinin başında İran’ın geldiğini söyledi. Netanyahu, ABD ve İsrail'in ‘İran tehdidi karşısında omuz omuza durduğunu’ belitti.

ABD Dışişleri Bakanı ise Batı Şeria, Lübnan, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlıktan İran'ı sorumlu tuttu. Rubio, ABD Senatosu'daki güven oyu oturumunda yaptığı gibi İran rejimini, ‘rejimin kurbanları’ olarak tanımladığı İran halkından destek görmediğini söyleyerek eleştirdi.

Rubio, patronu Trump’tan daha da ileri giderek İran’ın, İranlıların meşru temsilcisi olmadığını söyledi. Bu yaklaşım, İran halkına birkaç mesaj göndererek rejimi devirmelerini isteyen Netanyahu'nun yaklaşımına benziyordu. ABD istihbarat raporlarına göre İsrail, İran'da rejim değişikliği istiyor ama bunu söylemek yapmaktan daha kolay.

KİK üyesi ülkeler, bugün İran ile 2015 yılında olduğundan daha iyi ilişkilere sahipler ve bir anlaşmaya karşı çıkmazlar.

Ancak Trump'ın kendisinin rejim değişikliğinden yana olması pek olası değil. İran'la daha iyi bir anlaşma yapmaya çalışmak, belirttiği gündem ve dış ilişkilere yaklaşımıyla tutarlı. Ancak İsrail'in tehditlerini desteklemeyi faydalı bir müzakere taktiği olarak görüyor olabilir. Obama döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın müzakere edilmesine yardımcı olan üst düzey yetkililer bile, artık ABD'nin askeri güç kullanmaya hazır olması gerektiğini düşünüyor. Trump, İran'ı çileden çıkaracağı kesin olan bir hamleyle Biden yönetimi tarafından İsrail'e MK-84 bombalarının teslimatına uygulanan kısıtlamayı kaldırdı. Yaklaşık bir tonluk MK-84 bombaları İsrail'in planlarının hayata geçirilmesinde kritik öneme sahip olabilir.

Ekonomik baskı ve askeri tehditlerin bir araya gelmesi İranlı müzakerecileri müzakere masasına oturtmaya yetebilir. Eğer görüşmeler gerçekleşirse, birkaç ülke arabulucu rolü oynayabilir. CNN'in aktardığına göre hem ABD hem de İran ile mükemmel ilişkilere sahip olan Suudi Arabistan bu fikre açık olduğunu ifade etti. Katar'ın da benzer bir rol oynamaya istekli olduğuna dair haberler basında yer alıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre savaş ihtimalini ortadan kaldıran ve İran'ın nükleer programını ve yıkıcı bölgesel faaliyetlerini engelleyen bir anlaşma tüm bölgenin yararına olacaktır. Ülke ekonomisi üzerindeki yaptırımların kaldırılması, Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer ekonomilerle ticaret yapmanın zorluklarını da azaltacaktır. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkeler, bugün İran ile 2015 yılında olduğundan daha iyi ilişkilere sahipler ve bir anlaşmaya karşı çıkmazlar.

Ancak yakın gelecekte yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın önüne çıkabilecek bazı büyük engeller söz konusu.

Her şeyden önce, önümüzdeki nisan ayında 86 yaşına basacak olan Hamaney, taviz vermekten yana olmayabilir. Ülkesini uzun süre ideolojisinin rehinesi olarak tutmuş bir devrimci olan Hamaney, Trump ile yapılacak büyük bir pazarlığın İran İslam Cumhuriyeti'nin tamamen teslim olması olarak görüleceğinden korkabilir. 1979 yılında kurulmasına yardım ettiği devrimci rejim, böyle bir anlaşmada özünü koruyamayabilir.

İkinci olarak, herhangi bir anlaşma Trump kampı içinde incelemeye ve şüpheciliğe tabi olacaktır. İran ile yapılacak bir anlaşma, halk desteğinin aşınması ve bölgesel müttefiklerinin çöküşü nedeniyle büyük ölçüde zayıflamış olan ABD yönetimi için bir can simidi olarak görülebilir. Bunun yerine Trump'ın çevresinde İran'ı yutmak isteyen şahinler alternatif bir yaklaşım olarak İran'ı vurmaya devam etmeyi ve onu zayıf tutmayı, aynı zamanda kendisini yeniden inşa etmesine yardımcı olabilecek bir anlaşma olmadan nükleer silah peşinde koşmaktan çekinmesini sağlamayı önerebilir.

Geleceği tahmin etmek özellikle Ortadoğu'da ve Trump yönetimi döneminde hiçbir zaman kolay değildir.

Üçüncüsü, İsrail Trump ile İran arasında varılacak bir anlaşmayı kabul ederse, Filistinlilerle olan çatışmasında olduğu gibi başka yerlerde de büyük talepleri olabilir. Trump'ın, Netanyahu'nun bugün tamamen onayladığı Gazze'nin etnik temizliğine yönelik hain planları, bu oyunun sadece ilk aşaması olabilir. Ancak güçlü bir ülke olarak Suudi Arabistan da dahil olmak üzere Arap devletleri bu tür planlara şiddetle karşı çıktılar ve muhtemelen karşı çıkmaya da devam edecekler. ABD, bölge ülkelerinin desteği olmadan bölgesel anlaşmaları hayata geçiremez.

Dördüncüsü ise direniş ekseni ve İran'ın füze programı gibi ABD'nin diğer endişeleri bir yana, İran'la nükleer anlaşmanın ortaya çıkardığı tüm teknik zorlukları kapsayan herhangi bir anlaşma çok sabırlı olunmasını ve detaylı müzakereler yapılmasını gerektiriyor. Trump yönetimi, eski Başkan Barack Obama döneminde 2015’te İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmanın önünü açan yoğun temasları yürütecek insan gücüne, cesarete ve kararlılığa sahip mi? Eğer görüşmeler uzarsa, İsrail sabırla bekleyecek ve saldırılar lehine görüşmeleri engellemeyi başarabilecek mi? Trump'ın Tahran'la katı müzakere tarzı işe yarayacak mı, yoksa görüşmeleri bir yere varmadan bitirecek mi? Tüm bu soruların her türlü müzakere sürecine ciddi bir gölge düşüreceğine şüphe yok.

sdfvgrth
Bir yeraltı deniz üssünün açılışından iki hafta sonra İran devlet televizyonu tarafından 1 Şubat'ta yayınlanan görüntülerde, DMO tarafından güney sahilinde yeni bir yeraltı füze tesisi tanıtımı yapıldı

Tüm bu engellerin büyüklüğüne rağmen aşılmaları imkânsız değil. İçeriden yapılan baskı Hamaney’i anlaşmayı kabul etmeye zorlayabilir. Bunun yanında Trump yönetminde Başkan Yardımcısı JD Vance gibi rejim değişikliği politikalarına şiddetle karşı çıkan birçok üst düzey isim bulunuyor. Bu isimler anlaşmaya şüpheyle yaklaşanlar karşısında teraziyi dengeleyebilir. Suudi Arabistan ya da diğer Arap devletleri, Trump'ın Filistin'le ilgili kötü şöhretli planlarını yumuşatmak ve Filistin meselesini İran'dan ayırmasını sağlamak için arabuluculuk yapabilir. Son olarak Trump, belki de Ortadoğu Temsilcisi Steve Witkoff'un himayesinde görüşmeleri yürütmek için yaratıcı yollar bulabilir.

Geleceği tahmin etmek özellikle Ortadoğu'da ve Trump yönetimi döneminde hiçbir zaman kolay değildir. Ancak yakın gelecekte İran'a yönelik askeri saldırı tehdidinin artmasına rağmen, Trump’ın Tahran’la bir anlaşmadan yana olduğu kesin.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.