İsrail tankları Filistin Yönetimi’ni ortadan kaldırmak için Batı Şeria'da

İsrail, Filistin devleti hayalini ortadan kaldırmayı ve şehirler arasında iletişimi engellemeyi amaçlıyor

Batı Şeria'daki Cenin Mülteci Kampı’na bakan bir noktadaki iki İsrail tankı, 24 Şubat 2025. (AP)
Batı Şeria'daki Cenin Mülteci Kampı’na bakan bir noktadaki iki İsrail tankı, 24 Şubat 2025. (AP)
TT

İsrail tankları Filistin Yönetimi’ni ortadan kaldırmak için Batı Şeria'da

Batı Şeria'daki Cenin Mülteci Kampı’na bakan bir noktadaki iki İsrail tankı, 24 Şubat 2025. (AP)
Batı Şeria'daki Cenin Mülteci Kampı’na bakan bir noktadaki iki İsrail tankı, 24 Şubat 2025. (AP)

İsrail tanklarının Batı Şeria'ya gönderilmesi sadece gereksiz bir askerî güç gösterisi değildi; eğitimli askerleri, uçakları, tankları, zırhlı araçları ve hatta füzeleri olmayan Batı Şeria'daki silahlı gruplarla savaşmak için değil, İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana başlattığı ve elinden geldiğince tüm Filistin varlığını, yönetimini, gruplarını ve halkını hedef alan bir bağlamda yapıldı.

İsrail tankları 22 yıl aradan sonra ilk kez geçtiğimiz pazar günü Batı Şeria'nın kuzeyinde göründü; 22 yıl önce tanklar Batı Şeria'yı bir güç gösterisi için işgal etmişti ve bu işgalin amacı bugün olduğu gibi otoriteyi yıkmak ve Filistinlileri yerlerinden etmek değildi.

sxcdfrgt
Dünkü bombalamanın ardından Cenin Mülteci Kampı üzerinden yükselen dumanlar (AFP)

Savunma Kalkanı Operasyonu'ndan bu yana geçen 22 yılda Filistinliler ve İsrailliler için çok şey değişti. Filistin Yönetimi'nin gücü, rolü, işlevi azaldı ve Gazze Şeridi'ni Hamas'a kaptırdı. Hamas 7 Ekim sabahı gelip her şeyi değiştirmeden önce aşırı sağ İsraillilerin kontrolünü ele geçirdi ve hükümetin dizginlerini elinde tuttu.

Bugün, Gazze Şeridi'ndeki yıkıcı savaştan bir buçuk yıl sonra, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve aşırılık yanlısı koalisyonu açık sloganlar atıyor ve ‘Hamas'ı ortadan kaldırmak’ ve ‘Gazzelileri yerinden etmek’ için bir plan benimsiyor. Netanyahu diğer sloganların yanı sıra ‘Ertesi gün Gazze'de Hamasistan ya da Fetihistan yok’ sloganına bağlı kalıyor. Filistin Yönetimi'nin Batı Şeria'da kalmasını isteyip istemediğini ya da Batı Şeria'daki Filistinlilerin yerlerinden edilmesini isteyip istemediğini ise söylemiyor.

Ancak burada Batı Şeria'da olanlar her şeye cevap veriyor. Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne dün yaptığı açıklamada, Batı Şeria'da yaşananların Gazze Şeridi'nde yaşananların ve yaşanmakta olanların bir devamı olduğu uyarısında bulundu.

xcdfvgrt
Batı Şeria'daki Cenin Mülteci Kampı’nda İsrail güçleri tarafından tahrip edilen bir sokakta scooter süren Filistinli bir genç (AFP)

Ebu Rudeyne, “İşgal makamlarının Gazze Şeridi'nde başlattıkları soykırım suçlarını Batı Şeria'da, istilalar, cinayetler, yerleşimler, ilhak girişimleri, ırkçı genişleme ve bölgelerin izolasyonu ile tamamlama tehlikesi konusunda uyarıyoruz” dedi.

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü, Filistinlilerin yerinden edilmeyi ve alternatif vatanı reddettiğini yineledi.

Ebu Rudeyne, geniş ve kapsamlı bir operasyonun başlangıcında Batı Şeria'nın kuzeyindeki birçok kampı yerle bir eden ve 40 bin kişiyi evlerinden çıkaran İsrail'in, Hamas’ı ortadan kaldırmayı ve Filistinlileri burada (Batı Şeria) ve orada (Gazze Şeridi) yerlerinden etmeyi amaçladığına inanıldığını söyledi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, tanklarını Batı Şeria'ya gönderirken İsrail ordusuna Batı Şeria'daki kamplarda en az bir yıl kalmaları talimatını verdiğini doğrulayarak, “Geçmişin gerçekliğine geri dönmeyeceğiz” dedi.

dfrgtyh67u
Batı Şeria'daki Cenin Mülteci Kampı’nda devam eden askeri operasyon sırasında bir İsrail tankı, 24 Şubat 2025. (AP)

Katz hangi gerçekliğe geri dönmek istemediğini söylemedi, ancak üst düzey bir güvenlik yetkilisi Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Netanyahu'nun Filistin Yönetimi’ni, Filistinlileri, mültecileri, geri dönüş hakkını ve onlarla ilgili hiçbir şeyi istemediğini söyledi. Yetkili, “Netanyahu çıktı ve İsrail'in yaptığı en büyük hatanın Oslo olduğunu söyledi. Oslo, görevi Filistinlileri geçiş aşamasından devlet olma aşamasına taşımak olan ulusal bir otorite yarattı ve bugün Netanyahu Oslo'dan ve Oslo'dan kaynaklanan şeylerden kurtulmak istiyor” ifadelerini kullandı.

İsrail Oslo'dan kurtulabilir mi?

Oslo Anlaşması'nın, imzalanmasından beş yıl sonra, 1998'de bir Filistin devletinin kurulmasıyla sona erecek ve çatışmayı kesin olarak bitirecek geçici bir varlık olması gerekiyordu. Ancak 32 yıl sonra bugün bile ne Filistinlilere devlet ne de İsraillilere güvenlik getirerek hedeflediği şeyi başardı.

İsrail, anlaşmanın siyasi hükümlerini uygulamadı ve geçtiğimiz yıllarda Batı Şeria'nın alanlarını daraltarak ve Gazze Şeridi'ni kuşatarak, ordusunu ve yerleşimcilerini her yere salarak, mali anlaşmalara bile uymayarak, Filistin Yönetimi'ne ve fonlarına karşı bir kampanya başlatarak ve Filistin Yönetimi gelmeden önce Batı Şeria'yı yöneten sivil idareyi yeniden canlandırarak ondan geriye kalanları büyük ölçüde yok etti.

sxcdfgrt
Dünkü bombalamanın ardından Cenin Mülteci Kampı üzerinden yükselen dumanlar (AFP)

Şarku’l Avsat'a konuşan Filistinli bir yetkili şu ifadeleri kullandı: “Bugün Batı Şeria'nın gerçek hâkimi Netanyahu'dur. İsrail, Oslo'yu imzaladığından beri anlaşmayı uygulamadı, çok seçici davrandı ve pratikte de uygulamadı. İsrail’in bugünkü planı da Oslo’dan kurtulduktan sonra Filistin Yönetimi’nden de kurtulmak.”

Filistin Yönetimi'ne yönelik darbe, Gazze Şeridi'ne yönelik savaşın başlamasından sadece iki ay sonra Netanyahu'nun ordusunun Batı Şeria'da Filistin Yönetimi ile olası bir savaşa hazırlandığını söylemesiyle çok açık bir şekilde ortaya çıktı. Filistinli yetkili, “Filistin Yönetimi ile Hamas arasındaki fark, Hamas'ın bizi hemen yok etmek istemesi, Filistin Yönetimi'nin ise bunu aşamalı olarak yapmayı planlamasıdır” dedi.

Bu da İsrail'in neden 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da gerilimi artırdığını, ardından Gazze Şeridi'ndeki savaşın bitmesini beklediğini, Batı Şeria'yı savaş hedefleri listesine koyduğunu ve daha şiddetli bir gerilim başlattığını açıklıyor.

Peki İsrail neden barış anlaşması imzaladığı Filistin Yönetimi’nin altını oyuyor?

Netanyahu'nun söylediklerine ek olarak İsrail, Filistinlileri temsil eden herhangi bir oluşum istemiyor ve onlardan kurtulmayı hayal ediyor. Mevcut hükümet bunun için bir plan geliştirmiş durumda ve bu plan, bir devlet kurulmasını engellemek için Batı Şeria'daki otoriteye karşı çalıştığını söyleyen aşırılık yanlısı İsrailli bakan Bezalel Smotrich tarafından da kabul edildi.

Sızdırılan bir kayıtta Smotrich, Batı Şeria üzerinde İsrail'in sivil kontrolünü dayatmaya yönelik resmi bir hükümet planından bahsediyor.

Smotrich'in devam etmekte olan ve bölgelerin ilhakını da içeren planı, Filistin Yönetimi'nin otomatik olarak dağıtılması anlamına gelecek. Pratikte İsrail'de 2020'den beri Batı Şeria'nın büyük bir bölümünde Filistin egemenliği yerine İsrail egemenliğini dayatmaya yönelik bir plan yürürlükte.

Gerçekleşmesi halinde bu, Filistin Yönetimi'ni küçük kantonlara sıkıştırmak ve bir Filistin devleti hayalini ve şehirleri arasındaki her türlü bağlantıyı sona erdirmek anlamına gelecek.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres dün Cenevre'de BM İnsan Hakları Konseyi’ne yaptığı açıklamada, “İşgal altındaki Batı Şeria'da İsrailli yerleşimciler tarafından işlenen şiddet ve diğer ihlallerin artmasından ve ilhak çağrılarından derin endişe duyuyorum” dedi.



BM toplantıları öncesi bölgede gerilimi düşürme arayışı sürüyor

Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
TT

BM toplantıları öncesi bölgede gerilimi düşürme arayışı sürüyor

Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için gözler New York'a çevrilirken ABD Başkanı Donald Trump'ın temasları, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin düşürülmesi yönündeki diplomatik çabaların merkezine oturdu.

Trump'ın BM Genel Kurulu kapsamında çok sayıda lider ve yetkiliyle görüşmesi beklenirken Pakistan başta olmak üzere çeşitli ülkeler de ABD ile İran arasındaki çıkmaza giren diplomatik süreci yeniden canlandırmaya çalışıyor. Trump, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile New York'ta görüşmeye açık olduğunu söylemişti.

Ancak diplomatik temasların yoğunlaştığı sırada sahadaki gerilim de yükseliyor. İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, ABD'nin yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran'ın “farklı” bir karşılık vereceğini ve daha önce hedef alınmamış noktaları vuracağını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, yeni bir saldırı durumunda İran'ın savaşta kullandığı silahların niteliğini ve çatışmanın coğrafyasını değiştireceğini söyledi. Muhibbi, İran'ın uzun süreli bir savaşa da hazır olduğunu belirtti.

Açıklama, İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığının pazar günü ABD'nin askeri operasyonları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgi aldığını duyurmasının ardından geldi.

Bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasında müzakerelerin yeniden başlamasının önündeki anlaşmazlıkların hâlâ giderilemediğini gösteriyor.

Pakistan arabuluculukta ısrarcı

Pakistan, ABD ile İran arasında arabuluculuk çabalarını sürdüreceğini açıkladı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı, İslamabad'ın çatışmaya barışçıl bir çözüm bulunması için diyalog ve diplomasi yolunu desteklemeye devam edeceğini bildirdi.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin Tahran ziyareti de bu çerçevede gerçekleşti. Nakvi, İranlı mevkidaşı İskender Mümini ile görüştü. Pakistan hükümet kaynakları, görüşmelerde bölgesel gelişmeler, ikili ilişkiler ve Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin yeniden başlatılması için yürütülen girişimlerin ele alındığını belirtti.

İranlı kaynaklar ise ziyaretin ağırlıklı olarak ikili ilişkilere ve iki ülke arasındaki iş birliğine odaklandığını bildirdi. Tesnim Haber Ajansının aktardığına göre Nakvi, Tahran'a ABD'den bir mesaj getirmediği gibi İran'ın Washington'a iletilmek üzere verdiği bir mesajı da taşımayacak.

Pakistan, son aylarda iki taraf arasındaki başlıca arabuluculardan biri olarak öne çıktı. Nakvi, mayıs ayından bu yana gerilimin düşürülmesi ve diplomatik çözüm yollarının yeniden canlandırılması amacıyla Tahran'a birkaç kez gitti. Son ziyaret ağustosta gerçekleşti.

İslamabad'ın girişimleri, Washington ile Tahran arasında haziran ayında varılan ilk anlaşmanın çökmesinin ardından hız kazandı. Anlaşmazlıkların merkezinde Hürmüz Boğazı'nın statüsü ve yönetimi de bulunuyordu.

Anlaşmanın bozulmasının ardından ABD'nin İran'daki hedeflere ve İran gemilerine yönelik saldırıları yeniden başladı. İran limanlarına yönelik deniz ablukası ve ABD yaptırımları da devam etti.

28 Şubat'ta başlayan savaşın ardından yaşanan görece sakin dönem, tarafların karşılıklı saldırılarıyla sona ererken diplomatik kanal yeniden tıkandı.

Hürmüz'de askeri ve denizcilik gerilimi

İran Devrim Muhafızları pazartesi günü Hürmüz Boğazı üzerinde ABD'ye ait “MQ-1” tipi bir İHA'yı düşürdüğünü açıkladı. Devrim Muhafızları, İHA'nın birleşik hava savunma ağına bağlı modern bir sistem tarafından imha edildiğini bildirdi.

İran tarafı, ABD'nin görece eski İHA modellerinden biri olduğunu belirttiği MQ-1'in daha önce ABD Donanması ve Hava Kuvvetlerinin muharebe envanterinden çıkarıldığını ve yerini MQ-9 tipi İHA'lara bıraktığını savundu.

Aynı saatlerde Hürmüz'deki deniz trafiğine yönelik tehditler de arttı. İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Birimi (UKMTO), bir tankerin boğazdan geçişi sırasında kaynağı belirsiz bir mermiyle vurulduğunu ve 2 mürettebatın hafif yaralandığını açıkladı. Gemi, olayın ardından seyrine devam etti.

İngiliz deniz güvenliği şirketi Vanguard, İngiliz bayraklı “La Stephanie” adlı tankerin bir İHA saldırısına uğradığını ve 2 mürettebatın hafif yaralandığını bildirdi.

Ayrı bir olayda UKMTO, bir LPG tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan ayrılırken kaynağı belirsiz mermilerin şarapnel parçaları nedeniyle hasar gördüğünü açıkladı. Olayda yaralanan olmazken çevreye yönelik bir zarar da bildirilmedi.

Hürmüz'de gerilim riski

Hürmüz Boğazı, küresel enerji arzının önemli geçiş noktalarından biri olması nedeniyle çatışmanın en kritik başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. İran, bu ayın başında stratejik su yolunda uyguladığı “yasak bölgeyi” genişleterek Umman Körfezi ve Arap Denizi'nin bazı kesimlerini de kapsayacak şekilde genişlettiğini açıklamıştı.

Sahadaki askeri gerilim yükselirken Pakistan ve diğer ülkelerin diplomatik kanalları yeniden açma çabaları devam ediyor. Trump'ın New York'taki temasları da bu nedenle yakından izleniyor.

BM Genel Kurulu toplantıları, Washington ile Tahran arasında doğrudan veya dolaylı temasların kurulması için yeni bir diplomatik zemin oluşturabilir. Arabulucular ise müzakerelerin yeniden başlaması ve çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşmesinin önlenmesi için girişimlerini sürdürüyor.


Hürmüz'de ABD koridoruna rağmen petrol akışı normale dönmedi

ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)
ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)
TT

Hürmüz'de ABD koridoruna rağmen petrol akışı normale dönmedi

ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)
ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)

Dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiği, Ortadoğu'da gerilimin ve ABD ile İran arasındaki çıkmazın sürmesiyle yavaşladı. Washington, petrol akışını güvence altına alan bir deniz koridoru oluşturduğunu belirtirken uzman gemi takip verileri, taşımacılık hacminin savaş öncesi seviyelerin hâlâ oldukça altında olduğunu gösteriyor.

Pazartesi günü açıklanan verilere göre haftanın başında Hürmüz Boğazı'ndan 17 emtia gemisi geçti. Bu sayı bir hafta önce 37 idi.

Savaştan önce dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazdaki izlenebilir deniz trafiği önemli ölçüde azalırken Ortadoğulu üreticiler petrol ihracatını sürdürüyor. Ancak İran'ın belirlediği güzergâhları kullanmayan gemileri hedef alma tehdidi nedeniyle birçok gemi, ABD'nin güvenliğini sağladığı koridordan geçerken konum belirleme sistemlerini kapatıyor. Bu da gerçek deniz trafiğinin doğrudan takip edilmesini zorlaştırıyor.

Lloyd's List Intelligence, gemi takip çalışmalarında bir hata payı bulunduğunu belirtirken Kpler, toplam petrol akışlarına ilişkin görece yüksek güven düzeyine sahip olduğunu ancak tüm geçişlerin gerçek zamanlı olarak izlenemediğini bildirdi.

Deniz trafiğindeki hareketlilik

Şarku’l Avsat’ın Kpler’den aktardığı ilk verilere göre pazar günü takip edilebilen 5 gemi boğazdan çıktı, 2 küçük petrol tankeri ise Körfez'e girdi. Çıkış yapan gemiler arasında “Pineus” adlı dev ham petrol tankeri ile rafine petrol ürünleri taşıyan 2 tanker ve boş 2 kuru yük ve gaz gemisi bulunuyordu.

Kpler ve Londra Borsası Grubu verilerine göre Pineus, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Füceyre açıklarında Irak'ın Basra petrolünden 2 milyon varili Çin'e gitmesi beklenen New Constant adlı başka bir dev tankere aktardı.

Cumartesi günü ise 8 gemi ham petrol, tarım ve petrol ürünleri, LNG, LPG ve gübre yükleriyle Körfez'den ayrıldı. Aynı gün bir LNG tankeri ve bir dev petrol tankeri Körfez'e giriş yaptı.

Katar'ın Ras Laffan Limanı'ndan yük alan Shandong Redwood adlı LNG tankeri de cumartesi günü Hürmüz Boğazı'ndan geçerek Pakistan'a doğru ilerledi.

Savaş öncesine kıyasla sert düşüş

ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşının 28 Şubat'ta başlamasından önce Hürmüz Boğazı'ndan günde yaklaşık 125 büyük ticari gemi geçiyordu.

“Kpler” verilerine göre 13 Eylül'de sona eren haftada 22 tanker boğazdan çıkarak 42 milyon varil ham petrol taşıdı. Suudi Arabistan ve Irak, bu miktarın yüzde 43'erlik bölümünü oluşturdu.

Aynı verilere göre Kızıldeniz'in güneyindeki Babül Mendeb Boğazı'ndan 51 gemi geçti. Haftanın başında boğazdan ayrılan 33 gemi arasında yaklaşık 700 bin varil Suudi ham petrolü taşıyan bir Aframax sınıfı tanker de vardı. Bu sayı bir önceki haftanın başındaki 57 geminin altında kaldı.

CENTCOM: 1 milyardan fazla varilin taşınmasını destekledik

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, son iki ayda Hürmüz Boğazı üzerinden 1 milyardan fazla varil petrolün taşınmasına destek verdiklerini açıkladı.

Cooper, yayımlanan video mesajında 2 binden fazla ticari geminin koordineli koruma sağlanarak boğazdan geçirildiğini ve ana geçiş güzergâhlarının mayınlardan temiz olduğunu belirtti.

Beyaz Saray yetkilileri de ABD'nin İran'la mutabakat zaptına varıldığı haziran ortasından bu yana Umman kıyılarına paralel deniz koridorunu kontrol ettiğini söyledi. ABD ordusu, çatışmaların 8 Temmuz'da yeniden başlamasının ardından bu güzergâhı kullanan gemi konvoylarına eşlik ediyor.

AFP'nin Lloyd's verilerine dayandırdığı analize göre 8 Temmuz'dan bu yana İran'la bağlantılı olmadığı değerlendirilen gemilerle boğazdan yaklaşık 330 milyon varil petrol taşındı. Bu, günlük ortalama 4,9 milyon varile denk geliyor.

Petrol akışı ağustos ve eylül aylarında ise yükseldi. Eylülün ilk 7 gününde günlük ortalama yaklaşık 8 milyon varile ulaşan akış, sadece 7 Eylül'de 14 milyon varili aştı.

Buna rağmen savaş öncesindeki günlük yaklaşık 18 milyon varillik seviyenin oldukça gerisinde kalındı. Savaşın ilk aşamasında akış günlük 1,4 milyon varile kadar gerilemiş, kısıtlamaların görüşmeler sırasında kaldırılmasıyla 9,4 milyon varile yükselmişti.

İran'ın kontrolü ve gemilerin takip sistemlerini kapatması

İran stratejik boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürürken Washington da İran limanlarına yönelik baskısını artırıyor. Tahran, boğazdan geçen gemilerden ücret talep etmeye çalışıyor ve belirlediği güzergâhtan kaçındığını öne sürdüğü gemileri hedef alma tehdidinde bulunuyor.

Bu nedenle gemilerin bir bölümünün takip sistemlerini kapatması, gerçek petrol akışının ölçülmesini güçleştiriyor. ABD yönetimi günlük petrol akışının hareketli ortalamasının yaklaşık 9 milyon varil olduğunu savunuyor. Bu rakam, takip şirketlerinin tespit ettiği en yüksek haftalık ortalamadan yaklaşık 1 milyon varil daha fazla.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, takip şirketlerinin aksine ABD'nin düzenlediği konvoylarda “her gemiyi ve taşıdığı yükü” bildiklerini söyledi.

ABD hükümeti ayrıca 24 saatlik bir dönemde yaklaşık 18 milyon varil petrolün boğazdan geçtiğini açıkladı. Çok sayıda geminin kısa bir zaman diliminde geçmesi halinde bu seviyeye ulaşılması mümkün olsa da mevcut takip verileri, günlük 18 milyon varillik akışın kalıcı biçimde yeni normal haline geldiğini doğrulamıyor.

Trump da ağustos ortasında Hürmüz'den muazzam miktarda petrol taşındığını açıklamıştı. Ancak Kpler ve Lloyd's List Intelligence verileri toplam akışın savaş öncesi seviyelerin hâlâ belirgin biçimde altında olduğunu ortaya koyuyor.


Washington, İran Cumhurbaşkanı'nın BM heyetindeki bazı isimlere vize vermedi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda konuşma yaparken (Arşiv - BM)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda konuşma yaparken (Arşiv - BM)
TT

Washington, İran Cumhurbaşkanı'nın BM heyetindeki bazı isimlere vize vermedi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda konuşma yaparken (Arşiv - BM)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda konuşma yaparken (Arşiv - BM)

Şarku’l Avsat’ın İran Haber Ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre  İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Halkla İlişkiler Genel Müdürü Habibullah Abbasi bugün (Salı) yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere yarın (salı) hava yoluyla New York'a gideceğini belirtti.

Öte yandan ABD, İran Cumhurbaşkanı'na eşlik eden heyetteki bazı isimlere giriş vizesi vermeyi reddetti. Resmi medya kuruluşlarının bugün (pazartesi) bildirdiği bilgiye göre Washington, heyette yer alan bazı kişilere vize vermedi.

IRNA, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın heyetinde yer alan bazı isimlere ABD vizesi vermeyi reddettiğini duyurdu. Vize verilmeyenler arasında Pezeşkiyan’ın medya ekibinden bazı üyelerin de bulunduğu belirtildi.