Ukrayna’daki yeni gerçekler, Avrupa’daki eski zorlukları hortlattı

Moskova ve Kiev arasındaki savaş üç yılı geride bıraktı

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia
TT

Ukrayna’daki yeni gerçekler, Avrupa’daki eski zorlukları hortlattı

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia

Christopher Phillips

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin üçüncü yıldönümü Avrupalı liderler arasında huzursuzluğun arttığı bir döneme denk geliyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupalılar ve Ukraynalılar olmadan Rusya ile Suudi Arabistan'da doğrudan görüşmelere başlama kararı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e verilen büyük bir taviz ve hem Brüksel hem de Kiev'e yapılan açık bir hakarettir. Trump'ın Vladimir Zelenskiy'e karşı açıkça görülen düşmanlığı ve seçim kampanyası sırasında vaat ettiği barış anlaşmasına ulaşma konusundaki ısrarı sadece Ukrayna’nın değil, uzun vadede Avrupa’nın güvenliği için de ciddi sonuçlar doğurabilir.

Yeni bir gerçeklik

ABD başkanı Donald Trump yönetiminin yeni yöneliminin bir sonucu olarak Avrupa, şubat ayında peş peşe siyasi şoklar yaşadı. Bunlardan ilki ABD’nin yeni savunma bakanı olan Pete Hegseth'in, ABD'nin artık ‘Avrupa'nın güvenliğinin birincil garantörü’ olmayacağını açıklamasıydı. Bu açıklamadan birkaç gün sonra ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Münih Güvenlik Konferansı sırasında Avrupa için ‘içerideki düşmanın Rusya ya da Çin'den daha büyük bir tehdit’ olduğunu söyledi. Vance daha da ileri giderek, Almanya’daki genel seçimler öncesinde aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideriyle görüşerek partiyi üstü kapalı olarak destekledi ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz'u kasıtlı olarak görmezden geldi.

Bundan sadece iki gün sonra Başkan Trump, eski Başkan Joe Biden yönetiminin Moskova'ya yönelik tecritçi politikasını tersine çevirerek, Putin ile uzun bir telefon görüşmesi yaptı. Bunu 18 Şubat'ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio liderliğindeki bir heyet ile Rus yetkililerin yer aldığı bir heyet arasında Ukrayna krizini görüşmek üzere Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'da yapılan toplantı izledi. Ukrayna ve Avrupa ülkeleri, tüm bu görüşmelerden dışlanmakla kalmadı, üstüne üstlük Trump bir de savaştan Moskova'yı değil, Kiev'i sorumlu tuttu. Hızını alamayan Trump, bununla da kalmayıp Ukrayna'da başkanlık seçimleri yapılması çağrısında bulundu. Trump’ın bu çağrısı, Putin'in uzun zamandır istediği bir senaryo olan Zelenskiy'nin görevden alınmasının önünü açabilir. Birkaç gün sonra Trump söylemini daha da sertleştirerek, Zelenskiy'i ‘diktatör’ olarak nitelendirdi.

ABD’nin politikasındaki bu sismik değişim karşısında Avrupa’nın önde gelen liderleri, Riyad'da dışlandıkları görüşmelerden bir gün önce Paris'te bir araya geldiler.

Bu gelişmeler birlikte ele alındığında, ABD-Avrupa ilişkilerinde temel bir değişime işaret ediyor. Trump, 2022 yılından bu yana birincisi Rusya'yı müzakerelerden dışlamak, ikincisi ise Ukrayna'nın geleceğine ilişkin her türlü karara Kiev'i de dahil etmek şeklindeki NATO stratejisinin iki ana dayanağını tersine çevirdi. Trump, Zelenskiy'i hedef alarak ve 2024 yılından beri ertelenen seçimler için bastırarak Kiev'in statüsünü zayıflatıyor. Riyad’daki toplantı, Washington'ın Ukrayna'nın kellesi üzerine bir anlaşma yapabileceği ve Kiev'i elverişsiz bir anlaşmayı kabul etmek ya da ABD'nin askeri desteğini tamamen kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmak arasında seçim yapmaya zorlayabileceği yönündeki endişe verici beklentiyi arttırdı. Daha da kötüsü, Trump'ın geçmişteki askeri yardımlara karşılık olarak Ukrayna'nın stratejik madenlerinden 500 milyar dolar elde etmek istemesi, Washington'ın Ukrayna'nın savunmasına olan derin bağlılığının geçmişte kaldığı hissini güçlendirdi.

Buna karşın Avrupa ülkelerinin çoğu, Ukrayna'yı Rusya'nın yayılmacı emellerine karşı ‘ön savunma hattı’ olarak görmeye devam ediyor. Onlara göre Putin tehlikesi Ukrayna ile sınırlı değil. Putin, Trump ile Ukrayna topraklarının büyük bölümünü elinde tutmak, Kiev'in NATO ya da Avrupa Birliği’ne (AB) üye olma olasılığını zayıflatmak ve Ukrayna'yı yeniden Rusya'nın nüfuz alanına sokmak için pazarlık yapmayı başarırsa bu, Moskova’yı Baltık bölgesinde ya da Doğu Avrupa'da benzeri adımlar atmaya cesaretlenebilir.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz ve Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 18 Şubat'ta Riyad'da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptıkları görüşmenin ardından bir toplantıya katıldılar (Reuters)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz ve Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 18 Şubat'ta Riyad'da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptıkları görüşmenin ardından bir toplantıya katıldılar (Reuters)

Avrupalıların Rusya ile Ukrayna arasında bir barış anlaşmasına varılmasını istediklerine şüphe yok, fakat bu sadece Ukrayna'nın kabul edeceği ve Avrupa'nın kapılarını Putin'e açmayacak olan bir anlaşma olabilir. Hegseth ve Vance'in yorumları işte bu nedenle endişe yaratıyor. Avrupalı güçler Ukrayna'yı desteklemelerine rağmen, ABD’nin desteğini çekmesi ve savaşın devam etmesi halinde, onun yerini alabilecek askeri imkanlara ve silahlara sahip değiller. ABD desteği olmadan Avrupa ülkelerinin asker konuşlandırılmasının, Rusya'yı gelecekteki saldırganlığından caydırmak için yeterli olup olmayacağı da sorgulanması gereken bir konu.

Eski zorluklar

ABD’nin politikasındaki bu sismik değişim karşısında Avrupa’nın önde gelen liderleri, Riyad'da dışlandıkları görüşmelerden bir gün önce Paris'te bir araya geldiler. Burada Kiev’i desteklemeye olan bağlılıklarını ve hem Ukrayna'nın hem de Avrupa'nın barış görüşmelerine katılma arzuları konusunda birlik içinde olduklarını gösterseler de eski bir mesele yeniden gündeme geldi.

Hem Trump’a hem de Putin'e sempati duyan sağcı popülistler tarafından yönetilen Macaristan ve Slovakya, Paris’teki toplantıdan dışlanmalarını kınarken, Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıyı, Trump'ın barış planını baltalamaya yönelik bir ‘loserlar (kaybedenler) toplantısı’ olarak nitelendirdi.

Rusya ve ABD’de sadece yönetimin karar verici olması, her ikisinin de nispeten net stratejiler ve politikalar geliştirmesine olanak tanırken, Avrupalılar bu avantaja sahip değiller. Çok sayıda karar vericiyle tek bir yol çizmeye çalışıyorlar. Öte yandan Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya savaş açması, İngiltere ile birlikte Avrupalı müttefiklerin Rusya’yı cezalandırmayı, Kiev'i askeri olarak desteklemeyi ve milyonlarca Ukraynalı mülteciye ev sahipliği yapmayı kabul etmesiyle, dikkate değer düzeyde bir yakın düşünmeye ve ortak stratejiye yol açtı. Almanya'nın savunma alanında harcamaları arttırma ve İngiltere'nin göçmen kabul etme konusundaki isteksizlikleri gibi eski alışkanlıkları kısa sürede terk edilirken, tüm kıta, yerel ekonomilerine olan yüksek maliyetine rağmen Rus gazına olan bağımlılığını azalttı.

Romanya'daki askeri tatbikatlar sırasında NATO birlikleri, 19 Şubat (AFP)Romanya'daki askeri tatbikatlar sırasında NATO birlikleri, 19 Şubat (AFP)

Ancak bölünme, Avrupa politika yapımının bir özelliği olmaya devam ediyor. Bu durum, Fransa'nın, Hegseth'in önerdiği gibi ABD'nin kendi birliklerini göndermekten kaçınması halinde, Kiev tarafından kabul edilecek herhangi bir barışı garanti altına almak üzere Ukrayna'ya Avrupa’dan askeri birlikler göndermeye istekli olduğu Paris’teki toplantıda açıkça görüldü.

Ancak bölünmüşlük hali bu tek politikadan daha derinlere kadar uzanıyor. Hem Trump’a hem de Putin'e sempati duyan sağcı popülistler tarafından yönetilen Macaristan ve Slovakya, Paris’teki toplantıdan dışlanmalarını kınarken, Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıyı, Trump'ın barış planını baltalamaya yönelik bir ‘loserlar (kaybedenler) toplantısı’ olarak nitelendirdi. İtalya da benzer şekilde ikircikli bir tutum sergiledi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre İtalya’nın popülist Başbakanı Giorgia Meloni, Putin'in hayranı olmasa da Trump'a yakınlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan nefreti ile biliniyor. Meloni, önceleri Ukrayna'yı desteklemiş olsa da Trump'ı planını diğer Avrupalı liderlerden daha fazla destekliyor olabilir. Slovenya gibi daha AB yanlısı ülkeler bile Paris’teki toplantıyı eleştirdiler. Çünkü toplantıda sadece AB üyesi büyük ülkeler ve İngiltere yer alırken, daha küçük ülkeler dışlandı.

İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana, Avrupa'daki NATO üyeleri savunmalarını ABD'nin varlığının devam edeceği ve ABD silah ve teknolojisine erişebilecekleri varsayımı üzerine inşa etmişlerdir.

Ukrayna konusundaki bu gerilimler birçok açıdan, Trump yönetiminin ABD'nin Avrupa kıtasındaki angajmanını azaltması halinde, Avrupa ülkelerinin yüzleşmek zorunda kalacağı daha büyük zorlukları yansıtıyor. Macaristan ve Slovakya dışında çoğu Avrupa ülkesi Rusya'ya karşı durmaya kararlı olsa da birçoğu kendi başlarına daha fazla sorumluluk almaktan kaçınıyor. Asker gönderme konusundaki isteksizliğin ötesinde, savunma harcamalarının arttırılmasına karşı da büyük bir direnç söz konusu. Portekiz, İspanya, İtalya, Belçika ve daha küçük devletler de dahil olmak üzere pek çok ülke, NATO'nun gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde ikisini savunmaya ayrılması hedefini karşılayamıyor. Almanya, Fransa ve İngiltere dahi savunmaya çok daha fazla harcama yapmıyorlar. Ancak İngiltere harcamalarını yüzde 2,5'ten yüzde 3'e çıkarma ihtimalini değerlendiriyor. Paris’teki toplantının en önemli sonuçlarından biri, AB üyelerinin AB mali kurallarını ihlal etmeden savunma harcamalarını arttırmalarına olanak tanıyacak yeni mekanizmalar yönünde ilerleme kaydedilmesiydi. Fakat bu, büyük çaplı yeniden silahlanma çabalarının ötesinde aşamalı değişikliklere yol açabilir.

ABD’siz Avrupa

Ne olursa olsun Avrupa hükümetlerinin karşı karşıya olduğu zorluğun küçümsenmemesi gerekiyor. Avrupa'daki NATO üyeleri, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana savunma stratejilerini, ABD'nin askeri varlığının ve onun silah ve askeri teknolojisine erişimin devam edeceği varsayımı üzerine inşa ettiler.

(AP)

Bunun sona ermesi halinde, yerine yenisini koymak yıllar alacak ve milyarlarca euroya mal olacak. Londra'da günlük yayımlanan Financial Times gazetesine göre eski ABD Başkanı Biden tarafından Baltık ülkeleri, Polonya ve Romanya'ya gönderilen 20 bin asker de dahil olmak üzere, Avrupa'da 90 bin ABD askeri bulunuyor. Hegseth'in öngörüleri gerçekleşir ve bu birlikler, silahlar ve teknoloji geri çekilirse, Avrupalıların bunların yerini doldurmak için GSYİH'lerinin yüzde ikisinden çok daha fazlasını harcamaları gerekecek. Trump'ın böylesine düzensiz bir şekilde çekilmesi Putin için cazip bir fırsat yaratacak. Bu da çekilmeyi önlemeyi ya da geciktirmeyi Avrupalı liderler için bir önceliğe dönüştürecek. Ukrayna konusunda Washington ile ilişkilerde hassas bir denge kurulması gerektiği ortada. Trump'ı Avrupa'dan hızlı bir şekilde çekilmekten alıkoymak için dikkatli olunması ve aynı zamanda, tercihen her ikisinin de masada yer aldığı herhangi bir çözümde, Avrupa’nın ve Ukrayna'nın hayati çıkarlarının korunması gerekiyor. Bunun etkili bir şekilde yapılabilmesi için de Avrupa'nın mümkün olduğunca birlik içinde olması gerekiyor. Bu ise Avrupa’nın Rusya tarafından 2022 yılında Ukrayna’ya savaş açılmasından ve hatta daha da öncesinden beri mücadele ettiği bir mesele.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.