Arap zirvesi ve büyük zorluklar

Trump'ın kısmi bir geri adım attığı gerçeğini göz ardı etmeden bölgesel çıkarları değerlendirmek gerekiyor.

Filistinli kızlar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc Mülteci Kampı’nda ramazan ayının ilk gününü kutlamak için geleneksel ramazan fenerini taşıyorlar 1 Mart 2025 (AFP)
Filistinli kızlar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc Mülteci Kampı’nda ramazan ayının ilk gününü kutlamak için geleneksel ramazan fenerini taşıyorlar 1 Mart 2025 (AFP)
TT

Arap zirvesi ve büyük zorluklar

Filistinli kızlar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc Mülteci Kampı’nda ramazan ayının ilk gününü kutlamak için geleneksel ramazan fenerini taşıyorlar 1 Mart 2025 (AFP)
Filistinli kızlar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc Mülteci Kampı’nda ramazan ayının ilk gününü kutlamak için geleneksel ramazan fenerini taşıyorlar 1 Mart 2025 (AFP)

Nebil Fehmi

Mısır Arap Cumhuriyeti'nin önerisiyle 24 saatten az bir süre sonra Kahire'de olağanüstü bir Arap zirvesi düzenlenecek. Ne yazık ki, zirve hazırlıklarını hep tarihi bir olay gibi tanımlayıp abartmak âdettendir. Bunlar, zirvelerin itibarını yitirmesine ve Arap kamuoyunda Arap iş birliğinin kapsamı ve etkinliği konusunda yaygın soru işaretlerinin ortaya çıkmasına neden olan abartılardır. Dolayısıyla Arap dünyası şimdi zirveden çok şey umuyor ve büyük zorluklar, genel kaygılar gölgesinde pozisyon ve icraatlar alanında bir sürpriz bekliyor.

 

Zirve 4 Mart’ta bu şüphelerin ve soruların gölgesinde yapılacak. Gazze'deki durum, Filistin davasının geleceği ve Filistinlilerin egemen bir devlet çerçevesinde kendi kaderlerini tayin hakkı konusunda bir dizi temel zorluğu ele alacak. Zirve ve ortaya koyacağı tutumlar, bir diğer önemli zorluğu, yani Arap dünyasının bölgesel siyasi rolünün korunması meselesini de çözecek.

Mısır, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki tüm Filistinlilerin sınır dışı edilip Mısır, Ürdün ve diğer ülkelere yerleştirilmesi, ABD'nin Gazze üzerinde belirsiz bir kontrolü olması ve burayı bir turizm bölgesine dönüştürmesi önerisine karşılık olarak bir zirve çağrısı yapmıştı. Bu öneriye her iki ülke ve hatta Arap dünyası dışından birçok ülke de şiddetle karşı çıkmıştı.

Arap toplantısına bu amaçla çağrı yapıldı ve öncesinde Riyad'da Amerikan önerisinde yer alan fikirleri derinlemesine ve kararlı bir şekilde ele almak, bunlarla yüzleşmek, kapsamlı bir yaklaşımla yanıt vermek amacıyla sınırlı bir istişare toplantısı gerçekleşti. Yeni yönetimle ikili ilişkilerin rahat bir şekilde sürdürülmesi yönündeki genel istek de dillendirildi.

Zirvenin, fikrinde direten Trump'ın yakın zamanda kısmi olarak geri adım atmış gibi göründüğü gerçeğini gözden kaçırmadan, bölgesel çıkarları, tarihi pozisyonları ve hukuki yaklaşımları değerlendirmesi gerekiyor. Bunun taraflara sunulan bir tavsiye olduğu, kimseye dayatılmayacağı da belirtilmeli.

Trump'ın alışılmadık yaklaşımının, önerilerinin rastgele ve iyi düşünülmemiş olduğunun kanıtı olduğunu düşünenler yanılıyor, çünkü bir Filistin devleti kurulması fikrini tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen derin stratejik hedefleri var ve bu aslında Netanyahu ve adamlarının hedefi. Ayrıca Filistinlilerin Gazze ve ardından Batı Şeria’daki demografik varlıklarının azaltılması da hedefleniyor. Trump'ın İsrail hükümetinin Filistinlilerin yerinden edilmesini teşvik etmeye yönelik yeni programı hakkındaki açıklamalarından hemen sonra, birkaç gün önce İsrail tankları 20 yıl sonra ilk kez Batı Şeria'ya girdi. Bunların hepsi, Netanyahu'nun Ortadoğu'nun şeklini değiştirmeye yönelik ilan ettiği politikanın bir parçası olarak atılan adımlar. Bu politika kapsamında, mutlak surette askeri güç kullanıldığına ve Lübnan ile Suriye'deki İsrail varlığının sürdürüldüğüne tanık olduk.

Zirvede, Mısır'ın yerinden edilmiş kişilerin sıkıntılarının hafifletilmesi, tüm Gazze’nin yeniden inşası, yeniden inşa süreci boyunca ve sonrasında yönetimi açısından Gazze'deki insani durumla başa çıkma planı ele alınacak. Aşamalı olarak uygulanacak bu detaylı plan, beklenen Arap katkısına rağmen bu çabanın uluslararası niteliğini teyit ediyor. Gazze ve yönetimi Filistin kimliğine bağlı kalıyor.

Hayırsever bağışçıların, taahhüt edilen projeleri hayata geçirmek için izleme veya takip komitelerinin bulunmasını da talep etmeleri mantıklı. Ne var ki, öneriyle ilgili en büyük siyasi zorluklardan biri, İsrail'in Gazze Şeridi'nin içinde ve dışında Hamas üyelerini hedef almaya devam etme tutumunun, İsrail'in gerektiğinde müdahale etme ve güvenlik konusunda en üst otorite olma hakkı ile ilgili ısrarının, ABD ile birlikte Hamas'ın Gazze Şeridi'nde herhangi bir siyasi veya güvenlik varlığına yönelik itirazlarının nasıl aşılacağı olacaktır.

Bazıları başka detaylı alternatifleri tercih etseler de Arap zirvesinin bu yaklaşımı açıkça desteklemesi gerekiyor. Zira stratejik hedef, Gazzeli Filistinlilerin insanca bir hayat yaşamasını sağlamaktır ki bu, herhangi bir detaydan çok daha önemlidir.

Mısır-Arap planının daha geniş ve derin bir çerçeveye oturtulmasını öneriyorum. Bunu önermemin nedeni de Trump'ın saydam önerisine uyum sağlamak değil, barış müzakerelerinin hem İsrail hem de Arap tarafında güvenilirliğini yitirmiş olmasıdır. Onları ciddi bir şekilde yeniden diplomatik arenaya çekmek, bir müzakere sürecini başlatan değil, çatışmaya nihai bir çözüm öneren teklifler ve argümanlar gerektiriyor. Yaklaşımın kapsamlılığı, Filistin arenasını, herhangi bir fraksiyon, hareket veya örgütü dışlamak veya resmi olarak tercih etmekle sınırlı kalmadan, bütünleşik bir halk olarak ele almamızı mümkün kılıyor. Bu, Gazze krizini, Filistin devletinin kurulmasını, İsrail ile Araplar arasında normal ilişkileri ve Arap-İsrail çerçevesini aşan bölgesel güvenlik düzenlemelerini bütünleşik ve birbiriyle bağlantılı bir şekilde ele alan bir öneri anlamına geliyor. Güvenlik düzenlemeleri hariç, bu konuların tamamı daha önce kısmen gündeme gelmişti.

Tarafların açıkladıkları pozisyonları ciddiye aldığımızda, Filistinlilerin temel taleplerinin “1967 sınırları” içinde egemen bir Filistin devleti, her ikisinin taleplerinin ise her iki taraf için de çatışmayı sonlandırma ve barışı sağlama olduğu görülür. İsrail, özellikle ikili ve bölgesel ilişkilerin genişletilmesi, Arap dünyasıyla ilişkilerinin normalleştirilmesi ve Ortadoğu'da güvenliğin pekiştirilmesi ile ilgileniyor. Bu nedenle, başta İsrail ve Filistinliler olmak üzere, bölgesel tarafların baştan itibaren tüm unsurları ile mutabık olduklarını beyan ettikleri, BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanacak, yani BM ve Güvenlik Konseyi üyeleri olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’nin kabul edeceği kapsamlı bir öneride bulunuyorum. Öneri dört unsur içeriyor:

  1. Üç yıl içinde uygulanması planlanan Gazze'nin uluslararası ve Arap dünyası tarafından yeniden inşasına ilişkin Mısır planının kabul edilmesi, teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulması ve uygulamaları denetleyecek uluslararası bir komitenin oluşturulması.
  2. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin beş yıl içinde kurulmasını öngören eylem planının, küçük, uygulanabilir değişikliklerle uygulamaya konulmasının onaylanması.
  3. İşgalin sona ermesinin ardından Arap-İsrail ilişkilerinin normale dönmesini öngören 2002 Beyrut Arap Zirvesi kararlarının hayata geçirilmesi.
  4. İşgalin sona ermesiyle birlikte, öncelikle kriz yönetimi, çatışmaların çözümü, bölgesel güvenlik ve silahsızlanma olmak üzere üç temel üzerine kurulu bir bölgesel güvenlik birliğinin kurulması.

Öneri iddialı olup, kabulü Arap liderlerinin uluslararası alanda pozisyon alma, harekete geçme ve etki etme konusundaki güven ve güçlerini yansıtıyor. En üst düzeyde acil diplomatik takip gerektiriyor. Ayrıca, açıklanan tüm talepleri bir arada ele alması nedeniyle hem daha cazip hem de açıklanan tüm talepleri karşıladığı için tarafların gerçek pozisyonlarını açığa çıkaracak bir öneri. Kendisini reddetmek, barışa bağlı olmamak ve gayrı meşru bir kontrol emeli taşımak anlamına geliyor. Bu da beni Arap zirvesinin çok büyük zorluklarla karşı karşıya olduğunu bir kez daha tekrarlamamaya sevk ediyor.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.