Kahire'den Lapid'in Gazze Şeridi’ni Mısır'ın yönetmesi önerisine ret

Yair Lapid'in Gazze Şeridi’yle ilgili önerisinin en büyük faydalanıcısı İsrail

Refah Sınır Kapısı’nda Gazze Şeridi sınırının Mısır tarafında insani yardım taşıyan kamyonlar, 2 Mart 2025 (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nda Gazze Şeridi sınırının Mısır tarafında insani yardım taşıyan kamyonlar, 2 Mart 2025 (AFP)
TT

Kahire'den Lapid'in Gazze Şeridi’ni Mısır'ın yönetmesi önerisine ret

Refah Sınır Kapısı’nda Gazze Şeridi sınırının Mısır tarafında insani yardım taşıyan kamyonlar, 2 Mart 2025 (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nda Gazze Şeridi sınırının Mısır tarafında insani yardım taşıyan kamyonlar, 2 Mart 2025 (AFP)

Amr İmam

İsrail'de ana muhalefet lideri Yair Lapid’in, Mısır'ın dış borçlarının silinmesi karşılığında Gazze Şeridi’nin idari ve güvenlik sorumluluklarını üstlenmesi önerisi, başta kulağa cazip gelebilir. Ancak Mısır'ın kabul etmesi halinde karşılaşacağı riskler göz önüne alındığında bu öneri bir hayalden öteye geçemiyor. Kahire ise akıllıca ve proaktif bir hamleyle Lapid’in önerisini reddetti.

Lapid'in önerisi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze'nin kontrolünü devralma ve ‘Ortadoğu'nun Rivierası’ yapma girişimiyle paralellik gösteriyor. Öte yandan İsrail’in ana muhalefet liderinin önerisi, Trump'ın istediği gibi savaştan zarar gören Gazzelilerin yerinden edilmesini öngörmese de İsrail'in bir güvenlik sorunu olarak gördüğü Gazze Şeridi’nden kurtulması ve yükün bölge ülkelerine kaydırılmasıyla aynı sonucu doğuracak.

Lapid'in Gazze Şeridi ile ilgili önerisi, İsrail’in Gazze’de yarattığı karmaşayı düzeltme sorumluluğundan tamamen kurtulma ve bu görevi Mısır'ın üstüne yıkma fırsatı verdiğinden bunun en büyük faydalanıcısı İsrail oluyor. Öneri, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde bir Filistin devleti kurulması projesini 15 yıl süreyle askıya alınmasını öngörüyor. Bu, aynı zamanda Lapid’in Mısır'ın Gazze Şeridi'nin yönetimini devralması için önerdiği süre.

Körlemesine bir anlaşma

Daha önce de Gazze Şeridi’ni yöneten Mısır, 1948'den 1956 yılına kadar ve 1957'den 1967 yılına kadar bölgeyi askeri olarak kontrol etti. Ancak bu kontrol Arap-İsrail çatışmasından kaynaklanıyordu ve öncelikle Arapların ve Filistinlilerin çıkarlarına hizmet etmeyi amaçlıyordu.

Bugün Gazze Şeridi’nin Mısır tarafından yönetilmesi sadece İsrail'in çıkarlarına hizmet edecek ve ekonomik krizle boğuşan Mısır'a olası mali kazançlardan çok daha fazla zarar verecektir. Gazze Şeridi'ni kontrol eden Hamas Hareketi, İsrail ile varılan mevcut ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana geçen süreçte savaş sonrası Gazze'nin önemli bir parçası olmaya devam edeceğini defalarca kez gösterdi. Hamas, İsrail'in Gazze'de 15 aydır sürdürdüğü savaşın kendisini zayıflatmayı başaramadığına dair açık bir mesaj vermek amacıyla, her yeni esir takasında askeri geçit törenleri ve güç gösterileri düzenledi.

Mantıken, İsrail'in Hamas’ın üyelerine, altyapısına ve Gazze'deki tünel ağına yönelik yoğun saldırılarının onun gücünü önemli ölçüde zayıflatması gerekiyordu.

İsrail, ordusunun 15 aylık savaş boyunca yapamadığını yapabilecek başka bir ülke arıyor gibi görünüyor.

Ancak Hamas, Gazze Şeridi'ndeki büyük yıkıma rağmen olağanüstü bir toparlanma ve yeniden örgütlenme becerisi gösterdi. Dahası, Gazze'deki kitlesel yıkım ve Gazzelilerin umutlarının tükenmesi, Hamas’a yeni katılımları cezbettiğinden onu daha da güçlendireceği kesin.

Mısır'ın Gazze'nin kontrolünü devralması ve Mısır askerlerinin ve polisinin Filistin topraklarında konuşlanması onu, geçmişte Gazze'de herhangi bir yabancı gücün varlığını bir saldırı eylemi olarak göreceğini defalarca kez açıklayan Hamas ile karşı karşıya getirecektir.

Hamas yetkililerinden bazıları, son haftalarda Hamas’ın Gazze'deki sivil işlerin İsrail’in yürüttüğü savaşın sona ermesinin ardından oluşturulacak bir Filistin yönetimine devredilmesini kabul edebileceğini ima ettiler. Böyle bir yetki Hamas'a silahlarını muhafaza etme ve Lübnan'daki Hizbullah'a benzer şekilde gölgede kalma şansı verir.

cdvfgbh
Gazze Şeridi sınırı yakınlarında konuşlu İsrail tankları, 2 Mart 2025 (Reuters)

Ancak bu senaryo, her ikisi de Hamas'ın Gazze'deki varlığını tamamen sona erdirmek isteyen İsrail ya da ABD için kabul edilebilir değil. Ancak İsrail muhalefet lideri Yair Lapid'in önerisiyle İsrail, ordusunun Hamas'ı yok etmek, Gazze'deki varlığını sona erdirmek ve İsrail'in Hamas'tan kurtulmasına yardımcı olmak gibi 15 aydır yürüttüğü savaş boyunca yapamadığını yapabilecek başka bir ülke arıyor gibi görünüyor. Mısır da bunu kategorik olarak reddediyor.

B Planı

Yair Lapid, 25 Şubat'ta Washington'da muhafazakâr eğilimli Demokrasileri Savunma Vakfı'nda yaptığı konuşmada, Mısır'ın Gazze'nin kontrolünü devralması önerisini ortaya attı.

Bu gelişme, Trump'ın Filistin bölgesine yönelik planına alternatif oluşturmayı amaçlayan Mısır'ın Gazze'nin yeniden inşasına yönelik planını görüşmek üzere bazı Arap ülkelerinin liderinin Riyad'da bir araya gelmesinden birkaç gün sonra ve yarın (4 mart) Kahire'de yapılması planlanan ve muhtemelen Mısır’ın söz konusu planının görüşülüp onaylanacağı Arap Birliği Olağanüstü Zirvesi’nden birkaç gün kala yaşandı.

Mısır’ın planı, özellikle Hamas'ın Gazze’de savaş sonrası dönemin ayrılmaz bir parçası olmak istemesi nedeniyle, finansman ve Gazze'nin yönetiminin geleceği konularında bazı zorluklarla karşı karşıya.

Zirvede bir araya gelen Arap liderler, Mısır'ın planını onaylarlarsa, ABD ve İsrail’in Gazze'yi boşaltmayı ve kontrol etmeyi öngören planları karşısında Arap ülkelerinin ortak tutumunu teyit eden güçlü bir mesaj vermiş olacaklar. Aynı zamanda işgal altındaki Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi'nde bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının başlangıcı olarak Gazze'nin iki milyondan fazla sakinini topraklarında tutmanın önemine yönelik Arap ülkelerinin desteğini de ortaya koyacak.

fvgtrhy
İsrail’de ana muhalefet lideri Yair Lapid Knesset'te (İsrail parlamentosu) konuşma yaparken, (AP)

Mısır'ın planı, savaş nedeniyle harabe dönmüş olan Gazze'nin, Gazzelileri yerinden ya da tahliye etmeden yeniden inşa edilmesini öngörüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Gazze Şeridi’ni üç bölgeye ayıran ve yeniden inşasını aşamalı olarak Gazze’nın güneyinden başlayarak, sonra orta kesimlerine ve son olarak da kuzeyine doğru ilerlemesi öngörülen plana göre Gazze'nin içinde güvenli bölgeler oluşturulacak ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere elektrik ve içme suyuna sahip mobil evler kurulacak. Plan çerçevesinde ayrıca beş yıl kadar sürmesi beklenen yeniden inşa sürecinde, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah şehrinden kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’na kadar yeniden inşaya hazırlık olarak yüz binlerce ton moloz da kaldırılacak.

Halat çekme yarışı

Mısır'ın planı, özellikle Hamas'ın savaş sonrası dönemin ayrılmaz bir parçası olmak istemesi nedeniyle, finansman ve Gazze'nin yönetiminin geleceği konularında bazı zorluklarla karşı karşıya. Basında yer alan haberlere göre Mısır, planın Trump'ın onayını alabilmesi için Hamas'a geri çekilmesi yönünde baskı yapıyor.

Ancak Gazze'deki varlığına son vermesi ve Gazze halkına onsuz bir gelecek sunması gerektiğine dair bölgesel ve uluslararası fikir birliği göz önüne alındığında, seçenekleri sınırlı olsa da hareketin kolay kolay geri adım atması beklenmiyor.

Trump’ın İsrail’e Gazze’de istediği gibi hareket etmesi için yeşil ışık yakması ve savaşa yeniden başlama seçeneğini masaya koyması nedeniyle Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki varlığını sürdürmesi, mevcut ateşkesin çökmesi riski yaratırken sivillere yönelik daha geniş çaplı bir katliama kapıyı aralıyor. İsrail içinde ise özellikle Hamas'ın elindeki son İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasının ardından, daha önce savaşın hedefleri arasında açıklanan; Hamas'ı ortadan kaldırma hedefine ulaşılmasını isteyen aşırı sağcı siyasetçiler tarafından savaşa devam edilmesi yönünde baskılar artıyor.

Çatışmaların yeniden başlaması İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun da çıkarlarına hizmet edebilir. Çünkü bu durum koalisyon hükümetini bir arada tutmasına ve dağılmasını engellemesine yardımcı olabilir.

Tüm bu faktörler, İsrail'in siyasi çıkarlarına ve daha fazla Filistinli kanı dökme arzusuna hizmet etmek için Gazze'deki ateşkesi bozma olasılığını güçlendiriyor. Çatışmaların yeniden başlaması aynı zamanda İsrail'in Gazze'deki yakıp yıkma politikasına da hizmet ederek, bağımsız bir Filistin devleti kurma girişimlerini engellemek amacıyla Batı Şeria'nın geri kalanını da kademeli olarak ilhak etmesinin önünü açacaktır.

Ancak tüm bu planların, bağımsız bir Filistin devleti kurulması hayalini ortadan kaldırmak isteyenlerle onu canlı tutmak isteyenler arasındaki nüfuz mücadelesi karşısında kolay pes etmeyecek olan Mısır ve Arap ülkelerinin güçlü direnişiyle karşılaşması bekleniyor.

Kahire'de yapılması planlanan Arap Birliği Olağanüstü Zirvesi, Arap devletlerinin bu mücadeleyi sonuna kadar götürme kararlılığının ilk gerçek sınavı olacak.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.