Irak’ta siyasi sistem için mi yoksa yönetim sistemi için mi korkuluyor?

Irak ‘nihai bir ezici gücü’ beklerken

Irak Temsilciler Meclisi (Reuters)
Irak Temsilciler Meclisi (Reuters)
TT

Irak’ta siyasi sistem için mi yoksa yönetim sistemi için mi korkuluyor?

Irak Temsilciler Meclisi (Reuters)
Irak Temsilciler Meclisi (Reuters)

İyad el-Anber

Irak, geçtiğimiz yıl boyunca ülkedeki egemen sınıfın sonunun ne zaman geleceğini tartıştı. Ortaya atılan senaryolardan biri otoriter güçleri yerinden edecek ve nüfuzlarını silecek ‘nihai bir ezici gücün’ gelmesini öngörüyordu! 2024 yılı sona erer ermez, iktidardaki güçlerin liderleri ve onların çevreleri, ‘nihai ezici güçle’ ve onun gelmesi beklenen tarihin geçmesiyle alay etmeye başladılar.

Ancak mevcut egemen sınıfın yerine nihai ezici gücün gelmesi senaryosunun benimsenmesi, Irak’taki siyasi değişimin hayalci bir şekilde romantikleştirilmesinin ötesine geçmiyor. Ortadoğu’da 7 Ekim 2023'ten sonra başlayan tufan ve Donald Trump'ın yeniden ABD başkanı olarak seçilmesi, Irak'ın bölgesel güç dengesindeki değişim fırtınasındaki konumunun ve bunun Irak'taki iç siyasi durum üzerindeki etkisinin yeniden hesaplanmasını zorunlu hale getirdi.

Otoriter güçlerin açıklamalarında, Irak'ta 2003 yılında sonra Amerikalılar tarafından yaratılan siyasi değişimin yol açtığı kaosun dayattığı eski denklemin bir parçası olduklarından, bölgedeki değişim rüzgarlarının kendilerini de kapsayacağı hipotezinin tartışılmasını reddeden bir inançsızlık ve inkar hali söz konusu. Ayrıca bu durum, İsrail'in Lübnan'da Hizbullah'a karşı başlattığı savaş ve Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ardından başını çektiği direniş ekseninin belinin kırılmasıyla geri çekilmeye ve fırtınaya boyun eğmeye başlayan İran ekseniyle de ilişkili.

Ancak siyasi güçlerin liderleri, yaklaşan seçimler hakkında konuşmak ve siyasi anlaşmazlıklarını tartışmakla meşguller. Ramazan ayında siyasi görüşmelerde ekran yıldızlarına dönüşen liderlerin açıklamaları sosyal medya platformlarında siyasi tartışmalara konu oluyor. Ancak hiçbiri bölgesel ve uluslararası gelişmeler çerçevesinde Irak'ın geleceğini ve Ortadoğu'da yaşanan güç mücadelelerinin ve ABD Başkanı Trump'ın dayatmak istediği ekonomik anlaşmaların etkilerinden uzak kalıp kalmayacağını tartışmıyor.

Ölüm döşeği

Irak’ta 2003 yılından sonra yönetimin dizginlerini ele geçiren siyasi sınıf, sadece başarısız bir devlet kurulmasını sağlayabildi. En kötüsü, bu başarısız devleti bile belirli bir başarısızlık ve kırılganlık düzeyinde tutamadı. Hatta eski rejimin kalıntılarının ‘paralel devlete’ dönüşmesinin yolunu açtı. Dolayısıyla siyasi sistemin temel görevi bir yandan eski rejimin kalıntılarını yok ederken diğer yandan onun enkazı üzerinde ağlamanın ötesine geçemedi.

Irak'ta 2003 sonrası kurulan yönetim sistemi, ölümle pençeleşen hasta bir adama benzese de kimse onun artık ölmesini istemiyor! Çünkü tüm siyasi partiler, bu ölüm döşeğindeki hasta adamın servetini ve kaynaklarını kendi aralarında uzlaşarak paylaştıklarından onun hasta yatağında kalmasından faydalanıyor. Eğer ölürse, miras payları ve miktarı değişecek ve kimin meşru olarak en büyük paya sahip mirasçı olduğu ve kimin mirası kaybettiği konusunda asıl mücadele başlayacak.

Şu an Irak'ta 2003 sonrası kurulan siyasi sistemin komaya girdiği aşamadayız. Bu sistemin dayandığı temeller, siyasi güçler ve liderleri tarafından katledildi. Seçimler işlevini yerine getiremez hale geldi. Anayasa, etkisiz hale geldi. Rejim değişikliğinin en önemli kazanımı olarak övündüğümüz kamu özgürlükleri bile hükümet ve güç sahipleri tarafından kısıtlanır oldu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Devlet olmadan demokrasi olmaz, ancak bu denklem Irak’taki siyasi sınıfın düşünce dünyasında hiçbir şekilde yer almıyor. Çünkü ne demokrasiye ne de devlete inanıyorlar! Siyasi sınıfın liderlerinin egemen olduğu ve halkın kararına el konulduğu bir demokrasi dünyanın hiçbir yerinde yok.

Dr. Amir Hasan Feyyaz bu durumu şöyle özetliyor:

“Geçiş fırsatı kaçtı. Otorite sahibi bir devlet yapısından, onu ortadan kaldıran, otoriter çeşitliliklerin oluşturduğu bir devlet yapısına geçtik! Başka bir deyişle, demokratsız bir demokrasi inşa etme sloganı altında ve yazarları tarafından yönetilen, ama yazarlarını yönetemeyen bir anayasa kullanarak üniter totalitarizm yönetiminden çoğulcu totalitarizm yönetimine geçtik.”

Yönetici sınıfındaki elitler devleti cüceleştirmek için var güçleriyle çalıştılar. Ancak şimdiye kadar, yöneten ve yönetilen arasında güven olmadan yönetim, güç ve nüfuzun sadece yıkıma yol açabileceğini ve iktidardakilerin kaderinin tiranlar ve diktatörlerden farklı olmayacağını anlayabilmiş değiller. ABD ordusu, Saddam Hüseyin rejimini, ancak Iraklılar onu desteklemekten vazgeçtiğinde devirebildiler. İnsanlar diktatörlerin elinde her gün zulüm görmeyi ya da yolsuzluk ve kaos nedeniyle aşağılanmayı kabul etmezler. Vatanseverlik ve vatan savunması gibi kavramlar, bunları dile getirenler tarafından iktidarda kalmak için halkını köleleştirmek ve onların kanıyla ticaret yapmak için kullanılırsa boş sloganlara dönüşür.

Sistemi kim koruyor?

“Siyasi sistemi kim koruyor?” sorusunun yanıtı üzerinde henüz uzlaşılmış değil. Hatta verilen yanıtlar, devlet kavramına ve onu kimin koruduğuna ilişkin siyasi şizofreniyi yansıtıyor! Şii siyasi liderler, Haşdi Şabi Güçlerinin siyasi sistemi korudukları fikrini savunuyor. Kürtler ise Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) federalizm deneyimini koruyanların iç güvenlik güçleri olan Peşmergeler olduğundan bahsediyor. Hükümet sistemine meşruiyet kazandıran topluma ya da ulusal mutabakatı somutlaştıran ve işlevi örgütlü şiddeti tekeline almak olan güvenlik kurumlarına gelince, kimse onlardan bahsetmiyor!

xcdfgh
Bağdat'ın merkezindeki Tahrir Meydanı'nda düzenlenen bir gösteri sırasında Irak bayrağını sallayan bir protestocu, 1 Ekim 2023 (EPA)

Haşdi Şabi Heyeti Başkanı Falih el-Feyyad, kısa bir süre önce bir televizyon kanalına verdiği röportajda Haşdi Şabi'nin sadece askeri bir oluşum olmadığını söyledi. Aksi takdirde ordu ve polisten ayrı bir yapı olarak kalmasının bir gerekçesi olmayacağını ifade eden Feyyad, “Haşdi Şabi artık Irak'ın ve onun geleceğinin savunulması için mutlak bir gerekliliktir” ifadelerini kullandı. Feyyad'ın açıklamasına benzer açıklamalar daha önce de yapılmıştı. Öyle ki bu sözler birçok Şii siyasi lider için bir kalıplaşmış bir ifadeye dönüşmüş durumda ve bu söylem, Şii siyasi güçlerin kamuoyu, kendilerini koruyan güçlü bir silahın varlığı olmadan yönetim deneyimlerinin sürdürülemeyeceğine ikna olana kadar tekrarlandı. Buradaki paradoks ise Haşdi Şabi’nin bir devlet kurumu olması ve kamu bütçesinden finanse edilmesine rağmen görevinin belirli siyasi aktörlerin güç ve nüfuzlarının devamını sağlamak ve onlara seçim kayırmacılığı sağlamak için resmi güvenlik kurumlarına paralel bir yapı olmasıdır.

Feyyad'ın açıklamasına benzer açıklamalar daha önce de yapılmıştı. Öyle ki bu sözler birçok Şii siyasi lider için bir kalıplaşmış bir ifadeye dönüşmüş durumda ve bu söylem, Şii siyasi güçlerin kamuoyu, kendilerini koruyan güçlü bir silahın varlığı olmadan yönetim deneyimlerinin sürdürülemeyeceğine ikna olana kadar tekrarlandı.

Irak’ta 2003 sonrası kurulan siyasi sistemi koruma fikri, artık siyasi elitleri ve Haşdi Şabi’yi yönetme meselesine indirgenmiş durumda. Geldikleri ailelerin, dini sembollerin ve yüksek mevkilerde bulunmanın kendilerini devlet adamı yaptığına inanan hükümetteki isimleri siyasi oligarklara dönüştüren iktidar sisteminin ve iktidardakilerin siyasi kabul edilebilirliği göz ardı ediliyor. Yolsuzluk, silah ve kaos üçlüsüne dayalı bir yönetim sistemi kuran bu kombinasyon, gücü merkezileştirmeyi, ülkenin zenginliklerini kontrol etmeyi, devlet kurumlarına hükmetmeyi ve bunları parti derebeyliklerine dönüştürmeyi başarmış, ancak halkın güvenini kazanamamıştır.

Tam da bundan dolayı, siyasi nüfuzunun ve ekonomik çıkarlarının tehdit altında olduğunu düşündüren herhangi bir dış tehdit karşısında yenik düşüyorlar. Çünkü ‘devlet de devlet dışı olan da benim’ ikileminde hayatta kalmaya çalışıyorlar.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.