Ulus-devlet ve dini gruplar

Parçalama, bölme ve ayırma girişimleri, yetkinlikleri çökertmekte ve insan grupları arasında yersiz engeller yaratmaktadır

Mezhepçilik bir hastalıktır, bir tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir ilettir (Sosyal medya)
Mezhepçilik bir hastalıktır, bir tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir ilettir (Sosyal medya)
TT

Ulus-devlet ve dini gruplar

Mezhepçilik bir hastalıktır, bir tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir ilettir (Sosyal medya)
Mezhepçilik bir hastalıktır, bir tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir ilettir (Sosyal medya)

Mustafa Feki

(Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi soylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstününüz en çok takva sahibi olanınızdır). Yaratıcı, herhangi bir dini grubu veya mezhebi ayırmadan istisnasız bütün insanlara böyle hitap etmiş. Dahası bu yüce ayet, genel ve soyut bir tarzda, bütün zaman ve mekanlarda insana hitap etmekte ve Yüce Yaratıcının katında yarattıkları arasında mutlak eşitlik olduğunu ifade etmektedir. Ayrıcalık ve farklılığın tek ölçütünün sadece takva olduğunu vurgulamaktadır. Takvaysa, doğru yolda yürümek, fanatik olmayan ve ırkçılığı reddeden normal bir hayat yaşamak demektir. Üstelik Kuran-ı Kerim bu ilahi çağrıyı sadece Müslümanlara özgü kılıp başkalarını dışlamamıştır. Bilakis, bunu vatanları, dinleri ve aidiyetleri ne olursa olsun bütün insanlara yönelik mutlak bir çağrı kılmıştır. Dolayısıyla mezhepçilik toplumsal bir göstergedir, bir mezhep ile diğer toplumlar arasındaki bir ayrıcalık değildir.

 

 Özellikle bu Ramazan ayı ve oruç günlerinde vicdanlarımızdan eksik olmaması gereken üç eksenle bağlantılı bu anlamları hatırlıyoruz. Birinci eksen, Müslümanlar için oruç ayı, Hristiyanlar için Paskalya ve Yahudi bayramlarının yarattığı manevi ivme etrafında dönüyor. Üçü de semavi dinlerin, yeryüzü medeniyetlerinin, insanlık için zaman ve mekanda büyük sıçramalara ve niteliksel değişimlere yol açan insani bir doğaya sahip kültürlerin tebliğ ettiği tevhit dininin kurucusu Hz. İbrahim'in evlatlarıdır. Dolayısıyla ben de tarihçilerin, araştırmacıların ve din adamlarının büyük çoğunluğuyla aynı kanaatteyim; mezhepçilik bir hastalıktır, tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir illettir. İnsani yönlerle hiçbir bağlantısı olmayan ırksal fikirlere dayandığından, insanlar arasında öznel gerekçelerle işe yaramaz ayrım türleri yaratmaktadır.

Hepimiz özgür yaratıldık ve doğduğumuz anda zihnimize hiçbir despotizm veya baskı prangası vurulmadı. Ama olan şu ki, hayatın açgözlülüğü, iniş çıkışları, insanın eğilimleri ve hatta günümüzdeki nefret söylemi, şu anda tanık olduğumuz bulanık tabloyu yarattı. Mutlak bir ayrımcılık olmaksızın, milletler ve kabileler oluşturmak üzere dallanıp budaklanan insan grupları ve ırklar arasındaki ilişkileri kapladı. Yahut geleceğe el koydu veya ırkçı ayrımcılığı ve nefrete dayalı bölücülüğü temel alan keyfi kararlara yol açtı. Arap milleti ve belki de İslam ümmeti, mezhepsel ayrışmalarla ve insani birliğe yönelik şiddetli darbelerle boğuştu ve boğuşuyor. Örneğin Endülüs’te şehir devletleri kuruldu ve bunun sonunda Endülüs’ü kaybettik, Araplar ve Müslümanlar İber Yarımadası'nı terk ettiler. Yahudilerin de İspanya'yı terk etmek zorunda kaldığı, bölünme nedenleri ve ihtilaf unsurları ortaya çıkana kadar, güneydeki İslam ülkelerinin onlara kucak açtığı bu felaket için herkes gözyaşı dökmeye devam etti.

İkinci eksen, saf ırk ve Tanrı'nın seçilmiş halkı hakkındaki yanlış konuşmalarla ilgilidir. Aynı inanç içerisinde bile dinsel ayrılıkların acı sonuçlarına tanık olduk. Doktrinler çoğaldı, mezhepler çeşitlendi ve karşımıza bir doktrin mozaiği çıktı. Oysa kutsal kitaplardaki ilahi söylem, genel olarak insanlara ve hiçbir ayrım veya dışlama olmaksızın bütün halklara hitap etmektedir. Dahası mezhepçilik, köken ve köklerinde birleşen, sadece dallarında ve yorumlarında farklılık gösteren tek dini, gruplara ve mezheplere bölmeye çalışan bir kerteye varmıştır. Ortaçağ Avrupası manevi ve dünyevi otoriteler arasındaki çatışmalarla boğuştuysa, İsa Mesih'in (a.s.) mahiyetine yani tanrı mı insan mı olduğuna dair manevi bakış açılarında anlaşmazlık yaşadıysa, İslam ümmeti de meşhur hakemlik olayından sonra Sünni-Şii ayrışmasından büyük zarar gördü. Halbuki her iki büyük mezhep de tek ilah inancını, Kuran-ı Kerim'i, İslam'ın beş şartını paylaşıyorlar ve namazlarında aynı yöne yöneliyorlar. Yetmezmiş gibi iki mezhep kendi aralarında da gruplara ve fırkalara ayrıldılar. Bunlar da, birleştiren ve ayırmayan, birleştiren ve dağıtmayan tevhit ışığının ışığında ortak mesajın özünü kavramamış, dinsel bütünleşmenin kıymetini bilmeyen uzak kollara bölündüler.

Üçüncü eksen mezhepçiliğin halklar ve toplumlar üzerindeki olumsuz etkileriyle ilgilidir. Bu durum kaçınılmaz olarak parçalanma, bağlılıkların üretilmesi, gerekçesiz ve yararsız bölünmelerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Mezhepçilik, toplumlar arasında yayılan ve istikrarın özünü kemiren bulaşıcı bir hastalıktır. Siyasi çekişmelere dönüşen dinsel ayrılıklara kapıyı aralamakta, böylece ümmetin dokusunu parçalamakta, yanlış mantık ve saçma fikirlerle nesillerin geleceğini tehdit etmektedir.

Burada açıkça kaydediyorum ki, başka bir şey değil, sadece bilinen tezahürleriyle, hukuki ve siyasi güvenceleriyle, yarattığı kültürel iklimle ve besleyici toplumsal çevresiyle modern devletin doğuşu, bunların hepsi, gerektiğinde taraflar arasındaki uçurumu kapatmaya ve anlaşmazlıkları çözmeye yetebilir. Bu bağlamda, insan gruplarının doğal gelişimleri sonucu ortaya çıkan ve nihai biçimine ulaşan, çağdaş uluslararası ilişkilerin doğasına en uygun, en istikrarlı tarihsel bir veri olarak ulus-devleti ifade etmektedir. Bu nedenle mezhepsel temelde parçalama, bölme ve ayrıştırma çabaları, yetkinlikleri çökertmekte, insan toplulukları arasında haksız engeller yaratmakta ve aynı zamanda milli birliği bozmaktadır. Arap haritasında Lübnan'ın 1943 Anayasası'yla başlayan, ardından yarım asırdan fazla bir süre sonra Taif Anlaşması ile geliştirilen, bu güzelim kadim ülkenin ağır bir bedel ödeyeceği kanlı bir iç savaşa yol açan mezhepsel ayrışma sonucu ne kadar büyük acılar çektiğini hatırlayabiliriz.

Irak da, 1920'de İngilizlerin Sünnilerle, 2003'te de Amerikalıların Şiilerle iş birliği yapması dışında hiçbir gerçek gerekçesi olmayan mezhepçilik belasından çok çekti. Yani mezhepsel dinsel ayrışma, her zaman herkesin, hatta bulundukları ülkelerdeki Yahudi azınlıkların da katıldığı Arap-İslam medeniyetinin himayesinde kalmış bölgeye yabancıdır. Dolayısıyla bu ayrışmalardan bahsetmek saçmadır.

Yeni Suriye devriminin, mezhepler arası eşitlik ilkesini benimseme ve mezhepsel, dinsel ve etnik ayrışmalardan uzak durma kararlılığını her zaman vurguladığına dikkat çekelim. Araplar ve Kürtler aynı medeniyetin, aynı ortak kültürün çocuklarıdır. Arap ve İslam dünyasındaki tüm azınlıklar aynı dokunun parçasıdır; hatta Farslar, Türkler, Kürtler ve Berberiler ulus-devletin birliği çerçevesinde bir çoğulculuk buketi oluşturmaktadırlar. Mezhepsel ayrışma, kapsayıcı, güçlü, istikrarlı, huzursuzluk ve sorunlardan uzak yaşayan modern devletler yaratmaz. Asıl olan, tek ulus-devleti bölünmeyi bilmeyen, parçalanmayı kabul etmeyen eşsiz bir alaşım haline getiren insani kaynaşma ve insani bütünleşme halidir.

Burada Arap Hristiyanların milliyetçi hareketin öncüleri, birlik davetçileri ve kalıcı bütünlüğün savunucuları olduğunu hatırlatmalıyız. Nitekim Filistin meselesindeki tutumları ve Arap direniş hareketlerine verdikleri destek, dillendirilen bölünmelerin güvenilemeyecek, temel olamayacak hayali bölünmeler ve suni oluşumlar olduğunu göstermektedir.

Bu gözlemlerimizi, son on yıllarda Arapların, ulus-devlete yönelik tecavüzler, ithal fikir ve inançlar lehine onun özelliklerini yok etme çabaları sonucunda yaşadıkları acıların ve ödedikleri ağır faturanın boyutlarına bakarak sonlandıralım. Esas olan Arap milletinin, yapısının net, bünyesinin sağlam kalması, ihlalleri kabul etmemesi, her taraftan kendisine yöneltilen, birliğini bozmaya ve muazzam kültürel mirasına nüfuz etmeye çalışan zayıflatma girişimlerine tahammül etmemesidir. Çünkü kendisi, Firavun-Mısır, Arap-İslam, Babil-Asur, Fenike-Levanten olsun, istisnasız herkesin katıldığı köklü bir kadim medeniyet temeli üzerine kurulmuştur ve bu temelleri korumaktadır. Mağrip ülkeleri de bölgenin son on yıllarda, hatta belki de yüzyıllardır yaşadığı tüm zor koşullara ve sıkıntılara rağmen Arap ulusal dokusuna olumlu bir katkı sağladılar ve sağlamaya devam ediyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.


Musk, Ukrayna ordusunu Starlink kullanım koşullarını ihlal etmekle suçladı

Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
TT

Musk, Ukrayna ordusunu Starlink kullanım koşullarını ihlal etmekle suçladı

Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)

ABD’li milyarder Elon Musk dün yaptığı açıklamada, Ukrayna ordusunu Starlink uydu internet hizmetini saldırı amaçlı insansız hava aracı (İHA) operasyonlarında kullanarak sivilleri öldürmekle suçladı. Musk, bu kullanımın hizmet şartlarını ihlal ettiğini öne sürdü.

Musk, sahibi olduğu X platformunda yaptığı paylaşımda, “Ukrayna ordusu Starlink hizmetinin kullanım şartlarını ihlal ederek insanları öldürmek amacıyla saldırı amaçlı İHA operasyonları düzenledi. Bu açık geçen hafta kapatıldı” ifadelerini kullandı.

Musk, iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıt veya somut örnek sunmadı.

Musk’ın sahibi olduğu SpaceX tarafından işletilen Starlink, kendi açıklamasına göre askerî saldırı operasyonları için değil, sivil ve savunma amaçlı kullanım için tasarlanmış ticari bir hizmet. Musk, şirketin askerî amaçlara yönelik diğer hizmeti Starshield’ın ise ABD hükümetinin kontrolünde olduğunu belirtti.

Ukrayna ordusu, Rusya’nın işgaline karşı hava savunmasında Starlink’ten yararlanıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre  uydu internet hizmeti, İHA operasyonlarının yanı sıra lojistik faaliyetler ve askerî iletişim açısından da önemli bir rol oynuyor.

Ukrayna, son günlerde ABD merkezli uydu internet hizmetine erişimin yavaşlatıldığından şikâyet etmişti. Ancak yaşanan aksaklıktan kimin sorumlu olduğu netlik kazanmamıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, dün yaptığı açıklamada Starlink ve Starshield iletişim hizmetlerinin yeniden çalışır duruma getirildiğini söyledi.

Zelenskiy, “Starlink ve Starshield hizmetleri, tüm kısıtlamalar uygulanmadan önceki hızlarına yeniden kavuştu. Şu anda hızlar olması gereken seviyede” dedi.


Pezeşkiyan, Putin ile görüşmek üzere gelecek hafta Moskova’yı ziyaret edecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
TT

Pezeşkiyan, Putin ile görüşmek üzere gelecek hafta Moskova’yı ziyaret edecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın gelecek hafta Rusya’nın başkenti Moskova’ya giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşeceğini açıkladı. Ziyaretin, iki ülke arasında ikili iş birliği ve bölgesel gelişmelere ilişkin istişarelerin sürdürülmesi kapsamında gerçekleştirileceği belirtildi.

Arakçi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yakın zamanda Tahran’a gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin mesajında, görüşmelerde siyasi ve ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi, ortak anlaşmaların uygulanması ve İran ile Rusya arasındaki kapsamlı stratejik ortaklığın güçlendirilmesinin ele alındığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Arakçi, “Bu ziyarette ortak çıkarlarımızı korumak, bölgesel barış ve istikrarı güçlendirmek amacıyla istişarelerin sürdürülmesinin önemini vurguladık. Diyalog ve istişareler, gelecek hafta iki ülkenin cumhurbaşkanlarının Moskova’da bir araya gelmesiyle devam edecek” ifadelerini kullandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (AFP)

Lavrov’un Tahran ziyareti

Lavrov, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a ilk ziyaretini geçen pazartesi günü gerçekleştirdi. Tahran’da Pezeşkiyan ve Arakçi ile bir araya gelen Lavrov, Arakçi ile düzenlediği ortak basın toplantısında Pezeşkiyan’ın “önümüzdeki günlerde” Moskova’yı ziyaret edebileceğini söylemiş, ancak kesin tarih vermemişti.

Lavrov, Tahran’dan yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nda savaş öncesindeki duruma dönülmesi çağrısında bulundu. Bu kapsamda “seyrüsefer özgürlüğünün yeniden sağlanması ve saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvenceler verilmesi” gerektiğini belirten Rus Bakan, krize çözüm bulmak için çalışmaya hazır olduklarını ifade etti.

Rusya’nın “zor koşullara” rağmen İran ile ekonomik ve yatırım anlaşmalarını uygulamaktan vazgeçme niyetinde olmadığını söyleyen Lavrov, Rus uzmanların Buşehr Nükleer Santrali’ne kademeli olarak geri döndüğünü belirtti. Lavrov ayrıca iki ülke arasındaki ticaret hacminin geçen yıl yüzde 21 arttığını kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim Pazartesi günü Tahran’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştü. (EPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim Pazartesi günü Tahran’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştü. (EPA)

Arakçi ise söz konusu görüşmeler sırasında bölgedeki “güvensizlikten” ABD’yi sorumlu tuttu. “Ekonomik abluka, bölgemizdeki güvensizliğin başlıca nedenidir” diyen Arakçi, Rusya ile ilişkilerini “stratejik” olarak nitelendirdi. Kapsamlı stratejik ortaklık anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından bu ilişkilerin “yeni boyutlar kazandığını” belirtti.

Pezeşkiyan ile Putin son olarak Türkmenistan’da bir araya gelmişti. Putin, ekim ayının başında yaptığı görüşmede Moskova’nın arabuluculuk çabalarına katkıda bulunmaya hazır olduğunu Pezeşkiyan’a bildirmişti.

Lavrov, Tahran ziyaretinden bir gün önce yaptığı açıklamada ise Tahran ile Washington arasındaki görüşmelerin çıkmaza girdiği bir dönemde Rusya’nın çabalarının “geniş çaplı bir savaşın yeniden başlamasını önlemeyi” amaçladığını söyledi.