Libya'nın çölü Fransa'nın Afrika'da nüfuz sahibi olma arzusuna engel mi?

Uzmanlara göre Fransa, Afrika kıtasındaki varlığı Rusya lehine geriledikten sonra Libya’da kendini yeniden konumlandırmaya ve Akdeniz'in güneyinde NATO için bir askeri üs edinmeye çalışıyor.

Fransa'nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında Elysee Sarayı’nda bir araya gelmelerinin önünü açtı (AFP)
Fransa'nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında Elysee Sarayı’nda bir araya gelmelerinin önünü açtı (AFP)
TT

Libya'nın çölü Fransa'nın Afrika'da nüfuz sahibi olma arzusuna engel mi?

Fransa'nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında Elysee Sarayı’nda bir araya gelmelerinin önünü açtı (AFP)
Fransa'nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında Elysee Sarayı’nda bir araya gelmelerinin önünü açtı (AFP)

Kerime Naci

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter'in 2019 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un kontrolünü ele geçirememesinin üzerinden dört yıl geçtikten sonra Paris'in ışıkları Libya arenasını aydınlatmak üzere geri döndü. Fransa'nın 2024 yılının başlarından bu yana Libya'ya olan ilgisi, Fransa Cumhurbaşkanı'nın Libya Özel Temsilcisi Paul Soler’in Libya’yı ziyaretiyle somutlaştı. Soler'in ziyareti Cumhurbaşkanı Macron'dan bir mesaj taşıyordu. Mesaj, Fransa'nın Libya dosyasına ve özellikle Mali, Nijer ve Burkina Faso'daki nüfuzunu kaybettikten sonra Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerine doğru genişlemek için kilit bir oyun alanı olarak gördüğü Libya’nın güney bölgelerinde seçim hakkına ulaşmak ve yeniden yapılanma çabalarını desteklemek amacıyla istikrarın sağlanmasına olan ilgisinin devam ettiğini vurguluyordu.

Fransa’nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile LUO Komutanı Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında gerçekleşen görüşmeye de yansıdı. Elysee Sarayı’ndaki görüşmede LUO’nun ‘ülkenin istikrarının korunmasında oynadığı rolün önemini’ vurgulayan Macron, Hafter'in iç güvenliği güçlendirmenin yanında Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu'nun (UNSMIL) siyasi bölünmüşlüğü ve güvenlik güçleri arasındaki bölünmeyi sona erdirme çabalarını destekleme çabalarını övdü.

Afrika için savaş

Afrika işleri uzmanı ve araştırmacı Mohamed Torshin, Fransa'nın Libya'dan bahsederken hedefinin, Afrika'daki tarihi nüfuzunun bir arenası olarak gördüğü ve Çin ile Rusya arasında bir çatışma konusu haline gelen Libya’nın güneyi olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Fransa'nın Libya sahnesindeki yokluğunu yeniden gözden geçirmesine sebep olan birtakım nedenler olduğunu ifade eden Torshin, bunların başında da Putin'in Rusya Deniz Kuvvetleri tarafından kullanılan Tartus Deniz Üssü’nün bulunduğu Suriye'deki nüfuzunu kaybetmesinin ardından Libya'nın doğusunda Rus nüfuzunun gözle görülür şekilde artmasının geldiğini belirtti. Bu yüzden Rusların, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ulusal güvenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gördükleri Libya'da Akdeniz kıyılarında daha fazla mevzi elde etmeye çalıştığına dikkati çeken Torshin, Rusya'nın bu yeni konumlanmasının, Avrupa'nın Rusya tarafından her yönden kuşatıldığı anlamına geldiğini vurguladı.

Fransa’nın Libya’daki varlığının müttefiki Hafter aracılığıyla aktif hale geldiğinin altını çizen Torshin’e göre Macron, bu ilişkileri yeniden canlandırmak istiyor. Bu da onu Libya'nın derinliklerinde bir askeri üs edinmeye itiyor. Ancak mesele karmaşık ve Libya tarafı da bunun farkında. Fransa, 2019 yılında Trablus'un kontrolünü ele geçirememesinin ardından Hafter’i terk etmiş, ancak Rusya Hafter'e sadık kalmaya devam etmişti. Bu yüzden Fransa'nın şu anda Libya sahnesinde belirmesi, Rusya ile Fransa arasında, Libya'nın ve geriye kalan diğer Afrika ülkelerinin güvenlik ve istikrarı üzerinde olumsuz yansımaları olacak, yenilenecek ve stratejik açıdan önemli bir ülkeye odaklanacak bir görüş ayrılığı olduğunu gösteriyor.

Fransa'nın yeniden Libya’ya yönelmesini Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde devam eden ve hızlanan gerileyişine bağlayan Torshin, bu yüzden Fransa’nın Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde birtakım değişimler yaratmak için çalıştığından ve Libya’daki varlığı, özellikle buradaki artan güvenlik tehditleri çerçevesinde Sahel bölgesi ülkelerine geri dönmesini sağlayacağından, bölgedeki nüfuzunu ve varlığını sürdürmek için Libya gibi önemli ülkelerdeki varlığını etkili ve doğrudan bir şekilde yeniden tesis etmeye çalıştığı yorumunda bulundu.

Fransa'nın Afrika'daki nüfuzu darbelerin tehdidi altında. Mali, Nijer, Burkina Faso ve Orta Afrika'daki nüfuzunu rakibi Rusya’ya kaptıran Fransa, başta Çad ve Senegal olmak üzere Sahra Altı Afrika ülkelerindeki nüfuzunu korumak için stratejik bir koruma noktası olarak Libya'nın güneyindeki varlığını gerekli görüyor. Öte yandan bahsi geçen ülkelerde diğer komşu ülkelerle aynı yolu izleyebilecekleri kaos ortamları hakim. Bu yüzden Torshin, Fransa'nın Libya'ya olan ilgisinin, Rusya'nın nüfuzu karşısında bölgede azalmaya başlayan nüfuzunu güvence altına alma çerçevesinde arttığının altını çizdi.

Al Wigh Askeri Üssü

Libyalı askeri uzman Albay Adil Abdulkafi, Fransa’nın 2019 yılında Trablus'u ele geçiremeyeceğini anlamasının ardından Hafter'i terk etmesine rağmen, Recme’deki projeye verdiği askeri desteği geri çektiğini, ancak Rusya ve Ukrayna arasında üç yıldır devam eden savaşın yansımaları, Fransa'nın Moskova'ya karşı Kiev'i desteklemesi ve Rusya'nın Mali, Nijer ve Çad'daki Fransız askerlerinin çıkarılmasıyla sonuçlanan Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerine nüfuz etmesi nedeniyle Paris’in çektiği sıkıntılar çerçevesinde Recme Askeri Üssü ile bağlantısını koparmadığını söyledi. Abdulkafi, Rusya'nın nüfuzuna karşı büyük bir düşmanlık beslediğini söylediği Fransa’nın, Halife Hafter'in Cumhurbaşkanı Macron tarafından Fransa'ya çağrılmasının ve Libya topraklarında askeri temsil konusunu görüşmelerinin ardından ister Libya topraklarında ister Kuzey Afrika'da olsun, Rusya'nın nüfuzunun Afrika’da yayılmasına karşı Libya topraklarında bir yer edinmek için Recme Askeri Üssü aracılığıyla Libya üzerinden Afrika'daki konumunu yeniden kazanmaya çalıştığını vurguladı.

Libya’nın öneminin Akdeniz’e ya da sıcak sular olarak adlandırılan bölgeye bakan ve NATO’ya yakın bir ülke olmasından dolayı kaynaklandığını belirten Abdulkafi, Rusya'nın Libya'nın orta kesimlerindeki Cufra Hava Üssü, ülkenin güneyindeki Sebha kenti yakınlarındaki Brak eş-Şatii Hava Üssü, Libya'nın doğusundaki Bingazi şehrindeki Hadim Üssü gibi stratejik öneme sahip askeri üsleri işgal ederek elde ettiği ve şimdi de Maaten es-Sarra Hava Üssü'ne erişimini güneye doğru genişlettiği stratejik konuma işaret etti.

Libyalı askeri uzman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu yüzden Fransa, başta Libya'nın güney merkezinde yer alan Al Wigh Askeri Üssü olmak üzere askeri üslerden birine yerleşerek askeri olarak temsil hakkı elde etmeye çalışıyor. Böylece Rusya’nın nüfuzuna karşı koymak ve Fransa'nın Libya topraklarındaki çıkarlarını güvence altına almayı amaçlıyor. Tüm bunlara ABD'nin Ukrayna'ya desteğini çekmeye başlamasının ardından Fransa'nın Rusya'ya karşı Avrupa’da oluşturulacak askeri güce liderlik etmesinin yanı sıra NATO için güney Akdeniz'de üsler edinme çabaları eşlik ediyor.”

Fransa'nın Libya'da askeri üslerden birinde düzenli bir güç şeklinde askeri bir temsile sahip olmak için çalıştığını belirten Abdulkafi, “Fransa gözünü Afrika ülkelerinin geri kalanına geçiş köprüsü olarak kullanmak için Recme Askeri Üssü’nün etki alanında bulunan Al Wigh Askeri Üssü’ne dikmiş durumda. Hafter aracılığıyla bu üsse yerleşecek olan Fransa, böylece Rusya'nın Kuzey Afrika'daki nüfuzuna karşı koyabilecek ve Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerine nüfuz ederek bazı Afrika ülkelerini Fransa'nın elinden alan Rusya'ya bir darbe indirebilecek” değerlendirmesinde bulundu.

Fransız usulü intikam

Fransa'nın Rusya'dan intikam almak istediğini ve bu yüzden Libya üzerinden Afrika'daki konumunu yeniden kazanmaya çalıştığını ifade eden Libyalı askeri uzman, bunun da Rusya'nın nüfuzunun Afrika’da yayılması karşısında ülkelerinin rejimlerine karşı çıkan Afrikalı isimleri desteklemesinin önünü açacağını belirtti. Abdulkafi, kısa süre önce Libya'nın güneyindeki Katrun kentinde tutuklanan ve Fransa'nın baskısıyla serbest bırakılan Nijerli muhalif lider Mahmud Salah ile olan ilişkisini de buna bağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Salah'ın Rusya’nın Afrika’daki nüfuzuna karşı olduğunu, dolayısıyla Nijer’de gücü azaldıktan sonra kaçak olarak Libya'ya sığındığını söyleyen Abdulkafi, Salah’ın Fransa’nın istihbarat konusunda güvendiği bir adam olduğunu vurguladı. Abdulkafi, Mahmud Salah’ın ülkesi Nijer başta olmak üzere Rusya’nın Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerindeki nüfuzuna karşı operasyonlar yürütmek üzere Fransa tarafından silah ya da bilgi ile destekleneceğini ve bir sonraki aşamada bu alanda rol üstleneceğini düşünüyor.

Libya, silah tedariki ve Rus paralı askerlerinin hareketliliği için güvenli bir koridor olması nedeniyle gerek Fransa ve gerek Rusya için Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerine yönelik askeri operasyonlarını başlatmalarına uygun bir platform olarak görülüyor. Dolayısıyla Fransa, ilki Rusya’nın Afrika’daki gücünü budamak olan çıkarlarına ulaşmak için bu stratejinin en uygun strateji olduğunu düşünüyor. Çünkü mevcut gelişmeler, NATO ülkeleri ile Rusya arasında Doğu Avrupa’da ya da Afrika'da çatışmalara işaret ediyor. ABD'nin barışı tesis etme çabalarına rağmen Gergin bir atmosfer hakim. Rusya’nın Kuzey Kore ve İran'dan, Ukrayna’nın ise Avrupa ülkelerinden silah sevkiyatı ve askeri takviyeleri devam ediyor. Verilere göre bu ülkeler arasında yakında askeri çatışmalar patlak verebilir. Doğu Avrupa’nın bir noktada bu çatışmanın yaşanabileceği aday arenalardan biri olarak görülürken ister Libya ister Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkeleri olsun, Kuzey Afrika da bu çatışma için açık bir arena haline gelebilir.

Abdulkafi, yukarıda anlatılanlara dayanarak Fransa'nın Libya'nın doğusunu, güneyini ve orta kesimlerinin kontrol edildiği Recme Askeri Üssü konusunda anlaşarak Libya'nın içinde konumlanmaya çalıştığını ve böylece Rusya’nın hem Libya’da hem de Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde nüfuzunun kapsamını genişletmesine karşı tek kurtarıcı ve ana geçiş köprüsü haline geldiğini söyledi. Fransa'nın amacının Rusya'nın daha fazla nüfuz etmesine izin vermemek olduğunu belirten Libyalı askeri uzman, bunun da Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde, özellikle Nijer’de Mahmud Salah gibi Afrikalı muhalif liderler ve onların grupları aracılığıyla bazı askeri faaliyetlere destek vererek ya da Mali'de Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi’ni ya da Rusya’nın varlığına karşı çıkan başka bir Afrikalı gücü destekleyerek gerçekleşeceğini vurguladı.

Abdulkafi’ye göre Fransa, Rusya’nın Sahel bölgesi, Sahra Altı Afrika, Orta ve Batı Afrika ve Afrika Boynuzu ülkelerindeki varlığına karşı bir role sahip olmak amacıyla bu ülkelerde yerel silahlı gruplar oluşturarak daha sonraki bir aşamada onlara silahlı destek sağlama yoluna gidecek.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.