Putin Trump'ın 'şifresini çözerken’ Ukrayna’nın ötesine bakıyor

Moskova, Washington ile nüfuz alanlarının yeniden paylaşılması üzerine bahis oynuyor

Putin Trump'ın 'şifresini çözerken’ Ukrayna’nın ötesine bakıyor
TT

Putin Trump'ın 'şifresini çözerken’ Ukrayna’nın ötesine bakıyor

Putin Trump'ın 'şifresini çözerken’ Ukrayna’nın ötesine bakıyor

Samir İlyas

Suudi Arabistan, Moskova ve Washington’ın tutumlarının önemli ölçüde yakınlaştığı bir atmosferde pazartesi günü Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için ABD-Ukrayna ve ABD-Rusya heyetleri arasında ayrı ayrı yapılan görüşmelerin yeni turuna ev sahipliği yaptı. Ukrayna ve Rusya arasında yaklaşık 2 bin kilometre uzunluğundaki cephede çatışmalar devam ederken, iki ülkenin orduları müzakere kartlarını güçlendirmek amacıyla insansız hava araçları (İHA) ve füze saldırılarını yoğunlaştırdı. Rusya yeni tur görüşmelere, Ukrayna'nın kendisini önemli bir müzakere kartından mahrum bırakan ve ABD'nin askeri ve istihbarat desteğine ne kadar bağımlı olduğunu ortaya koyan Kursk Oblastı'nın tamamından yakında çekileceği beklentisiyle daha güçlü giriyor. Moskova, askeri gücünün üstünlüğü ve ordusunun kaydettiği ilerlemenin yanı sıra Devlet Başkan Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump arasındaki beliren ‘kimyanın’ kendisini sadece Ukrayna'daki hedeflerinin çoğuna ulaşmaya değil, aynı zamanda Trump yönetimiyle nüfuz alanlarını paylaşmak ve Atlantik'in her iki yakasında Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki uçurumu arttırmak ve genişletmek için ikili anlaşmalara varmaya da yaklaştırdığına inanıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev’in geçtiğimiz hafta Putin-Trump görüşmesine ilişkin yorumu, Rus elitlerinin memnuniyetini ve geleceğe yönelik bahislerini açıkça yansıtıyordu.

Medvedev, şunları söyledi:

“Başkan Putin ve Başkan Trump arasındaki telefon görüşmesi, yemek odasında sadece Rusya ve ABD'nin olduğu yönündeki bilinen fikri doğruladı. Menüde; hafif mezeler, Brüksel lahanası, İngiliz balığı ve patates kızartması, Paris horozu vardı. Ana yemek ise tavuk kievskiydi (Kiev usulü tavuk). Lezzetli bir yemek.”

Öte yandan, Ukrayna ile ilgili müzakerelerde herhangi bir rol oynamaktan dışlanan AB ülkelerinin ve İngiltere’nin liderleri, siyaset, ekonomi ve değerler konularının iç içe geçtiği İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Washington ile yaşanan en derin krizin ortasında Medvedev'in bahsettiği akıbetten kaçınmak için askeri ve ekonomik anlaşmalara ve mutabakatlara varmak üzere zamana karşı yarışıyor. Bu durum, onlarca yıldır ABD’nin savunma şemsiyesine bağımlı olan ve kendi savunma sistemini güvence altına alamayan yaşlı kıtanın güvenlik sistemine doğrudan yansıtıyor.

Temasın sonuçları

Putin, Ukrayna ve ABD’nin 30 günlük kapsamlı ve yenilenebilir bir ateşkes üzerinde uzlaşmasının aksine Trump ile yaptığı görüşmede enerji altyapısına yönelik saldırıların durdurulması karşılında kısmi bir ateşkes üzerinde anlaştı. Bu ateşkesin, Ukrayna'nın son bir yıldır Rusya’ya ait petrol tankerlerine ve rafinerilerine yönelik ağır saldırılarını durdurması ve Rus güçlerinin sahada gözle görünür olan ilerleyişini sürdürmesine izin vermesi nedeniyle Rusya'nın çıkarına olmasının yanında Putin, kapsamlı bir ateşkesi kabul etmek için Ukrayna'nın yeniden silahlanmasına son verilmesinin yanı sıra dış yardımın tamamen kesilmesi şeklindeki şartlarını yeniden öne sürdü.  Kremlin’in açıklamasında Kiev rejiminin bir anlaşmaya varma konusundaki yetersizliğine atıfta bulunarak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin meşruiyeti konusunu yeniden gündeme getirdi. 

Putin'in, uzun yıllara dayanan tecrübesiyle, Trump'ın ‘kovboy’ zihniyetine dayanan ve ilişkilerde güç ve şahsi bağlantılar faktörlerine değer veren müzakere tarzının farkında olduğu açıkça anlaşılıyor.

scdfrg
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Riyad'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ikili görüşmelerde Washington ve Moskova heyetleri arasında arabuluculuk yaptı, 18 Şubat 2025 (Reuters)

Belki de en önemli gelişme, iki lider arasındaki ikinci görüşmenin, Ukrayna’daki çözüm çabalarının sonucundan bağımsız olarak Rusya ve ABD arasındaki diplomatik ve ekonomik ilişkilerinin normalleşmesi için yeni umutlar yaratması olabilir. Rusya tarafından bununla ilgili olarak yapılan açıklamada ekonomi ve yatırım alanlarındaki iş birliğine yönelik geniş perspektiflerden bahsedildi. Ukrayna'daki siyasi çözüm sürecinin, müzakereleri Rusya'nın bakış açısından savaşın ‘temel nedenlerine’, yani Rusya’nın Ukrayna'yı silahsızlandırma ve NATO üyesi olmasını engelleme senaryosuna göre ilerlediği ve Ukrayna'nın, Rusya'nın ABD ile eşit düzeyde olduğu ve iki süper güç arasında takas alanları açan yeni bir dünya düzeninin şekillenmesine yönelik daha geniş bir çerçevedeki konulardan biri olduğu anlaşılıyor. Beyaz Saray ve Kremlin'den yapılan açıklamalarda Ortadoğu ve diğer küresel meselelerin görüşülmesine atıfta bulunuldu. Moskova daha önce Washington'a İran'ın nükleer meselesinin çözümüne yardımcı olmaya ve Suriye, Lübnan ve Filistin'de iş birliğine hazır olduğu mesajını vermişti.

Putin, Trump’ın şifresini çözdü

Son gelişmeler ve Moskova ile Washington'dan gelen açıklamalar, Putin'in Trump’ın ‘şifresini çözebildiğini’ ve bundan yararlanarak çeyrek asır önce Kremlin’in güç piramidinin tepesine çıktığından bu yana birbirini izleyen ABD yönetimleriyle ilişkilerinde belki de en önemli kazanımları elde ettiğini ortaya koydu. Putin'in, uzun yıllara dayanan tecrübesiyle, Trump'ın ‘kovboy’ zihniyetine dayanan ve ilişkilerde güç ve şahsi bağlantılar faktörlerine değer veren müzakere tarzının farkında olduğu, bu yüzden de savaşı sona erdirme yönündeki samimi çabaları için kendisine teşekkür ettiği ve tekliflerini kasıtlı olarak reddetmediği açıkça anlaşılıyor. Putin, ülkesinin koşullarını herhangi bir reddetme imasında bulunmadan, daha ziyade incelemeye ilişkin sorular şeklinde sundu.

Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff, Ukrayna yönetiminin devlet başkanlığı seçimlerini düzenlemeyi kabul ettiğini belirterek, “Rusya, Ukrayna'nın mevcut liderinin (Zelenskiy) seçimle göreve gelmediğini ve dolayısıyla bu ülkeyle bir anlaşma yapmanın imkansız olduğunu düşünüyor” dedi.

Trump yönetimindeki Washington'da çıkar dilinin hakim olduğunun farkında olan Putin ve danışmanları, enerji projeleri ve Kuzey Kutbu'ndaki iş birliği alanlarında iki ülke arasındaki yakınlaşmanın ekonomik faydalarına değinmekten çekinmedi. Putin, kendisini Trump'ın planlarını bozan bir taraf olarak gösteren sert açıklamalar yapmaktan kaçınarak, hızlı bir sonuca varmak konusunda güçlü bir motivasyona sahip olan ABD Başkanı’nın tepkisini ve hayal kırıklığını ve Ukrayna'ya yönelik askeri desteği artırma ve Ukrayna'yı desteklemek için Avrupa ülkeleriyle koordinasyonu yeniden sağlama olasılığını önlemek istemiş olabilir.

Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un Putin'e yönelik övgüleri, Washington'daki yeni seçkinlerin Putin’e bakışındaki değişimin boyutlarını ve Trump ile ilişkisinin düzeyini gözler önüne serdi. Witkoff, geçtiğimiz cuma günü ABD’li televizyon sunucusu Tucker Carlson'a verdiği röportajda, Putin'in kendisini etkilediğini belirterek onu ‘büyük ve zeki bir lider’ olarak tanımladı. Sadece zeki insanları seçen KGB'deki (Sovyetler Birliği'nin istihbarat ve gizli servisi) geçmişine atıfta bulunan Witkoff, Putin'in ‘kötü bir adam’ olmadığını ve Moskova ile Kiev arasında üç yıldır devam eden kanlı çatışmayı sona erdirmeye çalıştığını söyledi.

Putin'in kendisine geçtiğimiz yaz Pennsylvania'da uğradığı suikast girişiminden sonra bir kilisede Trump için dua ettiğini hatırlatan Witkoff, Putin’in Trump’ın ABD başkanı olabileceği için değil, arkadaşı olduğu için dua ettiğini söylediğini aktardı. Witkoff, Putin'in isteği üzerine tanınmış bir Rus ressam tarafından yapılan ‘Başkan Trump'ın güzel bir portresini’ hediye edildiğini ve bu ay Moskova'ya yaptığı son ziyaretten sonra bu hediyeyi Başkan’a götürdüğünü açıkladı.

Witkoff, Trump ve yönetimindeki yetkililer tarafından Ukrayna'nın NATO'ya üye olmasının kabul edilemez olduğuna dair daha önce yapılan açıklamaları yineleyerek “Ukrayna için adil bir anlaşmaya varmamız gerektiğine inanmakla birlikte, bu ülkenin bizi Üçüncü Dünya Savaşı’na sürüklemesine izin veremeyiz. Başkan Trump'ın politikası bu” ifadelerini kullandı.

Witkoff, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'ye Kremlin'in taleplerini yerine getirmesi için baskı yapmaya devam ettiklerinin bir işareti olarak Ukrayna yönetiminin devlet başkanlığı seçimlerine gitmeyi kabul ettiğini belirterek “Rusya, Ukrayna'nın mevcut liderinin (Zelenskiy) seçimle göreve gelmediğini ve dolayısıyla bu ülkeyle bir anlaşma yapmanın imkansız olduğunu düşünüyor” dedi. Barış karşılığında topraklardan taviz verilmesi konusuna da değinen Witkoff, Ukrayna’nın Rusya tarafından ilhak edilen bölgelerinin durumunu kimsenin konuşmak istemediği ‘züccaciye dükkanındaki fil’ olarak tanımladı.

ABD’li yetkili, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rusça konuşuyorlar ve nüfusun büyük çoğunluğunun Rus yönetimi altında olmak istediklerini söyledikleri referandumlar düzenlediler. Asıl soru, dünyanın bu toprakları Rusya olarak tanımaya hazır olup olmadığı ve eğer hazır olursa Zelenskiy'nin siyasi olarak ayakta kalıp kalmayacağıdır.”

Kremlin şu an Ukrayna’da küçük ya da hayali tavizler vererek ABD'yi jeopolitik olarak etkisiz hale getirmeyi, Ukrayna ile ikili ilişkilerin normalleşmesini engellemeyi ve Ukrayna'nın Rusya’nın taleplerine teslim olmasını beklemeyi hedefliyor gibi görünüyor

Trump ve ABD'li üst düzey yetkililerin Putin'in samimiyetini övmesi, onun Ukrayna konusunda anlamlı tavizler vermeden ve müzakerelere kapıyı tamamen açmadan iki ülke ilişkilerindeki olumlu dinamiği sürdürebildiğini gösteriyor. Öte yandan Moskova'nın, Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki anlaşmazlıkları derinleştirmenin Ukrayna'nın konumunu zayıflatacağı ve Avrupalıları 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı ve 2014 Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası olduğu gibi kademeli olarak ilişkileri normalleştirmeye zorlayacağı yönündeki tahminleri değişmemiş gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İngiltere, Fransa ve Almanya'nın yeni yönetimleri altında Ukrayna'nın çöküşünü önleyecek bir savunma stratejisi oluşturma ve yaklaşık üç yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaş’nda Putin'in koyduğu hedeflere ulaşmasını engelleme çabalarına rağmen Avrupa'nın Ukrayna'ya yeterli desteği sağlaması pek çok nedenden ötürü mümkün görünmüyor. Bu nedenler arasında birleşik bir siyasi iradenin olmayışı, Moskova ile ilişkileri düzeltmek isteyenler ile ona karşı daha da katı olma çağrısında bulunanlar arasındaki sert bölünmeler ve Rusya'dan gelebilecek herhangi bir tehdide karşı koyabilecek orduların eksikliğine, teknolojik geri kalmışlığa ve savunma sanayilerinin kabiliyetlerinde gerilemeye yol açan savunma konularının uzun süre ihmal edilmesi ve güvenlik konularında seksen yıldır Washington'a bel bağlanması yer alıyor.

sdefrgt
Rusya'nın Kursk Oblastı’nda Rusya-Ukrayna çatışması sırasında Rus ordusu tarafından kısa süre önce geri alınan Suca kasabasında yıkılmış bir binanın önünden geçen Rus askerlerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü, 15 Mart 2025 (Rusya Savunma Bakanlığı)

Tüm bu nedenlere Avrupa'nın önde gelen ekonomilerinin çoğunda büyüme oranlarının düşmesi, Ukrayna'ya desteğin devam edip etmeyeceği konusundaki toplumsal bölünme ve son seçimlerde aşırı sağın yükselişi de ekleniyor.

Ukrayna savaşının tüm tarafları memnun edecek bir çözüme kavuşturulması için yapılacak müzakerelerin yolunun halen uzun olduğuna şüphe yok. Kremlin şu an Ukrayna’da küçük ya da hayali tavizler vererek ABD'yi jeopolitik olarak etkisiz hale getirmeyi, Ukrayna ile ikili ilişkilerin normalleşmesini engellemeyi, ABD'nin askeri desteği kesildiğinde ve Avrupa bunun yerini dolduramadığında Ukrayna'nın Rusya’nın taleplerine teslim olmasını beklemeyi hedefliyor gibi görünüyor. Moskova, uzun vadede transatlantik çatlağın ve NATO'nun olası çöküşünün Rusya ve ABD arasında nüfuz alanlarının yeniden paylaşılmasına kapıyı aralayacağına bahis oynuyor.



Hamaney suikastından Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına… Trump’ın İran’a savaş açmadan önce görmezden geldiği uyarılar

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Hamaney suikastından Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına… Trump’ın İran’a savaş açmadan önce görmezden geldiği uyarılar

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

İran’a savaş ilan edilmesinden birkaç gün önce, şubat ayında ABD Başkanı Donald Trump, Ulusal İstihbarat Direktörü’nü Oval Ofis’e çağırarak kapsamlı bir saldırı düzenlemenin doğru bir fikir olup olmadığını sordu.

O dönemde üst düzey danışmanları ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’ın son yılların en zayıf döneminde olduğunu ve bunun Trump’a İran’ın nükleer programını dağıtmak için nadir bir fırsat sunduğunu söyledi.

The Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan habere göre Trump, dönemin Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’a geniş çaplı bir saldırının başarılı olup olmayacağını ve hatta İran rejimini devirebileceğini sordu.

Toplantı hakkında bilgi sahibi kişilere göre Gabbard, Trump’ı İran’ın Dini Lideri’nin öldürülmesinin büyük olasılıkla daha sert ve nükleer silahlara sahip olmaya daha açık yeni bir rejimin kurulmasına yol açacağı konusunda uyardı.

Gabbard ayrıca Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği, bunun küresel enerji piyasasını tehdit edeceği ve bölgedeki ABD güçleri ile müttefiklerini hedef alabileceği uyarısında bulundu.

Üst düzey askeri komutanlardan uyarılar

Uyarılar istihbaratla sınırlı kalmadı; üst düzey askeri komutanlar da Trump’a savaşın can kayıplarına yol açacağını, ayrıca halihazırda ciddi baskı altında bulunan ABD güçlerinin silah stokları ve savaşa hazırlık düzeyi konusunda endişeler bulunduğunu bildirdi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, temkinli olunması çağrısında bulunan önde gelen yetkililer arasında yer aldı. Vance, İran’ın müzakereler yoluyla nükleer programını tasfiye etmeyi kabul edebileceğini ve bir anlaşmaya varmanın, sonuçlarının kontrol edilmesi güç bir savaşa girmekten daha az maliyetli olacağını savundu.

Ancak ABD’li yetkililere göre Trump, sonunda Pentagon’un sunduğu planlara ikna oldu. Söz konusu planlar, İsrail’in İran yönetimini hedef aldığı süreçle eş zamanlı olarak İran’daki askeri tesislere ağır darbeler indirmeyi ve ülkenin askeri kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan kararlı seçenekler olarak nitelendirildi.

Kayıpların farkına varmadan zaferi kutlamak

Savaşın 28 Şubat’ta başlamasının hemen ardından, CIA Direktörü John Ratcliffe ile ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff, Mar-a-Lago’da düzenlenen bir bağış toplama etkinliğine katıldı ve Trump’a İsrail’in İran Dini Lideri Ali Hamaney’i öldürdüğünü bildirdi. Trump haberi duyunca o kadar memnun oldu ki ikiliden haberi salondakilere duyurmalarını istedi. Salon alkışlarla inledi.

frbgfrb
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninde bir kadın ABD Başkanı Donald Trump’a karşı bir pankart taşıyor, 9 Temmuz 2026. (Reuters)

Ancak bu zafer duygusu uzun sürmedi; zira askeri kayıplar ile ABD üsleri ve ekipmanlarında meydana gelen hasarlar, Washington’ın savaştan elde ettiği kazanımlara ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirmeye başladı.

Bu sırada İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel petrol ve gaz ticaretinin yaklaşık beşte birinin sekteye uğramasına yol açtı. Bu durum akaryakıt fiyatlarını yükseltirken, ABD yönetimi üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıyı da artırdı.

Çatışmalar sonucunda yaklaşık 3 bin İranlı ve 18 ABD askeri hayatını kaybederken, ABD Savunma Bakanlığı 756 Amerikalı askerin daha yaralandığını açıkladı.

ABD üsleri de zarar gördü, petrol rezervleri tüketildi ve mühimmat stokları azaldı. Savaş, ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin şansını da olumsuz etkilemeye başlarken, Trump’ın kamuoyu desteği başkanlığı döneminin en düşük seviyesine geriledi.

Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimlerde görev yapmış, Nükleer Tehdit Girişimi (NTI) uzmanı Eric Brewer, yaşananların öngörülebilir olduğunu belirterek, “Bunların hepsi bekleniyordu ve bu konuda uyarılar yapılmıştı” dedi.

Trump, 28 Şubat’ta başlayan saldırının düzenlenmesi emrini verdi ve İranlıları hükümetlerini devirmeye çağırdı. Aradan yaklaşık altı ay geçmesine rağmen, başkanın altı hafta içinde sona erdireceğini vadettiği çatışma, ufukta belirgin bir son görünmeksizin devam ediyor.

17 Haziran’da Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve 60 gün sürecek nükleer müzakerelerin başlatılması için geçici bir barış anlaşmasına varıldı.

Ancak anlaşma uzun sürmedi; Tahran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlaması üzerine Trump bunu anlaşmaya ihanet olarak değerlendirdi.

O tarihten bu yana tehdit ve müzakere döngüsü tekrarlandı. Trump anlaşmalara varıldığını duyurdu, ardından bu anlaşmalar çöktü; daha sonra İran’ı teslim olmaya zorlamak amacıyla güç kullanma tehdidinde bulundu ve yeni bir anlaşmaya varılabileceğine ilişkin işaretler ortaya çıktığında ise zaman zaman geri adım attı.

Savaştan ekonomik baskıya

Nükleer müzakereler için tanınan sürenin 17 Ağustos’ta sona ermesiyle Trump yönetimi, yeni ve geniş çaplı bir askeri saldırı düzenlemek yerine ekonomik baskıya yöneldi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump’ın ‘rejimi devirmek’ amacıyla ekonomik baskı kampanyasına yöneldiğini söyledi.

Savaşın başlamasından altı ay sonra ‘rejim değişikliği’ yeniden ABD’nin İran politikasının merkezine otururken, çatışmanın hâlâ net bir sonu görünmüyor. Trump’ın ne istediği nükleer anlaşmayı elde edebildiği ne de Amerikalılara vaat ettiği hızlı sonuca ulaşabildiği görülüyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wells, Trump’ın ‘İran’ın askeri kapasitesini ve nükleer tesislerini yok ettiğini’ ve şimdi deniz ablukası ile yaptırımlar aracılığıyla İran ekonomisini boğmaya hazırlandığını söyledi. Wells, “İran’ın nükleer silaha sahip olmasına asla izin vermeyecek” ifadesini kullanırken, Tahran’a da “İran’ın bir anlaşmaya varması akıllıca olur, aksi takdirde ne olabileceğini biliyor” mesajını verdi.

Rapora göre böylece Trump yönetimi, savaşın başlamasından altı ay sonra karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: İran’ın nükleer programının sona ermesini garanti altına alacak bir anlaşmaya varmak ya da teslim olmaya hazır görünmeyen bir rejime karşı ekonomik ve askeri baskıyı sürdürmek. Savaşın ne zaman ve nasıl sona ereceği ile nihai sonuçları ise hâlâ farklı ihtimallere açık.


Suriye ve İsrail ilişkilerdeki kopukluğu onarıyor: Ürdün toplantısında neler yaşandı?

Fotoğraf: İsrail'in geçen hafta Ebu Zuhur Havaalanına düzenlediği saldırı, gerginliği azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünüyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in geçen hafta Ebu Zuhur Havaalanına düzenlediği saldırı, gerginliği azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünüyor (AFP)
TT

Suriye ve İsrail ilişkilerdeki kopukluğu onarıyor: Ürdün toplantısında neler yaşandı?

Fotoğraf: İsrail'in geçen hafta Ebu Zuhur Havaalanına düzenlediği saldırı, gerginliği azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünüyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in geçen hafta Ebu Zuhur Havaalanına düzenlediği saldırı, gerginliği azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünüyor (AFP)

Mustafa Rüstem

 Alışılmış diplomatik protokollerden ve normlardan çok uzak olan üst düzey Suriye ve İsrail heyetleri arasındaki görüşme, ilişkilerde on yıllarca süren kopmanın ve iki ülke arasında düşmanlıkla dolu tarihin ardından atılan ilk köprü gibi görünüyor. ABD arabuluculuğuyla Ürdün'de Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile Mossad Başkanı Roman Gofman arasında gerçekleşen görüşme, tüm buzdan kalıpları kırdı ve kapalı kapılar ardında müzakere edilen bir anlaşmanın başlangıcına dair spekülasyonlara geniş bir kapı açtı.

Gözlerden uzak bir buluşma

İsrail'in geçen hafta Suriye'nin kuzeyindeki İdlib kırsalında bulunan Ebu Zuhur Havaalanı'na (bir hava üssü) düzenlediği saldırı, gerilimi azaltmaya odaklanan bir toplantının başlıca katalizörü gibi görünse de Ürdün toplantısının iki ülke arasında güvenlik anlaşması görüşmelerini başlatmaya yönelik ilk ön adım olmasına dair beklentiler yüksek.

Ürdün Haber Ajansı, resmi bir kaynağa atıfta bulunarak, İsrail'in Suriye topraklarına hava saldırıları düzenlemesinin ardından, Suriye'nin talebi üzerine iki heyet arasında gerilimi azaltma ve sükuneti sağlama konularını görüşmek üzere bir toplantı yapıldığını doğruladı. Kaynak, “Ürdün Krallığı, İsrail saldırganlığının durdurulması ve geri çekilme anlaşmasına saygı gösterilmesi gerekliliğini vurgularken, Suriye hükümetinin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü koruma çabalarına mutlak desteğini teyit etmektedir” dedi.

Stratejik ve güvenlik araştırmacısı ve eski Ürdün İstihbarat Genel Müdürlüğü Başkanı Ömer el-Radad, özel bir röportajda, bu son toplantının ABD arabuluculuğuyla yapılan ilk toplantı olmadığını, özellikle Suveyda ve Güney Suriye'de çeşitli toplantılar yapıldığını açıkladı. “Ürdün'ün İsrail ile ilişkileri sıcak değil, ancak Türkiye ve Suriye ile sıcak” diye belirtti.

Şöyle devam etti: “Toplantıda, Suriye içindeki güvenlik ve askeri operasyonları koordine etmekle görevli, Amerikan gözetiminde Ürdün'de ortak bir operasyon odasının kurulması görüşüldü. Bu, bilhassa Ebu Zuhur Havaalanının bombalanması ve taşıdığı iki mesajdan sonra, Suriye'nin bölgesel çatışmalar, özellikle de Türkiye-İsrail anlaşmazlığı için önemli bir arena haline gelmesini önleyecektir. Söz konusu mesajlardan biri Şam'a idi ve Ankara, Türkiye ile ilişkilerini genişletmemesi gerektiği anlamını taşıyordu.” Radad, en kötü senaryoda bile, Tel Aviv ve Ankara arasındaki çatışmanın tırmanmasını beklemediğini, bunun yerine yeni askeri üslerin kurulması veya eski rejime ait üslerin yeniden inşasıyla ilgili olarak Suriye içinde bazı bölgelere yönelik saldırılarla sınırlı kalacağını belirtti.

Suriye ve egemenliğe saygı

Bu arada, Şam bir İsrail heyetiyle görüşme yaptığını doğruladı. Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan diplomatik bir kaynak, Dışişleri Bakanı’nın başkanlık ettiği ve genel ile askeri istihbarat başkanlarını da içeren üst düzey bir Suriye heyetinin, pazar günü Amerikan arabuluculuğunda ve Ürdün’ün ev sahipliğinde bir İsrail heyetiyle görüştüğünü açıkladı.

Diplomatik kaynak, resmi Suriye Arap Haber Ajansı'na (SANA) verdiği demeçte, İsrail saldırılarını, tutuklamalarını ve hedefli saldırılarını durdurmak, gelecekte daha kapsamlı bir anlaşmanın temelini oluşturabilecek bir güvenlik anlaşmasına varmak amacıyla müzakere sürecini yeniden canlandırmak için, pratik mekanizmalar belirleme konusunda görüşmelerin devam ettiğini söyledi. Kaynak ayrıca, müzakere sürecine geri dönmenin yollarını araştırırken gerilimi azaltmak için pratik adımlar atıldığını da belirtti.

Resmi Suriye pozisyonu, herhangi bir güvenlik düzenlemesinde Suriye'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve egemen haklarına saygı gösterilmesinin gerekliliğini vurguladı. Kaynak, acil önceliğin İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024'ten önceki hatlara çekilmesi ve 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın tam olarak yeniden etkinleştirilmesi ve uygulanması olduğunu vurguladı.

Anlaşmanın kırılganlığı

Bu arada, Washington'daki Reconnaissance Research’in (Keşif ve İstihbarat Araştırmaları) CEO'su Abdulaziz el-Anjeri, toplantının barışın önünü açmasını beklemiyor. Ona göre herhangi bir güvenlik anlaşması, özellikle İsrail'in kendisini taviz vermeye zorlayacak bir Suriye askeri baskısı altında olmaması nedeniyle, kırılgan ve sınırlı kalacaktır. Aksine, İsrail’in hava saldırılarını durdurmasına ve 8 Aralık 2024 öncesi hatlara dönmesine ihtiyacı olan taraf Şam'dır. Bu nedenle, İsrail müzakerelere dengeli bir çözüm arama pozisyonundan ziyade, şartlarını dikte eden güçlü taraf pozisyonu ile yaklaşacaktır.

Anjeri, toplantının sızdırılmasının İsrail tarafından kaynaklandığının kanıtlanması durumunda, bunun Şam'ı içeride zor durumda bırakmak, İsrail ile herhangi bir açık taviz almadan müzakere ettiğini göstermek amacıyla Şam üzerinde ilave bir baskı taktiği olarak yorumlanmasının mantıklı olduğunu belirtti. Ona göre bu durum, özellikle ikili görüşmelerin mevcut Arap çerçevelerinden ve 2002'de Beyrut'taki Arap Zirvesi'nde kabul edilen Arap Barış Girişimi'nden bağımsız olarak ilerlemesi halinde, daha geniş bir Arap hassasiyetine yol açabilir.

Şunları da belirtti: “Şam bugün son derece zayıf bir konumda müzakereleri yürütüyor ve İsrail, gerçek bir askeri tehdit oluşturmayan tarafa adil bir barış teklif etmek için hiçbir neden görmüyor. Bu nedenle, bu aşamada muhtemel olan barış değil, Suriye'ye İsrail'den çok daha fazla kısıtlama getiren güvenlik düzenlemeleridir. Bunun tek istisnası Washington’un, daha büyük bir denge sağlamak için nüfuzunu kullanmasıdır ki, bunun için şu anda siyasi bir garanti de bulunmuyor.”

ABD Başkanı Donald Trump'ın bu tür görüşmeler için baskı yapmasıyla ilgili olarak Anjeri şu yanıtı verdi: “Başkan Trump müdahale ederse, amacı Suriye arenasının patlamasını veya İsrail-Türkiye çatışmasının arenası haline gelmesini önlemek olacaktır, Netanyahu'yu Şam ile kapsamlı bir barışa zorlamak değil. Washington durumu yatıştırmak isterken, İsrail ise Filistin arenasının ötesine, birden fazla bölgesel arenaya uzanan yayılmacı politikası göz önüne alındığında, en düşük siyasi maliyetle mümkün olan en büyük güvenlik garantilerini istiyor.”

İki tarafın sunabileceği tavizlerle ilgili sorularımıza cevaben, “Denklem eşit değil. Şam, güneyin silahlandırılması, Türk askeri varlığı ve Golan Tepeleri yakınlarında güçlerin konuşlandırılması konularında kısıtlamaları kabul etmek, ayrıca İran ve Hizbullah'ın Suriye topraklarına geri dönmeyeceğine dair garantiler de vermek zorunda kalabilir. Karşılığında ise hava saldırılarının durdurulması veya azaltılması, İsrail'in kısmi geri çekilmesi ve 1974'teki Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması düzenlemelerinin yeniden canlandırılması gibi tavizler elde edebilir” dedi.

Anjeri, Ürdün'ün rolünün sadece ev sahibi ülke olmanın ötesine uzandığına ve Suriye'deki durumun kontrolden çıkmasını önlemede doğrudan bir çıkarı olduğuna inanıyor. Zira Ürdün, sınır ötesine uzanan geniş aşiret ve kabile bağları veya olası yeni mülteci akınları nedeniyle ortaya çıkabilecek herhangi bir yeni kaostan hem güvenlik hem de sosyal istikrar açısından ilk etkilenen ülkeler arasında olacaktır. Bu nedenle, birincil siyasi sponsor ABD olsa bile, Ürdün'ün bu süreci kontrol etmeye çalışması doğaldır.

Bir telefon görüşmesi

 Mossad Direktörü Gofman, geçen hafta, özellikle 14 Ağustos'ta, Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur askeri havaalanının bombalanmasından sadece birkaç gün önce, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile bir telefon görüşmesi yapmıştı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu temas, Tel Aviv ve Şam arasındaki en üst düzey iletişimlerden birini temsil ediyordu ve Türk faaliyetleri ve artan askeri varlığı, silah satışları, insansız hava araçlarının temini ve Suriye ordusuna silah tedariki etrafında dönmüştü.

Buna karşılık, bu ayın 17'sinde Ebu Zuhur hava üssüne yapılan saldırıdan sonra Şeybani, Türk askeri personelinin eğitim ve askeri iş birliği amacıyla üssü ziyaret ettiğini belirtti. Aynı zamanda, şu anda Suriye Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmak üzere rehabilitasyon aşamasında olan havaalanında bir Türk üssü kurma niyetinin olmadığını da vurguladı. Henüz faaliyete geçmemiş olan hava üssünde herhangi bir Türk takviye birliğinin varlığına dair bilgileri yalanladı. Bu arada, Türkiye Savunma Bakanlığı, Suriye'nin askeri yeteneklerini geliştirme çabalarına destek vermeye devam edeceğini taahhüt etti ve İsrail'in saldırısından önce veya saldırı sırasında havaalanında herhangi bir Türk askeri personelinin bulunmadığını belirtti.

Olası senaryolar

Radad, Suriye politikasının “Amerikan koordinasyonu ve Avrupa'daki memnuniyet duygusuna ek olarak, doğasında var olan bilgelik ve pragmatizmine” işaret etti. Ona göre görüşmeler İsrail'in güney Suriye'deki müdahalelerine değindi, fakat varılan herhangi bir mutabakatın sonucu belirsiz ve nihai bir anlaşmaya varılması beklenmiyor. Belki de Suriye'nin nihai hedefi 1974’te belirlenen ateşkes hattına geri dönmektir.

“Her halükârda, sorun ancak Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında yaşananlara benzer bir güvenlik ateşkesi ve ardından bir barış anlaşmasıyla çözülecektir. Ancak Suriye'deki durum oldukça farklı, çünkü orada Hizbullah'ın varlığı veya Suriye'den İsrail'e yönelik herhangi bir fraksiyonun oluşturduğu tehdit yok” diye belirtti.

Geleceğe dair senaryolara gelince, Radad, Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur askeri havaalanına yapılan saldırıyla duracağını tahmin ettiği gerilimdeki tırmanmaya değinerek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu İsrail seçimleriyle ilgili bir başlık arayışında olsa da gerilimin daha fazla artmayacağını belirtti. Netanyahu’nun İsrail'in gücüne ve yedi veya sekiz cephede savaştığına kamuoyunu ikna ederek şansını artırmak istediğini de ifade etti.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


ABD’den İran’a yeni yaptırım dalgası... Pakistan Tahran’da müzakere için umutlu

ABD’den İran’a yeni yaptırım dalgası... Pakistan Tahran’da müzakere için umutlu
TT

ABD’den İran’a yeni yaptırım dalgası... Pakistan Tahran’da müzakere için umutlu

ABD’den İran’a yeni yaptırım dalgası... Pakistan Tahran’da müzakere için umutlu

ABD'nin İran'a yönelik baskısını ekonomik tecrit sürecini başlatarak artırdığı bir dönemde Pakistan, savaşı sona erdirmeyi ve bölgesel yansımalarını kontrol altına almayı amaçlayan bir müzakere süreci başlatmak üzere salı günü Tahran'a yöneldi. Girişimin odağında özellikle Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması yer aldı.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Tahran ziyaretinin sonunda yaptığı açıklamada, Pakistan ile İran'ın daha fazla tırmanmayı önlemenin yolları ve çatışmaya müzakereler yoluyla çözüm bulunması konularını ele alan görüşmelerde önemli ilerleme kaydettiğini söyledi.

Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Amerikan saldırılarının İran'ın askeri ve nükleer tesislerinde hasara yol açmasının ardından İran ekonomisine yönelik baskıları daha da artırmaya hazırlanıyor. Wall Street Journal, Beyaz Saray Sözcüsü'nün, İran'ın bir anlaşmaya varmasının akıllıca olacağını, aksi takdirde sonuçların ne olacağının farkında olduğunu söylediğini aktardı.

Bu gelişmeler, Washington'ın İran'a yönelik ikincil yaptırımlarının kapsamını beş yeni sektörü içine alacak şekilde genişletmesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı sektörlerini hedef alan yeni yaptırımlar kapsamında yaklaşık 60 kişi, kuruluş ve gemi de yaptırım listesine alındı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, söz konusu adımı İran ekonomisinin finansman damarını kesmeyi amaçlayan ekonomik tecrit operasyonunun bir parçası olarak nitelendirdi.

İran Ekonomi Bakanı Ali Medeni Zade ise “ABD yaptırımlarına tamamen hazırız” dedi. Devlet televizyonuna konuşan Zade, “Doğal olarak düşmanlar bize karşı ekonomik terör saldırısı başlatmak istiyor. Ancak bizim de kendi araçlarımız var ve bu oyunu nasıl oynayacağımızı biliyoruz. Yaklaşımımızın savunma amaçlı olduğunu ve sadece savunmayla yetineceğimizi düşünmemeliler. Aksine, bizden bir saldırı beklemeliler” ifadelerini kullandı.