İsrail ordusu, Gazze'nin doğusundaki Şucaiyye mahallesinde kara operasyonunu genişletiyor

İsrail ordusunun tahliye emrinin ardından Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinden ayrılan Filistinliler, 3 Nisan 2025. (DPA)
İsrail ordusunun tahliye emrinin ardından Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinden ayrılan Filistinliler, 3 Nisan 2025. (DPA)
TT

İsrail ordusu, Gazze'nin doğusundaki Şucaiyye mahallesinde kara operasyonunu genişletiyor

İsrail ordusunun tahliye emrinin ardından Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinden ayrılan Filistinliler, 3 Nisan 2025. (DPA)
İsrail ordusunun tahliye emrinin ardından Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinden ayrılan Filistinliler, 3 Nisan 2025. (DPA)

İsrail ordusu bu sabah Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinde yürüttüğü kara operasyonunu genişlettiğini duyurarak, kuvvetlerinin ‘kontrolü derinleştirmek ve savunma güvenlik bölgesini genişletmek amacıyla’ bölgede operasyonlara başladığını açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, güçlerinin ‘çok sayıda militanı etkisiz hale getirdiğini ve Hamas'ın askeri faaliyetleri planlamak ve yönetmek için kullandığı bir komuta kontrol merkezi de dahil olmak üzere altyapıyı imha ettiğini’ bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Alman haber ajansı DPA’dan aktardığına göre, ordunun ‘bölge sakinlerinin güvenlikleri için belirlenen yollardan bölgeyi tahliye etmelerine izin verdiği’ kaydedilen açıklamada, ‘İsrail ordusunun, vatandaşlarını korumak için Gazze Şeridi'ndeki silahlı gruplara karşı operasyonlarını sürdürdüğü’ vurgulandı.

Görgü tanıkları, tank ve askeri araçlardan oluşan birliklerin Şucaiyye mahallesinin doğusuna doğru ilerlediğini ve mahalle sakinlerinin Gazze şehrinin merkezine ve batısına doğru yer değiştirdiğini söyledi.

İsrail ordusunun dün Şucaiyye ve civar mahallelerde yaşayanlara acil uyarılarda bulunarak bölgeyi derhal boşaltmalarını istemesinin ardından mahallenin bazı bölümleri göç dalgasına sahne oldu.

sdfrgty
Gazze Şeridi'nin Refah kentindeki Tel es-Sultan bölgesinde operasyon düzenleyen İsrail askerleri, 2 Nisan 2025. (Reuters)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee yaptığı açıklamada, “İsrail ordusu, terörist altyapıyı yok etmek için bölgelerinizde çok agresif bir şekilde faaliyet gösteriyor. Güvenliğiniz için bu bölgeleri derhal boşaltmalı ve Gazze şehrinin batısındaki güvenli bölgelere gitmelisiniz” ifadelerini kullandı.

Uyarılar binlerce ailenin yeni bir göç dalgasıyla sokaklara dökülmesine neden olurken, Gazze Şeridi'nin dört bir yanında aynı sahneler tekrarlandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu çarşamba günü, İsrail'in Gazze'de yeni bir güvenlik koridoru kurmak için çalıştığını, bu koridorun Refah ve Han Yunus arasında bulunan bir Yahudi yerleşim biriminin adı olan ‘Morag Koridoru’ olduğunu belirtti.

Netanyahu, “Hamas, esirlerimizi teslim edene kadar baskıyı giderek arttıracağız. Teslim etmeyi reddettikleri sürece baskı daha da artacak” dedi.

Netanyahu'nun açıklaması, Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın İsrail'in Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını ele geçirerek sözde güvenlik bölgelerine ekleyeceğini söylemesinin ardından geldi.



İsrail'in vahşeti ve boyutları hakkında

İsrail ordusunun Gazze'deki kara ve hava harekatlarını genişletmesiyle onbinlerce Filistinli tekrar yerinden edildi (Reuters)
İsrail ordusunun Gazze'deki kara ve hava harekatlarını genişletmesiyle onbinlerce Filistinli tekrar yerinden edildi (Reuters)
TT

İsrail'in vahşeti ve boyutları hakkında

İsrail ordusunun Gazze'deki kara ve hava harekatlarını genişletmesiyle onbinlerce Filistinli tekrar yerinden edildi (Reuters)
İsrail ordusunun Gazze'deki kara ve hava harekatlarını genişletmesiyle onbinlerce Filistinli tekrar yerinden edildi (Reuters)

Macid Kayali

İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye yönelik sert ve art arda gerçekleştirdiği saldırıların ne siyasi ne de güvenlik açısından hiçbir haklı gerekçesi yok, zira bu iki ülkede en azından öngörülebilir gelecekte, önleyici bir savaşa girişmesini gerektirecek bir tehlike bulunmuyor. Bunun, 18 aydır ısrarla Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere ve hatta oradaki Filistinli mülteci kamplarını yıkmaya ve ortadan kaldırmaya çalıştığı Batı Şeria'daki Filistinlilere karşı sürdürdüğü korkunç imha savaşı için de geçerli olduğunu unutmayalım.

Kastettiğimiz, İsrail'in bu vahşi saldırganlığının, bazılarına göre, Binyamin Netanyahu'nun yargılanmaktan ve hesap vermekten kaçma arzusuna ya da yaklaşan seçimleri kazanarak siyasi ömrünü uzatma isteğine bağlanamayacağıdır. Aynı şekilde rehinelerin serbest bırakılması yönündeki baskıyla da alakası yok, zira rehineler aylar önce bir baskı kartı olmaktan çıktılar. Çünkü bunların hepsi, Netanyahu'nun İsraillilerin tartışmasız lideri olmasından sonra çoktan tükendi.

Ayrıca İsrail'in Filistinlilere, Suriye'ye ve Lübnan'a yönelik vahşeti, yalnızca Aksa Tufanı operasyonuna (2023 sonu) bir tepki olarak bile açıklanamaz. Bu operasyon İsrail'e şu anda yaptıklarını yapma fırsatını verdi ancak İsrail'in yaptıkları, bu olaya verilen tepkinin ötesinde oldu ve çeşitli alanlarda gerçekleşti.

Bu durum daha önceki çatışmalarda da yaşandı, nitekim (Hayfa Üniversitesi Ulusal Güvenlik Araştırma Merkezi Başkanı) Dan Tchernov şöyle diyor: “Hamas, Gazze ve Kassam savaşın hedefi veya başarısının ölçüsü değildir. Gazze'de bölgedeki aşırılığın ve direniş mitinin kaderini belirlemek için mücadele ediyoruz. İşte Tahran, Beyrut ve Şam'da çok iyi bildikleri şey budur (Yedioth Ahronoth – 15.01.2009).

İsrail'in bu vahşetinin açıklaması, İsrail'e ve onun çevresindeki konumuna dair belli bir vizyona sahip ideolojik, kendisiyle aynı fikirde olmayan Yahudilere bile karşı olan aşırılıkçılara ait bir hükümetle karşı karşıya olduğumuz gerçeğinde yatıyor

Siyasi coğrafya profesörü Oren Yiftachel de Netanyahu'nun ikinci başbakanlık döneminin (2009-2021) başında bunu doğrulayarak şöyle demişti: “Bu savaş, Filistin tarihini susturma, yani bu ülkenin tüm tarihini silme gibi radikal ve vahşi bir hedef benimseyen İsrail bölgesel projesinin ve davranışının bir devamıdır. Tarihin susturulması aynı zamanda Filistin mekânının ve onunla birlikte tüm siyasi hakların silinmesi demektir. İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı yalnızca roketleri durdurma, seçimler için bazı isimleri parlatma veya caydırıcılığı yeniden sağlama operasyonu değildir. Savaş sadece Hamas hükümetini devirme girişimi ve aynı zamanda kontrol etmeye yönelik emperyalist (İsrailli-Amerikan) bir girişim de değildir, bunların hepsidir” (İsrail Sahnesi – 18.01.2009).

Dolayısıyla İsrail'in vahşetinin ve radikal hükümetin (Netanyahu, Smotrich, Ben-Gvir) yönetimi altında yaptıklarının açıklaması, İsrail'e ve onun çevresindeki konumuna dair belli bir vizyona sahip ideolojik, kendisiyle aynı fikirde olmayan Yahudilere bile karşı olan aşırılıkçılara ait bir hükümetle karşı karşıya olduğumuz gerçeğinde yatmaktadır.

Aslında bu hükümet, mevcut uluslararası, bölgesel ve Arap koşullarında İsrail'in doğasında köklü değişiklikler yapmak, Yahudi/dindar bir devlet olma niteliğini, (Yahudi vatandaşları için) demokratik/liberal bir devlet olma niteliği pahasına ön planda tutarak, çevresiyle ilişkisini ve uluslararası çerçevedeki konumunu güçlendirmek için uygun bir fırsat buldu. Bunun için bir yandan yargı organını zayıflattı veya ikinci plana itti. Diğer yandan, Filistinlileri siyasi denklemden çıkarmanın yanı sıra, İran ve Türkiye'yi de zarara uğratarak Ortadoğu'nun bölgesel süper gücü olma konumunu geri kazanmaya çalışıyor.

İsrail, 1967 savaşından sonra birçok Arap rejimini yenerek dayattığı Ortadoğu'daki tek bölgesel güç olma rolünü geri kazanmaya ve hatta belki de daha da fazlasını elde etmeye çalışıyor

Önemli olan, İsrail'in bu saldırganlıkla, 1967 savaşından sonra birçok Arap rejimini yenerek dayattığı Ortadoğu'daki tek bölgesel güç olma rolünü geri kazanmaya ve hatta belki de daha da fazlasını elde etmeye çalıştığıdır. Zira İkinci Körfez Savaşı’nın etkileri ve ABD’nin Irak’ı işgali (2003) sonucunda bu rol azalırken, İran’ın bölgedeki rolü güçlenmiş ve ardından Türkiye’nin bölgedeki rolü de artmıştı.

İsrail'de bu eğilimi daha da güçlendiren, şu anda aşırı sağcı Başkan Donald Trump yönetimi altındaki ABD'den sınırsız destek alıyor olması. Trump yönetimi de çıkarlarını ve değerlerini, dünyaya ve hatta dost ülkelere dayatmak için dünya ile savaşıyor. Çıkarlar, emeller ve politikaların bu şekilde örtüşmesi, Netanyahu'yu bütün savaşlarını rahatlıkla yürütmeye teşvik etti.

Yukarıda anlatılanların hepsi, Netanyahu'nun yaptıklarının İsrail güvenlik düşüncesinin merkezinde yer aldığını ve şimdiye kadar sadece bunları benimseyecek bir hükümeti ve koşulların uygun olmasını beklediğini gösteriyor. Örneğin, İkinci İntifada’dan kaynaklanan çatışmalar sırasında, İbrani Üniversitesi Tarih Fakültesi'nde Askeri Çalışmalar Profesörü ve askeri strateji alanında önde gelen uzmanlardan biri olan Profesör Martin Van-Cerveld, Filistinlilere ağır darbe vurulması gerektiğini savunan bir teori ortaya atmıştı. Kendisi şöyle diyordu: “Açık köprüler, ekonomik ve siyasi ilişkiler yok. Caydırıcılık dengesini yeniden sağlamak için bir veya iki nesil boyunca veya ihtiyaç duyulduğu kadar mutlak bir ayrışma olmalı. Bunların kesinlikle pişmanlık duyulmadan, tam bir süratle ve kuvvetle hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu durumda uçak değil topları kullanacağım çünkü onlara onların gözüyle bakmak istiyorum, eğer eylemlerinizle her şeyi yapabileceğinizi kanıtlamazsanız bu harekâtın bir anlamı yoktur. Onlara tüm gücümüzle sert bir darbe indirmemiz lazım ki, bir daha o hale gelmeyelim, çıktığımızda arkamızdan saldırmasınlar. Öyle bir kuvvet ve şiddetle vurmalıyız ki, ikinci bir darbeye ihtiyacımız olmasın. En iyisi, tek ve ağır bir suç işledikten sonra çekilmek ve kapıları arkamızdan kapatmaktır” (Imtisaa Hadhira – 3.8.2002).

İsrail, sadece İran'ın değil, herhangi bir önemli bölgesel askeri gücün varlığını engellemek için de etrafında onlarca kilometrelik hayati bir coğrafi alan dayatmak istiyor.

Dolayısıyla İsrail, Filistinlilere, Lübnan'a ve Suriye'ye karşı savaşlarını, ne gelecekte hangi düzeyde ve biçimde olursa olsun, herhangi bir direniş isteğini bastırmak için ne de önleyici bir savaş olarak yürütmüyor. Zira öngörülebilir gelecekte ne devlet düzeyinde ne de milis gruplar düzeyinde hiçbir direniş olasılığı yok. İsrail, etrafına onlarca kilometrelik hayati bir coğrafi alan dayatmayı amaçlıyor. Bununla, sadece sınırları içerisinde hem ABD hem de İsrail tarafından tehdit edilen İran'ın değil, herhangi bir önemli bölgesel askeri gücün varlığını önlemeyi amaçlıyor. Bu Türkiye için de geçerli, yani Ortadoğu'nun yeni mimarisi çerçevesinde İsrail'in bölgedeki tek bölgesel güç olması varsayımına dayanarak, yeni rejimin gölgesinde Suriye'de Türkiye'nin herhangi bir role sahip olmasına olanak tanınmak istenmiyor.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.