İsrail'in vahşeti ve boyutları hakkında

Bölgesel rolünü geri kazanmaya çalışıyor

İsrail ordusunun Gazze'deki kara ve hava harekatlarını genişletmesiyle onbinlerce Filistinli tekrar yerinden edildi (Reuters)
İsrail ordusunun Gazze'deki kara ve hava harekatlarını genişletmesiyle onbinlerce Filistinli tekrar yerinden edildi (Reuters)
TT

İsrail'in vahşeti ve boyutları hakkında

İsrail ordusunun Gazze'deki kara ve hava harekatlarını genişletmesiyle onbinlerce Filistinli tekrar yerinden edildi (Reuters)
İsrail ordusunun Gazze'deki kara ve hava harekatlarını genişletmesiyle onbinlerce Filistinli tekrar yerinden edildi (Reuters)

Macid Kayali

İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye yönelik sert ve art arda gerçekleştirdiği saldırıların ne siyasi ne de güvenlik açısından hiçbir haklı gerekçesi yok, zira bu iki ülkede en azından öngörülebilir gelecekte, önleyici bir savaşa girişmesini gerektirecek bir tehlike bulunmuyor. Bunun, 18 aydır ısrarla Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere ve hatta oradaki Filistinli mülteci kamplarını yıkmaya ve ortadan kaldırmaya çalıştığı Batı Şeria'daki Filistinlilere karşı sürdürdüğü korkunç imha savaşı için de geçerli olduğunu unutmayalım.

Kastettiğimiz, İsrail'in bu vahşi saldırganlığının, bazılarına göre, Binyamin Netanyahu'nun yargılanmaktan ve hesap vermekten kaçma arzusuna ya da yaklaşan seçimleri kazanarak siyasi ömrünü uzatma isteğine bağlanamayacağıdır. Aynı şekilde rehinelerin serbest bırakılması yönündeki baskıyla da alakası yok, zira rehineler aylar önce bir baskı kartı olmaktan çıktılar. Çünkü bunların hepsi, Netanyahu'nun İsraillilerin tartışmasız lideri olmasından sonra çoktan tükendi.

Ayrıca İsrail'in Filistinlilere, Suriye'ye ve Lübnan'a yönelik vahşeti, yalnızca Aksa Tufanı operasyonuna (2023 sonu) bir tepki olarak bile açıklanamaz. Bu operasyon İsrail'e şu anda yaptıklarını yapma fırsatını verdi ancak İsrail'in yaptıkları, bu olaya verilen tepkinin ötesinde oldu ve çeşitli alanlarda gerçekleşti.

Bu durum daha önceki çatışmalarda da yaşandı, nitekim (Hayfa Üniversitesi Ulusal Güvenlik Araştırma Merkezi Başkanı) Dan Tchernov şöyle diyor: “Hamas, Gazze ve Kassam savaşın hedefi veya başarısının ölçüsü değildir. Gazze'de bölgedeki aşırılığın ve direniş mitinin kaderini belirlemek için mücadele ediyoruz. İşte Tahran, Beyrut ve Şam'da çok iyi bildikleri şey budur (Yedioth Ahronoth – 15.01.2009).

İsrail'in bu vahşetinin açıklaması, İsrail'e ve onun çevresindeki konumuna dair belli bir vizyona sahip ideolojik, kendisiyle aynı fikirde olmayan Yahudilere bile karşı olan aşırılıkçılara ait bir hükümetle karşı karşıya olduğumuz gerçeğinde yatıyor

Siyasi coğrafya profesörü Oren Yiftachel de Netanyahu'nun ikinci başbakanlık döneminin (2009-2021) başında bunu doğrulayarak şöyle demişti: “Bu savaş, Filistin tarihini susturma, yani bu ülkenin tüm tarihini silme gibi radikal ve vahşi bir hedef benimseyen İsrail bölgesel projesinin ve davranışının bir devamıdır. Tarihin susturulması aynı zamanda Filistin mekânının ve onunla birlikte tüm siyasi hakların silinmesi demektir. İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı yalnızca roketleri durdurma, seçimler için bazı isimleri parlatma veya caydırıcılığı yeniden sağlama operasyonu değildir. Savaş sadece Hamas hükümetini devirme girişimi ve aynı zamanda kontrol etmeye yönelik emperyalist (İsrailli-Amerikan) bir girişim de değildir, bunların hepsidir” (İsrail Sahnesi – 18.01.2009).

Dolayısıyla İsrail'in vahşetinin ve radikal hükümetin (Netanyahu, Smotrich, Ben-Gvir) yönetimi altında yaptıklarının açıklaması, İsrail'e ve onun çevresindeki konumuna dair belli bir vizyona sahip ideolojik, kendisiyle aynı fikirde olmayan Yahudilere bile karşı olan aşırılıkçılara ait bir hükümetle karşı karşıya olduğumuz gerçeğinde yatmaktadır.

Aslında bu hükümet, mevcut uluslararası, bölgesel ve Arap koşullarında İsrail'in doğasında köklü değişiklikler yapmak, Yahudi/dindar bir devlet olma niteliğini, (Yahudi vatandaşları için) demokratik/liberal bir devlet olma niteliği pahasına ön planda tutarak, çevresiyle ilişkisini ve uluslararası çerçevedeki konumunu güçlendirmek için uygun bir fırsat buldu. Bunun için bir yandan yargı organını zayıflattı veya ikinci plana itti. Diğer yandan, Filistinlileri siyasi denklemden çıkarmanın yanı sıra, İran ve Türkiye'yi de zarara uğratarak Ortadoğu'nun bölgesel süper gücü olma konumunu geri kazanmaya çalışıyor.

İsrail, 1967 savaşından sonra birçok Arap rejimini yenerek dayattığı Ortadoğu'daki tek bölgesel güç olma rolünü geri kazanmaya ve hatta belki de daha da fazlasını elde etmeye çalışıyor

Önemli olan, İsrail'in bu saldırganlıkla, 1967 savaşından sonra birçok Arap rejimini yenerek dayattığı Ortadoğu'daki tek bölgesel güç olma rolünü geri kazanmaya ve hatta belki de daha da fazlasını elde etmeye çalıştığıdır. Zira İkinci Körfez Savaşı’nın etkileri ve ABD’nin Irak’ı işgali (2003) sonucunda bu rol azalırken, İran’ın bölgedeki rolü güçlenmiş ve ardından Türkiye’nin bölgedeki rolü de artmıştı.

İsrail'de bu eğilimi daha da güçlendiren, şu anda aşırı sağcı Başkan Donald Trump yönetimi altındaki ABD'den sınırsız destek alıyor olması. Trump yönetimi de çıkarlarını ve değerlerini, dünyaya ve hatta dost ülkelere dayatmak için dünya ile savaşıyor. Çıkarlar, emeller ve politikaların bu şekilde örtüşmesi, Netanyahu'yu bütün savaşlarını rahatlıkla yürütmeye teşvik etti.

Yukarıda anlatılanların hepsi, Netanyahu'nun yaptıklarının İsrail güvenlik düşüncesinin merkezinde yer aldığını ve şimdiye kadar sadece bunları benimseyecek bir hükümeti ve koşulların uygun olmasını beklediğini gösteriyor. Örneğin, İkinci İntifada’dan kaynaklanan çatışmalar sırasında, İbrani Üniversitesi Tarih Fakültesi'nde Askeri Çalışmalar Profesörü ve askeri strateji alanında önde gelen uzmanlardan biri olan Profesör Martin Van-Cerveld, Filistinlilere ağır darbe vurulması gerektiğini savunan bir teori ortaya atmıştı. Kendisi şöyle diyordu: “Açık köprüler, ekonomik ve siyasi ilişkiler yok. Caydırıcılık dengesini yeniden sağlamak için bir veya iki nesil boyunca veya ihtiyaç duyulduğu kadar mutlak bir ayrışma olmalı. Bunların kesinlikle pişmanlık duyulmadan, tam bir süratle ve kuvvetle hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu durumda uçak değil topları kullanacağım çünkü onlara onların gözüyle bakmak istiyorum, eğer eylemlerinizle her şeyi yapabileceğinizi kanıtlamazsanız bu harekâtın bir anlamı yoktur. Onlara tüm gücümüzle sert bir darbe indirmemiz lazım ki, bir daha o hale gelmeyelim, çıktığımızda arkamızdan saldırmasınlar. Öyle bir kuvvet ve şiddetle vurmalıyız ki, ikinci bir darbeye ihtiyacımız olmasın. En iyisi, tek ve ağır bir suç işledikten sonra çekilmek ve kapıları arkamızdan kapatmaktır” (Imtisaa Hadhira – 3.8.2002).

İsrail, sadece İran'ın değil, herhangi bir önemli bölgesel askeri gücün varlığını engellemek için de etrafında onlarca kilometrelik hayati bir coğrafi alan dayatmak istiyor.

Dolayısıyla İsrail, Filistinlilere, Lübnan'a ve Suriye'ye karşı savaşlarını, ne gelecekte hangi düzeyde ve biçimde olursa olsun, herhangi bir direniş isteğini bastırmak için ne de önleyici bir savaş olarak yürütmüyor. Zira öngörülebilir gelecekte ne devlet düzeyinde ne de milis gruplar düzeyinde hiçbir direniş olasılığı yok. İsrail, etrafına onlarca kilometrelik hayati bir coğrafi alan dayatmayı amaçlıyor. Bununla, sadece sınırları içerisinde hem ABD hem de İsrail tarafından tehdit edilen İran'ın değil, herhangi bir önemli bölgesel askeri gücün varlığını önlemeyi amaçlıyor. Bu Türkiye için de geçerli, yani Ortadoğu'nun yeni mimarisi çerçevesinde İsrail'in bölgedeki tek bölgesel güç olması varsayımına dayanarak, yeni rejimin gölgesinde Suriye'de Türkiye'nin herhangi bir role sahip olmasına olanak tanınmak istenmiyor.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.


Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
TT

Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) kuzeydoğu Suriye’de tırmanmayı önlemeye yönelik arabuluculuk faaliyetlerini sürdürerek kalıcı bir çözüm için çalışmalar yürütüyor. Ancak sürecin ilerlemesi, Ankara ve Şam’ın PKK’nın olası etkilerinin ortadan kaldırılacağı konusunda ikna edilmesine bağlı.

SDG bölgelerini kaybetti

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’ın başlattığı ve Türkiye’nin güçlü destek verdiği askeri operasyonlar sonucunda kontrolündeki bazı bölgeleri kaybetti. Şam Suriye’nin tüm topraklarında kontrolü sağlamak isterken, Kürtler hükümette “adil temsil” talep ediyor.

efd
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, 10 Mart 2025’te Şam’da Suriye Demokratik Güçleri lideri Mazlum Kobani ile el sıkışıyor (SANA)

Türkiye’nin SDG’ye yönelik müdahalede bulunmasının temel nedeni, Suriye’de özerk bir Kürt yönetiminin kurulmasının ileride ayrılıkçılığa zemin hazırlayabileceği endişesi. Ankara, Kürt bölgeleri Suriye ordusuna entegre edilmezse sınırda askeri operasyon tehdidini defalarca dile getirdi.

Çözümün parçası

Erbil’deki bazı politikacılar, “Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerini koruyan ve Suriye’deki tüm bileşenlerin haklarını güvence altına alan” bir çözümü destekliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan IKBY hükümet danışmanı Cewhar Faiq, Kürtlerin 1991’den bu yana bölge istikrarının bir unsuru olduğunu vurgulayarak, “Kürtler çözümün ve bölgede istikrarın bir parçası olmaya devam edecek” dedi.

Faiq, Kürtlerin vizyonunun yeni demokratik, anayasal bir Suriye; etnik ve dini grupların haklarını garanti altına alan, aynı zamanda Türkiye ve diğer bölge ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkilerini gözeten ve dış müdahaleye kapalı bir sistem olduğunu belirtti.

rgtyhu
Mesut Barzani ve yanında Mazlum Kobani, Erbil’de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Kürdistan Demokrat Partisi)

Erbil, Suriye’deki taraflarla, özerk yönetim bölgelerinden Şam yönetimine ve Amerikalılara kadar temaslarını sürdürüyor. Faiq, bu temasların amacının “kalıcı bir çözüme ulaşmak” olduğunu ifade etti. Son haftalarda Mesut Barzani, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ABD özel temsilcisi Tom Barrack ve SDG lideri Mazlum Abdi ile görüşmeler yaparak diyalog ve ortak anlayış yoluyla sivil barışı güçlendirmeye çalıştı. Faiq, “Askeri çözüm, Suriye’deki bileşenlere ve devlete zarar verir; DEAŞ’ın yeniden toparlanma ihtimalini artırır” dedi.

Anlaşmazlıkta engel PKK

PKK, yürütülen müzakerelerde önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Abdulselam Berwari, “Erbil’in çabaları devam ediyor, gerilimi önlemeye çalışıyor. Ancak Türkiye, Suriye Kürtleri konusunu yıllarca silahlı mücadele yürüttüğü PKK perspektifinden değerlendiriyor” dedi.

Türkiye, PKK ile barış süreci başlattı ancak silahsızlanma şartı koştu. Kuzey Suriye’deki çatışmalar, taraflar arasındaki müzakereleri tehlikeye atıyor. Erbil, Ankara’nın endişelerini anlıyor ve Kürt meselesiyle ilgili yanlış anlamaları düzeltmeye çalışıyor.

Berwari, “Kürt halkının hakları, PKK’nın kuruluşundan çok önceye dayanıyor. Kürt meselesi çözülürse, tırmanma bahanesi ortadan kalkar” dedi.

Berwari, Erbil’in Ankara ile ilişkilerini iyi olarak nitelendirerek, “Erbil, Türkiye ve uluslararası toplumla birlikte Suriye Kürtleri ile Şam yönetimi arasındaki sorunu çözmeye çalışıyor; bu öncelikli hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Arabuluculuk yavaş ilerliyor

Kürdistan Birliği Partisi yetkilisi Soran Davudi, “Irak Kürdistan Bölgesi, Türkiye ile Suriye Kürtleri arasında kontrollü bir çerçevede resmi olmayan bir arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor” dedi.

Davudi, Erbil’in rolü, büyük ölçüde Ankara ile sağlanan siyasi ve ekonomik bağlantılar ve PKK etkisinden bağımsız Suriye Kürtleriyle yürütülen tarihî temas kanallarına dayandığını belirtti.

dfrgt
Polis güçleri, Türkiye’nin güneydoğusundaki Mardin’de Nusaybin kapısından Kamışlı’ya geçmeye çalışan ve SDG’yi destekleyen Kürtleri dağıtmak için su sıkıyor (AP)

Davudi, “Erbil ile etkili Kürt liderler arasında resmi olmayan, temaslar sürüyor; ancak Türkiye’nin YPG’ye (Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı ve SDG’nin ana birleşeni) bakışı, PKK’nın uzantısı olarak görülmesi büyük bir engel oluşturuyor” dedi. Ayrıca, Suriye Kürtleri arasında SDG ile Kürt Ulusal Konseyi arasındaki bölünmenin krizi derinleştirdiğine dikkat çekti.

Erbil’in diyaloğu sürdürme çabalarına rağmen Davudi, arabuluculuğun etkisinin hâlâ sınırlı ve yavaş ilerlediğini belirtti. Öte yandan, krizle ilgili kilit isimlerin sık sık Erbil’e gelmesi, şehrin Şam, Ankara, Kürt tarafları ve Washington arasında gerçek anlaşmalar için uygun bir sahne olabileceği yönünde iyimserlik yaratıyor.


İsrail ordusu, Ürdün'den sızdığına inanılan şüphelileri arıyor

Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Ürdün'den sızdığına inanılan şüphelileri arıyor

Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, Ürdün'den sızdığına inanılan kimliği belirsiz şüphelileri bulmak için geniş çaplı aramalar yapıldığını bildirdi.

Baran kasabası yakınlarında Ürdün'den İsrail topraklarına bir sızma tespit ettiğini açıklayan orduya göre birkaç şüpheli sınırı geçerek İsrail'e girdi.

Yetkililer, şüphelileri bulmak için bölgede kapsamlı arama operasyonları yürütüldüğünü ve yolların kapatıldığını belirttiler. Baran'da da sirenler çalınarak, sakinlere bir sonraki duyuruya kadar evlerinde kalmaları uyarısı yapıldı.