Türkiye ve İsrail Suriye’de karşı karşıya

Değişimin göstergeleri her geçen gün daha da belirginleşiyor

İsrail'in Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da silah sevkiyatı yapan bir konvoya düzenlediği hava saldırısında imha edilen bir askeri araç (AFP)
İsrail'in Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da silah sevkiyatı yapan bir konvoya düzenlediği hava saldırısında imha edilen bir askeri araç (AFP)
TT

Türkiye ve İsrail Suriye’de karşı karşıya

İsrail'in Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da silah sevkiyatı yapan bir konvoya düzenlediği hava saldırısında imha edilen bir askeri araç (AFP)
İsrail'in Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da silah sevkiyatı yapan bir konvoya düzenlediği hava saldırısında imha edilen bir askeri araç (AFP)

Ömer Önhon

Suriye’de 29 Mart'ta ilan edilen yeni hükümet ağırlıklı olarak HTŞ kadrolarından oluşurken, Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığına Hıristiyan, Ulaştırma Bakanlığına Alevi, Tarım Bakanlığına Dürzi ve Eğitim Bakanlığına Kürt olmak üzere çeşitli dini ve etnik kökenlerden birer bakan atandı.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabawat, Hıristiyan kimliğiyle dikkati çekerken kabinenin de tek kadın üyesi oldu. Kabinede daha önce devrik Cumhurbaşkanı Beşşar Esed döneminde ulaştırma ve ekonomi bakanı olarak görev yapmış iki kişi de yer alıyor.

Ne olursa olsun Suriye bir sonraki aşamada, genel olarak Selefi geçmişe sahip bir siyasal İslamcı olarak tanımlanabilecek Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yönetimi altında olacak gibi görünüyor. Şara’nın çevresinde ise Savunma, adalet, içişleri ve dışişleri bakanlarından oluşan bir ‘güvenlik dörtlüsünün’ yanı sıra Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) kadrolarının çekirdeğinden oluşan danışma komiteleri bulunuyor.

Beş yıllık geçiş döneminin yeni bir diktatörlük rejime mi yoksa yöneticilerin özgürce seçildiği liberal, çoğulcu ve kapsayıcı bir sisteme mi yol açacağını zaman gösterecek.

Suriye'de Kürt sorunuyla ilgili gelişmeler, Kürtleri mevcut hükümet içinde ‘ayrıcalıklı’ bir unsur olarak entegre etmeye yönelik açık bir girişim olurken ülkedeki son gelişmeler ve ‘Terörden Arındırılmış Türkiye Operasyonu’, Suriye içindeki çatışan Kürt grupları, özellikle de Halk Savunma Birlikleri/Demokratik Birlik Partisi (YPG/PYD) ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun (SMDK) yanı sıra Türkiye ve Irak gibi komşu ülkelerdeki Kürt oluşumlarla temasları da içeren aktif bir müzakere hareketinin başlatılmasına katkıda bulundu.

Suriyeli Kürtleri bir araya getirmeyi amaçlayan bu müzakerelere ABD, Fransa ve daha geride kalmayı tercih eden İngiltere arabuluculuk ediyor.

YPG/PYD'nin yeni Suriye hükümetine yönelik olumsuz açıklamalarına rağmen, 10 Mart'ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde iki taraf arasındaki müzakere kanalları açık kalmaya devam ediyor.

Doğrudan müzakerelerdeki bu angajman sahaya da yansıdı ve YPG, Halep şehri ve Tişrin Barajı çevresinde ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerden çekilmeye başlayarak mevzilerini yeni hükümete bağlı güvenlik güçlerine devretti. İki taraf arasında mahkum takası yapıldığına dair haberler de basında yer aldı.

jk
Mazlum Abdi ve Ahmed eş-Şara, SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonu için Şam’da bir anlaşma imzaladı, 10 Mart 2025 (AFP)

Suriyeli Kürtlerin talepleri, adem-i merkeziyetçi bir sistemin kurulması, YPG'nin muhafaza edilmesi, petrol gelirlerinden Kürt bölgelerine pay ayrılması, vatandaşlıkta eşitliğin sağlanması, Kürtçenin kullanımına izin verilmesi, kültürel hakların tanınması ve bu ilkelerin gelecekteki Suriye anayasasında yer almasının sağlanması gibi birkaç temel noktada özetlenebilir.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 13 Mart'ta Şam'a gerçekleştirdiği ziyaretten ve Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile yaptığı görüşmeden birkaç gün sonra Ankara'nın YPG ile ilgili konulardaki kararlı tutumunu yansıtan açıklamalarda bulundu. Açıklamalarında Türkiye tarafından YPG'nin tartışmasız bir şekilde PKK'nın doğrudan bir uzantısı olarak görüldüğünün altını çizen Fidan, YPG'nin askeri kabiliyetlerinin tamamen yok edilmesi, dağıtılması ve kalan üyelerinin Suriye ordusunun otoritesi altına girmesi gerektiğini vurguladı.

Dışişleri Bakanı Fidan, bu dosyayla ilgili diplomatik hamleler çerçevesinde 25 ve 26 Mart tarihlerinde Washington’ı ziyaret etti. Fidan burada ABD'li mevkidaşı Marco Rubio ile Suriye meselesi ve YPG'nin gündemde öne çıktığı görüşmelerde bir araya geldi. Ancak basına sızan haberlere göre Türk tarafı bu görüşmelerin sonuçlarından, özellikle de YPG'ye yönelik tutumlardaki farklılıktan dolayı memnun kalmadı.

ABD Dışişleri Bakanı Rubio sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, YPG'yi anmadan, İran'ın ‘bölgede istikrarı bozucu’ olarak nitelendirdiği faaliyetlerine karşı Türkiye ile Suriye'de devam eden iş birliğine atıfta bulundu.

ABD bu çerçevede önümüzdeki günlerde Türkiye'nin lehine yorumlanabilecek bazı sembolik adımlar atabilir. Ancak tutumunda radikal bir değişiklik ya da YPG'den vazgeçmesi, özellikle mevcut jeopolitik denklemler ışığında pek olası görünmüyor.

Türkiye ve İsrail Suriye'de karşı karşıya

İsrail, Suriye'nin gelecekte herhangi bir potansiyel tehdit oluşturmasını engellemek için sürdürdüğü çabaların bir parçası olarak, ülkeyi zayıflatmaya ve bölmeye dayalı bir strateji benimsedi ve ulusal güvenliğine tehdit oluşturmayan çaresiz bir varlık haline gelmesini sağladı. Tel Aviv bu bağlamda, başta Kuneytra, Dera ve Suveyda olmak üzere Suriye'nin güney illerinin askerden arındırılması çağrısında bulunurken, İsrail Hava Kuvvetleri de Suriye topraklarındaki tüm askeri ve stratejik varlıkları yok etmeye yönelik bombardımanlar düzenlemeye devam ediyor.

Veriler, İsrail'in son dört ay içinde gerçekleştirdiği 740'tan fazla hava saldırısının Suriye’den gelebilecek herhangi bir tehdide ya da saldırıya karşılık olarak değil, doğrudan imha amacıyla ve herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin tek taraflı olarak yapıldığını gösteriyor.

İsrail ayrıca Kürtler ve Dürzilerle ilgili kanallar aracılığıyla Suriye'nin iç işlerine müdahale ediyor ve kendisini onların koruyucusu olarak sunmaya çalışıyor. Sahada ise Golan Tepeleri'nden geriye kalanları hala kontrol eden İsrail ordusu, bu bölgenin sınırları dışında Suriye toprakları içinde sabit askeri mevziler kurdu. İsrail askeri araçları Suriye'nin güneyindeki köylerde ve kasabalarda devriye geziyor. Öyle ki İsrail ordusuna ait helikopterlerin Suriye’nin güneybatısına baskın düzenleyerek Suriyeli sivilleri öldürdüğü bildirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın geçtiğimiz şubat ayında Ankara'da gerçekleştirdikleri görüşmede mutabık kaldıkları savunma alanındaki iş birliği çerçevesinde Türkiye'nin yeni Suriye ordusunun kurulmasında ve gerekli askeri eğitimin verilmesinde önemli bir rol oynaması bekleniyor. Ankara'nın Suriye topraklarında savaş uçakları, saldırı ve keşif uçakları ile hava savunma sistemleri konuşlandırmak üzere askeri üsler kurmaya hazırlandığına dair haberler basında yer alsa da bu bilgiler henüz resmi olarak teyit edilmedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) birlikleri, temelde YPG/PYD ile mücadelenin bir parçası olarak halihazırda Suriye'de konuşlu olsalar da söz konusu üsler de dahil olmak üzere çeşitli amaçlarla görevlerine devam edebilirler. Bu görevlerden biri Suriye ordusunun eğitilmesi. İkincisi DEAŞ’la mücadele. Bu durum, Türkiye'nin bu misyonları Suriye ile iş birliği içinde tek başına mı, Uluslararası Koalisyon kapsamında mı yoksa geçtiğimiz mart ayında Ürdün’ün başkenti Amman’da yapılan Beşli Güvenlik Zirvesi'ne katılan diğer dört ülke ile koordinasyon içinde mi yürüteceği sorularını gündeme getirdi.

Diğer bir görev ise Suriye'nin herhangi bir dış müdahaleden korunması. Bunun gerçekleşmesi halinde Türkiye'nin rolünde büyük bir değişim olması ve Türk ordusu için içeride ve dışarıda büyük tartışmalara yol açması bekleniyor.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Şara’ya hitaben -Türkiye'ye açıkça atıfla- “Düşman güçlerin Suriye'ye girmesine ve İsrail'in güvenlik çıkarlarını tehdit etmesine izin verirseniz, ağır bir bedel ödeyeceksiniz” diyerek Suriye'yi doğrudan tehdit etti.

İsrail Hava Kuvvetleri, birkaç gün önce Humus ve Hama'daki askeri üslerin yanı sıra ünlü T4 Hava Üssü de dahil olmak üzere Suriye topraklarındaki bazı hava üslerini hedef aldı. Bu üslerden bazılarının TSK tarafından kullanıldığı bildirildi.

İsrail basını ve yabancı medya kuruluşları, İsrailli yetkililerin açıklamalarına atıfta bulunarak söz konusu saldırıların Ankara’ya yönelik açık bir uyarı olduğunu haberleştirdi.

İsrail'in Suriye'deki bir hava üssüne düzenlediği hava saldırılarından birinde üç Türk mühendisin öldüğüne dair iddialar da ortaya atıldı, ancak ilgili taraflardan bu bilgiyi doğrulayan ya da yalanlayan resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak bu iddialar, teyit edilmesi halinde birden fazla düzeyde ciddi sonuçlar doğurabilir ve iki taraf arasındaki gerilimin tırmanmasına yol açabilir.

İsrail, Suriye topraklarına bu tür saldırılarını sürdürerek, uluslararası hukuku ve devletler arasındaki teamül normlarını açıkça ihlal ediyor. Ancak uluslararası toplum, Filistin meselesinde olduğu gibi kınama açıklamaları yapmakla yetinirken İsrail, ABD'nin tam desteğiyle egemen bir devlete karşı haksız saldırılarını sürdürüyor.

Öte yandan, Türkiye kendisini Doğu Akdeniz'den Suriye ve İran sınırlarına kadar uzanan, İsrail, YPG/PYD, ABD, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY), Fransa ve bazı Arap ülkeleri gibi iç içe geçmiş bölgesel tehditlerle çevrili görüyor. Bu tehditler, Ankara'yı ulusal güvenliğini korumak için karşı önlemler almaya ve hesaplı hamleler yapmaya itiyor.

Dışişleri Bakanı Fidan Reuters'a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye topraklarında İsrail ile doğrudan bir çatışma arayışında olmadığını vurguladı. Bununla birlikte Türkiye, İsrail'i ‘yayılmacı Siyonist bir varlık’ olarak görüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz hafta Cuma namazının ardından yaptığı açıklamada “Rabbim Siyonist İsrail'i Kahru Perişan Eylesin!” diyerek bu tutumu açıkça ortaya koydu.

İsrail ise Türkiye'yi ‘yeni Osmanlıcılık yayılmacı gücü’ olarak görüyor ve İran ile birlikte Türkiye’yi bir tehdit olarak değerlendiriyor. İsrail ile Türkiye arasında doğrudan bir çatışma durumunda, sınırlı ve kısa süreli olsa bile, her iki taraf da özellikle ekonomik düzeyde önemli kayıplara uğrayabilir. Böyle bir çatışma, halihazırda derin iç siyasi krizlerle karşı karşıya olan her iki ülkede de olağanüstü hal tedbirlerinin uygulanmasını meşrulaştırmak için bir bahane olarak kullanılabilir.

ABD'nin bölgedeki en önemli iki stratejik müttefiki olan, NATO üyesi Türkiye ile İsrail arasında tırmanan gerilimi kontrol altına almak amacıyla bir noktada müdahalede bulunması da ihtimaller dahilinde.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.