Esed rejiminin ‘üretim hatlarının’ yıkıntıları üzerinde yeni captagon atölyeleri mi kuruluyor?

İlaç kılıfı altında bağımlılık yapıcı ölümcül karışımlar doğaçlanıyor

TT

Esed rejiminin ‘üretim hatlarının’ yıkıntıları üzerinde yeni captagon atölyeleri mi kuruluyor?

Esed rejiminin ‘üretim hatlarının’ yıkıntıları üzerinde yeni captagon atölyeleri mi kuruluyor?

Suriye sadece taşları yerinden oynatan bir savaşa sahne olmakla kalmadı; bedenlerden önce ruhları yiyip bitiren sessiz bir savaşın tiyatrosu haline geldi. Yanan şehirlerin enkazı arasında bütün bir nesil, aslında yurtdışına yönelik olan ancak iç pazarı da dolduran ucuz hapların merhametiyle büyüdü.

Hikâye, eski Suriye rejiminin Captagon tabletlerini (amfetamin ve teofilinden oluşan sentetik bir uyuşturucu), kendisini ve savaş makinesini finanse etmek için bir ‘kan parası’ haline getirmesiyle başladı. Daha sonra bu haplar, sokakları ve caddeleri süpüren, hayatları çalan ve rüyaları kabusa çeviren bir sele dönüştü.

2020 yılı dönüm noktası oldu. Bir Captagon hapının fiyatı bir buçuk dolardan sadece beş sente düşerek bir fincan çaydan daha ucuza geldi. Sezar Yasası'nın yürürlüğe girmesi, Suriye rejimine büyük yaptırımlar uygulanması, 2019 sonunda Lübnan'da yaşanan ekonomik kriz, dolar ticaretinin yapılamaması ve Lübnan'dan mevduatların çekilmesi, kara sınırlarının kontrolünde ve kaçakçılığın kısmen sınırlandırılmasında nispeten başarılı olunması gibi pek çok faktör buna katkıda bulundu.

cdfrgthy
Yeni Suriye yönetimi yetkilileri, Şam'daki 4. Tümen karargahında yüzlerce ton Captagon hapı ve esrar yaktı. (EPA)

Esed'in devrilmesinden sonra Suriye'nin çeşitli bölgelerini gezen ve Amman ve Erbil'de eczacılar ve doktorlarla görüşmeler yapan bu araştırma, bağımlılık mağdurlarının ve ailelerinin tanıklıklarına da dayanarak Captagon'un üretim hatlarını yeniden resmetmeye çalışıyor.

Karanlıkta örülen bağımlılık hikayeleri

Şam'ın harap sokaklarında, elektrik tellerinin hayalet gibi sallanıp gelip geçenleri takip ettiği yerlerde, zehirli maddeler masum gibi görünen isimlendirmelerle yayılıyor. Zehir tacirlerine göre bunlar enerji hapları, mutluluk hapları ve diğer bazı isimlerle adlandırılıyor. Buradaki gençler rastgele kurbanlar değil, sistematik bir denklemdeki sayılar gibiler. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 2023 yılı rakamlarına göre Suriye'de üretken yaştaki (15 yaş üstü) insanların yüzde 39,2'si işsiz. Ancak rakamlar, 19 yaşındaki Ahmed'in günlerini Şam'ın sokaklarından birinde eski bir kaldırımda oturduğu sırada yırtık ayakkabılarına bakarak vakit geçirirken, yanına gelen bir zehir tüccarının fısıldadığı “Bu hap seni adam edecek... Hiç yorulmadan bir at gibi çalışacaksın!” dediğinden bahsetmiyor. Ahmed, kendisiyle konuşan adamın mavi haplarının kölesi olacağını ve yıkılan atölyedeki uzun çalışma saatlerinin ancak daha fazla hapla sona erdirilebilecek bir kâbusa dönüşeceğini bilmiyordu.

Hikâye, savaş ve yoksulluk dalgalarıyla parçalanmış bir ülkede kolektif bir lanet gibi kendini tekrarlıyor. Bu karanlığın içinde Captagon'un parıltısı bir meteor gibi parlıyor. Kaynakların anlattıkları, domino taşları gibi erkek çocukları birer birer deviren bu hap hakkında kesişiyor. Göç hayalleri bile trajedinin bir parçası haline geldi. Bir adam deniz yolculuğunu finanse etmek için toprak satıyor, ancak sonunda kendini bir hapishane hücresinde buluyor. Bağımlı, yersiz yurtsuz, parasız ve geleceksiz.

Esed rejiminin yıkılmasından bu yana farklı bir yöne evrilen bağımlılık olgusunu belgelemek için Suriye'nin dört bir yanından, doğrudan bu zehirli hapları kullananlardan veya ailelerinden 10'dan fazla tanık topladık. Dün ilaç endüstrisi ve dış ihracata dayalı organize bir ticaret olan, üretimin devamlılığını sağlamak için ülke içinde tüketici sayısını arttırmayı amaçlayan bu durum, şimdi aşırı dozdan çok fazla can alan rastgele bir eyleme dönüştü.

DEFRGT
Yeni Suriye yönetiminin güvenlik güçlerinin bir üyesi elinde Captagon hapları tutuyor. (AFP)

17 yaşındaki Halepli Yasir, ailesi tarafından evden kovulmuş. Yasir, kendisine ulaşmamızı sağlayan teyzesinin kocasıyla birlikte bir bodrum katına sığınmış. Yasir şöyle diyor: “Arkadaşlarım hapları içtikten sonra gülüşüyorlar ve video oyunu kahramanı gibi hissettirdiğini söylüyorlardı. Ben de onlar gibi cesur olduğumu kanıtlamak için denedim. Şimdi sokaklarda bir hayalet gibi dolaşıyorum. Annemin beni rahatsız eden sesini duyuyorum. Soğuk gecelerde evimize gizlice giriyorum, kapalı kapıya dokunuyorum ve üzerime bir mermi düştüğünü hayal ediyorum... Belki de ölüm bana hak etmediğim bir bağışlanma bahşeder.”

Deyrizor'dan 22 yaşındaki Ali, Haseke'nin Guvayran mahallesinde çalışıyor ve yaşıyor. Zor bir iş gününün ardından Ali ile buluştuk. Ali şöyle anlattı: “Bir gün 10 saat boyunca sırtımda un çuvalları taşıdım. İşverenim beni izliyordu, sonra bana bir hap attı ve ‘Bunu al, sırtını güçlendirir’ dedi. Şimdi sırtımda birçok yük var. En acısı da çocuklarımın gözlerinde gördüklerim. Eve döndüğümde, yanıma gelmesinler diye uyuyor numarası yapıyorum. Babam ölü gibi uyuyor! diye fısıldadıklarını duyuyorum.”

Bir zamanlar sabah kahvesinin kokusuyla dolup taşan evlerde, şimdi duvarların duyulmasını itinayla engellediği hikayeler anlatılıyor. 45 yaşındaki Muhammed Ebu Yusuf, en büyük oğlunun resmine bakarken çatlamış ellerini ovuşturuyor. Ebu Yusuf şöyle anlatıyor: “Eskiden sokaklarda sağlığımı ve rahatımı feda edip onun eğitim masraflarını karşılamak için çok çalışırdım. Ama Captagon bunu benden çaldı. Onu bir köşede yaprak gibi titrerken gördüğümde, ‘Neden bombalamada ölmedin?’ diye bağırdım. Onu kaçakçılarla Avrupa'ya götürmeye çalıştım ama yolun yarısında kamyondan kaçtı. Şimdi onu eve kilitledim, ona haplar alıyorum ve her gece Allah'ın onun canını alması için dua ediyorum.”

Rehabilitasyon merkezlerinin eksikliği: Yavaş bir ölüm

Doktor Revan el-Hüseyin (takma adı) Sağlık Müdürlüğü'nün bir şubesinde çalışıyor ve bağımlılık sorunlarıyla ilgilenen bir sivil toplum kuruluşuyla danışmanlık sözleşmesi var. Doktor her gün yığınla dosyayı gözden geçirerek kalan hayatları kurtarmaya çalışıyor. Doktor şöyle anlatıyor: “Bir hafta önce zayıf, genç bir adam kucağında bebeğiyle yanıma geldi ve dedi ki; Onu hap için satmadan önce al. Onu barındıracak bir yatağım bile yok.”

CVFGBH
Şam'ın doğusundaki Duma kentinde bir fabrikanın içinde sahte meyvelerin içine gizlenmiş Captagon hapları (EPA)

El-Hüseyin buruşuk kağıtları toplarken iç geçiriyor ve şöyle diyor: “Uluslararası kuruluşlar ihtiyaçlarımızı dikkate almadan bize kutu kutu ilaç gönderirken, toksinler kanlarının bir parçası haline geldiği için gençlerimiz ölüyor. Görünmez yaralar için sargı bezlerini ne yapalım?”

Asıl insanlık trajedisi, ruh sağlığı ve bağımlılık tedavisi hizmetlerinin yokluğunda yatıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile Suriye'de çalışan personel, Şubat 2025 itibariyle Suriye genelinde uzmanlaşmış bağımlılık tedavi merkezlerinin sayısının 10'u geçmediğini, buna karşın ihtiyacın 150'den fazla olduğunu belirtiyor. Sağlık tesislerinin yüzde 70'inden fazlasının kısmen ya da tamamen yıkılmış olması nedeniyle, ücretsiz acil sağlık hizmetlerine erişim neredeyse imkânsız görünüyor.

El-Hüseyin, “Mevcut programlar bile psikiyatrik ilaç sıkıntısı çekiyor ve gönüllülerin çabalarına dayanıyor” diyor. Belki de asıl sorun, bağımlılara ve ailelerine yönelik toplumsal damgalama ve damgalanma korkusudur. Örneğin Şarku’l Avsat'ın yerel bir kuruluştan öğrendiğine göre, Dera'da halk bölgenin itibarını zedeleyeceği korkusuyla bir rehabilitasyon merkezi kurmayı reddetmiş.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra Captagon

Düzensiz atölye çalışmaları ve rastgele dozlar yüzünden yok olan bir nesil

Esed rejiminin yıkılması acıların sonu olmaktan ziyade daha karmaşık bir kaosun kıvılcımı oldu. Tıpkı savaş sırasında kurumların çöküşünün gençleri ucuz bir bağımlılık için yakıta dönüştürmesi gibi, rejimin güvenlik mirası onları daha da ölümcül bir Captagon üretimi için açık bir arenaya dönüştürdü. Açık fabrikaları basan ve yok eden yeni hükümet, üretim ağlarının yeni bir gerçekliğe uyanan eski kaçakçı ve bağımlıların uzmanlığıyla yönetilen rastgele atölyelere bölüneceğini fark edemedi. Bu rastgele atölyelerde zehirler çıplak elle ve doğaçlama miktarlarda karıştırılıyor.

SDFRGT
Havik köyünde Captagon hapları yapmak için kullanılan malzemeler (Şarku’l Avsat)

Esed rejiminin devrilmesinin hemen ardından yeni yönetim, eski rejimin mali kaynaklarının temelini oluşturan Captagon fabrikalarını ortadan kaldırmak için askeri ve güvenlik amaçlı bir operasyon başlattı. Operasyon, Humus ve Şam kırsalındaki onlarca büyük tesisi yok etmeyi başardı. Ancak bu başarı beklenmedik bir felaketi de beraberinde getirdi. Organize üretimin çöküşüyle birlikte, bilgili eczacıların ve tüketicilerin ifadelerine göre, tek bir hapın fiyatı 5 sentten bir buçuk dolara fırladı. Bu durum bağımlıları ne pahasına olursa olsun bir doz almak isteyen çaresiz yaratıklara dönüştürdü.

Buradaki durum matruşkaya benziyor. Her felaketin içinde daha küçük felaketler gizleniyor. Esed'in devrilmesi ölüm makinesini durdurmadı. Aksine onu binlerce parçaya ayırdı. Geçmişte ucuz uyuşturucu vaatleriyle kandırılan bağımlılar kendilerini yeni bir sarmalın içinde buldular. Denetimsiz atölyelerde üretilen sahte haplar, onları yoksunluk acısını dindirmeye yetecek doza ulaşmak için hırsızlık yapmaya ya da kaçakçılık çetelerine katılmaya itti. Esed'in yokluğunun çocuklarını geri getireceğini düşünen aileler bile gayrı resmi atölyelerin onları bağımlılık ve ölüm istatistiklerinde yeni rakamlara dönüştürdüğünü anladı.

İlaç kılıfı altında sistematik bir endüstri

Eski rejim döneminde Captagon üretimi rastgele bir eylem değil, sistematik bir devlet projesiydi. Esed, Suriye'nin savaştan önce bölgedeki en gelişmişlerden biri olarak kabul edilen eczacılık altyapısını narkotik maddeler üretmek için kullandı. Halep ve Şam'daki lisanslı ve son derece teknik laboratuvarlarda kimyagerler ve ilaç uzmanları, hızlı ölüme neden olmadan bağımlılık sağlayan nispeten güvenli formülasyonlar geliştirmek için çalıştı. Suriye'nin farklı şehirlerindeki farklı ilaç laboratuvarlarında çalışan üç eczacı ile yapılan üç görüşme, rejimin formülasyonlarını geliştirmek için resmi laboratuvarları kullandığını doğruladı. Bir noktada, Captagon uzmanlarının yeni formülasyonlar geliştirmesine izin vermek için çeşitli bahanelerle laboratuvarlar kapatıldı veya ekipmanlarına el konuldu. Şam'ın güneyindeki Kisve bölgesindeki fabrikada çalışan bir kimya mühendisi Şarku’l Avsat'a formül geliştirmek için çalışanlar arasında İranlı ve Hintli uzmanların da bulunduğunu söyledi. “Sıkı protokoller izlendi... Rejim bağımlılık yapıcı haplar istiyordu. Bu da Suriye Captagonu’nu piyasada en çok aranan ilaç haline getirdi” diyen kaynak, ilacın seyreltilmiş bir versiyonunun da parti ilacı olarak satıldığını, yani geçici bir etkiye sahip olduğunu belirtti.

Yozlaşmış memurlar ve ölüm tacirlerinden oluşan bir ittifak

Devletin çöküşüyle birlikte Captagon endüstrisi rejimin elinden kaosun kucağına kaydı. Bilgi sahibi bir kaynağa göre, kaçakçılık rotalarından birini denetleyen bir subay, sınır bölgelerindeki önceki bağlantılarını kullanarak iki üretim atölyesi kurdu ve elbette silahlı bir milisin koruması altında yoksulluk ve kaostan yararlandı. Tabi ki bunu yalnız başına gerçekleştirmedi.

XCSDFVGT
Mahir Esed'in yakın arkadaşı Muhanned Numan, Şam'da ve Suriye kıyılarında Captagon üretimini denetledi. (Sosyal medya)

Şu anda Irak'ın Erbil kentinde ikamet eden, Suriye'nin kuzeydoğusundaki eski bir dağıtımcı Şarku’l Avsat'a şunları söyledi: “Tüccarlardan biri sahte ilaç ithalat şirketi aracılığıyla rejimin operasyonlarını finanse ediyordu. Lazkiye'den Haseke'ye uzanan bir ağ kurdu. Böylece rastgele atölyeler, Haseke ve Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen bölgeler gibi daha önce temiz olarak kabul edilen alanlara yayıldı. Bu atölyeler yasal güvence ya da yeterli uzmanlık olmadan faaliyet gösteriyor. Son kullanma tarihi geçmiş ilaç kalıntılarından elde edilen beyaz tozlar öğütülerek pestisit tozu haline getiriliyor ve ucuz kimyasal çözücülerle karıştırılıyor.”

Üretim ve pazarlamadaki kaos nedeniyle bu haplar saatli bombalara dönüşmüş durumda. Örneğin Deyrizor Hastanesi'nde Dr. Noha (takma isim) 15 – 31 Ocak tarihleri arasında aşırı doz ya da zehirli yabancı maddeler nedeniyle 10 olağandışı zehirlenme vakası kaydetti. Şarku’l Avsat'a konuşan Noha, “Hastaların çoğu bilinen zehirlenme belirtilerine ek olarak sinirsel kasılmalar veya bir uzuvda geçici felçten mustarip olarak geldi. Arsenik ya da formalin içeren maddeler aldıkları tespit edildi” ifadelerini kullandı.

Komşu ülkeler düğümü

Bir zamanlar Suriye sorunu olarak görülen bu durum çok kısa bir süre içinde tüm Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarını tehdit eden bir salgına dönüştü. Esed'in iktidar hırsı ve İran destekli milislerle ittifakından beslenen Captagon ticareti, Lübnan'daki çeteleri finanse eden, Ürdün'de suçu körükleyen ve Irak üzerinden Körfez'e kaçakçılık yapan bölgesel gölge ekonominin bir parçası haline geldi. Bu durum, her dakika yeni bir bağımlının doğuşu ve yeni bir üretim hattı anlamına geliyor.

DCFVGTHY
Suriyeli bir güvenlik görevlisi, kısa süre önce Suriye güvenlik güçleri tarafından ele geçirilen Captagon hap üretim tesisinin önünde duruyor.

Komşu ülkeler, Esed rejiminin devrilmesinden sonra bile Suriye Captagonu'nun yayılmasının etkilerinden mustarip olmaya devam ediyor. Ancak krize verdikleri tepkiler önceliklere ve kaynaklara bağlı olarak değişiyor. Ürdün'de yetkililer 2015'ten bu yana sınır denetimlerini sıkılaştırdı. Öyle ki dikenli tel, drone gözetimi ve yüksek hassasiyetli elektronik gözetleme sistemlerinden oluşan güvenlik duvarı Ürdün sınırlarında boy gösteriyor.

Ancak en ciddi sorun, çok sayıda eski subay ve nüfuzlu kişinin Captagon ticareti ve üretimine dahil olması. Bu kişiler siyasi ve güvenlik korumasından yararlanarak bu işi gerçekleştiriyor. Aynı şekilde Lübnan ve Irak'ta da bu durum yaşanmaya devam ediyor. Bu nedenle, geçmiş deneyimler ve bilinen kaçakçılık kanalları temelinde, organize ve sofistike Captagon endüstrisinin her iki ülkede de yeniden canlanmasından korkuluyor.



Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.