Lübnan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat'a konuştu: Silahlar bırakılmadan yeniden yapılanma ve uluslararası yardım olmayacağı konusunda açıkça bilgilendirildik

Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci, Suriye'deki kayıp şahıslar dosyasının kapatılması için çalışmaların sürdüğünü söyledi

Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat'a konuştu: Silahlar bırakılmadan yeniden yapılanma ve uluslararası yardım olmayacağı konusunda açıkça bilgilendirildik

Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci (Şarku’l Avsat)

Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci, ülkesinin ‘Litani'nin kuzey ve güneyinde silahlar bırakılmadan yeniden yapılanma ve uluslararası yardım olmayacağı konusunda açıkça bilgilendirildiğini’ doğruladı. Recci, bu pozisyonu Lübnan'a ileten son kişinin geçen hafta sonu Beyrut'u ziyaret eden ve çok sayıda Lübnanlı yetkiliyle görüşen ABD Ortadoğu Özel Temsilci Yardımcısı Morgan Ortagus olduğunu belirtti.

Recci Şarku’l Avsat'a verdiği röportajda, Ortagus’un Lübnan'ın şu anda açık bir ‘penceresi’ olduğundan bahsettiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “ABD yönetimi Lübnan'a topraklarını özgürleştirmesi, yeniden inşa etmesi ve ekonomisini geliştirmesi için yardım etmek istiyor. Ancak bunun karşılığında ister uluslararası, Arap, Körfez ve hatta Lübnanlıların talebi olan ekonomik reformlar açısından olsun, ister uluslararası toplumun Lübnan devletinin egemenliğini sadece Litani'nin güneyine değil, tüm Lübnan topraklarına yaymasını istediği silah münhasırlığı açısından olsun bizden istenen şeyler var. Bu husus Ortagus ve diğer uluslararası yetkililer tarafından bize açıkça iletildi. Zaten bu mesele Lübnan anayasasında da yer alıyor.”

Recci, “Ayrıca dünyada hiçbir ülke kendi kurumları dışında silahların varlığını kabul etmek zorunda değildir. Dolayısıyla bu uluslararası bir talep olduğu gibi aynı zamanda Lübnan'ın da bir talebidir. Biz bunu bakanlık açıklamasında ve yemin konuşmasında açıkça ifade ettik” şeklinde konuştu.

cdfvgh
Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Recci (Şarku'l Avsat)

Recci, Ortagus'un silah münhasırlığının sağlanması için bir ‘zaman çizelgesinden’ söz ettiğini reddederek, ‘bunun mümkün olan en kısa sürede gerçekleşmesi gerektiğini’ söylediğini açıkladı. Bu alanda yapılanların iyi ama yetersiz olduğunu, daha büyük ve hızlı adımlar atılmasını istediklerini belirtti.

Recci, ‘silah münhasırlığına’ ulaşmak için benimsenecek mekanizma konusunda ise şunları söyledi: “Devletin kendi iç egemenliğini müzakere etmeyeceğini söyleyen genel bir ilke var. Dolayısıyla hükümetin net bir tutum sergilemesi gerekiyor. Biz de silahların devlet tarafından kısıtlanması için bir yol ve mekanizma bulacağız.”

Müzakere komiteleri

İsrail ile müzakere komiteleri konusuna da değinen Recci, “İsrailliler ve Amerikalılar işgal altındaki beş nokta, esirler ve ihtilaflı bölgeler konusunda müzakere etmek üzere üç komite kurulmasını talep ediyorlardı. Ancak biz onlara ilk iki hususta müzakere etmenin söz konusu olmadığını, müzakere edilecek bir şey olmadığını söyledik. Zira biz toprak işgal etmiyoruz ya da İsrailli esirleri tutmuyoruz. Bu nedenle İsrail'in beş noktadan derhal ve koşulsuz olarak çekilmesi ve mahkûmları müzakere etmeden serbest bırakması gerekiyor. Bizim kabul ettiğimiz şey, karmaşık bir teknik mesele olan sınırların belirlenmesinin müzakere edilmesidir. Yaklaşık iki hafta önce önerilen komitelerin sivil olacağına dair bir fikir vardı, ancak konu bir daha tartışılmadı ve Ortagus bunu en azından benimle gündeme getirmedi” ifadelerini kullandı.

Diplomatik eylem

“Bu alanda günlük çalışmalar yapılıyor” diyen Recci sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm ülkeleri İsrail'e işgal ettiği Lübnan topraklarından çekilmesi için baskı yapmaya çağırıyoruz. Bu, Hizbullah'ın silahlarını elinde tutmak için sunduğu her türlü argümanı ya da gerekçeyi ortadan kaldırır ve topraklarını diplomasi yoluyla özgürleştirmekte ısrar eden ancak şu ana kadar İsraillilerin yanıt vermeyi ve güvenlik mülahazalarından bahsetmeyi reddettiği Lübnan devletinin konumunu güçlendirir. Devlet olarak askeri ve ekonomik güce sahip olsaydık diplomatik çalışmaların başarısı daha kesin ve hızlı olurdu, ancak her ikisinden de yoksunuz. Elimizdeki tek şey bu alanda bize yardımcı olacak ülkelerin dostluğu.”

Filistin silahları

Hizbullah'ın silahlarını geri çekmesi ile Filistinlilerin kamp içindeki ve dışındaki silahlarını geri çekmesi arasındaki bağlantıyı sorgulayan Recci, “Hizbullah'ın silahlarının geri çekilmesinin, geri kalanı şüphesiz teslim edilmesi gereken Filistin silahlarıyla ne ilgisi var? Peki Hizbullah'ın silahı Filistinlilerin silahına karşı koymak için mi orada? Durum böyle olmadığı sürece, bu alanda önceliklerle ilgili koşullar belirlememeliyiz. Bizim istediğimiz, Lübnan ordusunun, önümüzdeki tehditler ne olursa olsun, Lübnanlılar olarak bizi koruyan tek güç olmasıdır” dedi.

Mali reformlar

Recci, mali ve ekonomik reformlar konusunda ise şunları söyledi: “Başbakan Nevvaf Selam liderliğindeki hükümet harika, mükemmel ve hızlı bir iş çıkarıyor, ancak kriz derin ve iki haftada çözülemez. Uluslararası toplum bunu kabul ediyor, ancak reformların tam olarak uygulanması için zamanın ucu açık olmadığını ve aciliyet gerektirdiğini vurguluyor.”

ABD-İran müzakereleri

ABD-İran müzakereleri ve bunların Lübnan'ı nasıl etkileyeceği konusuna da değinen Recci, “Bu müzakerelerin nereye varacağı henüz belli değil. Bildiğimiz şey, nükleer program, balistik füzeler ve Hizbullah da dahil olmak üzere İran'ın vekil güçlerini içerdiği ve iki taraf arasında bir anlaşmaya varılamaması halinde tüm seçeneklerin masada olduğu” dedi.

Suriye ziyareti

Recci, Başbakan Nevvaf Selam'ın önümüzdeki hafta Suriye'ye yapacağı resmi ziyarete katılarak, çözülmemiş birden fazla dosyayı çözüme kavuşturmaya çalışacak. Suriye’deki yeni rejim konusunda iyimser olan Recci şu ifadeleri kullandı: “Önceki rejimden kesinlikle daha iyi. Bağımsızlıktan bu yana Suriye'deki hiçbir rejim Lübnan devletini bir varlık olarak tanıdığını, bağımsızlığını tanıdığını ve egemenliğine saygı duyduğunu açıkça söylemedi ama şimdi Suriyeli yetkililerden içişlerimize karışmayacaklarına dair sözler aldık.”

Yerlerinden edilenler dosyası

Recci'ye göre Selam, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile görüşmesinde, şu anda Lübnan için öncelikli olan Suriyelilerin yerinden edilmesi konusunu gündeme getirecek.

Recci sözlerine şöyle devam etti: “Lübnan, ülkedeki demografik dengeyi sarsan ve sosyal ve ekonomik tehdidin yanı sıra varoluşsal bir tehdit oluşturan yerinden edilmenin olumsuz yansımalarına daha fazla tahammül edemez. Uluslararası yetkililerle yaptığımız görüşmelerde talep ettiğimiz ve ısrarla vurguladığımız husus, uluslararası toplumun yeni bir yaklaşım benimsemesi ve böylece yerinden edilmiş kişilere Lübnan'da kaldıkları süre boyunca değil, ülkelerine döndüklerinde yardım sağlanmasıdır. Ayrıca, Suriye'de yeniden inşa sürecinin başlatılarak vatandaşların geri dönmesinin ve yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasının önemini vurguluyoruz. Zira tüm bunların varlığı yerinden edilmiş kişileri geri dönmeye teşvik edecektir. Ayrıca Suriye'nin birçok bölge ve vilayetinde hayat normale dönmüştür, dolayısıyla geri dönüş konvoyları yarından önce hemen bugün başlamalıdır. Suriye'deki tartışma doğu sınırı dosyasını ve oradaki kayıp Lübnanlıların dosyasını da içerecek. Çünkü bu insanların akıbetini bilmek istiyoruz... Nasıl öldürüldüler, neredeler? İstediğimiz şey bu dosyayı sonsuza kadar kapatmak.”

Lübnan-Körfez ilişkileri

Recci sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Ne yazık ki son birkaç yıldır genel olarak Körfez ülkeleriyle, özel olarak da Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz kötüydü. Doğrusunu söylemek gerekirse bunun sorumlusu Lübnan'dır, daha doğrusu Lübnan'da ülkeyi hiçbir dahli olmadığı bir anlaşmazlığın içine sokan bazı kişilerdir. Captagon ve silah ihraç edip, lanetleyip, sonra da yardım isteyemeyiz. Lübnan'ın resmi tutumu, Lübnan ile Körfez ülkeleri arasındaki mükemmel ilişkiler geleneğine uymuyordu. Bugün ilişkiler eski tarihi konumuna kavuşmaya başlamıştır. Bunun en büyük kanıtı da Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın davetlisi olarak Suudi Arabistan’a yaptığı ziyarettir. Ziyaretin kendisi ve Avn’ın gördüğü sıcak karşılama, ilişkilerde yeni bir sayfa açıldığının kanıtıdır. Bu durum aynı zamanda seçkin bir şekilde karşılanan Başbakan Nevvaf Selam'ın ziyareti için de geçerlidir. Veliaht Prens Muhammed bin Selman, gerekli ekonomik reformların tamamlanması ve silah münhasırlığının sağlanması koşuluyla ilişkilerin eskiden olduğu gibi devam edeceği sözünü verdi.”



İran, Irak’taki nüfuzunu korumayı başarabilecek mi?

Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)
Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)
TT

İran, Irak’taki nüfuzunu korumayı başarabilecek mi?

Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)
Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)

Iraklı siyasetçiler, bu günlerde olası bir ABD-İran anlaşmasının ülke üzerindeki etkilerini ve bunun doğurabileceği ‘yan sonuçları’ yakından izliyor.

Gözlemcilerin bir kısmı, önümüzdeki dönemde Washington’ın nüfuzunun artabileceğini ve buna karşılık Tahran’ın etkisinin gerileyebileceğini savunurken, diğerleri ise İran’ın önümüzdeki aylar veya yıllar içinde yeni bir hâkimiyet döneminin temelini atabileceğini öne sürüyor.

Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptına ilişkin belirsizlik sürerken, özellikle de bölgedeki ‘vekil güçler ve müttefik yapılar’ konusundaki tutum netlik kazanmış değil. Bu nedenle iki ezeli rakipten gelen mesajlar, Irak’ın geleceğine dair tabloyu açıklığa kavuşturmaya yetmiyor. Ayrıca Irak’ın ilerleyen dönemde bu iki rakibin nüfuz alanlarından hangisinin içinde yer alacağı da belirsizliğini koruyor.

ABD’nin tutumu

Washington’ın, ABD terör listesinde yer alan grupların yönetime dahil edilmemesi konusunda Bağdat’a yönelik uyarıları sürüyor. Diğer yandan ABD’nin Irak Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Joshua Harris, ABD ile İran arasında imzalanan anlaşmanın ardından başlayacak sürece ve bunun Irak’a yansımalarına ilişkin net bir değerlendirmede bulunmadı. ABD’nin Arapça yayın yapan Al Hurra adlı televizyon kanalı tarafından yöneltilen, “Tahran ile Washington arasındaki anlaşma Irak’taki durumu etkileyecek mi? Bu anlaşma silahlı grupların etkisini azaltacak mı yoksa nüfuzlarını artıracak mı?” sorusuna Harris, “Bu aşamada en önemli şey, Iraklıların çıkarlarını her şeyin önünde tutan bir hükümet görmek. ABD her zaman Amerikalıları ve onların çıkarlarını önceliklendirir” yanıtını verdi.

Harris ayrıca, Washington ile Bağdat arasındaki karşılıklı faydaya dayalı ortaklığın temelinin, devletin milis gruplar sorunuyla mücadele etmesi ve silahların yalnızca devletin elinde toplanmasını sağlaması olduğunu belirtti. “Temel mesele bu” diyen Harris, “Bu ortaklığın tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için aşılması gereken eşik, silahların devlet tekelinde toplanmasıdır” ifadesini kullandı.

İran’ın Irak’taki güçlü nüfuzu

Buna karşılık, İran’ın bölgedeki diplomatik ve siyasi hareketliliğinin, geçtiğimiz şubat ayı sonunda patlak veren savaş öncesindeki olağan seyrine dönmeye başladığı görülüyor. İran’a yakın medya kuruluşları, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin yakında Bağdat’ı ziyaret etmeyi planladığını ve burada Iraklı yetkililerle İsviçre’de gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarını ve eski İran Dini Lideri Ali Hamaney için düzenlenecek cenaze törenine ilişkin hazırlıkları ele alacağını aktardı.

Daha önce Tahran Belediye Başkanı Ali Rıza Zakani, eski dini liderin naaşının gelecek temmuz ayının başında Irak’a nakledileceğini ve bunun defin öncesindeki cenaze törenleri kapsamında gerçekleştirileceğini açıklamıştı.

Naaşın nakledilip nakledilmeyeceğine ilişkin belirsizlik sürse de, gözlemciler söz konusu açıklamanın İran’ın Irak sahasındaki güçlü etkisini ve nüfuzunu ortaya koyduğunu değerlendiriyor.

İran’ın Irak Büyükelçisi

İran yanlısı grupların savaş sırasında Tahran lehine sürece dahil olmalarının yol açtığı güvenlik sorunlarına rağmen, İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık, bir basın kuruluşuna verdiği röportajda, ülkesinin ‘hiçbir taraftan müdahalede bulunmasını talep etmediğini, çünkü buna ihtiyaç duymadığını’ söyledi. Al Sadık’ın bu açıklaması, savaş sırasında İran’ın yanında yer alan silahlı grupların kendi inisiyatifleriyle hareket ettiği mesajı olarak değerlendirildi.

Silahlı gruplara yakın bir kaynak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Al Sadık’ın ‘grupların gönüllü inisiyatifi’ yönündeki sözlerinin, İran’ın Irak’ta stratejik üstünlük sağlamasını mümkün kılan temel farkı ortaya koyduğunu ifade etti.

Peki ya silahların kontrolü?

Silahların yalnızca devletin kontrolünde toplanması dosyasına ilişkin olarak ise Washington’ın en azından şu aşamada sert tutumunu koruduğu görülüyor. Buna karşılık Al Sadık, “Bu, Irak’ın iç meselesidir. Irak hükümetinin bu konuda alacağı her karara saygı duyarız” ifadelerini kullandı.

Ancak Al Sadık, ülkesinin silahlı grupların silahsızlandırılmasına karşı yaklaşımına işaret ederek, ‘Irak’taki silahlı grupların silahlarını muhafaza etmek istemelerine yol açan nedenlere dikkat edilmesi gerektiğini’ belirtti. Ayrıca bu grupların ‘seslerinin duyulması ve kaygıları ile endişelerine karşılık verilmesi gerektiğini’ vurguladı.

Silahlı gruplara yakın bir kaynak ise İran’ın son yirmi yılda Irak’tan ne istediğini çok iyi bildiğini ve bu konuda tutarlı bir strateji izlediğini savundu. Kaynak, buna karşılık ABD’nin Irak politikasında zaman zaman kararsız ve tutarsız bir görüntü sergilediğini, bu durumun ABD-İran anlaşmasının imzalanmasının ardından da devam edeceğini düşündüğünü söyledi.

dferre
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026 tarihinde Bağdat’ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Hükümet medyası)

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, İran’ın anlaşma sonrasında daha farklı bir yöntem izlemesinin muhtemel olduğunu belirterek, bunun kamuoyuna açık şekilde yürütülmeyeceğini ve Washington’ı rahatsız etmeyecek bir çerçevede şekilleneceğini, ancak Tahran’ın Irak’taki geleneksel nüfuzunu korumayı sürdüreceğini ifade etti.

Kaynağa göre Tahran, kendisine yakın siyasi figürler ve partiler aracılığıyla Irak siyasetindeki etkisini sürdürmeye devam edecek.

Petrol kâğıdı

Buna karşılık, Irak’ta İran nüfuzuna karşı çıkan birçok siyasi çevre, ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki Amerikan yönetiminin bu etki alanını sınırlandırma konusunda kararlı ve yeterli kapasiteye sahip olduğuna inanıyor. Söz konusu çevreler, bunun gerek İran’a yönelik giderek artan baskılar gerekse Irak’taki karar alma mekanizmalarına uygulanan yoğun Amerikan baskısı yoluyla gerçekleştirilebileceğini savunuyor.

Bu kesimlere göre, ekonomik yaptırım tehdidinin gündemde tutulması dahi özellikle Şii siyasi liderleri ve partileri, İran nüfuzunun Irak’ta sürmesinin ve daha da genişlemesinin doğurabileceği riskleri yeniden değerlendirmeye sevk etmek için yeterli olabilir.

Bilindiği üzere, Irak’ın petrol gelirleri satışın ardından önce FED nezdindeki hesaplara aktarılıyor, ardından bu kaynaklar yeniden Irak bankacılık sistemine yönlendiriliyor.


Irak, zimmete geçirilen paraları “toprak altında” yakaladı

Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı
Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı
TT

Irak, zimmete geçirilen paraları “toprak altında” yakaladı

Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı
Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı

Irak’taki yargı kurumları, Petrol Bakanlığı’ndan bir yetkili ve çeşitli sorumluların zimmetlerine para geçirdikleri suçlamasıyla yargılandığı davaya ait toprak altında saklanmış milyonlarca doları ele geçirdiğini duyurdu.

Irak mahkemesinin yayımladığı fotoğraflar, kolluk kuvvetlerinin ‘milyonlarca dolara ulaşmak için toprağı 4 metre derinliğe kadar kazmak zorunda kaldığını’ ortaya koydu.

Yolsuzlukla Mücadele Ağır Ceza Mahkemesi'nin soruşturma hâkimi, tutuklanan Petrol Bakanlığı yetkilisi Adnan el-Cumeyli'nin davasındaki gelişmelere ilişkin açıklamasında eski Selahaddin Valisi Raid el-Cuburi'nin de gözaltına alındığını bildirdi.

Hâkim, yetkililerin salı günü ‘çeşitli kişilere ait evlerde gizlenmiş 67 milyar dinardan fazla (yaklaşık 65 milyon dolar) ile 1 milyon dolar’ ele geçirdiğini açıkladı.

Hâkim ayrıca tutarın bir bölümünün 4 metre derinlikte toprak altına saklandığını ve özel iş makineleriyle yapılan kazı sonucunda bulunduğunu belirterek davada el konulan toplam tutarın 98 milyar dinarı (yaklaşık 95 milyon dolar) ve 11 milyon doları aştığını vurguladı.


"Hile yöntemleri"... alınan önlemlere rağmen Mısır lise sınavlarında baş ağrısı olmaya devam ediyor

Mısır Eğitim Bakanı sınavların uygulanmasını takip ediyor (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır Eğitim Bakanı sınavların uygulanmasını takip ediyor (Bakanlığın Facebook sayfası)
TT

"Hile yöntemleri"... alınan önlemlere rağmen Mısır lise sınavlarında baş ağrısı olmaya devam ediyor

Mısır Eğitim Bakanı sınavların uygulanmasını takip ediyor (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır Eğitim Bakanı sınavların uygulanmasını takip ediyor (Bakanlığın Facebook sayfası)

Mısır’da her yıl düzenlenen lise bitirme sınavlarındaki kopya vakaları eğitim sistemini meşgul etmeye devam ediyor. Eğitim ve Öğretim Bakanlığı kopyaya karşı ne zaman yeni önlemler alsa, karşısına yaratıcı yöntemler çıkıyor. Bunun son örneği, dün ülkenin güneyindeki Kena şehrinde, sınav girişinde iki öğrencinin üzerinde yakalanan "kart şeklindeki kulaklıklar" oldu.

Yerel basın, dijital banka kartı boyutundaki bu yeni kopya düzeneğinin fotoğraflarını paylaşırken; sosyal medyada çok sayıda veli, bazı öğrencilerin, çocuklarının sınav salonlarına gizlice kulaklık sokmayı başardığından yakındı.

Mısır'da üniversiteye girişi belirleyen ve bu yıl 900 binden fazla öğrencinin katıldığı lise sınav maratonu, pazar günü Din Kültürü ve Vatandaşlık Eğitimi sınavlarıyla başladı. Öğrenciler dün Fransızca, Almanca veya İspanyolca dillerini kapsayan İkinci Yabancı Dil sınavında ter döktü.

"Shawaming" Grubu soruları yine sızdırdı

Bu derslerin sınav notu genel ortalamayı etkilememesine rağmen, "Shawaming" adını taşıyan ünlü kopya çetesi ve sosyal medya sayfaları, sınavın başlamasından sadece birkaç dakika sonra Fransızca sorularının fotoğraflarını sızdırdı.

Yerel basına konuşan Eğitim Bakanlığı kaynakları, paylaşılan soruların gerçek sınavla eşleşip eşleşmediğini belirlemek için inceleme başlatıldığını aktardı. Eğitim Bakanlığı Sözcüsü Şadi Zalta, Şarku’l Avsat’ın konuya ilişkin sorularını yanıtsız bırakırken; sosyal medyadaki branş öğretmenleri, sızdırılan soruların sınav sorularıyla birebir aynı olduğunu doğruladı.

Eğitim ve Öğretim Bakanı Muhammed Abdüllatif ise dün yaptığı açıklamada, "Tüm öğrenciler arasında fırsat eşitliğini sağlamak adına, sınav düzenini bozmaya yönelik her türlü ihlal ve girişime karşı kararlılıkla ve sert şekilde müdahale edilmesi, kuralların eksiksiz uygulanması" talimatını verdi.

Mısır Milli Eğitim Bakanı, öğrenciler arasında bir okulda (Arşiv- Milli Eğitim Bakanlığı)Mısır Milli Eğitim Bakanı, öğrenciler arasında bir okulda (Arşiv- Milli Eğitim Bakanlığı)

Uzmanlardan "Esas Sınavlar" uyarısı

Eğitim Uzmanı Asım Hicazi, kopya sayfalarının yabancı dil sınav sorularını sızdırabilmesini yetkililerin dikkate alması gereken olumsuz bir sinyal olarak değerlendirdi. Hicazi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Eğer ortalamaya etki etmeyen bir derste bile bu düzeyde kopya girişimleri oluyorsa, esas baraj derslerde bu girişimlerin artması beklenir" diyerek bu sayfaları yönetenlerin acilen yakalanması gerektiğini vurguladı.

Genel ortalamayı doğrudan etkileyen ana derslerin sınavları önümüzdeki pazar günü Arapça sınavıyla başlayacak ve 16 Temmuz'a kadar devam edecek.

Milli Eğitim Bakanı, Salı günü lise sınavlarının ilerleyişini takip ediyor (Milli Eğitim Bakanlığı Facebook sayfası).Milli Eğitim Bakanı, Salı günü lise sınavlarının ilerleyişini takip ediyor (Milli Eğitim Bakanlığı Facebook sayfası).

Bakanlığın yoğun güvenlik önlemleri aldığını belirten Hicazi, şunları belirtti:

"Bakanlık yıllardır uygulanan sıkı üst araması, salonlara kamera yerleştirilmesi ve cep telefonu yasağı gibi önlemlerin yanı sıra bu yıl ilk kez 'Sınav Kampüsleri' (Kompleksleri) sistemine geçti. Bu sayede saha müfettişleri salonlar arasında kolayca hareket edebiliyor ve özellikle ücra bölgelerdeki gözden uzak kopya odakları ortadan kaldırılıyor."

Bakanlık sözcüsünün televizyonda yaptığı açıklamaya göre, yeni sistemle birlikte aynı eğitim bölgesindeki birçok sınav merkezi, dağınık alanlar yerine birbirine yakın okullarda tek bir çatı altında toplanıyor. Böylece arama, güvenlik ve denetim süreçleri çok daha sıkı kontrol edilebiliyor.

Bakanlık "Disiplin Tam" dese de veliler dertli

Eğitim Bakanlığı, dünkü sınavların ardından yaptığı ikinci açıklamada soruların sızdırıldığı iddialarına değinmedi. Bakanlık, "Ülke genelindeki tüm sınav merkezlerinde günün tam bir disiplin içinde geçtiğini, valilikler ve emniyet güçleriyle yapılan koordinasyon sayesinde sürecin sorunsuz yürütüldüğünü" savundu.

Buna karşın, eğitim uzmanı ve "Mısır Veliler Birliği" grubu yöneticisi Dalia el-Hazzavi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, velilerden çok sayıda şikayet aldıklarını belirtti. el-Hazzavi, aşırı sıcaklara rağmen birçok salonda havalandırmanın yetersiz olduğunu ve bazı gözetmenlerin öğrencilerin sorularını yanıtlayacak temel bilgilere bile sahip olmadığını söyledi. el-Hazzavi, kopya ihbarları da dahil olmak üzere lise sınavlarıyla ilgili şikayetlerin anında iletilebileceği, gün boyu aktif bir "sıcak hat" kurulmasını talep etti.