Müziğiyle yaraları sarıp travmaları iyileştiren grup: Oi Va Voi

Oi Va Voi'la Türkiye turnesi öncesinde, yeni albümün ortaya çıkış sürecini, 6 Şubat depremlerinin acısıyla doğan şarkılarını ve ülkemizle bağını konuştuk.

"Her sanatçının isteği aynıdır" diyen Oi Va Voi üyeleri, "Yaptığımız işin yıllar sonra da hâlâ bir anlam taşımasını, insanlara dokunmasını ve ebedi kalmasını umut ederiz" diyor (Oi Va Voi)
"Her sanatçının isteği aynıdır" diyen Oi Va Voi üyeleri, "Yaptığımız işin yıllar sonra da hâlâ bir anlam taşımasını, insanlara dokunmasını ve ebedi kalmasını umut ederiz" diyor (Oi Va Voi)
TT

Müziğiyle yaraları sarıp travmaları iyileştiren grup: Oi Va Voi

"Her sanatçının isteği aynıdır" diyen Oi Va Voi üyeleri, "Yaptığımız işin yıllar sonra da hâlâ bir anlam taşımasını, insanlara dokunmasını ve ebedi kalmasını umut ederiz" diyor (Oi Va Voi)
"Her sanatçının isteği aynıdır" diyen Oi Va Voi üyeleri, "Yaptığımız işin yıllar sonra da hâlâ bir anlam taşımasını, insanlara dokunmasını ve ebedi kalmasını umut ederiz" diyor (Oi Va Voi)

2000'de Londra'da kurulan Oi Va Voi, dünya müziğiyle çağdaş tınıları buluşturan, türler arasında gezinen ve kendine has müzikal kimliğini yıllar içinde ustalıkla inşa eden çeyrek asırlık bir grup. Farklı coğrafyaların zengin müzikal ve kültürel mirasından beslenen grup, dans ritimleriyle indie rock, alt-folk ve Londra kulüplerinin elektronik ses dünyasını bir araya getirerek her daim ebedi ve özgün işlere imza atıyor.

Grubun ismi kadim bir deyimden geliyor: "Oi Va Voi!" yani "Aman Tanrım!" Bu unvan, onların sürprizlerle dolu, içten ve sahici müziğini de çok iyi tarif ediyor. Oi Va Voi, bugüne dek Avrupa'nın dört bir yanında tıklım tıklım salonlarda konserler verdi, büyük festivallerin başrolünde sahne aldı ve kendine sadık, geniş bir dinleyici kitlesi oluşturdu.

Müziklerinde tür kaygısından uzak, insani ve sosyal değerleri önceleyen grup, son albümleri The Water's Edge'le yine güçlü bir duygu dünyasına davet ediyor dinleyicisini. Albüm, acının içinden geçen iyimserliği, geçmişin yüklerini suya bırakıp yeniden başlama umudunu taşıyor. Adını geçmişin yüklerinden arınıp yeni başlangıçlara yönelme fikrinden alan bu albüm, aynı zamanda grubun kendi plak şirketi Parallel Skies'dan çıkan ilk çalışma olma özelliğini taşıyor.

Hasret 4 duraklı Türkiye turnesiyle bitiyor

Oi Va Voi, bu albümle hem kültürel mirasını selamlıyor hem de 21. yüzyılın sesleriyle yeni hikayeler anlatıyor. Ve bunu yaparken, geçmişin melodileriyle bugünün ritimlerini, insan hikayeleriyle evrensel duyguları ustalıkla harmanlamayı sürdürüyor.

Oi Va Voi, The Water's Edge'in 2 Mayıs'ta yani bugün yayımlanmasının hemen ardından Türkiye turnesine çıkacak. Grup 7 Mayıs'ta Ankara, 8 Mayıs'ta Eskişehir, 9 Mayıs'ta İstanbul ve son olarak 10 Mayıs gecesi İzmir'de dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Son kavuşmamızın üzerinden epey zaman geçmişti. Davulcu Josh Breslaw, buraya kendilerini geri getiren şeyin dinleyicilerin ta kendisi olduğunu söylüyor. "Müziğimizi çalıp dinleyen insanlar oldukça biz de oralara gidiyoruz" diyen Breslaw ekliyor:

Türkiye bizim için özel ve kendimizi şanslı hissettiğimiz bir yer çünkü burada müziğimiz sahipleniliyor. Klarnet ve keman gibi enstrümanlarla şarkıların dramatik yapısı Türkiye'de bir karşılık buluyor.

"Türkiye'de o kadar çok anımız var ki"

Grubun Türkiye'yle ilgili hafızalara yer eden çok fazla hatırası var. "Eski Babylon'da 4 gece üst üste çaldığımız zamanlar vardı, resmen İstanbul'da yaşıyorduk" diyen Breslaw, o dönemi uzaklara dalarak hatırlarken yüzünde bir gülümseme beliriyor. Gözlerine bakınca o günlere gittiğinden emin oluyorsunuz.

O kadar çok anımız var ki... İzmir'de deniz kenarında harika festivallerde sahne aldık. Ankara'da bize Boksör lakaplı çok özel biri eşlik etmişti.

Tabii ki Türkiye'ye her gelişlerinde bir-iki kilo alarak dönüyorlar: 

Ve şunu da söylemeliyiz ki Türkiye'de gittiğimiz her yerde yemekler inanılmaz!

Peki yaklaşan konserlerde sadık Oi Va Voi hayranlarını neler bekliyor? Yeni albümlerinin 2 Mayıs'ta, tam turne öncesinde çıktığını hatırlatan vokalist Steve Levi-Kallin, "Dolayısıyla ağırlıklı olarak oradan parçalar çalacağız" diyor. Grubun unutulmaz klarnet ezgilerine de imza atan Levi-Kallin, "Ama kimse evine en sevdiği Oi Va Voi şarkılarını dinlemeden dönmeyecek" diye garanti veriyor: 

Elbette eski favorileri de unutmuyoruz.

"Deprem görüntülerini izlediğimizde çok sarsıldık"

Gülbaba Records etiketiyle bugün dinleyicileriyle buluşan The Water's Edge'de, grubun 6 Şubat depremlerinden etkilenerek yazdığı Sad Dance de var. Bu şarkının duygusal sürecini anlatırken Levi-Kallin, "Türkiye, her zaman kalbimize yakın bir yer olmuştur" diyor. 

Haberleri alıp görüntüleri izlediğimizde çok sarsıldık. Türkiye'ye karşı böyle bir yakınlığımız varken, yaşananlara en iyi müzikle yanıt verebileceğimizi hissettik.

Parçanın yaratım aşamasından bahseden vokalist şöyle diyor: 

Şarkı çok doğal bir şekilde gelişti. Önce hipnotik bir keman partisiyle başladık, ardından parçayı yavaş yavaş ve özenle inşa ettik. Her zamankinden daha fazla boşluk bırakarak, müziğin nefes almasına izin verdik. Sanırım bu şarkının biraz nefes alması gerekiyordu.

Oi Va Voi, hep Türkiye'yi hem de Suriye'yi vuran trajediden o kadar etkilenmiş ki depremin hemen ertesi günü stüdyoya girmiş. "Böyle bir anda müzik yaparken, travma yaşayan bir halka, koca bir millete seslendiğinizin farkına varıyorsunuz" diyor Josh Breslaw:

O yüzden şarkıyı çok fazla doldurmadan, büyük fırça darbeleriyle anlatmanız gerekiyor. Dinleyenlerin üstüne bir dalga gibi gelsin, onları biraz olsun yatıştırsın istedik.

"Geçmişin yüklerini bırakıp, hayata umutla bakabilme düşüncesi"

The Water's Edge, ayrışmaya karşı durup dayanışmayı savunan insani bir mesaj taşıyor. Bu temanın nasıl ortaya çıktığını ve albüme nasıl yansıdığını tüm içtenliğiyle anlatıyor Steve Levi-Kallin:

İnsanların hayatlarında, geçmişin ağırlığını geride bırakıp yeni bir başlangıç yapma ihtiyacı duyduğu anlar olur. Bu geçmişi bırakıp ilerleme hali, albümdeki Dance Again'in sözlerinde de var. Geçmişin yüklerini bırakıp, hayata umutla bakabilme düşüncesi.  

sfgthy
Oi Va Voi, Türkiye'deki hayranlarına "Geri geliyoruz ve birlikte yine harika anılar biriktirmek istiyoruz" diyor (Oi Va Voi)

Albüm, Avrupa'daki sosyo-politik atmosferden de etkilenmiş. Değişen dünya, Oi Va Voi'un müziğini ister istemez şekillendirmiş. "Albümün yarısına gelmiştik ki 7 Ekim olayları yaşandı" diyor Levi-Kallin ve ekliyor:

Savaşın etkisi, sadece Ortadoğu'daki değil, tüm dünyadaki topluluklara yayıldı. Biz de buna, Dance Again'i yazarak yanıt verdik. Sosyal medyada kaybolan sesimizi, müzikle yeniden bulduk ve duygularımızı bu yolla ifade edebildik.

"Müzik, siyasetin ulaşamadığı yerlere dokunur"

Oi Va Voi, politik bir albüm yapmak istemese de bir dayanışma mesajı vermek istediğini söylüyor. Çünkü gruba göre müzik, kriz anlarında insanları bir araya getirme gücüne sahip. Levi-Kallin, "Müzik, siyasetin ulaşamadığı yerlere dokunur" diyerek ekliyor: 

İnsanlar siyaset için şarkı söyleyip dans edemez ama müzik hissettirir, bağ kurdurur. Hele ki canlı müzikte bu daha güçlü. Dinleyici sizin siyasi bir amacınız olmadığını bilirse, o müziğe daha güvenle bağlanır.

Oi Va Voi, 20 yılı aşkın süredir Doğu Avrupa ve Ortadoğu ezgilerini modern müzikle harmanlıyor. Grup, kurulduğu ilk yıllardan beri aynı derdi taşıyor: Kendi seçtikleri müzikal paletle kişisel hikayeleri anlatmak. Levi-Kallin, "Artık daha deneyimliyiz" diyerek ekliyor: 

Fikirlerimizi daha uzun sürede, daha fazla açıdan değerlendiriyoruz. Eskiden bir fikri hızla işlerdik. Şimdiyse hikayesi, ritmi, atmosferi, kültürü ve duygusu derken her parçanın yerini bulması için daha çok uğraşıyoruz.

Grubun çok sevilen ve içinde Refugee, Yesterday's Mistakes, Ladino Song gibi hit parçalarını barındıran 2003 çıkışlı albümü Laughter Through Tears, duygusal derinliği ve müzikal harmanıyla tanınıyor. Dumanı üstünde yeni albüm The Water's Edge için onun manevi devamı demek mümkün. Levi-Kallin, "Kesinlikle öyle" diyor ve Josh Breslaw ona katılıyor: 

İki albüm de köklerimizden besleniyor ve geçmişle geleceğe aynı anda bakmanın nasıl bir his olduğunu anlatıyor. Geleneksel melodilerle, modern sesleri ve prodüksiyonu harmanlıyoruz.

Grup, geleneksel etkilere sadık kalırken, yeni sesleri keşfetmekten de korkmuyor. Bu dengeyi nasıl kurduklarına gelince... "İşte işimizin en önemli kısmı bu!" diyor Breslaw:

Biz her parçayı titizlikle, bütün unsurlar birbirine yakışana kadar harmanlıyoruz. Çok fazla "Hayır" deyip, doğru "Evet"i bulana kadar bekliyoruz.

fvdgbhtyj
Oi Va Voi, farklı kültürleri harmanlayan bir grup olarak, sosyal ve insani meseleleri ele alma sorumluluğu hissettiklerini söyleyerek "Bazen geçmişteki bir hikaye, bugünü anlamamıza ya da yarını daha iyi görmemize yardımcı oluyor" ifadesini kullanıyor (Oi Va Voi)

Oi Va Voi'un müziği, sürekli taze ve yenilikçi kalırken, kültürel ögeleri harmanlamaktan vazgeçmiyor. Onların sound'u her döneme, her coğrafyaya, her yaşa ve her tarza hitap ediyor.

"Klarnet, keman, trompet gibi akustik enstrümanlarla elektronik sesleri, davul, bas ve gitarı bir araya getirmemiz..." diyor Levi-Kallin:

İşin sırrı burada. Üzerine toplumsal duyarlılığı olan ve insani duyguları işleyen sözleri eklediğinizde ortaya, zamanı olmayan bir bütün çıkıyor.

"Büyük travmalar yaşansa da bir gün yeniden dans edeceğiz"

Son olarak Oi Va Voi'un, hayranlarına vermek istediği bir mesaj olup olmadığını sorduğumda, tıpkı grubun pek çok şarkısı gibi tüylerimi diken diken eden bir yanıtla karşılaşıyorum.

Vokalist Levi-Kallin, "Yeni albümdeki 5. parçamız Dance Again'de bu var" diyor: 

Ne olursa olsun, büyük travmalar yaşansa da bir gün yeniden dans edeceğiz.

Türkiye Turnesi Takvimi

7 Mayıs 2025, Ankara
Mekan: 6:45 Kaybedenler Kulübü
Kapı Açılışı: 20:00
Konser Başlangıcı: 22:00
Biletler: Biletix

8 Mayıs 2025, Eskişehir
Mekan: F Stop Salon Eskişehir
Kapı Açılışı: 21.00
Konser Başlangıcı: 22.00
Biletler: Gişe

9 Mayıs 2025, İstanbul
Mekan: Babylon
Kapı Açılışı: 21.00
Konser Başlangıcı: 22.00
Biletler: Tükendi​

10 Mayıs 2025, İzmir
Kapı Açılışı: 20.00
Konser Başlangıcı: 21.30
Mekan: ​SoldOut Performance Hall
Biletler: Biletix 



Netflix'in Stanford Hapishane Deneyi programı tepki çekti

2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)
2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)
TT

Netflix'in Stanford Hapishane Deneyi programı tepki çekti

2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)
2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)

Netflix, kötü şöhretli Stanford Hapishane Deneyi'ni konu alan bir realite dizisi yapımına onay verdiği yönündeki haberlerin ardından internette tartışmaların fitilini ateşledi.

The New Stanford Prison Experiment (Yeni Stanford Hapishane Deneyi) adlı programın, 45 dakikalık 6 bölümle 21 Ekim'de gösterime gireceği bildiriliyor.

Variety'nin elde ettiği resmi özette "30 gönüllü katılımcı gerçek bir hapishaneye giriyor ve gardiyan ya da mahkum olarak rastgele atanıyor" diye yazıyor.

Güç, hiyerarşi ve kontrol sisteminin içine itilen katılımcılar, sıradan insanların kendilerine verilen rollere kaçınılmaz olarak uyum mu sağladığını, yoksa empati, ahlak ve bireyselliğin onları ters yönde iten güçlere karşı direndiğini mi keşfedecek. Baskı arttıkça ve güç dengesi değişmeye başladıkça, asıl soru her zamankinden daha acil hale geliyor: Güç, yozlaştırır mı?

The Independent cevap hakkı için Netflix'le temasa geçti.

X'te kullanıcılar, Netflix'in bu deneyi yeniden hayata geçireceği haberlerine inanamadı. Deney, gardiyan rolünü üstlenen öğrencilerin psikolojik istismarda bulunmaya başlaması, mahkum rolünü üstlenenlerin ise kaygılı, depresif ve öfkeli hissetmesi nedeniyle sadece 6 gün sonra bırakılmıştı.

Variety'nin haberine yanıt veren bir kişi "Affedersiniz ama NE? Cidden ne oluyor???" diye yazdı.

Başka biri de "Gerçekliğimiz hiç bitmeyen bir parodi ve üstelik komik bile değil" ifadelerini kullandı.

"Netflix, Squid Game'den tamamen YANLIŞ dersler çıkardı" diye ekleyen üçüncü bir kişi, paraya sıkışmış yarışmacıları hayatlarını değiştirecek bir nakit ödül için ölümcül oyunlarda yarışmaya zorlayan bir grup eliti konu alan, platformun sevilen Güney Kore dizisine atıf yaptı.

Dördüncü bir kullanıcı ise "İlkinden ders almadık mı yoksa..." diye yazdı.

1971'de yapılan kötü şöhretli hapishane araştırmasında, Dr. Philip Zimbardo ve bir grup lisansüstü öğrencisi, Stanford kampüsündeki bir binanın bodrum katında kurulan sahte bir hapishanede iki hafta geçirmeleri için üniversite çağında bir grup erkek seçmişti.

Ofisler hapishane hücrelerine, koridor avluya dönüştürülmüş, hademe dolabı da "tecrit hücresi" olarak kullanılmıştı.

Billy Crudup'un Zimbardo rolünü üstlendiği 2016 yapımı bir dram filmi, işlerin ne kadar ters gittiğini boğucu detaylarla gözler önüne sermişti. Gardiyan olarak rastgele seçilen normal, iyi eğitimli öğrencilerin bazıları kısa süre içinde, mahkumlara psikolojik işkence etmekten zevk almaya başlamıştı.

Diğerleri ise iş arkadaşlarının mahkumları cinsel olarak aşağılamasına, uykusuz bırakmasına, kovalara dışkılamaya zorlamasına ve daha birçok şeye seyirci kalmıştı.

Zimbardo, müdür rolünü üstlendiği, yani artık tarafsız bir gözlemci olmaktan çıkıp çalışmanın aktif bir katılımcısı haline geldiği için eleştirilmişti.

Daha sonra Zimbardo, projeye katılan lisansüstü öğrencilerinden biriyle birlikte, "Araştırmamızın sonucu şoke edici ve beklenmedikti" diye yazmıştı.

Stanford Üniversitesi yaptığı açıklamada, bu deneyin günümüzde psikoloji derslerinde kötülüğün psikolojisini ve insan deneklerle yapılan psikolojik araştırmaların etik boyutunu incelemek için kullanıldığını belirtiyor.

2016'da The Independent'a konuşan Zimbardo, "Böyle bir araştırma bir daha asla yapılamaz" demişti. 

İnsan deneklerle ilgili kurullar aşırı uç noktalara varmış durumda. Araştırmalarda katılımcılara aşırı stres yükleyecek hiçbir şey yapılmıyor. Bu durum, insan doğasıyla ilgili pek çok önemli soruyu dışarıda bırakıyor.

Independent Türkçe


Da Vinci imzalı tablonun gerçekliği lazerle belirlendi

Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)
Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)
TT

Da Vinci imzalı tablonun gerçekliği lazerle belirlendi

Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)
Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)

Bilim insanları, Rönesans dönemi dahisi Leonardo da Vinci tarafından yapılmış olması muhtemel bir tablodaki pigmentleri incelemek üzere lazer teknolojisini kullandı ve bu ileri teknolojinin, tarihi sanat eserlerinin sahte olup olmadığını belirlemede etkili bir araç olabileceğini belirtti.

Keşfi gerçekleştiren Uppsala Üniversitesi araştırmacıları, üzerinde "L daVinci" imzası bulunan ve Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden bu tarihi tablonun, Rönesans döneminde kullanılan malzemelerle uyumlu olduğunu ifade ediyor.

Eser ilk olarak 1928 ve 1929'da Londra'daki Christie's müzayede evinde satışa sunulmuş ve o dönemde Rönesans ressamı Titian'a atfedilmişti.

Ancak daha sonra yapılan analizlerde, tablonun üzerinde "L daVinci" yazan bir imza ve hemen ardından Latince "resmetti" anlamına gelen "pinxit" olduğu düşünülen bir sözcük tespit edildi.

Materials Today Advances adlı akademik dergide yayımlanan çalışmanın yazarlarından Jakob Thyr, "Leonardo da Vinci tarafından yapılmış olabilecek bir eser üzerinde çalışmak doğal olarak heyecan vericiydi. Üstelik imza, fark edilmesi zor bir konumdaydı" dedi.

Dr. Thyr durumu şöyle açıkladı:

Arka planla olan kontrastı düşük, imza ancak tablo doğru açıdan ışıklandırıldığında görünür hale geliyor.

Araştırmacılar, çalışmada Raman Spektroskopisi adı verilen bir teknik kullanarak tablodaki malzemelerin kimyasal ve yapısal özelliklerini incelemek üzere lazer ışığından yararlandı.

Hangi pigmentlerin kullanıldığını belirlemek amacıyla tablonun farklı bölgelerinden alınan küçük numuneler mikroskop altında da incelendi.

Toplam 13 farklı pigment tespit edildi. Bunlardan 12'si Orta Çağ veya Rönesans döneminde kullanılan geleneksel pigmentlerdi ve dolayısıyla Leonardo da Vinci'yle Titian'ın yaşadığı dönemde mevcuttu.

İmzadaki siyah pigment, antik çağlardan beri kullanılan karbon siyahıydı.

Ancak tespit edilen pigmentlerden biri, 18. yüzyılın başlarına kadar üretilmemiş sentetik bir pigment olan Prusya mavisiydi. Bu da sözkonusu pigmentin Leonardo da Vinci veya Titian'ın yaşadığı dönemde uygulanmış olamayacağı anlamına geliyordu.

sdfrgth
Prusya mavisi ve Prusya yeşilinin optik özellikleri (Materials Today Advances, 2026

Araştırmacılar, Prusya mavisinin tabloya daha sonraki bir restorasyon veya rötuş sırasında eklenmiş olabileceğini düşünüyor.

Tablonun röntgen görüntüleri, Prusya mavisi tespit edilen bölgelerden birinde değişiklik yapıldığına dair izler de ortaya koydu.

Dr. Thyr, "Tablolarda rötuş yapılması çok yaygın bir durum. Dolayısıyla sayılı bölgede yeni pigmentlere rastlanması, tablonun mutlaka sahte olduğu anlamına gelmez" dedi.

"Daha sonraki bir tarihte onarımlar yapılmış veya tablonun bazı kısımlarına rötuş uygulanmış olabilir" diye ekledi.

Bununla birlikte malzeme analizi tek başına tabloyu kimin yaptığını kesin biçimde belirlemeye yetmedi.

Ancak bu çalışma, malzeme biliminden elde edilen analitik yöntemlerin sanat eserlerine ve arkeolojik buluntulara nasıl uygulanabileceğini gösterdi.

Dr. Thyr, "Gelecekte bu tür analizlerin giderek daha yaygın hale geleceğine inanıyorum" dedi.

Independent Türkçe


Sıradaki James Bond için yeni bir favori var

Fotoğraf: Columbia
Fotoğraf: Columbia
TT

Sıradaki James Bond için yeni bir favori var

Fotoğraf: Columbia
Fotoğraf: Columbia

Tahmin piyasaları, sıradaki James Bond rolü için son favorisini açıkladı ve eğer haklı çıkarlarsa, Sör Sean Connery'den bu yana ilk kez İskoç bir 007 izleyeceğiz.

ABD ve Avustralya'dan oyuncular da adaylar arasında gösterilse de önde gelen iki tahmin piyasasına göre Jack Lowden, rolü kapma yarışında halihazırda favori konumunda.

Kalshi, Slow Horses yıldızının rolü kapma ihtimalini yüzde 52 olarak gösterirken, en yakın rakibi olan Masters of the Air oyuncusu Callum Turner'ın şansı ise yüzde 24 .

Polymarket'ta da benzer bir tablo var; Lowden'ın şansı yüzde 35, Turner'ınki ise yüzde 23.

Tahmin piyasasındaki yüzdeler büyük ölçüde yapılan bahislerin sayısına bağlı olduğundan bu rakamlar, bahisçilerin paralarını Lowden'a yatırdığı anlamına geliyor.

Her iki sitedeki en son listeler, ilk kez ağustosta bu rolle adı anılan Heartstopper oyuncusu Jack Barton'ı destekleyen hayran sayısındaki (yüzde 11) artışı da ortaya koyuyor.

Polymarket'taki listelerde ilginç şekilde, Amazon MGM Studios yöneticilerinin yıl sonuna kadar bir sonraki Bond'u belirleyememe ihtimalinin yüzde 22 olduğu savunulurken, daha önce ilk sıralarda yer aldığı düşünülen Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights) yıldızı Jacob Elordi'nin sıralamadaki popülerliği yüzde 1'e kadar düştü.

Bu durum onu, Sunset Boulevard'ın oyuncusu Tom Francis (yüzde 4) ve Game of Thrones'tan Richard Madden (yüzde 3) gibi isimlerin gerisinde bırakıyor.

En çok Slow Horses'taki River Cartwright rolüyle tanınan Lowden, geçen ay The Rest Is Entertainment'ın sunucusu Richard Osman tarafından "kesinlikle ciddi ciddi değerlendirilen bir isim" olarak gösterilmişti.

Osman, podcast'te "Bence Jack Lowden harika bir Bond olurdu" demişti. 

Onda gerçek bir Daniel Craig enerjisi var.

Aktör, Slow Horses'taki rol arkadaşı Gary Oldman'ın da desteğine sahip. Yapımcıların kararını çoktan verdiğini kısa süre önce iddia eden Oldman, çıkmasını istediği bir isme "şans dilediğini" eklemişti. 

Harry Potter'ın 68 yaşındaki yıldızı, Kanada televizyonuna konuk olduğunda "yakında" bir duyuru geleceğine inandığını ve serinin patronlarının "seçimlerini çoktan yaptığını" söylemişti.

Yeni filmin senaryosunu yazan Steven Knight, Bond'u kimin oynayacağını artık bildiği için senaryoyu yazmanın daha kolay hale geldiğini belirterek görünüşe göre Oldman'ın iddiasını desteklemişti.

Lowden rolü kaparsa, 1962'de Sör Sean Connery'nin karakteri ilk kez canlandırmasından bu yana ilk İskoç Bond olacak. Edinburgh doğumlu aktör, MI6 ajanı rolünü 7 filmde canlandırmış ve 1983 yapımı İnsan Gibi Yaşa'yla (Never Say Never Again) serüvenine son vermişti.

Timothy Dalton, Pierce Brosnan ve Daniel Craig gibi önceki Bond oyuncularının seçilmesinde rol oynayan cast direktörü Debbie McWilliams, haziranda The Independent'a yaptığı açıklamada "[Bond'un] tam bir muamma olarak kalmasının kesinlikle şart olduğunu" söylemişti.

McWilliams, "[Elordi, Turner ve diğerlerini] Bond olarak görmek istemiyorum çünkü artık onlar hakkında çok fazla şey biliyoruz" diye eklemişti.

Onların kişisel hayatı hakkında mümkün olduğunca az şey bilmek istiyoruz çünkü casuslar böyledir.

Independent Türkçe