Türkiye Dışişleri Bakanı: Suriye'deki durum “kırılgan ve tehlikeli”https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5141455-t%C3%BCrkiye-d%C4%B1%C5%9Fi%C5%9Fleri-bakan%C4%B1-suriyedeki-durum-%E2%80%9Ck%C4%B1r%C4%B1lgan-ve-tehlikeli%E2%80%9D
Türkiye Dışişleri Bakanı: Suriye'deki durum “kırılgan ve tehlikeli”
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye'deki durumu "kırılgan ve tehlikeli" olarak nitelendirerek, ülkesinin güney komşusunun birliğinden yana olduğunu ve Şam'daki yeni yönetimi uluslararası topluma açılmaya teşvik ettiğini söyledi.
Fidan, Türkiye'nin Suriye'ye yaklaşımının, Suriye'ye ilişkin temel kararların Suriyeliler tarafından alınması ilkesine dayandığını belirtti. Hem Suriye hem de Irak'ta "kaygan zemin" ve "kırılgan ve tehlikeli" bir durum olduğunu, Türkiye'nin genel olarak bu durumu ele alma ve iyileştirme kapsayıcılığına dayanan son derece yapıcı bir dış politika izlediğini vurguladı.
Suriye tarafının Türkiye'nin kendileri için neyi temsil ettiğini iyi fark ettiğini vurgulayarak, "Oradaki kardeşlerimizle (yeni Suriye yönetimi) bazı istişarelerde bulunuyoruz ve Suriye bölgesinin birliğine önem veriyoruz" ifadelerini kullandı.
Fidan, dün gece televizyon röportajında konuşuyor (TC Dışişleri Bakanlığı)
Fidan, dün gece 24TV'ye verdiği röportajda, yeni Suriye hükümetinin diğer ülkelerle çıkarlarını ilerletmek için atacağı adımların önemli olduğunu söyledi.
Türkiye'nin, Suriye hükümetinin üçüncü ülkelerle görüşmeler yapmasını, uluslararası topluma yeni Suriye'nin mahiyetini anlatma çabalarının doğal bir adımı olarak gördüğünü ve bunu önemli bulduğu için açıkça teşvik ettiğini ifade etti. Fidan, hedeflediği üçüncü ülkelerin hangileri olduğunu belirtmezken, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara son günlerde ülkesindeki durumu yatıştırmak için İsrail ile dolaylı temaslarda bulunduğunu söyledi. Şara yönetimi, İbrani devletiyle dolaylı temasların yanı sıra Batı ve Arap ülkeleriyle de temaslarını sürdürüyor.
Eski rejim döneminde Suriye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılması gerektiğini vurgulayan Fidan, Avrupa Birliği ve ABD tarafından uygulanan yaptırımların kaldırılması için çaba sarf edilmesi gerektiğini, bölgedeki bazı ülkelerin tutumlarındaki ayrışmanın diyalog ve ikna yoluyla çözülmesi gerektiğini kaydetti.
PKK'nin Suriye'deki varlığına, örneğin Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) öncülüğündeki Kürt Halk Koruma Birlikleri (YPG) üzerinden ve Suriye Kürt Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) Türkiye'de devam eden PKK'yi tasfiye sürecine yönelik izleyeceği yola ilişkin soruya Fidan, "Bizim için önemli olan, Türkiye'yi başından beri etkileyen silahlı terörist unsurların artık bölgede olmamasıdır" dedi.
"PKK kendini feshedip silah bırakmaya karar verirse, bunun Suriye ve Irak'taki varlığını nasıl etkileyeceğini zamanla hep birlikte göreceğiz."
Fidan, "Suriye ve Irak'taki durum istikrarsız ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) Türkiye içindeki varlığı neredeyse imkânsız hale geldi. Ancak bu iki ülkenin toprakları hala işgal altında. Onlara adım atmaları gerektiğini söylüyoruz ve topraklarının işgalinden de rahatsız olduklarını kaydediyoruz" diye devam etti.
Amerikan güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da (AFP)
Geçtiğimiz hafta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında Suriye'deki durum ve ABD'nin çekilme planlarını ele alan telefon görüşmesiyle ilgili olarak Fidan, "ABD'nin Suriye'deki askeri varlığı mutlak gereklilik değildir" ifadelerini kullandı.
ABD'nin, terör örgütü DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Kürt birliklerine verdiği destek, Ankara ile Washington arasındaki tartışmalı konulardan biri. Türkiye, DEAŞ'a karşı mücadelede Suriye hükümetine destek vermeyi ve binlerce DEAŞ üyesi ve ailelerinin tutulduğu cezaevlerinin güvenliğini SDG yerine sağlamayı teklif etti. Türkiye ayrıca Suriye'de örgütle mücadele etmek için Ürdün, Irak, Suriye ve Lübnan'ın da aralarında yer aldığı beşli bir mekanizma oluşturmak için çalışıyor.
Fidan, Türk-Amerikan ilişkilerinin mükemmel olması gerektiğini belirterek, Erdoğan ve Trump'ın, eğer sorunlar varsa bunların çözülmesi gerektiği konusunda mutabakata vardıklarını söyledi. Trump yönetiminin, ABD'de yıllardır görülmemiş, klasik Cumhuriyetçi yaklaşımdan daha devrimci, radikal değişimi hedefleyen bir dış politika yaklaşımı benimsediğini kaydetti.
Trump'ın politikalarının Türkiye üzerindeki olası etkilerinin Türkiye tarafından yakından takip edildiğini ve birçok alanda yankılarının neler olabileceğinin görüşüldüğünü belirtti.
İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği iki hava saldırısında bir kişi öldü, bir kişi de ağır yaralandıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5294666-i%CC%87srailin-l%C3%BCbnan%C4%B1n-g%C3%BCneyinde-d%C3%BCzenledi%C4%9Fi-iki-hava-sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1nda-bir-ki%C5%9Fi-%C3%B6ld%C3%BC
İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği iki hava saldırısında bir kişi öldü, bir kişi de ağır yaralandı
Lübnan Sivil Savunma güçlerinden biri, Lübnan'ın güneyindeki Kfar Rumman'da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir aracı inceliyor (AFP)
Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın haberine göre dün Lübnan'ın güneyine yönelik gerçekleştirilen iki ayrı İsrail insansız hava aracı (İHA) saldırısında bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi de ağır yaralandı.
NNA, Nebatiye şehrinden bir gencin, Kafr Rumman kasabası yakınlarında motosikleti ile giderken düzenlenen İHA saldırısı sonucu hayatını kaybettiğini belirtti. Aynı bölgede, içerisinde bir kişinin bulunduğu araca yönelik düzenlenen ikinci saldırıda ise araçtaki kişinin ağır yaralandığı ve tedavi altına alınmak üzere hastaneye kaldırıldığı ifade edildi.
İsrail Ordusu: Hedefler etkisiz hale getirildi
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyinde iki kişiyi hedef aldığını doğruladı. Yapılan açıklamada, Ali Tahir Tepesi'ndeki yer altı tesisinin girişinde faaliyet gösteren bir Hizbullah mensubunun hava saldırısıyla etkisiz hale getirildiği, ayrıca İsrail askerlerine yönelik tehdit oluşturduğu gerekçesiyle araçla seyir halindeki bir başka şüphelinin de "etkisiz hale getirildiği" kaydedildi.
Diplomatik süreç ve Roma Zirvesi belirsizliği
Lübnan ve İsrail arasında 26 Haziran’da Washington'da imzalanan çerçeve anlaşması, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını ve İsrail güçlerinin Lübnan'ın güneyinden kademeli olarak çekilmesini öngörüyor. Anlaşma uyarınca Lübnan ordusunun, belirlenen iki "pilot bölgede" göreve başlaması planlanıyor.
Diplomatik kaynaklara göre, önümüzdeki hafta Roma'da yapılması planlanan yeni müzakere turuna katılım konusunda Lübnan'ın şartı, İsrail’in belirlenen iki pilot bölgeden çekilmesini sağlamak. Ancak Lübnan hükümeti, Washington'un ev sahipliğinde gerçekleşen beş turun ardından 15-16 Temmuz'da Roma'da düzenlenmesi planlanan görüşmelere katılıp katılmayacağını henüz resmi olarak teyit etmedi.
Çekilme takvimi ve Hizbullah'ın tutumu
Anlaşmada İsrail'in çekilmesine dair net bir takvim yer almıyor. İsrailli yetkililer, Hizbullah silahsızlandırılmadan, sınır hattının 10 kilometre derinliğindeki bir "güvenlik bölgesinden" çekilmeyeceklerini vurguluyor. Uzmanlar ise Lübnan devletinin bu silahsızlandırma sürecini tek başına yürütme kapasitesi konusunda şüphelerini dile getiriyor.
Öte yandan, silahlarını teslim etmeyi reddeden ve İsrail ile doğrudan müzakereleri tanımayan Hizbullah'ın, İsrail ile olan çatışmaları durdurmak için ana destekçisi İran üzerinden bir çözüm arayışında olduğu belirtiliyor.
Trump’ın Gazze planı sallantıda: 20 asker zor gönderilecekhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5294617-trump%E2%80%99%C4%B1n-gazze-plan%C4%B1-sallant%C4%B1da-20-asker-zor-g%C3%B6nderilecek
Trump’ın Gazze planı sallantıda: 20 asker zor gönderilecek
Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde oluşturulan Uluslararası İstikrar Gücü (ISF), Gazze'ye öngörülenden çok daha az asker konuşlandıracak.
Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan yetkililer, 20 bin askerden oluşması planlanan ISF'nin ilk etapta Gazze'ye sadece 10 ila 20 asker gönderebileceğini söylüyor.
Arnavutluk, Kazakistan, Kosova ve Fas'ın ISF'ye resmi katılım taahhüdü vermeye hazırlandığı belirtiliyor.
Askerler, ilk aşamada İsrail'in Gazze'deki Kerem Şalom sınır kapısı yakınlarında kurulacak ISF lojistik merkezine gönderilecek. Doğrudan Gazze'ye giremeyecek birlik burada eğitim alacak. ISF'nin Gazze içindeki ana görev merkezinin inşasının ise henüz başlamadığı ifade ediliyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Gazze'de Barış Kurulu'nun kurulması ve ISF'nin görev yapmasını öngören ABD tasarısını Kasım 2025'te kabul ederken 31 Aralık 2027'ye kadar süre tanımıştı.
Kurucuları arasında Türkiye dahil 28 ülkenin yer aldığı Barış Kurulu'nun ilk ve tek toplantısı 19 Şubat'ta Washington'da düzenlenmişti. Trump, Gazze savaşının bittiğini ilan ederken, bölgeyi "başarı, güvenlik ve birlik örneği haline getireceğiz" demişti.
Çok geçmeden ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta İran savaşını başlattı. Trump ise o günden bu yana Gazze'den nadiren bahsetti.
Barack Obama döneminde İsrail Büyükelçisi olarak görev yapan Daniel Shapiro, İran savaşının hem ABD'nin Gazze'yle ilgili projelerini geciktirdiğini hem de bölgedeki ülkelerin ISF'ye katılımını daha da belirsiz hale getirdiğini söylüyor.
ABD arabuluculuğunda 10 Ekim 2025'te sağlanan ateşkes kapsamında Hamas'ın silah bırakması, İsrail ordusunun bölgeden tamamen çekilmesi ve yeni bir geçiş yönetimi altında Gazze'nin tekrar inşa edilmesi planlanıyor.
Hamas, ateşkes kapsamında hükümeti feshedip yönetimi Filistinli teknokratlardan oluşan geçiş kuruluna teslim edeceğini hafta başında duyurdu. Ancak Gazze'yi 2007'den beri yöneten örgüt, silah bırakacağına dair herhangi bir güvence sunmadı.
Uzmanlara göre, ateşkese rağmen Gazze'yi bombalamaya devam eden İsrail'le Hamas arasındaki sürecin tıkanması da Trump'ın Barış Kurulu'nun faaliyetlerini zora sokuyor.
Ayrıca ABD Başkanı, Barış Kurulu için 17 milyar dolarlık taahhütte bulunsa da bu miktarın çok azı tahsil edilebildi. WSJ, Gazze'nin Refah bölgesinde yaklaşık 25 bin kişiyi barındıracak yerleşim projesini desteklemek için Birleşik Arap Emirlikleri'nin 100 milyon dolar fon sağladığını aktarıyor. Ancak İsrail-Hamas müzakerelerinde yol kat edilememesi nedeniyle altyapı ve inşaat projelerinin de başlayamadığı belirtiliyor.
Independent Türkçe, Wall Street Journal, Guardian
Avn, Şarku’l Avsat’a konuştu: İşgali ve güney halkının acılarını bitirmek için müzakereyi tercih ettikhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5294599-avn-%C5%9Farku%E2%80%99l-avsat%E2%80%99-konu%C5%9Ftu-i%CC%87%C5%9Fgali-ve-g%C3%BCney-halk%C4%B1n%C4%B1n-ac%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1-bitirmek-i%C3%A7in
Avn, Şarku’l Avsat’a konuştu: İşgali ve güney halkının acılarını bitirmek için müzakereyi tercih ettik
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Güney Lübnan’da, özellikle Hürmüz Boğazı ve çevresinde ABD ile İran arasında artan askeri gerilimin etkisiyle yeni bir çatışma ihtimaline yönelik endişeler sürerken, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkesini sarsan felaketten çıkış umudunu korumaya çalışıyor. ‘Felaket’ ifadesi abartı olarak görülmüyor. Zira İsrail’in Güney Lübnan’daki işgali ve buna eşlik eden yıkım genişlerken, yerinden edilenlerin yaşadığı sıkıntılar derinleşti, savaşın sorumluluğu ve bundan çıkış yollarına ilişkin iç siyasi ayrışma da belirgin şekilde arttı.
İsrail ordusunun Güney Lübnan’ın bazı bölgelerindeki varlığını sürdürdüğü mevcut tabloda, Lübnan yönetimi çözüm için büyük ölçüde ABD’nin desteğine bel bağlıyor. Beyrut, bu desteğin, 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile Avn arasında yapılması planlanan görüşmenin ardından daha somut bir çerçeveye kavuşmasını umut ediyor.
Avn’ın Trump ile görüşmesindeki öncelikleri
Baabda Sarayı’nda konuşan Avn, Şarku’l Avsat’ın, Beyaz Saray’da yapılacak görüşmeden beklentilerine ilişkin sorusunu yanıtlarken, “Öncelikle Lübnan dosyasının ABD’nin gündeminde kalmasını istiyoruz. ABD ile iyi ilişkilere sahip olmanın önemini hatırlatmaya gerek yok. Başkan Donald Trump’ın ülkemize yardım etme isteğini dile getirmesinden faydalanmak istiyoruz. Onun rolü hayati önem taşıyor ve buna güveniyoruz. Son derece zor ve karmaşık bir süreçten geçiyoruz. ABD’nin, İsrail hükümeti üzerinde baskı kurarak Beyrut’un güney banliyösünü, altyapıyı hedef almasını ya da Güney Lübnan’daki işgal alanlarını genişletmesini engelleyebilecek tek taraf olduğunun farkındayız. Bu rolü üstlenebilecek başka bir aktör bulunmuyor” dedi.
Avn, “ABD yönetiminin, topraklarımızın tamamını geri almamıza yardımcı olmasını istiyoruz. Toprağımızdan bir karıştan, vatandaşlarımızdan ise tek bir kişiden dahi vazgeçmeyeceğiz. Egemenlik konusu bizim için taviz verilebilecek ya da farklı yorumlara açık bir mesele değildir. Bu, bağlı kaldığımız temel ulusal ilkelerin başında geliyor. Topraklarımızın geri verilmesini ve yalnızca Lübnan ordusunun, yani meşru Lübnan devlet kurumlarının denetiminde olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Lübnan’ın bu çerçevede talebinin, meşru devlet kurumlarının otoritesini ülke topraklarının tamamında tesis etme yönündeki doğal hakkı olduğunu vurgulayan Avn, “Güney Lübnan’ı bölgedeki gelişmelerin insafına bırakamayız. Bölge halkı, farklı dönemlerde canları ve mallarıyla çok ağır bedeller ödedi. Ayrıca Lübnan’ın kaderi, güvenlik, ekonomi ve istikrar açısından güneyinin kaderinden ayrı düşünülemez” diye konuştu.
Güney Lübnan’daki bir kasabada savaşın bıraktığı enkaz (AP)
Avn, “Başkan Trump’tan, topraklarımızın tamamının geri alınmasına yönelik haklı taleplerimize destek vermesini istiyoruz. Kendisinin, İsrail’i Lübnan’dan çekilmeye ikna edebileceğini düşündüğünü görüyoruz. Güney Lübnan’daki durumu ve mevcut tablonun sürmesi ya da yeniden tırmanacak bir çatışmanın doğuracağı riskleri kendisine aktarmak istiyorum. Ayrıca, üstlendiği görev son derece zorlu olan ve desteğe ihtiyaç duyan Lübnan ordusuna ABD’nin destek vermesini umut ediyoruz. Savaşın yol açtığı yıkımın yeniden inşası ve ağır kayıplar yaşayan Lübnan ekonomisinin yeniden canlandırılması için de ABD’den destek ve yardım bekliyoruz” dedi.
İsrail ile doğrudan müzakere hesapları
Avn, İsrail ile doğrudan müzakere yöntemine ilişkin ülkede yaşanan görüş ayrılıklarına değinirken, “İdeal seçeneklere sahip olduğumuz bir durumda değildik. Savaşın daha da genişlemesi ve buna bağlı olarak işgal altındaki bölgelerin artması tehlikesi vardı. Yerinden edilenlerin dramı ve yıkım manzaraları son derece ağırdı. Beyrut’un ve ülkenin altyapısının geniş çaplı bir yıkıma uğraması riskiyle karşı karşıyaydık. Güç dengesindeki büyük eşitsizlik nedeniyle fiilen tek seçeneğimiz vardı. ABD’den yardım istemekten başka çaremiz yoktu. Doğrudan müzakereler, topraklarımızdaki işgal süresini kısaltmak, yerinden edilenlerin acılarını hafifletmek, köylerine dönüşlerinin önünü açmak ve savaşın yıktığı bölgelerin yeniden inşasını başlatmak için elimizdeki tek ciddi seçenekti” dedi.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Washington’a gitmeden önce Lübnan müzakere heyetiyle bir araya geldi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Devletin ülkenin her karış toprağından ve her vatandaşından sorumlu olduğunu vurgulayan Avn, “Zor kararları ulusal sorumluluğumuz gereği aldık. Başka herhangi bir taraf adına bedel ödemeyi sürdürmemiz mümkün değil. Lübnan’ın kararları, meşru devlet kurumlarında alınmalıdır. Ülke kendi çıkarlarını, egemenliğini ve istikrarını savunmalıdır. Bu nedenle hiç kimsenin bizim adımıza ya da bizim yerimize müzakere etmesini ve Lübnan’ın başkalarının hesaplarında bir pazarlık unsuruna dönüşmesini kabul etmeyeceğimizi söyledik” ifadelerini kullandı.
Trump’ın Beyaz Saray’da kendisiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu bir araya getirme önerisinin ardından gündeme gelen tartışmalarla ilgili de konuşan Avn, “Böyle bir görüşme fikri zaten gerçekçi değil. Ancak zaman zaman sosyal medya ve bazı çevreler, gerçeğe dayanmayan senaryolar üretebiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Hükümeti devirme girişimleri
Hükümete karşı çıkan çevrelerin çerçeve anlaşmasını gerekçe göstererek kabineyi düşürme ihtimaline ilişkin değerlendirmede bulunan Avn, “Hükümet değişikliğinin anayasal çerçevede işleyen bir süreci vardır. Hükümeti sokak hareketleriyle düşürmeye çalışmak kabul edilemez. Devlet kurumları da imkânları ölçüsünde görevlerini yerine getiriyor. Hükümetin performansı son derece iyi, bakanlar verimli şekilde çalışıyor” dedi.
Hizbullah destekçileri, ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan üçlü anlaşmayı protesto etmek amacıyla Beyrut’un güney banliyölerindeki havaalanına giden eski yolu trafiğe kapattı. (AFP)
Hizbullah ile mevcut kopukluğa ilişkin ise Avn, “Biz kimseyle ilişkileri kesmeyi tercih etmedik. Kapımız da ofislerimiz de istisnasız herkese açık. Devletin, işgal süresini ve halkın yaşadığı sıkıntıları kısaltmak amacıyla benimsediği seçeneğe itiraz ediliyor. Bu hedefe ulaşmak için daha iyi bir önerisi olan varsa getirsin, birlikte değerlendirelim. Savaşın sürmesi bir seçenek değildir. Kapımız da gönlümüz de açıktır” ifadelerini kullandı.
ABD-İran mutabakatında Lübnan’daki ateşkese ilk maddede yer verilmesinin, Lübnan’ın İsrail ile imzaladığı çerçeve anlaşmasına etkisine ilişkin soruya ise Avn, “Lübnan’ın çıkarlarıyla örtüşen her türlü desteği memnuniyetle karşılarız. ABD, İsrail üzerinde baskı kurabilecek ya da onu ikna edebilecek tek ülkedir. İran ise Hizbullah ve kararları üzerinde etkide bulunabilecek tek aktördür. Ancak Lübnan’ı ilgilendiren her konuda müzakereyi yürütecek tarafın Lübnan’ın kendisi olduğu da açıktır” yanıtını verdi.
Meclis Başkanı Nebih Berri’nin İsrail ile yapılan çerçeve anlaşmasına yönelik muhalefeti hakkında da konuşan Avn, “Sayın Berri bir devlet adamıdır. İç barışın korunması, ordunun itibarı ve rolüne zarar verilmemesi ile sorunların sokakta çözülmesine karşı çıkılması gibi kırmızı çizgiler konusunda aynı görüşü paylaşıyoruz” dedi. Avn ayrıca, Başbakan Nevvaf Selam ile ilişkilerinin de son derece iyi olduğunu belirtti.
Avn ile Ordu Komutanı arasındaki ilişki
Avn, ülkedeki mevcut koşullar altında ordunun birlik ve bütünlüğünü koruyup koruyamadığı ve Ordu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel ile arasında sorun yaşandığı yönündeki iddialara ilişkin soruya, “Ordu birlik ve bütünlüğünü koruyor, görevini de aksatmadan yerine getiriyor. Zaten hükümetin aldığı kararları, elindeki imkânlar çerçevesinde uyguluyor. Ordu ve tüm güvenlik kurumları ellerinden geleni yapıyor. Orgeneral Heykel ile ilişkimiz günlük temas düzeyinde ve son derece iyi. Bazı basın organlarında yer alan iddialar gerçeği yansıtmıyor” yanıtını verdi.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Ordu Komutanı General Rudolf Heykel ile görüştü. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Arap ülkelerinin Lübnan’a verdiği destekten duyduğu memnuniyeti de dile getiren Avn, “Suudi Arabistan, her zaman olduğu gibi, haklarımızı ve egemenliğimizi yeniden tesis etmeye yönelik çabalarımıza destek amacıyla talep ettiğimiz hiçbir yardımı esirgemedi. Bu vesileyle Suudi yönetimine, özellikle de Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a, Lübnan ürünlerinin yeniden ithal edilmesine izin verilmesi yönündeki kararı dolayısıyla teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Katar hükümetine Lübnan’a sağladığı destekten, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) de vatandaşlarının yeniden Lübnan’ı ziyaret etmesine izin vermesinden dolayı teşekkür ediyorum” dedi.
Kendi güvenliğine ilişkin endişe duyup duymadığı yönündeki soruya ise Avn, gülümseyerek, “Bizi koruyan Allah’tır. Hiç kimse vakti gelmeden ölmez” cevabını verdi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة