Trump'ın “tarihi” ziyareti ve Riyad'da Körfez-ABD zirvesi

Washington bu ziyareti Suudi Arabistan ile ABD arasındaki stratejik ortaklığı güçlendirmek için bir fırsat olarak görüyor

TT

Trump'ın “tarihi” ziyareti ve Riyad'da Körfez-ABD zirvesi

Trump'ın “tarihi” ziyareti ve Riyad'da Körfez-ABD zirvesi

ABD Başkanı Donald Trump Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'ı kapsayan ziyaret turunu ‘tarihi’ olarak nitelendirdi. Trump, 13-16 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek resmi ziyaretlerinin başlangıcında Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a gitmek üzere yol çıkmadan önce Beyaz Saray'da bir basın toplantısı düzenledi.

Bugün Riyad'a ulaşan Trump, ilk başkanlık döneminde başlattığı yurtdışı ziyaretlerini 2017 yılının aynı ayında Suudi Arabistan'a gerçekleştirdiği ziyareti yine tarihi bir ziyaretle tekrarlamış oldu. Trump, önceki ziyareti sırasında Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ile görüşmüştü. Ziyaret sırasında iki ülke arasında bir dizi önemli anlaşma imzalandı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Başkan Trump'ın Suudi Arabistan, Katar ve BAE'yi kapsayan ziyarete büyük önem verdiğini belirtti.

Leavitt, cuma günü düzenlediği basın toplantısında “Başkan Trump Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmek istiyor” dedi.

Beyaz Saray Sözcüsü, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başkan Trump, sekiz yıl sonra ABD ve Ortadoğu ülkelerinin iş birliğine dayalı ilişkilere sahip olduğu, radikalizmin yenilgiye uğratıldığı ve yerini kültürel alışveriş ve ticarete bıraktığı müreffeh ve başarılı bir Ortadoğu vizyonunu yeniden teyit etmek üzere bölgeyi bir kez daha ziyaret edecek.”

Trump’ın toplantılarla dolu bir programı var

Beyaz Saray'ın aktardığı ABD Başkanı'nın ziyaret programına göre Trump, iş adamları ve yatırımcılarla ikili görüşmelerin yanı sıra Suudi Arabistan-ABD Yatırım Forumu'na katılacak.

ujı
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki bir köprüde Suudi Arabistan ve ABD bayrakları dalgalanıyor (Reuters)

Trump yarın Riyad’da düzenlenecek beşinci Körfez İşbirliği Teşkilatı (KİK)-ABD zirvesi için KİK üyesi ülkelerin liderleriyle bir araya gelecek.

ABD Dışişleri Bakanlığı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada ziyaretin, Suudi Arabistan’ın Ukrayna'daki savaşla ilgili müzakerelere ev sahipliği yapmasının yanı sıra Sudan ve Yemen'in istikrara kavuşturulmasında oynadığı rolü göz ardı edilmeyeceğini vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Bölge Sözcüsü Samuel Warburg, ülkesinin, Suudi Arabistan’ın çatışmalara yönelik siyasi çözümleri destekleme girişimlerini, küresel enerji piyasalarını güvence altına almaya yönelik devam eden çabalarını ve bölgesel ve uluslararası diplomatik araçlar yoluyla bölgesel istikrara yaptığı katkıları takdir ettiğini söyledi.

Masada yer alan dosyalar

ABD Başkanının ziyareti sırasında ele alınması beklenen dosyalarla ilgili olarak bunların bölgesel güvenlik, savunma iş birliği, teknoloji ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla ilgili stratejik dosyaları içereceğini belirten Warburg, Kızıldeniz'deki seyrüsefer güvenliğine yönelik tehditlerin yanı sıra Gazze, Lübnan, Yemen, Sudan, Libya, Lübnan, Irak'taki gelişmeler ve İran'ın istikrarı bozucu davranışlarıyla mücadele konularında koordinasyonu arttıracaklarını vurguladı.

Warburg, sözlerine şöyle devam etti:

“Başkan Trump'ın Suudi Arabistan'a yapacağı ziyaret, Riyad ve Washington arasındaki ikili ilişkiler açısından savunma, güvenlik, yatırım ve enerji gibi alanlarda iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın güçlendirilmesi için önemli bir fırsat teşkil ediyor.”

fgrty
Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin ABD ziyareti sırasında ABD Başkanı ile çekilen bir fotoğrafı (SPA)

ABD’nin bölgesel ve uluslararası zorluklarla yüzleşmek ve ortak çıkarlara dayalı daha fazla çeşitlendirilmiş ve sürdürülebilir ekonomik ilişkiler kurmak için bu iş birliğini derinleştirme çabasına işaret eden Warburg, bu ziyaretin aynı zamanda Washington'un Ortadoğu'daki önemli ortaklarıyla ittifaklarını güçlendirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını da gösterdiğini söyledi. Görüşmelerin yatırım ve savunma konularını içermesinin muhtemel olduğunu ifade eden Warburg, “ABD, Suudi Arabistan ile özellikle yenilenebilir enerji ve teknoloji alanlarında ekonomik ortaklıkları güçlendirmenin yanı sıra bölgesel tehditler karşısında ortak çıkarları korumak için savunma iş birliğini genişletmeyi hedefliyor” diye ekledi.

Tüm bu görüşmeler, bölgedeki müttefik ve ortakların savunma kabiliyetlerini güçlendirmelerini ve ekonomilerini geliştirmelerini sağlamaya yönelik daha geniş bir yaklaşım çerçevesinde gerçekleştiriliyor.

Sekizinci başkan ve 14’üncü ziyaret

ABD Dışişleri Bakanlığı verilerine göre Başkan Donald Trump, ABD başkanları Richard Nixon, Jimmy Carter, George H.W. Bush, Bill Clinton, George W. Bush, Barack Obama ve Joe Biden'ın ziyaretlerinin ardından son elli yılda Suudi Arabistan'ı ziyaret eden sekizinci ABD başkanı olurken, Trump'ın bugün başlayan ziyareti bir ABD başkanının Suudi Arabistan'a yaptığı on dördüncü ziyaret olacak.

rgtbhnj
Eski ABD Başkanı George Bush, 2008 yılında Suudi Arabistan'ı iki kez ziyaret etti (SPA)

Suudi Arabistan'ı iki kez ziyaret eden ABD başkanları George H.W. Bush ve oğlu George W. Bush'un yanı sıra resmi rakamlara göre iki dönemlik başkanlığı sırasında Suudi Arabistan'ı dört kez ziyaret eden eski Başkan Barack Obama gibi bazı ABD başkanları da Suudi Arabistan ziyaretlerini birden fazla kez tekrarladı. Başkan Trump da 2017 yılında, ilk başkanlık döneminde Suudi Arabistan'ı ziyaret etmişti. Şimdi ikinci döneminde dış gezilerine başlamak üzere Suudi Arabistan’ı yeniden ziyaret ediyor.

ABD Başkanı'nın Suudi Arabistan'a gelişi öncesinde Suudi Arabistan İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Mühendis Abdullah es-Sevaha dün Beyaz Saray Yapay Zeka ve Dijital Para Birimleri Kıdemli Danışmanı David Sachs ile yapay zeka alanında iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı güçlendirmenin yollarını görüştü.

Şarku’l Avsat’a konuşan ABD'li ve Suudi üst düzey yetkili, ziyaretle birlikte düzenlenecek olan ve ABD yönetiminden bazı yetkililerin de katılacağı Suudi Arabistan-ABD Yatırım Forumu'nda hayati alanlarda önemli anlaşmaların yapılacağını belirttiler.

“Siyasi açıdan belirleyici bir an”

Şarku’l Avsat'a konuşan gözlemciler, ABD Başkanı Donald Trump'ın ziyaretinin iki ülke arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktasını temsil ettiğini, stratejik ortaklığı güçlendireceğini ve her iki tarafın çıkarlarını yerine getirmek için güvenlik, ekonomi ve yatırım alanlarına ivme kazandıracağını düşünüyor. Aynı gözlemciler, Filistin meselesi ve İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını durdurmanın önemi, iki devletli bir çözüm için baskı yapılması ve Trump'ı Netanyahu'nun ABD'nin bölgedeki çıkarlarına ulaşmada gerçek bir engel olduğuna ikna etmenin Riyad ve Washington arasındaki başlıca tartışma dosyaları arasında yer alacağına inanıyorlar.

ABD'nin eski Riyad Büyükelçisi Michael Alan Ratney, Başkan Trump'ın mayıs ayı ortalarında Riyad'a yapacağı ziyaretin ABD-Suudi Arabistan ortaklığının gücünün açık bir göstergesi ve Washington'ın Riyad ile stratejik ittifakına duyduğu güvenin somut bir örneği olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat'a yaptığı özel açıklamada Ratney, Başkan Trump'ın ikinci döneminin ilk durağı olarak Suudi Arabistan'ı seçmesinin sadece iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik boyutunu değil, aynı zamanda Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile olan şahsi bağlarının derinliğini de yansıttığını söyledi.



Trump: Hürmüz'ün ABD toprağı olduğunu yakında açıklayacağım, İran'ı ekonomik olarak sert biçimde vuracağız

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump: Hürmüz'ün ABD toprağı olduğunu yakında açıklayacağım, İran'ı ekonomik olarak sert biçimde vuracağız

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nı “yakında” ABD toprağı ilan edeceğini belirterek İran’ın ağır bir yenilgiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. New York eyaletindeki bir polis akademisinde düzenlenen mitingde konuşan Trump, gülerek, “Çok yakında Hürmüz Boğazı’nı ABD toprağı ilan edeceğim. Bu doğru” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasında yaklaşık altı aydır devam eden savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılması konusunda Washington ile Tahran'ın ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, ABD'nin İran'ı ekonomik açıdan ağır şekilde vuracağını söyledi.

ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'nda tam bir abluka uyguladığını ifade eden Trump "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" dedi. Bu açıklama, Ortadoğu'dan dünya piyasalarına yönelik petrol arzının önemli bir bölümünün geçtiği stratejik su yolu üzerindeki kontrol konusunda karşılıklı sert açıklamaların dozunu daha da artırdı.

Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş trafiği, iki geminin daha saldırıya uğramasının ardından bugün (Cuma) neredeyse durma noktasına geldi. ABD ise İran'a yönelik deniz ablukasını süresiz olarak sürdürebileceğini açıkladı.

Reuters'ın çarşamba günü üst düzey bir İranlı kaynağa dayandırdığı haberine göre haziran ayında savaşı sona erdirmek amacıyla varılan anlaşmanın temelini oluşturacak görüşmelerde ilerleme sağlanamadı.

Ateşkesin uzatılmasının ardından yeniden bozulmasıyla birlikte İran, boğazdan izinsiz geçmeye çalıştığını öne sürdüğü gemilere yönelik saldırılarını yeniden başlattı.

Birleşik Arap Emirlikleri'nin resmi haber ajansı, Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi'ne (ADNOC) ait iki geminin perşembe akşamı boğazdan geçerken saldırıya uğradığını bildirdi. BAE hükümeti saldırıdan İran'ı sorumlu tutarken Tahran'dan konuya ilişkin henüz açıklama gelmedi.

Başlıca nüfuz kaynağı

Gemi takip şirketi Kpler'ın verilerine göre perşembe günü Körfez'in girişindeki su yolundan 9 gemi geçti. Bu sayı çarşamba günü 5 olarak kaydedilmişti. Ancak rakam, ağustos ayındaki günlük 12 gemilik ortalamanın altında kaldı.

Gemi takip verilerinde cuma gününün ilk saatlerinde izlenebilen herhangi bir geçiş görülmedi.

Bazı gemilerin transponder cihazlarını kapatarak takip sistemlerinden kaçması mümkün olsa da söz konusu rakamlar, ABD ve İsrail'in şubat ayında İran'a karşı başlattığı savaş öncesinde Hürmüz Boğazı'ndan günlük ortalama 130'dan fazla geminin geçiş yaptığı seviyeye yaklaşmıyor.

Risk istihbaratı şirketi Verisk Maplecroft'un Ortadoğu başanalisti Torbjorn Soltvedt, "Bölgedeki enerji altyapısına yönelik tehdidin yanı sıra İran'ın boğazdaki deniz taşımacılığını kısıtlama kapasitesi, müzakerelerdeki başlıca nüfuz kaynağını oluşturuyor" dedi.

Yeni tedbir tehdidi

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD ordusunun İran'a yönelik ekonomik açıdan ağır sonuçlar doğuran deniz ablukasını sürdürmek için bölgede deniz kuvvetleri bulundurmaya devam edebileceğini söyledi.

Hegseth, Panama ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, "ABD Donanması böyle bir ablukayı süresiz olarak sürdürebilir. Gemileri bölgeye girip çıkacak şekilde dönüşümlü olarak kullanacağız. Bunu daha önce de yaptık ve yapmaya devam edeceğiz" dedi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de perşembe günü Washington'ın İran'a daha fazla mali zarar vermeyi planladığını söyledi.

Bessent, Newsmax'te yayımlanan "Rob Schmitt Tonight" programına verdiği röportajda, "Gelecek hafta daha fazla karar bekleyin. Çünkü herhangi bir ülkenin ekonomik izolasyonu tarihinde daha önce görülmemiş tedbirleri uygulayacağız" ifadelerini kullandı.

Başkan Donald Trump, Amerikalıların çoğunun karşı çıktığı savaşı sona erdirmesi yönündeki iç siyasi baskıyla karşı karşıya. Yakıt fiyatlarındaki yükseliş, Trump'ın kamuoyu desteğini aşağı çekerken, bu durum Cumhuriyetçi Parti'nin kasım ayında yapılacak ara seçimlerde Kongre'deki çoğunluğunu koruma ihtimalini de zayıflatabilir.

Geçiş yasağı

Hindistan'ın Rus ham petrolüne bağımlılığı temmuz ayında rekor seviyeye yükseldi.

Trump, savaş öncesinde küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı üzerinde ABD'nin "tam kontrolü" bulunduğunu defalarca söyledi. İran ise bu iddiayı reddediyor.

Tahran, kendi şartları karşılanıncaya kadar su yolunun yeniden açılmasına izin vermeyeceğini açıkladı. Bu şartlar arasında ekonomik yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması bulunuyor.

İran parlamentosunun bir komisyonu da boğazla ilgili bir planı onayladı. Devrim Muhafızları'na bağlı Tasnim haber ajansının bildirdiğine göre plan, ABD, İsrail ve diğer "düşman" ülkelerin varlık ve ekipmanlarının boğazdan geçişinin yasaklanmasını öngören bir madde içeriyor.

ABD, haziran ortasında İran'ın deniz taşımacılığı ve limanlarına yönelik ablukasını bir aylığına kaldırmış, ancak daha sonra yeniden uygulamaya koymuştu. Bu adım, Tahran'ın başlıca döviz kaynağını keserken savaş sırasında enerji altyapısına yönelik saldırıların yol açtığı kayıpları da artırdı.

Washington daha önce, İran ile boğazın karşı kıyısında bulunan Umman'ın ticari deniz taşımacılığının yeniden başlatılması konusunda anlaşmaya varması halinde ablukayı kaldıracağını açıklamıştı.

Tehdit ve çekimserlik

Trump, kara birlikleri konuşlandırma, stratejik adaları ele geçirme ve su arıtma tesislerini bombalama konusunda şimdiye kadar çekimser kalmasına rağmen askeri operasyonları tırmandırmak ve "İran'ı sert biçimde vurmakla" defalarca tehdit etti.

Trump, haftanın başlarında yaptığı açıklamada ise askeri operasyon yerine ekonomik baskıya ağırlık vereceğinin sinyalini verdi.

ABD, İran'a ve Tahran'ın silah edinmesine yardımcı olduğunu söylediği kişi ve kuruluşlara yönelik ekonomik yaptırımları sıkılaştırdı. Ancak "azami baskı" kampanyası şimdiye kadar Tahran'ı yeniden müzakere masasına döndürmeyi başaramadı.

Ekonomi uzmanları, savaşın uzaması halinde küresel büyümede sert bir düşüş yaşanacağını ve bazı ülkelerin resesyona girebileceğini öngörüyor. Uzmanlar, savaşın kısa sürede sona ermemesi halinde ekonomik etkilerin daha da ağırlaşacağı uyarısında bulunuyor.


Londra'da lüks saat hırsızlığı... Sınır aşan çeteler ve gizli polis operasyonları

Londra'da lüks saat hırsızlığı... Sınır aşan çeteler ve gizli polis operasyonları
TT

Londra'da lüks saat hırsızlığı... Sınır aşan çeteler ve gizli polis operasyonları

Londra'da lüks saat hırsızlığı... Sınır aşan çeteler ve gizli polis operasyonları

Londra'nın lüks semtlerinden birinin merkezindeki Jermyn Street'te yavaşça yürüyen ve yoldan geçenlerin bileklerini gözleyen bir kişi, sivil kıyafetli dört polis memurunun dikkatini çekti. Polislerden biri sivil bir araçtan inerek şahsi takibe aldı. Birkaç dakika sonra şüpheli elektrikli bir bisiklete bindi, bir kişinin arkasından yaklaştı ve yaklaşık 250 bin sterlin değerindeki Richard Mille marka saati bileğinden çekip almaya çalıştı.

Polis memuru peşinden koştu ve bir vatandaşın yardımıyla şüpheliyi yakalamayı başardı. Diğer polisler de birkaç dakika içinde olay yerine ulaştı. Saat sahibine iade edildi.

Şüphelinin, 29 yaşındaki İbrahim Kaddad olduğu belirlendi. Kaddad, 7 Ağustos Cuma günü Southwark Mahkemesi tarafından hırsızlığa teşebbüs suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Bu olaydan birkaç gün sonra Şarku’l Avsat, Londra'da lüks saat hırsızlıklarının en yoğun yaşandığı bölgelerden biri olan Knightsbridge'de İngiliz Metropolitan Polisi'ne bağlı bir devriyeye eşlik etti. Devriyeye, Kaddad hakkındaki soruşturmayı yürüten ve son yıllarını bu tür suçların faillerini takip etmeye adayan dedektif Andy Swindells de katıldı.

dfgthy
Polisin ele geçirdiği Richard Mille saat ile saati çalmaktan hüküm giyen İbrahim Kaddad'ın birlikte yer aldığı kompozit fotoğraf (Londra Polisi tarafından dağıtılan fotoğraflar)

1997'de polis teşkilatına katılan ve 23 yıl dedektif çavuş olarak görev yapan Swindells, yalnızca saat hırsızlıkları konusunda uzman bir dedektif değil, aynı zamanda saatlere ilgi duyan biri. Koleksiyoncuların ve hırsızların peşinde olduğu markaların ayrıntılarını ve fiyatlarını yakından biliyor.

Kârlı bir pazar

Swindells, lüks saat hırsızlıklarının yaygınlaşmasını, bazı modellerin ikinci el piyasasında fahiş fiyatlara ulaşmasına bağlıyor.

Swindells, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bir dönem 30-40 bin sterlin arasında satılan Patek Philippe Nautilus'un fiyatının, alıcıların bu saatlere normal fiyatının birkaç katını ödemeye hazır hale gelmesiyle 150 bin, hatta 200 bin sterline kadar çıktığını söyledi.

Fiyatlardaki artışın hızı gerilemiş olsa da suçlular lüks saatleri hedef almaya devam ederek, faaliyetlerini genişletti. Swindells'e göre bir saat “çalınması zor bir eşya değil”; nispeten kolay taşınıp satılabiliyor. Hırsızın saatin değerinin yalnızca küçük bir bölümünü elde etmesi bile operasyonu kârlı hale getiriyor. Zamanla bazı hırsızlar adeta “uzmanlara” dönüştü.

On yıl önce Rolex'in Submariner ve Daytona modelleri en belirgin hedefler arasındaydı. Bugün ise hırsızlar, bazılarının değeri yüz binlerce sterline ulaşabilen Patek Philippe, Richard Mille, Audemars Piguet, Vacheron Constantin ve Jacob & Co. gibi markalara yöneliyor.

Görev paylaşımı

Şarku’l Avsat'ın Knightsbridge'de eşlik ettiği devriye sırasında Swindells, çevredeki insanları bir dedektif gözüyle izliyor: Kim insanların bileklerine bakıyor? Kim ortada görünür bir neden yokken elektrikli bir bisikletin yanında duruyor? Kim lüks bir mağazadan yeni çıkan bir kişiyi takip ediyor?

Çünkü çok sayıda vakada hırsızlık doğrudan saldırıyla başlamıyor. Önce “gözcü” görevi yapan deneyimli bir kişi Mayfair, Bond Street ve Harrods çevresinde dolaşarak değerli bir hedef arıyor.

scdfgthy
Londra Polisi tarafından Ekim 2024'te Londra'nın Mayfair bölgesinde gerçekleştirilen bir hırsızlık olayına ilişkin şüphelilerin yakalanması amacıyla yayımlanan güvenlik kamerası görüntüsünden bir kare

Hedef belirlendikten sonra ekibin başka bir üyesi kurbanı takip ediyor, diğer ortakları ise birkaç metre ötede bekliyor. Bazıları iletişim kurmak için AirPods ve grup görüşmelerinden yararlanıyor. Swindells'e göre bu yöntem, polisin gözetleme operasyonlarına benziyor; ancak geleneksel telsizler yerine WhatsApp kullanılıyor.

Ardından saldırı gerçekleşiyor. Günümüzde en yaygın yöntem kap-kaç. Bu nedenle deri kayışlı veya kompozit malzemeden üretilmiş saatler metal bilezikli modellere kıyasla daha cazip hale geliyor. Dedektife göre kayış en zayıf noktasından koparılabiliyor ve saat bir veya iki saniye içinde alınabiliyor.

Londra'da giderek yaygınlaşan elektrikli bisikletler de bu operasyonlarda daha fazla kullanılıyor. Swindells, şu anda ilgilendiği saat hırsızlığı vakalarının yaklaşık yarısında elektrikli bisiklet kullanıldığını tahmin ediyor. Bisikletler ya kurbana yaklaşmak ya da saati aldıktan sonra hızla kaçmak için kullanılıyor.

Kaddad'ın birkaç gün önce mahkûm edilmesine yol açan olayda da aynı yöntem kullanılmış, ancak polis memuru kendisini yakalamayı başarmıştı.

Keskin düşüş

Sosyal medya platformlarının Londra'daki saat hırsızlığı olaylarına ilişkin çizdiği karanlık tablonun aksine polis verileri farklı bir tablo ortaya koyuyor. Veriler, bu suçlarda belirgin bir düşüş yaşandığını gösteriyor.

Şarku’l Avsat'ın incelediği verilere göre Swindells'in ekibinin sorumluluk alanında kayda geçen saat hırsızlıklarının sayısı 2026'nın ilk altı ayında 97'ye geriledi. Bu sayı 2025'in aynı döneminde 189'du. Böylece yaklaşık yüzde 50'lik bir düşüş yaşandı.

fghyjuk
Londra Polisi'nin, Ekim 2024'te Londra'nın Mayfair bölgesinde meydana gelen bir hırsızlık olayının şüphelilerini yakalamak amacıyla yayımladığı güvenlik kamerası görüntüsünden bir kare

Tarihsel olarak hırsızlıkların zirve yaptığı aylardan biri olan haziran ayındaki rakamlar da düşüşün boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Bu yıl yalnızca 21 hırsızlık kaydedilirken, bu sayı Haziran 2025'te 52, 2024'te 75, 2023'te 74 ve 2022'de 68 olarak kaydedilmişti.

Bu rakamlar Londra polisi verileriyle de örtüşüyor. Westminster, Kensington and Chelsea ile Hammersmith and Fulham bölgelerinde saat hırsızlıkları yılın ilk yarısında yüzde 50'den fazla azaldı ve 2025'teki 213 vakadan 97 vakaya geriledi.

Londra genelinde kişilere yönelik hırsızlık suçları da yüzde 23 oranında, yani 23 binden fazla vaka azaldı. Kişilere yönelik soygunlarda ise yüzde 11'lik, yaklaşık 3 bin vakalık düşüş kaydedildi.

Ancak Swindells, bu rakamların tablonun tamamı olarak değerlendirilmemesi konusunda uyarıyor. Özellikle Londra'da yalnızca birkaç gün geçiren turistlerden bazıları polise başvurmuyor. Dedektif, polis ekiplerinin zaman zaman TikTok'ta saat hırsızlığı görüntülerine rastladığını, ardından olayın resmi olarak kayda geçirilmediğini tespit ettiklerini söylüyor.

Londra'dan Dubai ve Hong Kong'a

Polisin işi hırsızı yakalamakla bitmiyor. Londra'da bir kişinin bileğinden alınan saat, bir süre sonra binlerce kilometre uzakta ortaya çıkabiliyor.

Swindells, Las Vegas, Hong Kong ve Dubai'den saatler geri aldığını, İngiliz polisinin de başka ülkelerde çalınan saatleri yeniden ele geçirdiğini söylüyor.   Ülkeler arasındaki sınırlar, veri tabanlarının farklılığı ve hukuki sistemlerdeki ayrışmalar ise saatlerin takibini daha karmaşık hale getiriyor.

hyu7
Londra Polisi tarafından, Ekim 2024'te Londra'nın Mayfair bölgesinde gerçekleşen lüks saat hırsızlığı girişimine ilişkin yayımlanan güvenlik kamerası görüntüsünden bir kare

Şüphelilerin bazıları da İngiltere'de sürekli yaşamıyor. Dedektifler, ülkeye kısa süreliğine gelen, bu süre içinde çok sayıda hırsızlık gerçekleştiren ve ardından ülkeyi terk eden kişileri tespit etti. Bu durum özellikle Fransa, İtalya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa'daki polis teşkilatlarıyla iş birliğini daha önemli hale getiriyor.

Swindells soruşturmalardaki sorunlardan birini basit bir karşılaştırmayla anlatıyor: Bir kilogram uyuşturucuyu havalimanından geçirmek şüphesiz denetçilerin dikkatini çeker. Buna karşılık yüz binlerce, hatta milyonlarca sterlin değerindeki bir saat bilekte taşınabilir ve herhangi bir şüphe uyandırmadan uçağa sokulabilir. Üstelik kimse saatin nereden geldiğini bilmeyebilir.

Çeteler ve sahte kimlikler

Swindells, saat hırsızlarının tek bir gruba mensup olmadığını belirtiyor. Polisin İngiltere'nin yanı sıra Avrupa'nın farklı bölgelerinden, Doğu Avrupa'dan ve Kuzey Afrika'dan gelen şüphelilerle karşılaştığını anlatıyor.

Ancak Swindells'e göre günümüzde Londra'daki lüks saat hırsızlıklarında şüphelilerin çoğu Kuzey Afrika kökenli ve İngiltere'ye çoğu zaman Fransa ve İrlanda üzerinden geliyor.

Bazıları ülkede kısa süre kalıyor, bu süre içinde hırsızlıklar gerçekleştirip ardından yeniden ayrılıyor. Bazıları ise sahte belgeler ve farklı ülkelerde farklı kimlikler kullanıyor.

gthyj
Londra Polisi tarafından, Ekim 2024'te Londra'nın Mayfair bölgesinde sivil polislerce yürütülen bir operasyon sırasında kaydedilen güvenlik kamerası görüntüsünden bir kare

Swindells, Avrupa'daki polis teşkilatlarıyla DNA verilerinin paylaşılmasının bazı vakalarda aynı kişinin farklı ülkelerde farklı isimlerle kayıtlı olduğunu ortaya çıkardığını söylüyor.

Polis ayrıca, Swindells'in aktardığına göre aynı yöntemleri kullanan organize suç grupları ve çeteler tespit etti. Birbirlerini tanımadıkları açıkça görülen kişilerin bir araya geldiği de gözlemlendi. Bu durum, söz konusu kişilerin bir araya getirilmiş olabileceğine veya aynı kaynaktan bu yöntemleri öğrenmiş olabileceklerine işaret ediyor.

Ancak Swindells, bu kişilerin bazılarının insan ticaretine maruz kalıp kalmadığını veya zorla getirildiklerini doğrulayamayacağını özellikle vurguluyor.

Gizli operasyonlar

Londra polisi bu tabloya karşı gizli operasyonlara da başvuruyor. Bunlardan biri 2025'te Soho'da, diğeri ise 2024'te Mayfair'de gerçekleştirildi. Operasyonlarda sivil polisler, hırsızları tuzağa düşürmek amacıyla lüks saatler taktı.

Düzenlenen bir operasyonda 40 kişinin gözaltına alınmasıyla sonuçlandığını belirten Swindells, “Gözaltına alınan 40 kişi de hüküm giydi” diyor.

Teknoloji de soruşturmalarda temel bir rol oynamaya başladı. Yüz tanıma programları, bazen düşük kaliteli güvenlik kamerası görüntülerinden bile bir şüphelinin belirlenmesini sağlıyor. Telefon verileri ise zanlıların hareketlerinin yeniden oluşturulmasına yardımcı oluyor.

Bir vakada polis, Harrods'da 73 bin sterlin değerinde Patek Philippe saat satın alan Orta Doğulu bir ziyaretçiyi iki saat boyunca takip eden üç erkeğin izini sürdü. Şüphelilerden birinin kimliği belirlendikten sonra telefon verileri polisi diğer iki kişiye götürdü. Soruşturma kapsamında bu kişilerin çalıntı saatleri takarken çekilmiş fotoğrafları da bulundu.

Ancak Swindells, tüm bu teknolojik araçların çok daha basit bir adımla başladığını vurguluyor: Polise ihbarda bulunmak.

Bazı mağdurlar, saatlerini geri alsalar bile şikâyette bulunmak veya adli süreci desteklemek konusunda tereddüt ediyor. Bu durum, şüphelinin yeniden sokağa çıkmasına ve başka bir kişiyi hedef almasına imkân sağlayabiliyor.


ABD'nin İran savaşında öncelik sırası değişti: Önce petrol, sonra nükleer program

ABD'nin İran savaşında öncelik sırası değişti: Önce petrol, sonra nükleer program
TT

ABD'nin İran savaşında öncelik sırası değişti: Önce petrol, sonra nükleer program

ABD'nin İran savaşında öncelik sırası değişti: Önce petrol, sonra nükleer program

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran'la savaşta Washington'ın birinci önceliğinin nükleer program değil, petrol arzının yeniden güvence altına alınması ve akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi olduğunu söyledi. Trump yönetimi, yaklaşık altı aydır süren çatışmada askeri saldırıları artırmak yerine İran üzerindeki ekonomik baskıyı yoğunlaştırmaya hazırlanıyor.

Bu kapsamda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Perşembe günü bir televizyon programında yaptığı açıklamada İran'ı yeni ekonomik yaptırımlarla tehdit etti. Washington'ın Tahran'a karşı 40 yılı aşkın süredir uyguladığı baskı politikasının daha da sertleştirileceğinin işaretini verdi.

Vance, Fox News kanalına yaptığı açıklamada, önceliğin petrol arzının Hürmüz Boğazı üzerinden yeniden akışının sağlanması olduğunu ve bunun nükleer meselenin önüne geçtiğini belirtti.

Vance, “Birinci hedef, ülkemizin her yerindeki Amerikalılar için petrol ve gaz fiyatlarının düşük kalmasını sağlamak. İkinci hedefin ise İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak olduğu açık” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Hazine Bakanı Bessent, İran'ı ekonomik izolasyonla karşı karşıya bırakma tehdidinde bulunarak gelecek hafta yeni yaptırımların açıklanabileceğinin sinyalini verdi. Bessent, alınacak önlemlerin dünyanın daha önce benzerini görmediği bir ekonomik izolasyonun bileşimi olacağını söyledi.

Bessent ayrıca Hürmüz Boğazı'ndaki devam eden ablukanın İran limanlarına herhangi bir şeyin girmesini veya limanlardan çıkmasını engelleyeceğini belirtti.

Diğer yandan uydu görüntüleri ve video kayıtları, İran karasularında iki petrol sızıntısı bulunduğunu ortaya koydu. Tahran ile Washington arasında petrol tankerleri ve diğer gemilere yönelik karşılıklı saldırıların sürdüğü bir dönemde, söz konusu gelişme Körfez'de meydana gelebilecek çevresel zararlara ilişkin endişeleri artırıyor.