Kuzeyin karanlık masalları: En iyi 10 İskandinav dizisi

Danimarka yapımı Sırlarımız, Netflix listelerini kasıp kavururken, kuzeyin puslu manzaraları ve karanlık sırlarıyla bezeli en iyi İskandinav dizilerini derledik

Sırlarımız'da başroldeki Marie Bach Hansen'e (solda) Danica Curcic (sağda) eşlik ediyor (Netflix)
Sırlarımız'da başroldeki Marie Bach Hansen'e (solda) Danica Curcic (sağda) eşlik ediyor (Netflix)
TT

Kuzeyin karanlık masalları: En iyi 10 İskandinav dizisi

Sırlarımız'da başroldeki Marie Bach Hansen'e (solda) Danica Curcic (sağda) eşlik ediyor (Netflix)
Sırlarımız'da başroldeki Marie Bach Hansen'e (solda) Danica Curcic (sağda) eşlik ediyor (Netflix)

Netflix'in son dönemdeki sürpriz çıkışlarından biri Danimarka yapımı Sırlarımız (Reservatet). Geçen hafta platformun İngilizce olmayan en çok izlenen dizisi unvanını kazanan yapım, İskandinav dramalarının karanlık ve gizemli dünyasını sevenler için adeta biçilmiş kaftan. 

Mükemmel hayatlar, tertemiz sokaklar ve şık villaların arasında kaybolan bir au pair'in peşine düşen Cecilie'nin hikayesi, izleyeni sorgulamaya ve diken üstünde kalmaya zorluyor. 

Harlan Coben uyarlamalarına da benzetilen Sırlarımız, tanıdık ama epey sürükleyici bir deneyim sunuyor. Üst sınıf bir banliyönün kusursuz görünen hayatlarının altındaki çürümüş sırları aralayan dizi, sınıf ayrımları ve toplumsal normlar üzerine evrensel bir hikaye anlatıyor. Üstelik bu yılın çok konuşulan mini dizisi Adolescence gibi, internet çağının yarattığı toksik erkeklik kültürüne ve genç erkekler arasında yükselen kadın düşmanlığına da cesurca dokunmasıyla dikkat çekiyor. 

6 bölümlük mini dizinin finalinde "her şey çözülmüş gibi" görünse de soru işaretleri peşimizi bırakmıyor. Sırlarımız, gösterişli banliyölerin ne kadar tehlikeli sırlar saklayabileceğini hatırlatırken, İskandinav gerilimlerinin neden bu kadar sevildiğini de bir kez daha kanıtlıyor. 

Son yıllarda İskandinav dizileri, sadece kuzeyin soğuk ekranlarını değil, tüm dünyayı kasıp kavuruyor. Özellikle politik dramalar, suç hikayeleri ve buz gibi atmosferli psikolojik gerilimleri sevenler için gerçek bir hazineye dönüştü. Özellikle Danimarka, Norveç ve İsveç imzalı yapımlar karakter derinliği, kasvetli doğa görüntüleri ve sakince işlenen büyük trajedileriyle bambaşka bir izleme deneyimi sunuyor. 

Biz de Sırlarımız vesilesiyle, son yılların en iyi İskandinav dizilerini bir araya getirdik. Listedeki yapımlar, bir gece oturup "sadece ilk bölüm" diyerek başlayıp sabaha kadar ekran başında kalma garantili. Politik komplolar, kayıp vakaları, gizli ilişkiler ve karanlık sırlar peşindeyseniz bu dizilere mutlaka göz atın. İşte kuzeyin en iyi gerilim, politik ve suç hikayeleri...

Köprü (Bron/Broen)

Nordik noir denince akla gelen ilk yapımlardan biri kuşkusuz Köprü. İsveç ve Danimarka ortak yapımı bu kült dizi, tam ortasında bir ceset bulunan Øresund Köprüsü'nde başlıyor. Olay, iki ülke polisi arasında mecburi bir iş birliğini doğururken, izleyiciyi de 4 sezon sürecek karanlık, karmaşık ve zihin yoran bir suç hikayesinin içine çekiyor. Sofia Helin'in hayat verdiği Saga Norén, soğukkanlılığı ve sosyal beceri eksikliğiyle Nordik dizi tarihinin en ikonik karakterlerinden biri haline geldi.

jukıo
(DR1 / SVT1)

Dizinin başarısı, kuzey bölgelerini değil, tüm dünyayı etkisi altına aldı ve Köprü 100'den fazla ülkede yayımlandı. Öyle ki, bu güçlü konsept 2022'de Yunanistan-Türkiye ortak yapımı I Gefyra dizisine de uyarlandı. Burak Hakkı'nın da rol aldığı uyarlamada olay bu kez, iki ülke arasındaki sınır köprüsünde işlenen bir cinayetle başlıyor.

Minimal diyalogları, aradan geçen yıllara rağmen etkisini koruyan boğucu atmosferi ve toplumsal eleştirileriyle Köprü, Nordik noir janrını dünya çapında tanımlayan yapım olmayı sürdürüyor. Gerilim ve insan psikolojisinin karanlık tarafıyla ilgilenen herkes için hâlâ mutlaka izlenmesi gereken bir dizi.

IMDb: 8.6
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Borgen

Nordik noir denince akla hep cinayet soruşturmaları gelir ama Borgen bunu tersine çevirip siyaseti merkezine alan ender yapımlardan biri. Danimarka'nın hırslı politikacısı Birgitte Nyborg'un yükselişini anlatan dizi, yayımlandığı ilk günden bu yana House of Cards'a benzetiliyor. Üstelik bazen öyle öngörülü senaryolar yazıldı ki, dizide Nyborg'un Danimarka'nın ilk kadın başbakanı olması, gerçek hayatta Helle Thorning-Schmidt'in bu görevi üstlenmesinden sadece bir yıl önce ekrana geldi.

gtrhyuı8
(DR / Netflix)

Yıllar süren sessizliğin ardından dizi, 2022'de Netflix'teki 4. sezonuyla geri döndü ve yine övgü topladı. Yeni sezonda Nyborg, başbakanlık koltuğundan uzak düşse de siyasi entrikaların tam ortasındaydı. Dizinin olay örgüsü, Rusya-Ukrayna savaşı gibi güncel krizlere de temas ediyor. Siyasi ahlak, güç dengeleri ve kişisel bedeller üzerine kurgulanan senaryo hâlâ oldukça keskin. Sidse Babett Knudsen, Nyborg karakterine kattığı derinlikle dizinin nabzını belirliyor.

4. sezon, Grönland'daki petrol krizini merkeze alırken Danimarka siyasetinin hem iç, hem dış dengelerini sarsıyor. Dizi, hâlâ ilkeli olmakla pragmatizm arasında gidip gelen politikacıların iç çatışmasını başarıyla anlatmayı beceriyor. Borgen, aklınızdan çıkmayacak dramalardan biri olmayı halen sürdürüyor. Baştan sona soluksuz izlenmeyi hak eden, ağır ama bir o kadar lezzetli bir politik gerilim.

IMDb: 8.5
Nereden izlenir: Netflix

The Killing (Forbrydelsen)

Nordik noir'ın televizyon tarihine en güçlü armağanlarından biri de hiç kuşkusuz The Killing. Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da geçen dizi, her sezon tek bir cinayet vakası etrafında dönen uzun soluklu soruşturması ve karanlık atmosferiyle türün kurallarını baştan yazdı. Sofie Gråbøl'ün canlandırdığı dedektif Sarah Lund, içine kapanık ama takıntılı karakteriyle izleyicinin hafızasına kazındı.

fbghyjukıol
(DR1, DR, VRT)

Diziyi benzerlerinden ayıran şeyse cinayetin sadece polisiye boyutuna odaklanmaması; kayıp ailelerin acısını, politikacıların hesap oyunlarını ve toplumun karanlık yüzünü aynı anda masaya yatırması. Her bölümün 24 saati anlattığı kurgusuyla, izleyeni olayın içine çekip çıkarmayan bir temposu var.

Uluslararası başarı yakalayan dizi, Britanya ve Almanya başta olmak üzere 120'den fazla ülkeye satıldı, hatta bir dönem Netflix ve AMC ortaklığında ABD uyarlaması da yapıldı. Türkiye'deyse Cinayet adıyla uyarlanmış fakat düşük reytingler nedeniyle 5 bölüm sonra yayından kaldırılmıştı.

Atmosferik çekimleri, bol katmanlı hikayesi ve insan doğasına dair karanlık tespitleriyle The Killing, yalnızca bir polisiye değil, aynı zamanda bir toplum aynası. BAFTA ve Emmy gibi pek çok ödülü de silip süpüren dizi, Nordik noir sevenlerin mutlaka deneyimlemesi gereken unutulmaz işlerden biri.

IMDb: 8.4
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Kalifat

İsveç yapımı Kalifat, son yılların en sarsıcı ve cesur dizilerinden biri. Gerçek olaylardan esinlenen bu 8 bölümlük gerilim, izleyicisini hem İsveç'in banliyölerine hem de Suriye'nin Rakka sokaklarına taşıyor. Dizi, radikalleşmenin farklı yüzlerini ve bedellerini çarpıcı bir dille anlatıyor. İzlenme rekorları kıran dizinin merkezinde, İsveçli Müslüman Pervin'in hayatta kalma mücadelesi var. Başrolü, Türk asıllı İsveçli oyuncu Gizem Erdoğan büyük bir içtenlikle üstleniyor ve karakterine ruh katıyor. 

cdfrgthy
(Netflix)

Kalifat, yalnızca bir terör hikayesi değil; aile, aidiyet, kimlik ve kadın olma meselelerine de dokunuyor. Dizi boyunca insanın boğazını düğümleyen anlar eksik olmuyor. Özellikle genç kızların kandırılma süreci, soğukkanlı bir gerçekçilikle aktarılmış. Yönetmen Goran Kapetanović, gerilimi her bölümde ustalıkla yükseltiyor. Kalifat, gerçeğin kurmacadan daha sarsıcı olabileceğini hatırlatan, nefes kesici bir yapım. Netflix arşivinde görüp de erteleyenler varsa, artık vakti gelmiş olabilir.

IMDb: 8.2
Nereden izlenir: Netflix

Rita

Rita, İskandinav televizyonunun sadece suç ve gerilim türlerinde değil, karakter odaklı komedi-dramalarda da ne kadar güçlü olabileceğinin en iyi örneklerinden biri. Mille Dinesen'in hayat verdiği Rita Madsen, öğrencilerini ebeveynlerinden korumak için öğretmen olmuş, sivri dilli ve umursamaz bir karakter. Ancak bu dışarıdan güçlü duran kadın, kendi ailesi ve özel hayatında epeyce kırılgan.

yhuı8o9
Netflix

Dizi, okul koridorlarının ötesine taşan hayat hikayeleriyle izleyicisini yakalıyor. Rita'nın oğlu Jeppe'nin cinselliğini keşfi, eski aşkları ve dostlukları, diziye dokunaklı bir derinlik katıyor. İskandinav mizahının o kendine has, hüzünlü ama içten tonuyla yazılmış diyaloglar, karakterleri fazlasıyla gerçek kılıyor.

Her bölümde işlenen toplumsal meselelerse diziyi basit bir okul komedisi olmaktan çıkarıyor. Rita, bir öğretmenin dertlerinin sadece sınıfta kalmadığını, hayatın her alanında derslerle dolu olduğunu hatırlatıyor. Başta Danimarka olmak üzere Hollanda, Fransa ve ABD'de uyarlama girişimlerine ilham vermesi de tesadüf değil.

Bugüne dek Rita benzeri bir karakter ekranlara kolay kolay gelmedi. İsveç usulü suç dizilerine ara verip samimi ve hafif sarkastik bir İskandinav öyküsü arayanlar için ideal.

IMDb: 8.1
Nereden izlenir: Netflix

Tuzak (Ofaerd)

İzlanda'nın sert coğrafyası ve karanlık atmosferi, Tuzak'ın en büyük kozlarından biri. Baltasar Kormákur'un yarattığı bu sürükleyici Nordik noir, küçük bir kasabada işlenen vahşi bir cinayeti ve onun gölgesinde kalan sırları konu alıyor. Başroldeki Ólafur Darri Ólafsson, yorgun ama inatçı dedektif Andri Olafsson karakterine fazlasıyla yakışıyor.

uıo89p0ğ
RÚV

Ilmur Kristjánsdóttir'in Hinrika'sı ise keskin zekası ve alaycı tavrıyla hikayeye ağırlık katıyor. Dizi, kar fırtınasının kasabayı dış dünyadan tamamen kopardığı ilk sezonuyla izleyiciyi kelimenin tam anlamıyla "hapsediyor". Bu izole ortam, hem gerilimi diri tutuyor hem de karakterlerin iç hesaplaşmalarını su yüzüne çıkarıyor.

Müziğini Geliş'le (Arrival) Sicario gibi usta işi yapımlarla tanınan ve 2018'de henüz 48 yaşındayken aramızdan ayrılan Jóhann Jóhannsson ve Oscarlı Hildur Guðnadóttir gibi usta isimlerin yaptığı yapım, atmosfer yaratmada kusursuz iş çıkarıyor. 

Tuzak karanlık sırlar, bastırılmış öfke ve hayatta kalma mücadelesini etkileyici bir ritimle örüyor. Üstelik dizi, 2021'de Entrapped adlı devam dizisiyle Netflix'e de taşınarak uluslararası izleyiciyle buluştu.

Nordik noir sevenlerin gözden kaçırmaması gereken, soğuk ama yakıcı bir hikaye.

IMDb: 8.0
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

The Investigation (Efterforskningen)

2017'de tüm dünyanın dehşetle takip ettiği denizaltı cinayeti, Kopenhag polisi için zorlu ve sarsıcı bir soruşturmaya dönüşmüştü. İsveçli gazeteci Kim Wall'un kayboluşu ve ardından parçalanmış cesedinin denizde bulunması, dönemin en çarpıcı olaylarından biriydi. The Investigation, işte bu çok konuşulan davayı alışılmış polisiye kalıplarının dışında ele alıyor. Tobias Lindholm'un yazıp yönettiği 6 bölümlük mini dizi, suçlunun adını dahi anmadan, yalnızca soruşturmanın izini sürüyor. 

xcdsfgrtr
HBO

Başrollerde Søren Malling ve Pilou Asbæk, dosyanın ağırlığını omuzlarında taşıyan karakterlere güçlü performanslar katıyor. Gerilim dozu yüksek bir polisiye bekleyenler için değil; titizlikle örülmüş, ağır tempolu bir adalet hikayesi bu. Dizi, olayın magazinleştirilmesine de bilinçli biçimde mesafeli duruyor. Deniz kenarındaki kasvetli Kopenhag manzaraları ve şiirsel kamera kullanımıyla güçlü bir atmosfer yaratıyor. Her bölüm, çözülmesi gereken bir yapboz parçası gibi ilerliyor. Adaletin sessiz ama inatçı yolculuğunu izlemek isteyenler için çarpıcı bir yapım. The Investigation, suç dizilerinin gösterişsiz ama etkili tarafını hatırlatan özel bir iş.

IMDb: 7.6
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

The Chestnut Man (Kastanjemanden)

Danimarka yapımı The Chestnut Man, tüyler ürpertici atmosferi ve sürükleyici senaryosuyla ekrana kilitleyen bir polisiye. The Killing'in yaratıcılarının kaleminden çıkan dizi, Kopenhag'da bir çocuk parkında bulunan cesetle açılıyor. Kurbanın kesik eli ve başucundaki kestaneden yapılmış adam figürü, soruşturmayı daha en başında karanlık bir sokağa sürüklüyor. 

sdfghty
(Netflix)

Başrollerde Danica Curcic ve Mikkel Boe Følsgaard'un canlandırdığı dedektifler Thulin ve Hess, katili ararken kayıp bir çocuğun iziyle karşılaşıyor. Politikacı Rosa Hartung'un yıllar önce kaybolan kızının parmak izi, davayı bambaşka bir noktaya taşıyor. Yavaş yavaş örülen öykü, izleyiciyi karanlık sırlar ve beklenmedik bağlantılarla baş başa bırakıyor. 

Klişe gibi görünen polisiye unsurlar, ustalıkla işlenmiş ve karakter derinliğiyle dengelenmiş. Kasvetli Danimarka sokakları ve pastel tonlu görselliğiyle dizi, atmosfer yaratma konusunda son derece başarılı. Kanıtların peşinden sürüklenen dedektifler ve geçmişin gölgesinde saklanan sırlar, izleyiciyi ilk bölümden itibaren içine çekiyor. The Chestnut Man, son yılların en sağlam İskandinav suç dizilerinden biri olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor.

IMDb: 7.6
Nereden izlenir: Netflix

DNA Dedektifi (Genombrottet)

Gerçek suç hikayelerini sevenlerin kaçırmaması gereken DNA Dedektifi (Genombrottet), son yılların en çarpıcı İskandinav yapımlarından biri. Üstelik sadece 4 bölümde, gerilim dozunu hiç düşürmeden, İsveç tarihinin en gizemli cinayetlerinden birinin izini sürüyor. 2004'te, İsveç'in Linköping şehrinde, 8 yaşındaki bir çocuk ve 56 yaşındaki bir kadın gündüz vakti sokak ortasında bıçaklanarak öldürülüyor. Polis yıllarca ipuçlarının peşinden gitse de sonuç çıkmıyor ve dosya, eski başbakan Olof Palme suikastından sonraki en büyük soruşturma olmasına rağmen kapanmak üzereyken, sahneye bambaşka biri çıkıyor: Bir soybilimci.

xcdsfrgt
Netflix

ABD'de çözülmüş bir dava haberiyle yepyeni bir yöntem keşfeden dedektif, DNA eşleşmelerini kullanarak akrabaları takip eden bu yöntemi son bir umut olarak denemeye karar veriyor. Ve tahmin edeceğiniz gibi, her şey o andan sonra değişiyor. Borgen'dan Peter Eggers ve Nobel Adayının Karısı'ndan (The Wife) Mattias Nordkvist'in başrollerini paylaştığı yapım, duygusal ağırlığı ve tüyler ürperten atmosferiyle klasik İskandinav noir'ının hakkını fazlasıyla veriyor. Yönetmen koltuğunda ise Köprü'den (Bron/Broen) tanıdığımız Lisa Siwe oturuyor. Guardian'ın diziyi "Temiz ve abartıya kaçmadan anlatılan, son derece etkileyici bir iş" diye övdüğünü de hatırlatalım. Gerçek suç meraklıları için Netflix'in son dönemdeki en iyi yapımlarından biri.

IMDb: 7.1
Nereden izlenir: Netflix

Copenhagen Cowboy

Nicolas Winding Refn'in Sürücü (Drive) ve Neon Şeytan (The Neon Demon) gibi stilize filmleriyle tanıdığımız karanlık evreni, bu kez doğduğu şehir Kopenhag'ın yeraltı dünyasında vücut buluyor. Netflix için çektiği Copenhagen Cowboy, doğaüstü yeteneklere sahip Miu'nun intikam ve özgürlük arayışını konu alıyor. Angela Bundalovic'in soğukkanlı ve gizemli performansı, dizinin ruhunu tek başına taşıyor.

dsfrgty
Netflix

Refn'in her zamanki gibi görsel anlamda kusursuz ama hikaye anlatımı açısından tartışmalı işlerinden biri bu. Neon ışıklar, ağır çekimler ve sembollerle dolu bir evren kuruyor fakat bazı anlarda anlatı kendini fazlaca tekrar ediyor. Miu'nun hikayesi klasik bir suç öyküsünden öte, başka boyutlardan gelen güçler ve karşılaştığı benzer yetenekli karakterlerle modern bir karabasan.

Dizi, Venedik Film Festivali'ndeki prömiyerinden itibaren hem övgü topladı hem de eleştirildi. Özellikle görüntü yönetimi ve atmosfer yaratımı takdir edilirken, senaryonun zayıf kurgusu sıkça eleştirildi. Refn'in "başka boyutlardan ilham aldığını" söylediği proje, izleyicisini atmosferin içine çekmeyi başarıyor ama her anı iz bırakmıyor.

Zayıf yönlerine rağmen kesinlikle bir şans verilmeyi hak eden bu dizi, çekimler sırasında yaşanan bir hayvan hakları skandalıyla da gündeme gelmiş ve tartışmalara neden olmuştu. Copenhagen Cowboy, Nordik noir'la doğaüstü gizemlerin buluştuğu stilize bir deneyim arayanlar için karanlık ve tekinsiz bir öneri. 

IMDb: 6.7
Nereden izlenir: Netflix



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
TT

Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)

Bu hafta Lusaka'da düzenlenen Gana-Zambiya İş Forumu'na Batı Afrika ülkesinin lideri John Dramani Mahama da katıldı. 

67 yaşındaki Gana Cumhurbaşkanı, Afrika'nın güneyindeki Zambiya'nın başkentine çarşamba günü ulaştığında üstünde "fugu" diye bilinen geleneksel bir kıyafet vardı. 

Üç günlük devlet ziyaretine panço benzeri bu kıyafetle başlayan Mahama'yı, Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema ve beraberindeki yetkililer takım elbiseleriyle karşıladı.

Gana Cumhurbaşkanı, Zambiya'da yaşayan yurttaşlarıyla bir araya geldiğinde de üzerinde aynı kıyafet vardı

Haftanın bir gününü "Fugu Cuması" ilan ederek geleneksel kıyafetlerin giyilmesini teşvik eden Mahama, sosyal medyada alaycı yorumlara konu oldu. 

BBC'nin yorumunu aktardığı Zambiyalılardan Malama Mulenga, "hamile bluzu" derken Master G, meşhur Cazcı Kardeşler (Blues Brothers) filmine gönderme yaparak "Bluz kardeşlerimizi seviyoruz" ifadesini kullandı.

Gana Dışişleri Bakanı Samuel Okudzeto Ablakwa bu kıyafetin sosyal medyada ses getirmesinin gençlerin kültürel miraslarına sahip çıkmaya niyetli olduğunun göstergesi olduğunu savundu. 

45 yaşındaki siyasetçi, fuguyu bir kıyafetten ibaret görmediklerini, Afrika kimliği, onuru ve mirasının bir sembolü olarak saydıklarını söyledi:

Sosyal medyada bu elbiseyi merak eden gençlere: Bu kıyafeti 6 Mart 1957'de ülkenin bağımsızlığını ilan eden, Gana'nın kurucusu Osagyefo Kwame Nkrumah giyiyordu.

63 yaşındaki Zambiya lideri de mevkidaşının kıyafet tercihini destekledi. Hichilema cuma günü yaptığı açıklamada Mahama'nın kendisine bir adet fugu hediye ettiğini hatırlattı. Ancak daha fazlasını almaya niyetli olduğunu da sözlerine ekledi: 

Sosyal medyadaki yorumlardan sonra Gana'dan daha fazla fugu isteyeceğiz.

Independent Türkçe, BBC, News Ghana


David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
TT

David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)

David Beckham, Brooklyn'in ailesiyle barışma planı olmadığını açıklamasından sadece birkaç hafta sonra, en büyük oğlu hakkında düşük profilli bir gönderme paylaşmış gibi görünüyor.

26 yaşındaki Brooklyn, ocak ayında Instagram'da yayımladığı bomba etkisi yaratan açıklamada, babası David ve annesi Victoria'yı, oyuncu ve mirasyedi eşi Nicola Peltz Beckham'la ilişkisini "durmaksızın sabote etmeye" çalışmakla suçlamıştı.

"Tüm hayatım boyunca, ebeveynlerim basında ailemiz hakkındaki anlatıları kontrol etti" iddiasında bulunmuştu.

Yapmacık sosyal medya paylaşımları, aile etkinlikleri ve sahte ilişkiler, içine doğduğum hayatın değişmez bir parçası oldu.

Beckham ailesi henüz Brooklyn'in açıklamasına doğrudan yorumda bulunmadı ancak 50 yaşındaki eski futbolcu, son sosyal medya paylaşımında oğluna ince bir gönderme yaptı.

İngiltere milli takımının eski kaptanı, kariyeri boyunca kullandığı kramponların "arşivinin" fotoğrafını paylaştı; bazılarının üzerinde Brooklyn'in adı yazılmıştı.

Kramponların çoğunda Brooklyn'in küçük kardeşleri 23 yaşındaki Romeo, 20 yaşındaki Cruz ve 14 yaşındaki Harper'ın da adları yazıyordu.

sdfv
David Beckham, kişiselleştirilmiş krampon "arşivinin" fotoğrafını paylaştı (Instagram/Davidbeckham)

David, futbol kariyerine 1992'de Manchester United'da başlamış, 2003'te Real Madrid'e transfer olmuş ve daha sonra LA Galaxy'de oynamak için Atlantik'in ötesine geçmişti.

Bu hafta, Brooklyn'in babasına adanmış bir dövmesini kapattırdığı iddia edildi.

Gelecek vaat eden aşçı Brooklyn'in kolunda daha önce "Baba" kelimesi yazılmış bir çapa dövmesi vardı.

Ancak Brooklyn'in yakın zamanda çekilen bir fotoğrafında, yazının soyut şekillerle kapatıldığı anlaşılıyordu.

Brooklyn'in kayınpederi milyarder Nelson Peltz, yakın zamanda bir soru-cevap etkinliğinde aile dramasına değinerek, izleyicilere "uzun ve mutlu bir evlilikleri olmasını" umduğunu söyledi.

"Kızım ve Beckham ailesi bambaşka bir konu ve bugün burada bunun hakkında konuşmayacağız" dedi.

Şunu söyleyeyim, kızım harika, damadım Brooklyn harika ve onların uzun ve mutlu bir evlilik geçirmesini çok istiyorum.

Independent Türkçe