Libya yeniden 'kanlı bir iç savaşın' eşiğinde

Halkın taleplerini desteklemek için BM’nin müdahalesi acil ve gerekli hale geldi

Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)
Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Libya yeniden 'kanlı bir iç savaşın' eşiğinde

Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)
Libya'nın başkenti Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından bir kontrol noktasında nöbet tutan Libyalı askerler, 15 Mayıs 2025 (AFP)

Tarık el-Megerisi

Libya’nın ulusal krizi, 2020 yılında iç savaşın sona ermesinden bu yana istikrarlı bir şekilde kötüleşti. Kısa bir süre önce başkent Trablus’ta silahlı çatışmaların yeniden yaşanmasıyla ülke yeni bölünme, tehlike ve bozulma haline sürüklenmeye başladı.

Şiddetin aniden patlak vermesi pek çok kişiyi şaşırtmış olsa da daha geniş çaplı savaş hiçbir zaman gerçekten yatışmadı.

Birleşmiş Milletler (BM) Libya'nın siyasi geçiş sürecini kontrol altına alamaz ve rakip grupların pençesinden kurtaramazsa, şiddetin yeniden tırmanması kaçınılmaz hale gelecek ve etkileri ülke sınırlarını aşacak. Bu durum Akdeniz'den Sahel bölgesine kadar istikrarı tehdit ediyor. Ancak BM'nin her hareketinin Libya'daki rakip güçler tarafından tepkiyle karşılandığı bir ortamda, arzu edilen istikrarı sağlamaya yönelik herhangi bir müdahalenin başarılı olabilmesi için BM’nin daha kararlı ve etkili bir uluslararası desteğe ihtiyacı olacak.

 ‘Savaş, siyasetin başka araçlarla uzantısından başka bir şey değildir’ ünlü bir söz vardır. Libya’daki durum, bu sözün en açık örneğidir. Libya'daki çatışmalar, geçtiğimiz birkaç yıl boyunca Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) aracılığıyla Trablus'u yöneten Dibeybe ailesi ile Bingazi'de askeri bir rejim kuran ve bunu gizlemeyen Hafter ailesi olmak üzere ülkenin iki fiili yöneticisi arasındaki hararetli iktidar mücadelesi etrafında dönüp durdu. Libya’daki durumun karmaşıklığına son beş yılda başka faktörler de katkıda bulunurken, iki taraf arasındaki bu yüksek riskli çatışma yanlış yorumlamalara maruz kaldı. Bazıları bunu yeni sömürgecilik için ideal bir araç ve bölünmüşlük ve kaos durumundan faydalanmak için bir fırsat olarak gördü. Bazıları ise Libya halkının zenginliği pahasına geleneksel pazarlık yoluyla çözülebilecek ‘kabul edilebilir’ bir durum olarak görerek ciddiyetini en aza indirmeyi tercih etti.

Öte yandan bu son çatışmaların ani ve beklemedik şekilde başlaması, özellikle diplomatların tipik rollerine dönmesiyle çatışmalara ilişkin açıklamaların yanlışlığını herkese hatırlatmak için bir uyarı görevi görmeli. Zira söz konusu açıklamalarda çatışmalar daha az kanlı siyasi çatışmalar düzeyine indirgeniyor.

Çatışmaların başlamasından sadece 24 saat sonra, tırmanan şiddetin şoku hala havadayken, Libya ordusunun tarafsız birlikleri kırılgan bir ateşkese aracılık etti.

Azalan siyasi nüfuzu ile devletin mali durumu üzerindeki kontrolünü kaybetmek arasında kalan Başbakan Abdulhamid ed-Dibeybe’nin endişeleri krizin merkezindeydi. Dibeybe’nin kontrolü son bir yıldır zayıflarken, muhaliflerinin onu iktidardan uzaklaştırma tehditleri de arttı. Öte yandan Dibeybe, Trablus'taki konumunu güçlendirmek için bir kampanya başlattı ve hükümetini korumada kilit bir müttefikken şantaj aracına dönüşen Özel Caydırıcı Güç’ü hedef alarak kendi şartlarını dayattı. Çünkü Dibeybe, kritik bir noktada, bu silahlı grupların beşinci kola dönüşebileceğini ve ezeli rakibi Halife Hafter tarafından dikte edilen bir adayın başa geçmesine kapı açabileceğinin farkına varmıştı.

Dibeybe, Türkiye tarafından eğitilen ve donatılan Savunma Bakanlığı'na bağlı 444. Tabur'un yanı sıra memleketi Misrata'dan gelen birliklere güveniyordu ve, ‘Baba’ (Godfather) filmindeki bir ‘Michael Corleone sahnesi’ olarak tanımlanabilecek olayı gerçekleştirdi. ‘Gıneyve’ adıyla da bilinen ve Trablus'un en önde gelen milis gruplarından İstikrarı Destekleme Birimi liderlerinden biri olan Abdulgani Kikli, bir toplantı için geldiği binadan bir daha hiç ayrılmadı. 444. Tabur, birkaç dakika içinde İstikrarı Destekleme Birimi’nin stratejik kalelerine saldırdı ve güvenlik boşluğundan faydalanarak buraları kontrol altına aldı.

wefrty6
Libya Başbakanı Abdülhamid ed-Dibeybe, Libya'nın Trablus kentindeki Seçim Komisyonu merkezinde cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylık belgelerini teslim ettikten sonra konuşurken, 21 Kasım 2021 (Reuters)

Dibeybe ertesi gün yeni bir eşiği aşarak kendi komutası dışındaki tüm silahlı grupların feshedildiğini ve üslerine el konulduğunu duyurdu. Ancak Dibeybe, Michael Corleone'nin aksine savaşı sadece bir muhalif bitirdi. 444. Tabur yeni emirleri yerine getirmek üzere Trablus’a doğru ilerlerken, başta stratejik öneme sahip Mitiga Uluslararası Havalimanı’nı kontrol eden Selefi eğilimli Özel Caydırıcı Güç olmak üzere diğer gruplar buna karşılık verdi. Çatışmalara Libya'nın batısındaki Dibeybe karşıtı silahlı grupların da katıldı. Başkent Trablus, ilkel insansız hava araçlarının (İHA) da kullanıldığı yıkıcı çatışmaların yaşandığı bir geceye tanık oldu.

Çatışmaların başlamasından sadece 24 saat sonra, özellikle Libya'nın batısındaki temas hatları ve merkezde Halife Hafter yönetimindeki güçlerle çatışmaların yaşandığı bölgeler boyunca hızla yayılan şiddet olaylarının şoku henüz atlatılamamışken, Libya ordusunun tarafsız birlikleri kırılgan bir ateşkese arabuluculuk yaptı. Bu gelişmeye Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi’nin krizi kontrol altına almak amacıyla Dibeybe tarafından çıkarılan idari emirleri iptal etme kararı alması eşlik etti.

Kanlı gecenin ardından sokaklara dökülen Trablus sakinleri, duyarsızlıklarını kırarak Dibeybe ve hayat şartlarının kötüleşmesinden sorumlu tuttukları siyasilere karşı sloganlar attı.

Trablus sakinleri kanlı gecenin ardından duyarsızlıklarını kırıp sokaklara dökülerek kötüleşen yaşam koşullarından sorumlu tuttukları Dibeybe ve siyasilere karşı sloganlar attı. Ancak silah sesleri kesilir kesilmez çatışma siyasi arenaya kayarken Dibeybe’nin muhalifleri (İstikrarı Destekleme Birimi’nin destekçileri ve hedef alınan milisler) halkın öfkesinden faydalanarak kendi gündemlerine hizmet edecek kukla bir başbakan atamakta gecikmedi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre paralı protestocuları taşıyan otobüslerin ortaya çıkması ve protestoların yönünü tek bir talebe, Dibeybe’nin istifasına çevirmesiyle durum şaşırtıcı bir hal aldı. Bu gergin atmosferde, protestocular yanan lastiklerle şehrin yollarını kapatırken, silahlı kişiler gece boyunca başbakanlık binasına saldırdı. Kriz, Özel Caydırıcı Güç’e bağlı iki bakanın hükümetten istifa etmesiyle son buldu. Bu hamle, Dibeybe’nin konumunu savunulamaz olarak göstermek ve uluslararası toplumu Dibeybe’nin görevden alınmasına yönelik talepleri benimsemeye zorlamak için tasarlanmıştı.

7ı8
Trablus'un Şehitler Meydanı'nda UBH’nin istifası talebiyle düzenlenen bir gösteri sırasında Libya bayrakları ve pankartlar taşıyan protestocular, 17 Mayıs 2025 (AFP)

Olaylar şaşırtıcı bir şekilde Dibeybe karşıtlarının aşırı şiddet kullanmasıyla tersine döndü. Barışçıl gösteriler sırasında polis güçlerine yapılan acımasız saldırılar ve vatandaşların normale dönmeye çalıştığı anlarda ana yolların kapatılması, halkın muhaliflere olan sempatisinin yok olmasına yol açtı. Krize doğrudan müdahil olmasına rağmen Dibeybe’nin, muhaliflerinin gösterileri bastırmasından ve muhalif milletvekillerine karşı işkence ve fiziksel ortadan kaldırma da dahil olmak üzere en ağır ihlalleri gerçekleştirmesinden faydalanarak kendisini yabancı diplomatlara ılımlı bir yönetici olarak sunabilmesi ise ayrı bir ironiydi.

Dibeybe’yi protestocuların taleplerini görmezden gelmekle eleştiren Akile Salih'in TM’yi Bingazi'deki geçici bir merkezden yönetirken sergilediği tutumdaki bariz çelişki gözlemcilerin gözünden kaçmadı.

Öte yandan halktan destek görmeyen TM Başkanı Akile Salih, tartışmalı bir hamleyle yeni bir başbakan atamak için bir süreç başlattı. Protestoların Dibeybe’ye karşı halkın yaygın tepkisini yansıttığını iddia eden Salih,  her zamanki gibi yeterli sayıda milletvekilini harekete geçirmeyi başaramadı ve katılım birkaç kişiyle sınırlı kaldı. Süreç yasal ve mantıksal temellerden tamamen yoksundu, çünkü fiilen kalan milletvekili sayısının çok üzerinde bir yeter sayısına ulaşılması gerekiyordu. Bu da Salih’in hamlesini temelde çalışamaz hale getiriyordu.

Dibeybe’yi protestocuların taleplerini görmezden gelmekle eleştiren Akile Salih'in Tobruk'taki asıl binası üç yıl önce protestocular tarafından yakılan TM’yi Bingazi'deki geçici bir merkezden yönetirken sergilediği tutumdaki bariz çelişki gözlemcilerin gözünden kaçmadı.

tyu7
Yayınlanan bu fotoğrafta LUO komutanı Halife Hafter, Libya'da açıklanmayan bir yerde ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı General Michael Langley (resimde yok) ile bir görüşürken (Reuters)

Bir yandan anayasal meşruiyetten yoksun olan Salih yeni bir başbakan dayatmaya çalışırken ve diğer yandan Dibeybe, sürecin yozlaştığını gerekçesiyle başbakanlık görevini bırakmazken bu siyasi çatışmanın ihmal edilmesinin kaçınılmaz olarak iç savaşa kanlı bir dönüşe yol açacağı açık hale geldi. 2022 petrol anlaşması ve son Merkez Bankası anlaşması da dahil olmak üzere 2020'den bu yana yapılan tüm uzlaşı girişimleri, Libya'nın zenginliği ve ekonomisinin temelleri, savaşan köpekleri asıl kavgalarından uzaklaştırmak için değerli et parçaları atmaya benzer kırılgan anlaşmalarla çarçur olurken, en yüksek fiyata satılan geçici sırt sıvazlamalara dönüştü.

Libyalılar, birbiri ardına düzenlenen protesto yürüyüşleri ve öfkeli kalabalıklar içinde yozlaşmış iktidar yapılarını mutlak surette reddettiklerini teyit ederek kolektif duruşları hakkında hiçbir şüpheye yer bırakmadılar. Ülkenin doğusundaki Halife Hafter ve Akile Salih’ten batısındaki Abdulhamid ed-Dibeybe’ye kadar, vatandaşlar artık rejimin simaları arasında, hepsinin paylaştığı yolsuzluk derecesi ve kolektif olarak halk meşruiyetinden yoksun olmaları dışında bir ayrım yapmıyor.

Libya'nın istikrara kavuşmasında hayati çıkarları olan bölgesel ve uluslararası güçler karşısında BM'nin etkili ve koordineli bir uluslararası iş birliği olmaksızın alternatif bir yol önermesi mümkün değil, hatta daha da zor.

BM, 2020 yılında savaşın sona ermesinden sonra Berlin Süreci ülkeleriyle iş birliği içinde, öncelikli olarak ateşkesin sağlanmasına odaklanarak Libya'yı siyasi bir geçiş sürecine doğru yönlendirme sorumluluğunu üstlendi. Ancak bu taahhütler, tarafların tamamının ağır ihmali yüzünden hayata geçirilemedi. Krizin ülkeyi sardığı bugün, bu tarihi an yeni bir dar çıkar çatışmasının arenasına dönüşmeden önce BM’nin müdahalesi, halkın taleplerini desteklemek için acil ve gerekli hale geldi.

Ancak sahadaki eylemler söylemin ötesine geçiyor. Son çatışamalar, BM Danışma Komitesi'nin kapsamlı bir siyasi sürece ilişkin vizyonunu sunmadan önce çalışmalarını sekteye uğratmaya yönelik sistematik bir girişimden fazlası değil. Bu girişim, Dibeybe’nin görevden alınmasının hızlandırılması, UBH’nin imajını zedelemeyi amaçlayan bir hareketle milletvekili İbrahim el-Dersi'nin Hafter'in hapishanelerinde işkence gördüğüne dair görüntülerin sızdırılması ve Hafter ailesiyle yeni anlaşmalara hazırlanmak için Dibeybe’nin konumunu sağlamlaştırmayı amaçlayan bu kanlı raund gibi çeşitli şekillerde gerçekleşti.

Bu durum, BM'nin etkin ve koordineli bir uluslararası iş birliği olmaksızın alternatif bir yol öneremeyeceğini ve hatta daha da zor bir yol izleyebileceğini teyit ediyor. Avrupa ülkelerinden Afrika ve Arap coğrafyasından komşularına kadar Libya'nın istikrarında hayati çıkarları olan bölgesel ve uluslararası güçler, bir yandan BM'ye cesur bir liderlik rolü üstlenmesi için doğrudan baskı yaparken, diğer yandan da BM kararlarının uygulanmasını sağlamak için siyasi ve askeri koruma sağlayacak çift yönlü bir strateji benimsemeliler. Bu strateji, siyasi süreci engelleyen herkese hedefe yönelik yaptırımlar (mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasakları) uygulanmasını, savaş suçlularının Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) sevk edilmesini ve yasadışı gruplara mali kaynakların kesilmesi ve Libya halkının zenginliklerinin yağmalanmasının durdurulması için Merkez Bankası'nın hareketlerinin ve uluslararası mali sistemler aracılığıyla petrol satışının sıkı bir şekilde izlenmesini öngören sıkı tedbirler alınmasını da içermeli.

Diplomasi genellikle Libya'nın egemenliğini ihlal etmek istemediği gerekçesiyle bu tür kararlı adımlar atmaktan çekinir. Ancak geçtiğimiz haftalar, Libya'nın gerçekten egemen karara sahip bir ülke olmadığını ortaya çıkardı. Hükümet başkentini kontrol edemiyor, meclis yeterli çoğunluğa ulaşamıyor ve milletvekillerini koruyamıyor, siyasi kurumlar halk tarafından nefret ediliyor ve hiçbir grup Libya toprakları üzerinde otoritesini genişletemiyor, hatta sınırlarını güvence altına dahi alamıyor. Gerçekte böyle bir uluslararası müdahale, Libya'nın çökmekte olan egemenliğinin son kalıntılarını koruyabilir ve bölgeyi istikrara kavuşturabilir. Fakat Libya örneğinde, Libyalı taraflar kontrolü yeniden ele geçirmeden ve ülke istikrarsız, öngörülemez ve kontrol edilemez savaş sarmalına geri dönmeden önce harekete geçmek için zaman daralıyor.



Gazze’ye yönelik İsrail ablukasını kırmayı hedefleyen yeni bir yardım filosu yola çıkıyor

Küresel Direniş Filosu Yönlendirme Komitesi üyeleri ile Open Arms (Açık Kollar) örgütü temsilcileri, insani yardım filosunun Barselona’dan Gazze’ye hareketine hazırlanılırken düzenlenen basın toplantısına katıldı (Reuters)
Küresel Direniş Filosu Yönlendirme Komitesi üyeleri ile Open Arms (Açık Kollar) örgütü temsilcileri, insani yardım filosunun Barselona’dan Gazze’ye hareketine hazırlanılırken düzenlenen basın toplantısına katıldı (Reuters)
TT

Gazze’ye yönelik İsrail ablukasını kırmayı hedefleyen yeni bir yardım filosu yola çıkıyor

Küresel Direniş Filosu Yönlendirme Komitesi üyeleri ile Open Arms (Açık Kollar) örgütü temsilcileri, insani yardım filosunun Barselona’dan Gazze’ye hareketine hazırlanılırken düzenlenen basın toplantısına katıldı (Reuters)
Küresel Direniş Filosu Yönlendirme Komitesi üyeleri ile Open Arms (Açık Kollar) örgütü temsilcileri, insani yardım filosunun Barselona’dan Gazze’ye hareketine hazırlanılırken düzenlenen basın toplantısına katıldı (Reuters)

Filistinlilere insani yardım ulaştırmayı amaçlayan ikinci bir filonun, bugün (Pazar) İspanya’nın Barselona Limanı’ndan hareket etmesi planlanıyor. Girişim, İsrail’in Gazze Şeridi üzerindeki ablukasını kırmayı hedefliyor.

Akdeniz’e kıyısı bulunan limandan, tıbbi malzemeler ve diğer insani yardımlarla yüklü yaklaşık 30 teknenin “Küresel Direniş Filosu” kapsamında yola çıkması bekleniyor. Filoya, Gazze’ye uzanan güzergâh boyunca daha fazla teknenin katılması öngörülüyor.

dervf
Gazze’ye doğru yola çıkmaya hazırlanan insani yardım filosuna ait bir teknede, Yeni Zelanda hükümetine İsrail’e yaptırım uygulama çağrısı yapan bir pankart asılı görülüyor. Girişim, İspanya’nın Barselona kentinde gerçekleşti (Reuters)

İsrail ordusu, aynı organizasyon tarafından geçen yıl Ekim ayında Gazze’ye ulaşmaya çalışan yaklaşık 40 tekneyi durdurmuş, İsveçli aktivist Greta Thunberg ile birlikte 450’den fazla katılımcıyı gözaltına almıştı.

“İnsani koridor açılması”

Gazze’nin tüm giriş-çıkış noktalarını kontrol eden İsrail, bölgeye yönelik yardım akışını engellediği yönündeki iddiaları reddediyor. Ancak Filistinliler ve uluslararası yardım kuruluşları, Ekim ayından bu yana yürürlükte olan ve yardımın artırılmasını da içeren ateşkes anlaşmasına rağmen, bölgeye ulaşan yardımların hâlâ yetersiz olduğunu belirtiyor.

Game of Thrones dizisindeki rolüyle tanınan İrlandalı oyuncu Liam Cunningham, filoya destek veren isimler arasında yer alıyor. Reuters’a değerlendirmede bulunan Cunningham, teknelerde taşınan yardımların, devletlerin uluslararası hukuk kapsamında yerine getirmesi gereken yükümlülüklerin gönüllüler tarafından üstlenildiğini gösterdiğini belirterek, bunu “bir başarısızlık göstergesi” olarak nitelendirdi.

vfvf
Gazze’ye insani yardım ulaştırmayı amaçlayan filo, İspanya’nın Barselona Limanı’ndan hareket etmeye hazırlanıyor (Reuters)

Dünya Sağlık Örgütü ise, devletlerin silahlı çatışmalar sırasında dahi uluslararası insancıl hukuk kapsamında insanların sağlık hizmetlerine güvenli erişimini sağlamakla yükümlü olduğunu vurguluyor.

Filonun organizasyon komitesinde yer alan Filistinli aktivist Saif Ebu Keşk, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Bu görev, yardım kuruluşlarının bölgeye ulaşabilmesi için bir insani koridor açmayı amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Geçen yılki filoya katılan İsviçreli ve İspanyol aktivistler, İsrail güçleri tarafından gözaltında tutuldukları süre boyunca insanlık dışı koşullara maruz kaldıklarını öne sürerken, İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bu iddiaları reddetti.


İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırısında aynı aileden altı kişi hayatını kaybetti

 İsrail’e ait bir Apache helikopteri Lübnan üzerinde uçarken işaret fişekleri ateşliyor. (Reuters)
İsrail’e ait bir Apache helikopteri Lübnan üzerinde uçarken işaret fişekleri ateşliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırısında aynı aileden altı kişi hayatını kaybetti

 İsrail’e ait bir Apache helikopteri Lübnan üzerinde uçarken işaret fişekleri ateşliyor. (Reuters)
İsrail’e ait bir Apache helikopteri Lübnan üzerinde uçarken işaret fişekleri ateşliyor. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın yerel medyadan aktardığına göre, İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırısında aynı aileden altı kişi hayatını kaybetti.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), güneydeki Sur ilçesine bağlı Marub köyüne düzenlenen saldırıda ‘altı kişinin şehit olduğunu’ duyurdu. Saldırının, yedi kişiden fazla nüfusa sahip bir ailenin yaşadığı bir evi hedef aldığı belirtildi.

NNA ayrıca, İsrail güçlerinin Bint Cubeyl’de kalan mahallelere sızma ve kontrol sağlama girişimlerini sürdürdüğünü, bölgede şiddetli çatışmaların yaşandığını ve İsrail tarafının ağır kayıplar verdiğini aktardı.

Açıklamada, İsrail topçusunun kentin çevresini, giriş noktalarını ve yakın köylerin kenar bölgelerini yoğun şekilde bombaladığı da ifade edildi.

İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürdüğü, bu operasyonlarda Hizbullah unsurlarının hedef alındığını açıkladığı ve söz konusu faaliyetlerin İran ile ABD arasındaki ateşkesin bir parçası olmadığı yönündeki tutumunu koruduğu belirtildi.

İran ise Lübnan’daki askeri operasyonların durdurulması gerektiğini savunuyor.

İsrail ordusu, dün geceden bugün sabah saatlerine kadar Hizbullah’a ait roket fırlatma rampalarını vurduğunu açıkladı. Bugün Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar görülürken, İsrail’in sınıra yakın yerleşimlerinde ise Lübnan’dan gelen roket tehdidi nedeniyle hava saldırısı sirenleri çaldı.


İslamabad ateşkesi umut yarattı, ama asıl soru hâlâ ortada: İran’ın vekil güçleri ne olacak?

Irak'ın Bağdat şehrindeki Yeşil Bölge'de, Iraklı Şii silahlı grupların destekçileri ABD Büyükelçiliğine doğru yürüyüş yapmaya çalışırken, bir protestocu merhum İran Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyor (Reuters)
Irak'ın Bağdat şehrindeki Yeşil Bölge'de, Iraklı Şii silahlı grupların destekçileri ABD Büyükelçiliğine doğru yürüyüş yapmaya çalışırken, bir protestocu merhum İran Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyor (Reuters)
TT

İslamabad ateşkesi umut yarattı, ama asıl soru hâlâ ortada: İran’ın vekil güçleri ne olacak?

Irak'ın Bağdat şehrindeki Yeşil Bölge'de, Iraklı Şii silahlı grupların destekçileri ABD Büyükelçiliğine doğru yürüyüş yapmaya çalışırken, bir protestocu merhum İran Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyor (Reuters)
Irak'ın Bağdat şehrindeki Yeşil Bölge'de, Iraklı Şii silahlı grupların destekçileri ABD Büyükelçiliğine doğru yürüyüş yapmaya çalışırken, bir protestocu merhum İran Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyor (Reuters)

Enver el-Ansi

Ortadoğu'daki savaşın iki hafta, hatta bir gün veya bir saatliğine de olsa durması iyi bir şey; ancak ABD ve İran arasında Pakistan arabuluculuğuyla varılan ateşkes görüşmelerinin şartları ve koşullarıyla ilgili birçok ayrıntı belirsizliğini koruyor. Tahran'ın müzakere için önerdiği noktalar ve Washington'un bunlara ilişkin tutumu etrafındaki tartışma ve ihtilafın boyutu ne kadar olursa olsun, bu her savaşın sonunda ve her barış görüşmesinin başlangıcında veya geçici bir ateşkes anlaşmasının başlangıcında bilinen, beklenen ve alışılmış bir olaydır.

Uluslararası alanda geniş çapta memnuniyet uyandıran ateşkes duyurusunun ardından, ilgili başkentlerdeki konuşmalar öncelikle İslamabad'daki müzakerelere odaklandı. Bu müzakereler İsrail'in güvenliğini ve ABD'nin çıkarlarını güvence altına alacak şekilde temel olarak Tahran'ın nükleer ve füze programları üzerinde çalışacaktır. İran'ın bölgedeki vekil güçleri konusuna ise değinilmeyecek yahut bu konu ABD ve İran arasında görüşülüp kararlaştırılacak ayrı, ek bir konu olarak değerlendirilecektir.

Bu arada, Tel Aviv, anlaşmanın Lübnan cephesini kapsamadığını ve onun İran cephesinden ayrı olduğunu vurgulamakta gecikmedi. Washington ise İsrail ordusunun ateşkes duyurusundan sonraki sabah Lübnan'a kanlı ve şiddetli hava saldırılarına devam etmesine rağmen, bunun Tahran ile müzakere edilen ateşkesin bir parçası olduğunu yineledi. Ateşkes duyurusunun ertesi gününün sabahından itibaren bunun altını çizdi.

Ne var ki Washington, Tel Aviv, Tahran ve hatta arabulucular Pakistan, Mısır ve Türkiye’nin Tahran ile vekilleri arasındaki ilişkinin geleceği hakkında sessiz kalmaları, Irak ve Yemen'deki bu “vekiller” meselesinin ciddiyetine rağmen çözümsüz kalması veya daha sonra iç süreçler veya ertelenmiş çeşitli anlaşmalar yoluyla ele alınacağı yönünde soruları ve hatta korkuları gündeme getiriyor. Bu konudaki sessizlik, tüm çatışma dosyalarının aynı anda masaya getirilmesinin İslamabad müzakerelerini karmaşıklaştıracağı ve Washington ile Tel Aviv için en önemli iki konu olan Tahran'ın nükleer ve füze programları hakkındaki görüşmeleri dallandırıp budaklandıracağı korkusundan kaynaklanıyor olabilir.

Hadiselerin genellikle sonuçlarına göre değerlendirildiği ve sonuç hakkında tahminlerde bulunmak için erken olduğu doğru olsa da, öncüllerin pratik ve mantıksal olarak sonuçları önceden gösterdiği daha da doğru. Dolayısıyla vekiller meselesinin kapsamlı, tarihi bir anlaşmanın bir parçası olmayacağı açıkça görünüyor

 Lübnan cephesi

İsrail'in sadece Beyrut'un güney banliyölerinde değil, Lübnan genelinde askeri harekâtını sürdürme ısrarı göz önüne alındığında, Tahran'ın Hizbullah'a İsrail'e karşı tek taraflı ateşkes direktifi vermesi boşuna olabilir. Bu, 14 gün olması gereken ateşkes sırasında İran'ın nükleer ve füze programlarıyla ilgili olarak Pakistan başkentinde veya Washington'da Lübnan ve İsrail arasında ne müzakere edileceğinden bağımsız bir durumdur.

Lübnan'daki durum son derece zor; bu küçük, bitkin ülke Hizbullah ve devlet arasında bölünmüş durumda. İsrail, Lübnan ile ilgili kararlarının, ABD Başkanı Donald Trump yönetimindeki müttefikleriyle olan genel çıkarlarından ayrı, kendi özel meselesi olduğunu ısrarla vurguluyor ve Trump yönetimi de bunu hep kabul etmiştir. Hatta ABD, İsrail'e baskı yapamayacağını veya İsrail'in güney Lübnan, işgal altındaki Golan Tepeleri sınırında bulunan güney Suriye’ye komşu olan kuzey sınırlarında yüksek ulusal güvenlik ve stratejik çıkarları olarak gördüğü konularda kendisine müdahale edemeyeceğini de itiraf etmiştir. Kaldı ki Trump yönetimi, İsrail'in Golan Tepeleri'ni ilhak etmesini ve Tel Aviv'in bu bölge üzerindeki egemenliğini zaten tanımıştır.

Görünüşe göre İsrail, İran silahlarının bu sınır kapısından kaçak bir şekilde Hizbullah'a ulaştırılmasını durdurma bahanesiyle, Lübnan-Suriye sınırındaki Masna Sınır Kapısı’nı tekrar tekrar hedef alıp kapatma konusunda kararlı olmaya devam edecektir.

İsrail Başbakanı'nın hükümetinin, Washington'da iki taraf arasındaki eşi benzeri görülmemiş görüşmelerin ortasında bile, Lübnan'da Hizbullah'ı ortadan kaldırma planlarına devam edeceğine şüphe yok. Bunun için çeşitli bahaneler öne sürüyor ve bunların başında da Netanyahu'nun bakış açısına göre, Lübnan hükümetinin güneyde, Bekaa Vadisi'nde ve başka yerlerde ordusunun kontrolünü genişletme gücü olmadığını kanıtlamış olmasıdır.

Irak'ta da durum en az bu kadar vahim görünüyor; Bağdat'taki “federal” hükümetin, Tahran'a son derece sadık olan ve ülke genelinde geniş bir etkiye sahip Şii fraksiyonlar üzerinde hiçbir kontrolü yok gibi görünüyor. Hatta Bağdat, bu fraksiyonların bazılarının Irak'ın askeri ve güvenlik kurumlarının meşru ve ayrılmaz bir parçası olduğunu ısrarla savunuyor.

İran'ı desteklemek amacıyla Bağdat, Basra ve Kürdistan Bölgesi'ndeki Amerikan üslerine ve çıkarlarına karşı bu fraksiyonların düzenlediği saldırılar sırasında durumun nasıl iç içe geçtiğini ve Amerikalıların nasıl karşılık verdiğini gördük. Yine Tahran, Irak'ın egemenliğini açıkça ihlal ederek, Süleymaniye şehri ile başka yerlerdeki İranlı Kürt muhaliflerin mevzilerini bombalamaktan da çekinmedi; bu, Irak ile son derece yakın ilişkileri olan bir ülke için açık bir ihlaldir.

Aynı zamanda, Irak hükümeti de Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkilerine ilişkin yükümlülüklerinden muaf değildir; nitekim ABD, geçen yıl 11 Kasım'da yapılan seçimlerden bu yana Koordinasyon Çerçevesi’nin İran yanlısı adayı Nuri el-Maliki'nin başbakan olarak atanmasını engellemektedir.

Yemen'deki Husi ikilemi

İran ile ittifak halindeki Yemen'deki Husi milis grubuna gelince, İran Devrim Muhafızları'nın Yemen'in batı kıyısındaki ve İran'ın ABD ve İsrail ile olan çatışmasında kullanmakla defalarca tehdit ettiği Babul Mendeb Boğazı'nda geride kalan en tehlikeli kolunu temsil eden bu silahlı örgütün geleceğiyle ilgili pozisyonlar halen belirsizliğini koruyor.

Lübnan hükümetinin Hizbullah ile başa çıkmakta yetersiz kalması gibi, meşru Yemen hükümeti de, özellikle kontrolü altındaki sorunlu bölgelerde koşulları normalleştirmeye odaklanması ve Husi karşıtı güçlerin hissettiği hayal kırıklığı göz önüne alındığında, Husiler ile herhangi bir siyasi veya askeri yolla başa çıkmakta daha da güçsüz görünüyor.

İran ile ittifak halindeki Yemen'deki Husi milis grubuna gelince, İran Devrim Muhafızları'nın Yemen'in batı kıyısında geride kalan en tehlikeli kolunu temsil eden bu silahlı örgütün geleceği halen belirsizliğini koruyor

Yemen, uzun zamandır Husi milislerinin Güney Arap Yarımadası ve Kızıldeniz bölgesindeki küresel barış ve güvenliğe yönelik tehdidinden şikayetçidir. Ancak, BM Güvenlik Konseyi'nde Yemen dosyasından sorumlu Amerika Birleşik Devletleri ve daha sonra ondan bu görevi devralan İngiltere, bu şikayetlere hep kulak tıkadı. Dahası Washington ve Londra, Husi milis grubuyla askeri çatışmalar sırasında bazı hatalar yaşandığı, Amerikan ve İngiliz silahlarının kötüye kullanıldığı gerekçesiyle, Yemen'deki meşru hükümeti destekleyen Suudi Arabistan liderliğindeki Arap koalisyonuna ekipman, mühimmat ve lojistik destek teminini kısıtlama ve durdurma kertesine varmıştır. Bu arada, Husi milisleri İran ve Lübnan'daki Hizbullah'tan giderek artan miktarda silah, mühimmat ve askeri uzmanlık desteği almaya devam etmiştir.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İngiliz hükümetinin yanlış değerlendirmeleri, Aralık 2018'de Yemen hükümetine ve Arap koalisyonuna İran destekli milislerin elinden Hudeyde Limanı’nı geri almak için ilerleyen güçlerini durdurmaları yönünde baskı yapması ve Husilerin açıklandığı andan itibaren manipüle ettiği Stockholm Anlaşması'nı dayatmasıyla doruk noktasına ulaştı.

dvefvb
Husi destekçileri Kudüs Günü'nü anmak için Yemen'in Sana şehrinde 28 Mart'ta düzenledikleri gösteriden bir kare (Reuters)  

 Bugün, ABD ve İsrail'in yanı sıra arabulucu ve komşu ülkeler, Tahran ile müzakere ederken İran'ın vekil güçlerinin geleceğine sorumlu bir şekilde yaklaşmalıdır. Zira bu vekil güç projesi, esasında Tahran'ın ajandasına hizmet etmek için herkesi hedef almak üzere İran tarafından tasarlanmıştı. İran sürekli olarak “direniş ekseni” olarak adlandırdığı ülkelerde milyonlarca insanı yerinden ederek, ülkeleri ve başkentleri devirerek, devletleri zayıflatarak, savaşlar başlatarak, yüz binlerce insanı öldürüp yaralayarak bölgeyi istikrarsızlaştırdı.

On yıllardır milyarlarca dolar yatırım yaptığı bu vekiller projesi, kısmen de olsa bu vekillerin bulunduğu ülkeler için içsel bir sorun teşkil ediyor olabilir. Ancak büyük bir kısmı, ideolojisi, kökeni, silahları, milisleri ve etkisiyle tamamen İran'a özgüdür. Tahran ve onunla müzakere yürütenler gerçekten komşularıyla ve dünyayla kalıcı ve nihai bir barış istiyorlarsa, bu konuya değinmelidirler. Bu konu, İslamabad müzakereleri sırasında – sonrasında değil - Tahran'dan kesin olarak talep edilmesi gerekenlerin merkezinde yer almalıdır.

Bu vekiller projesi, İran'ın sözde nükleer programı ve füze programı kadar tehlikelidir; son programın birçok bileşeni şu anda Irak, Lübnan ve Yemen'deki İran yanlısı grupların ve milislerin elindedir. Hizbullah'ın elindeki füzelerin ve insansız hava araçlarının İsrail'e önemli ölçüde zarar verme, aynı zamanda İsrail'e, Lübnan'a karşı sürdürdüğü açık saldırganlığı ve acımasız, yıkıcı savaşı için bir bahane sağlama konusundaki etkinliği bunun bir kanıtıdır.