İsrail, İran'a saldırmaya hem hazır hem de tereddütlü

Tel Aviv'deki araştırmalar, Tahran'ın yüzlerce füzeyle vereceği karşılığın Netanyahu hükümetine pahalıya mal olacağını öngörüyor

İsrailliler, 2024'te İsrail topraklarını hedef alan bir İran füzesinden saklanıyor (Reuters)
İsrailliler, 2024'te İsrail topraklarını hedef alan bir İran füzesinden saklanıyor (Reuters)
TT

İsrail, İran'a saldırmaya hem hazır hem de tereddütlü

İsrailliler, 2024'te İsrail topraklarını hedef alan bir İran füzesinden saklanıyor (Reuters)
İsrailliler, 2024'te İsrail topraklarını hedef alan bir İran füzesinden saklanıyor (Reuters)

Emel Şehade

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, önceden uyarmadan İran’a yakında bir saldırı düzenleme olasılığına karşı iç cephenin, savunma sistemlerinin ve hava kuvvetlerinin hazır olup olmadığını görüşmek üzere bir dizi bakan, güvenlik görevlisi ve askeri personelle bir dizi kapalı ve gizli güvenlik toplantısı ve istişareleri gerçekleştirdiğinin ifşa edilmesi, güvenlikçileri, siyasetçileri ve analistleri telaşlandırdı. Zira ABD Başkanı Donald Trump'ın böyle bir eylemden kaçınma taleplerine rağmen bu fikrin İsrail’in baş gündem maddesi olduğunu gösterdi.

İsrail araştırmalarının ortaya koyduğuna göre, saldırının bu sefer İran karşılığını veya “kâbusunu” gerçeğe dönüştürmesi bekleniyor. Bu sefer İsrail, her biri en az 700 kilogram patlayıcı taşıyan, geniş bir alanı yerle bir edebilecek ve ayrıca sakinlerinin hayatını tehlikeye atabilecek binlerce füzenin saldırısına uğrayacaktır.

Bu araştırmalar sıkı bir gizlilik altında yürütüldü, ancak bunlara dahil olan kaynaklar araştırmaların son derece tehlikeli senaryolara dair öngörüleri yansıttığını söyledi. Toplantılara katılanların, görüşmelerin kaydedilmesi ve ayrıntıların sızdırılması korkusuyla cep telefonlarını sokmaları yasaklandı. Çeşitli bakanlıkların ve güvenlik kurumlarının da katıldığı toplantılarda, düzenlenmesi halinde İran'ın saldırıya vereceği karşılık ile ilgili çeşitli senaryolara hazırlanma yollarının tartışıldığı ortaya çıktı.

Bu sızıntı, Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer ve Mossad Direktörü David Barnea'nın Washington'da bulunduğu bir zamana denk geldi. İki isim, Trump yönetimine, İran ile netleşmeye başlayan anlaşmanın İsrail'in taleplerini karşılamadığı ve Tahran'ın nükleer üretime geri dönmemesini sağlamadığı mesajını iletmek için Washington’da bulunuyorlardı. Bilgi sahibi kaynaklara göre, İranlılar ile İsrail'in beklentilerine aykırı bir nükleer anlaşmaya varılırsa, İsrail'in bunu kabul etmek zorunda olmadığını ve bunun bir saldırı düzenlemesini engellemeyeceğini açıkladılar.

scdfghyj
İsrail'in savunma sistemi 2024'te bir İran füzesini engellemeye çalışıyor (Reuters)

Medyada Netanyahu hükümetine karşı geniş çaplı bir kampanya yürüten İsrailli siyasi işler analisti Ben Caspit, bu araştırmalar ile ilgili olarak, İsrail'in İran'a saldırması durumunda, bunun bilinmeyen bir süre devam edecek bir savaşın patlak vermesine, ardından ilk günlerde ekonomik tesislerin tamamen durmasına, sonra da olağanüstü hal altında faaliyete geri dönmelerine yol açacağı yorumunda bulundu.

Tahminlere göre böyle bir durumda sayısı 10 bini aşan tüm genel barınaklar derhal açılmalı, sakinlerin tahliye edileceği yerlerin hazırlanması, hastanelerin genişletilmesi ve İç Cephe Komutanlığı’nın özel olarak hazırlanması dahil olmak üzere çeşitli ihtiyaçlar için altyapı hazırlanmalı.

Çılgın bir adım

İsrail’in araştırmaları, sızıntının arkasında tam olarak kimin olduğu, sızıntının gerçekten hazır ve hazırlıklı olmak için mi yoksa bir yandan Tahran'a, diğer yandan Washington'a İsrail’in koşullarını yerine getiren ve İran'ın nükleer bir devlet olmasını engelleyen bir anlaşmaya varmaları için bir baskı aracı mı olduğu konusunda, politikacıların ve güvenlik görevlilerinin kafasını karıştırdı.

 Washington'a varmadan önce Dermer ve Barnea, Roma'da ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile görüştüler. Ulusal güvenlik analisti Ronen Bergman, çeşitli kaynaklardan, üçlünün İsrail'in anlaşmayı reddetmesi ve İran'a saldırı hazırlıkları da dahil olmak üzere konuyu her yönden görüştüğünü aktardı.

Bergman'a göre, ister doğrudan saldırılar, ister gizli saldırılar ve hatta örtülü tehditler yoluyla olsun, İsrail'in İran'a yönelik herhangi bir doğrudan saldırısı, Washington ile Tahran arasında netleştirilen anlaşmayı bozacaktır.

Bergman, herhangi bir denetim ve denge mekanizmasından yoksun olan Netanyahu hükümetinin atacağı çılgın bir adım konusunda uyardı. Zira bilhassa mevcut İsrail kabinesi, ilk kez, İsrail'in savaş alanı haritasının sağlam bir analizini sunacak veya İran'a olası bir saldırı ile ilişkili riskleri doğru bir şekilde nasıl haritalandıracağını gösterecek askeri veya güvenlik geçmişine sahip birisini içermiyor.

Netanyahu ne istiyor?

Ulusal güvenlik analisti Ronen Bergman'a göre, “Trump yönetimi İran ile müzakere etmeye çalışırken, Netanyahu Tahran'ın temel uranyum zenginleştirme tesislerine saldırarak görüşmeleri rayından çıkarmakla tehdit ediyor.”

Netanyahu, İran'ın şu anda kırılgan bir durumda olduğu ve bunun da kendisine yönelik saldırıyı kolaylaştıracağı düşüncesini öne çıkarmaya çalışıyor. Ancak Trump, görüşmeler başarısız olursa askeri bir operasyon ile tehdit ederek, Tahran'ın şu anki zayıflığının uranyum zenginleştirme programını sona erdirecek müzakereler için önemli bir an olduğuna inanıyor.

Bergman, Trump'ın, Netanyahu'nun İran'a yönelik herhangi bir saldırıyı haklı çıkarmasını zorlaştıracak sürekli bir müzakere ortamı yaratmaya çalıştığını düşünüyor ve ekliyor: “ABD'nin bakış açısından, asıl mesele, Trump'ın Netanyahu'ya görüşmelerinde saldırıya karşı olduğunu söylemesine rağmen İsrail'in İran'a saldırı hazırlıklarını sürdürmesidir.”

“Trump yönetimi içinde İsrail'e karşı büyüyen bir öfke var, çünkü İran'a saldırı hazırlığında olmak bile bölgedeki gerginliği artırıyor ve müzakerelere zarar veriyor” diye sözlerini sürdürdü.

Tarihi bir fırsat

Eski İsrail askeri istihbarat şefi Tamir Hayman da, Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin bir atılım gerçekleştirmek olmasına rağmen İran'a karşı bir savaşa dair belirtilerin arttığını söyledi.

İsrail için mevcut aşamadaki anlaşma, anlaşmazlıkları çözmek yerine ertelediği için çok sorunlu bir senaryo. Hayman, Ortadoğu'da geçici olanın kalıcı hale geldiğini belirterek, “İran açısından bu harika bir şey çünkü Avrupa ülkelerini, Tahran'ın önceki anlaşmayı ihlal etmesi nedeniyle kendilerine verilen yetkiyi 18 Ekim'e kadar kullanmamaya ikna ederse, tehlike bölgesinin dışında kalacaktır ve böylece hem bir askeri saldırının önüne geçmiş hem de etkili bir anlaşmayı engellemiş olacaktır” dedi.

Hayman, İsrail'in askeri bir saldırının yanı sıra sahip olduğu seçenekleri şu şekilde özetledi:

- Kontrol altına alma:

İran rejimini devirmek için ekonomik bir çaba sarf etmek yani ne bir askeri saldırı düzenlemek ne de bir anlaşma yapmak ki bu Trump'ın da geçmişte desteklediği bir yaklaşım. Bu görüşe göre, Tahran'a yönelik ekonomik baskı yasaldır çünkü Tahran'ın nihayetinde rejimin çöküşüne yol açacak aktif bir nükleer programı var.

- Sınırlı bir İsrail saldırısı:

Saldırıdan amaç, nükleer projenin en önemli aşamasını ciddi şekilde hasara uğratarak, yani parçalanabilir malzeme üretimini dondurarak İran'ın nükleer bomba üretme kapasitesini birkaç yıl geciktirmektir. Bu aşama son derece karmaşıktır ve dış saldırılara karşı hassastır, ancak bir reaktörden farklı olarak, yüzlerce ve binlerce mikro santrifüjün bulunduğu devasa alanlarda yeraltında gerçekleştirilebilir.

İran'ın iki ana zenginleştirme tesisi bulunuyor: Kum yakınlarındaki Fordow ve Natanz. Ek olarak, başka küçük deneme sahaları da bulunuyor. Bu iki tesisin yok edilmesi, parçalanabilir malzeme üretimini engelleyecektir. Teknik ve operasyonel komplikasyonlara rağmen, sınırlı bir İsrail saldırısı onları yok edebilir veya uzun bir süreliğine etkisiz hale getirebilir.

fghj
Bir kadın İsrail askeri, 2024'te aralarındaki tansiyon yüksek iken İran tarafından fırlatılan bir balistik füzeyi inceliyor (Reuters)

Buradaki sorun, bu iki tesisin bomba üretim zincirindeki rollerini neredeyse tamamlamış olmaları, zira altıdan fazla nükleer bomba için yeterli miktarda yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum zaten üretilmiş durumda.

- Büyük ölçekli bir İsrail saldırısı:

Büyük ölçekli bir saldırının amacı, İran ordusunun güç ve kapasitesini yok etmenin yanı sıra İsrail'e yönelik bilinen tüm nükleer tehditleri yok etmek ve böylece ilk saldırıyı takip edebilecek savaşa daha hazırlıklı olmaktır. Yani, zenginleştirme alanlarını hedef alacak saldırının yanı sıra, uranyum madenleri, uranyumu gaza dönüştürme tesisleri, zenginleştirme tesisleri, araştırma ve deney laboratuvarları ve hatta projeyle ilişkili diğer askeri endüstriyel tesisler de dahil olmak üzere nükleer silah üretimiyle ilişkili tüm tesisleri kapsayacak biçimde düzinelerce ek hedefe saldırı düzenlemektir.

Şarku’l Avsat Indpendent Arabia’dan aktardığı analize göre Hayman'ın sunduğu seçenekler göz önüne alındığında, uranyum zenginleştirme İran'ın merkezi nükleer projesidir ve bağımsız bir İsrail saldırısı iyi bir seçenek, ancak Tahran'ı yeni bir nükleer strateji benimsemeye ve nükleer silah geliştirmeye doğru ilerlemeye itebileceği için tercih edilmiyor.

İran'ın mevcut stratejisinin amacı, güçlü bir konumda iken caydırıcılık elde etmek olabilir ve ülkenin nükleer eşiğe ulaşması caydırıcılık sağlayacaktır, fakat, bu İsrail'i caydırmak için yeterli olmazsa ve yine de saldırırsa, Hayman'a göre bu, İran’ın anlayışını revize etmesine yol açacaktır ve bu da Tel Aviv'in çıkarına olmayacaktır.

Seçici olmayan bir karşılığın riskleri

İsrail kaynakları, Trump'ın şu anda kendine özel bir anlaşma sağlama konusunda İran'ın zenginleştirilmiş uranyuma sahip olmasına izin verecek kadar hevesli olmasından korkuyor. Öte yandan, güvenlik ve askeri uzmanlar, İsrail İran'a Amerikan izni, koordinasyonu veya yardımı olmadan saldırsa bile, Washington'un onu takip edecek İran saldırısına karşı İsrail'i koruyacağına inanıyor.

Ancak, çeşitli kaynaklar İsrail'in tek başına İran'a saldırı düzenleyemeyeceği konusunda uyarıyor. Sadece bu değil, eğer Tahran karşılık vermeye karar verirse, Netanyahu hükümeti onu püskürtmek için sadece ABD'ye değil, bölgede geniş bir koalisyona ihtiyaç duyacaktır.

Saldırıya gelince, İsraillilere göre İran buna karşılık verebilecek kapasitededir. Veriler, 2024'teki karşılıklı saldırı turunun ardından İranlıların yaklaşık 2 bin balistik füzeye ve kat kat daha fazla sayıda insansız hava aracı ve seyir füzesine sahip olduğunu gösteriyor. Bu, İsrail'in “gerçeğe dönüşen bir kâbus” olarak tanımladığı karşılık verme senaryosunda hedeflerde seçici olunmayacağı anlamına geliyor, yani yalnızca askeri ve stratejik bölgeler değil, aynı zamanda meskun mahaller de hedef alınacak. Elbette, İsrail'in böyle bir karşılığı engellemek için yeterli sayıda Arrow füzesine ve benzer füzelere sahip olup olmadığı veya Amerikan THAAD sisteminin yeterli olup olmayacağı belirsiz.

Bu raporlar ve veriler ışığında, İsrail içinde İran'a karşı bir saldırı düzenleme konusunda anlaşmazlık sürüyor, nedeni de saldırının yalnızca sakinlerin hayatı ve altyapı için oluşturabileceği tehlike değil, aynı zamanda yol açacağı ekonomik yıkım.

İsrailli istatistik merkezlerinden alınan resmi veriler, Gazze savaşının tek başına İsrail'e günlük 1,2 milyon dolara mal olduğunu gösteriyor. Yemen'den atılan her balistik füzeye tek bir Arrow füzesiyle karşılık vermenin maliyeti ise 3,5 milyon dolara ulaşıyor.

Bu veriler göz önüne alındığında, ekonomistler ve güvenlik uzmanları, İsrail'in İran'a saldırması durumunda gerçek bir çöküş riski olduğu konusunda uyarıyorlar, zira bu durumda patlak verecek çatışmadan önümüzdeki yıllar içinde çıkmak zor olacaktır.

İsrail Genelkurmay Başkanı'nın eski danışmanı (emekli) General Ram Aminach'a göre, geçen yıl tek bir gecede gerçekleştirilen İran füze saldırısına karşı savunmanın maliyeti yaklaşık 2 milyar dolara ulaştı.



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.