İsrail, İran'a saldırmaya hem hazır hem de tereddütlü

Tel Aviv'deki araştırmalar, Tahran'ın yüzlerce füzeyle vereceği karşılığın Netanyahu hükümetine pahalıya mal olacağını öngörüyor

İsrailliler, 2024'te İsrail topraklarını hedef alan bir İran füzesinden saklanıyor (Reuters)
İsrailliler, 2024'te İsrail topraklarını hedef alan bir İran füzesinden saklanıyor (Reuters)
TT

İsrail, İran'a saldırmaya hem hazır hem de tereddütlü

İsrailliler, 2024'te İsrail topraklarını hedef alan bir İran füzesinden saklanıyor (Reuters)
İsrailliler, 2024'te İsrail topraklarını hedef alan bir İran füzesinden saklanıyor (Reuters)

Emel Şehade

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, önceden uyarmadan İran’a yakında bir saldırı düzenleme olasılığına karşı iç cephenin, savunma sistemlerinin ve hava kuvvetlerinin hazır olup olmadığını görüşmek üzere bir dizi bakan, güvenlik görevlisi ve askeri personelle bir dizi kapalı ve gizli güvenlik toplantısı ve istişareleri gerçekleştirdiğinin ifşa edilmesi, güvenlikçileri, siyasetçileri ve analistleri telaşlandırdı. Zira ABD Başkanı Donald Trump'ın böyle bir eylemden kaçınma taleplerine rağmen bu fikrin İsrail’in baş gündem maddesi olduğunu gösterdi.

İsrail araştırmalarının ortaya koyduğuna göre, saldırının bu sefer İran karşılığını veya “kâbusunu” gerçeğe dönüştürmesi bekleniyor. Bu sefer İsrail, her biri en az 700 kilogram patlayıcı taşıyan, geniş bir alanı yerle bir edebilecek ve ayrıca sakinlerinin hayatını tehlikeye atabilecek binlerce füzenin saldırısına uğrayacaktır.

Bu araştırmalar sıkı bir gizlilik altında yürütüldü, ancak bunlara dahil olan kaynaklar araştırmaların son derece tehlikeli senaryolara dair öngörüleri yansıttığını söyledi. Toplantılara katılanların, görüşmelerin kaydedilmesi ve ayrıntıların sızdırılması korkusuyla cep telefonlarını sokmaları yasaklandı. Çeşitli bakanlıkların ve güvenlik kurumlarının da katıldığı toplantılarda, düzenlenmesi halinde İran'ın saldırıya vereceği karşılık ile ilgili çeşitli senaryolara hazırlanma yollarının tartışıldığı ortaya çıktı.

Bu sızıntı, Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer ve Mossad Direktörü David Barnea'nın Washington'da bulunduğu bir zamana denk geldi. İki isim, Trump yönetimine, İran ile netleşmeye başlayan anlaşmanın İsrail'in taleplerini karşılamadığı ve Tahran'ın nükleer üretime geri dönmemesini sağlamadığı mesajını iletmek için Washington’da bulunuyorlardı. Bilgi sahibi kaynaklara göre, İranlılar ile İsrail'in beklentilerine aykırı bir nükleer anlaşmaya varılırsa, İsrail'in bunu kabul etmek zorunda olmadığını ve bunun bir saldırı düzenlemesini engellemeyeceğini açıkladılar.

scdfghyj
İsrail'in savunma sistemi 2024'te bir İran füzesini engellemeye çalışıyor (Reuters)

Medyada Netanyahu hükümetine karşı geniş çaplı bir kampanya yürüten İsrailli siyasi işler analisti Ben Caspit, bu araştırmalar ile ilgili olarak, İsrail'in İran'a saldırması durumunda, bunun bilinmeyen bir süre devam edecek bir savaşın patlak vermesine, ardından ilk günlerde ekonomik tesislerin tamamen durmasına, sonra da olağanüstü hal altında faaliyete geri dönmelerine yol açacağı yorumunda bulundu.

Tahminlere göre böyle bir durumda sayısı 10 bini aşan tüm genel barınaklar derhal açılmalı, sakinlerin tahliye edileceği yerlerin hazırlanması, hastanelerin genişletilmesi ve İç Cephe Komutanlığı’nın özel olarak hazırlanması dahil olmak üzere çeşitli ihtiyaçlar için altyapı hazırlanmalı.

Çılgın bir adım

İsrail’in araştırmaları, sızıntının arkasında tam olarak kimin olduğu, sızıntının gerçekten hazır ve hazırlıklı olmak için mi yoksa bir yandan Tahran'a, diğer yandan Washington'a İsrail’in koşullarını yerine getiren ve İran'ın nükleer bir devlet olmasını engelleyen bir anlaşmaya varmaları için bir baskı aracı mı olduğu konusunda, politikacıların ve güvenlik görevlilerinin kafasını karıştırdı.

 Washington'a varmadan önce Dermer ve Barnea, Roma'da ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile görüştüler. Ulusal güvenlik analisti Ronen Bergman, çeşitli kaynaklardan, üçlünün İsrail'in anlaşmayı reddetmesi ve İran'a saldırı hazırlıkları da dahil olmak üzere konuyu her yönden görüştüğünü aktardı.

Bergman'a göre, ister doğrudan saldırılar, ister gizli saldırılar ve hatta örtülü tehditler yoluyla olsun, İsrail'in İran'a yönelik herhangi bir doğrudan saldırısı, Washington ile Tahran arasında netleştirilen anlaşmayı bozacaktır.

Bergman, herhangi bir denetim ve denge mekanizmasından yoksun olan Netanyahu hükümetinin atacağı çılgın bir adım konusunda uyardı. Zira bilhassa mevcut İsrail kabinesi, ilk kez, İsrail'in savaş alanı haritasının sağlam bir analizini sunacak veya İran'a olası bir saldırı ile ilişkili riskleri doğru bir şekilde nasıl haritalandıracağını gösterecek askeri veya güvenlik geçmişine sahip birisini içermiyor.

Netanyahu ne istiyor?

Ulusal güvenlik analisti Ronen Bergman'a göre, “Trump yönetimi İran ile müzakere etmeye çalışırken, Netanyahu Tahran'ın temel uranyum zenginleştirme tesislerine saldırarak görüşmeleri rayından çıkarmakla tehdit ediyor.”

Netanyahu, İran'ın şu anda kırılgan bir durumda olduğu ve bunun da kendisine yönelik saldırıyı kolaylaştıracağı düşüncesini öne çıkarmaya çalışıyor. Ancak Trump, görüşmeler başarısız olursa askeri bir operasyon ile tehdit ederek, Tahran'ın şu anki zayıflığının uranyum zenginleştirme programını sona erdirecek müzakereler için önemli bir an olduğuna inanıyor.

Bergman, Trump'ın, Netanyahu'nun İran'a yönelik herhangi bir saldırıyı haklı çıkarmasını zorlaştıracak sürekli bir müzakere ortamı yaratmaya çalıştığını düşünüyor ve ekliyor: “ABD'nin bakış açısından, asıl mesele, Trump'ın Netanyahu'ya görüşmelerinde saldırıya karşı olduğunu söylemesine rağmen İsrail'in İran'a saldırı hazırlıklarını sürdürmesidir.”

“Trump yönetimi içinde İsrail'e karşı büyüyen bir öfke var, çünkü İran'a saldırı hazırlığında olmak bile bölgedeki gerginliği artırıyor ve müzakerelere zarar veriyor” diye sözlerini sürdürdü.

Tarihi bir fırsat

Eski İsrail askeri istihbarat şefi Tamir Hayman da, Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin bir atılım gerçekleştirmek olmasına rağmen İran'a karşı bir savaşa dair belirtilerin arttığını söyledi.

İsrail için mevcut aşamadaki anlaşma, anlaşmazlıkları çözmek yerine ertelediği için çok sorunlu bir senaryo. Hayman, Ortadoğu'da geçici olanın kalıcı hale geldiğini belirterek, “İran açısından bu harika bir şey çünkü Avrupa ülkelerini, Tahran'ın önceki anlaşmayı ihlal etmesi nedeniyle kendilerine verilen yetkiyi 18 Ekim'e kadar kullanmamaya ikna ederse, tehlike bölgesinin dışında kalacaktır ve böylece hem bir askeri saldırının önüne geçmiş hem de etkili bir anlaşmayı engellemiş olacaktır” dedi.

Hayman, İsrail'in askeri bir saldırının yanı sıra sahip olduğu seçenekleri şu şekilde özetledi:

- Kontrol altına alma:

İran rejimini devirmek için ekonomik bir çaba sarf etmek yani ne bir askeri saldırı düzenlemek ne de bir anlaşma yapmak ki bu Trump'ın da geçmişte desteklediği bir yaklaşım. Bu görüşe göre, Tahran'a yönelik ekonomik baskı yasaldır çünkü Tahran'ın nihayetinde rejimin çöküşüne yol açacak aktif bir nükleer programı var.

- Sınırlı bir İsrail saldırısı:

Saldırıdan amaç, nükleer projenin en önemli aşamasını ciddi şekilde hasara uğratarak, yani parçalanabilir malzeme üretimini dondurarak İran'ın nükleer bomba üretme kapasitesini birkaç yıl geciktirmektir. Bu aşama son derece karmaşıktır ve dış saldırılara karşı hassastır, ancak bir reaktörden farklı olarak, yüzlerce ve binlerce mikro santrifüjün bulunduğu devasa alanlarda yeraltında gerçekleştirilebilir.

İran'ın iki ana zenginleştirme tesisi bulunuyor: Kum yakınlarındaki Fordow ve Natanz. Ek olarak, başka küçük deneme sahaları da bulunuyor. Bu iki tesisin yok edilmesi, parçalanabilir malzeme üretimini engelleyecektir. Teknik ve operasyonel komplikasyonlara rağmen, sınırlı bir İsrail saldırısı onları yok edebilir veya uzun bir süreliğine etkisiz hale getirebilir.

fghj
Bir kadın İsrail askeri, 2024'te aralarındaki tansiyon yüksek iken İran tarafından fırlatılan bir balistik füzeyi inceliyor (Reuters)

Buradaki sorun, bu iki tesisin bomba üretim zincirindeki rollerini neredeyse tamamlamış olmaları, zira altıdan fazla nükleer bomba için yeterli miktarda yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum zaten üretilmiş durumda.

- Büyük ölçekli bir İsrail saldırısı:

Büyük ölçekli bir saldırının amacı, İran ordusunun güç ve kapasitesini yok etmenin yanı sıra İsrail'e yönelik bilinen tüm nükleer tehditleri yok etmek ve böylece ilk saldırıyı takip edebilecek savaşa daha hazırlıklı olmaktır. Yani, zenginleştirme alanlarını hedef alacak saldırının yanı sıra, uranyum madenleri, uranyumu gaza dönüştürme tesisleri, zenginleştirme tesisleri, araştırma ve deney laboratuvarları ve hatta projeyle ilişkili diğer askeri endüstriyel tesisler de dahil olmak üzere nükleer silah üretimiyle ilişkili tüm tesisleri kapsayacak biçimde düzinelerce ek hedefe saldırı düzenlemektir.

Şarku’l Avsat Indpendent Arabia’dan aktardığı analize göre Hayman'ın sunduğu seçenekler göz önüne alındığında, uranyum zenginleştirme İran'ın merkezi nükleer projesidir ve bağımsız bir İsrail saldırısı iyi bir seçenek, ancak Tahran'ı yeni bir nükleer strateji benimsemeye ve nükleer silah geliştirmeye doğru ilerlemeye itebileceği için tercih edilmiyor.

İran'ın mevcut stratejisinin amacı, güçlü bir konumda iken caydırıcılık elde etmek olabilir ve ülkenin nükleer eşiğe ulaşması caydırıcılık sağlayacaktır, fakat, bu İsrail'i caydırmak için yeterli olmazsa ve yine de saldırırsa, Hayman'a göre bu, İran’ın anlayışını revize etmesine yol açacaktır ve bu da Tel Aviv'in çıkarına olmayacaktır.

Seçici olmayan bir karşılığın riskleri

İsrail kaynakları, Trump'ın şu anda kendine özel bir anlaşma sağlama konusunda İran'ın zenginleştirilmiş uranyuma sahip olmasına izin verecek kadar hevesli olmasından korkuyor. Öte yandan, güvenlik ve askeri uzmanlar, İsrail İran'a Amerikan izni, koordinasyonu veya yardımı olmadan saldırsa bile, Washington'un onu takip edecek İran saldırısına karşı İsrail'i koruyacağına inanıyor.

Ancak, çeşitli kaynaklar İsrail'in tek başına İran'a saldırı düzenleyemeyeceği konusunda uyarıyor. Sadece bu değil, eğer Tahran karşılık vermeye karar verirse, Netanyahu hükümeti onu püskürtmek için sadece ABD'ye değil, bölgede geniş bir koalisyona ihtiyaç duyacaktır.

Saldırıya gelince, İsraillilere göre İran buna karşılık verebilecek kapasitededir. Veriler, 2024'teki karşılıklı saldırı turunun ardından İranlıların yaklaşık 2 bin balistik füzeye ve kat kat daha fazla sayıda insansız hava aracı ve seyir füzesine sahip olduğunu gösteriyor. Bu, İsrail'in “gerçeğe dönüşen bir kâbus” olarak tanımladığı karşılık verme senaryosunda hedeflerde seçici olunmayacağı anlamına geliyor, yani yalnızca askeri ve stratejik bölgeler değil, aynı zamanda meskun mahaller de hedef alınacak. Elbette, İsrail'in böyle bir karşılığı engellemek için yeterli sayıda Arrow füzesine ve benzer füzelere sahip olup olmadığı veya Amerikan THAAD sisteminin yeterli olup olmayacağı belirsiz.

Bu raporlar ve veriler ışığında, İsrail içinde İran'a karşı bir saldırı düzenleme konusunda anlaşmazlık sürüyor, nedeni de saldırının yalnızca sakinlerin hayatı ve altyapı için oluşturabileceği tehlike değil, aynı zamanda yol açacağı ekonomik yıkım.

İsrailli istatistik merkezlerinden alınan resmi veriler, Gazze savaşının tek başına İsrail'e günlük 1,2 milyon dolara mal olduğunu gösteriyor. Yemen'den atılan her balistik füzeye tek bir Arrow füzesiyle karşılık vermenin maliyeti ise 3,5 milyon dolara ulaşıyor.

Bu veriler göz önüne alındığında, ekonomistler ve güvenlik uzmanları, İsrail'in İran'a saldırması durumunda gerçek bir çöküş riski olduğu konusunda uyarıyorlar, zira bu durumda patlak verecek çatışmadan önümüzdeki yıllar içinde çıkmak zor olacaktır.

İsrail Genelkurmay Başkanı'nın eski danışmanı (emekli) General Ram Aminach'a göre, geçen yıl tek bir gecede gerçekleştirilen İran füze saldırısına karşı savunmanın maliyeti yaklaşık 2 milyar dolara ulaştı.



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe