Bağdat'taki durum: Irak’ın başkenti daha güvenli hale geldi mi?

Sakinler ve ziyaretçiler, dükkan ve kafelerde hareketlilik yönünden gerçek bir değişim gözlemliyorlar

Bağdat iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu başarıyı koruma becerisine bağlı kalmaya devam ediyor (Independent Arabia)
Bağdat iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu başarıyı koruma becerisine bağlı kalmaya devam ediyor (Independent Arabia)
TT

Bağdat'taki durum: Irak’ın başkenti daha güvenli hale geldi mi?

Bağdat iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu başarıyı koruma becerisine bağlı kalmaya devam ediyor (Independent Arabia)
Bağdat iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu başarıyı koruma becerisine bağlı kalmaya devam ediyor (Independent Arabia)

Cabbar Zeydan

Medeniyetlerin buluştuğu ve zorlukların çekiştiği Irak'ın kalbinde, Bağdat bugün önceki nesillerin alıştıklarından neredeyse tamamen farklı, yeni bir sahneyle karşı karşıya. Yakın zamana kadar günlük yaşanan patlamalar ve sürekli kaygılarla boğuşan Irak’ın başkenti, sakinleri ve ziyaretçileri tarafından gözlemlenildiği üzere, güvenlik durumunda somut bir değişime sahne oluyor. Bağdat sakinlerinin birçoğu yıllar öncesine göre alışılmadık olan bir güven duygusundan bahsediyor. Patlama sesleri artık her gün şehrin her yerinde yankılanmıyor ve güvenlik kontrol noktaları eskisi kadar çok değil. Başkentin birçok bölgesine ticari faaliyet geri döndü, kafeler ve restoranlar gece geç saatlere kadar müşterilerle dolu. Bir zamanlar güvenlik açısından “sıcak noktalar” olarak bilinen bölgeler, sakinlerinin ifadelerine göre artık daha istikrarlı.

Güncel durum

Karrada bölgesindeki bir dükkan sahibi, “eskiden bombalı saldırılar korkusuyla dükkanlarımızı gün batımından önce kapatırdık. Şimdi gece yarısına kadar, dahası özel günlerde ve bayramlarda bazen sabahın erken saatlerine kadar açık kalıyoruz. Bir zamanlar şüpheli görülen köşelerde bile kendimizi güvende hissediyoruz” diyor.

Sadr bölgesinde yaşayan bir kadın, “Çocuklarım pazara veya okula gittiklerinde artık endişelenmiyorum. Her gün hissettiğimiz gerçek bir değişim var” diye ekliyor.

Bu güvenlik hissi sadece bölge sakinleriyle sınırlı değil; ziyaretçiler de bunun farkında. Mutenebbi Caddesi'nde dolaşan, müzeleri ve kültür kafelerini ziyaret eden Arap ve yabancı turistler görüntüsü artık alışıldık. Oysa birkaç yıl öncesine kadar ender görülen bir şeydi.

Güvenlik araştırmacıları, Bağdat'taki iyileşen güvenlik durumunun, iç içe geçmiş faktörlerin bir kombinasyonundan kaynaklandığına inanıyorlar. Faktörlerin en önemlisi, yıllarca başkentin güvenliği için sürekli bir tehdit oluşturan radikal silahlı grupların faaliyetlerindeki gerileme.

cdfgthy
Bağdat artık güvenli mi?

Güvenlik uzmanı Tarık Abdulvahid, “Bağdat, radikal gruplar için sembolik ve stratejik bir hedefti. Ancak, bu gruplara batı ve kuzey Irak'ta indirilen yoğun darbelerden sonra, başkentte yüksek profilli saldırılar gerçekleştirme güçleri azaldı” diyor ve ekliyor: “Bugün, istihbarat koordinasyonunun ve entegre saha çalışmalarının gelişmesi sayesinde Bağdat, önceki dönemlerde olduğu gibi terörist faaliyetler için bir kuluçka makinesi veya uygun ortam değil.” Abdulvahid ayrıca, güvenlik tehditleriyle başa çıkma yöntemlerinde niteliksel bir değişime de işaret ediyor. Bu yöntemler artık yalnızca askeri müdahaleye dayanmıyor, bunun yerine çeşitli güvenlik kurumları arasındaki koordinasyonun yanı sıra önleyici eylemler ve elektronik gözetimi de içerecek şekilde genişledi.

Militarizasyondan sivil istikrara

Gözlemcilere göre, Bağdat'ın tanık olduğu en dikkat çekici dönüşümlerden biri, şehir içinde militarizasyonun kademeli olarak azalması. Sokaklarda artık sabit güvenlik kontrol noktaları yok ve silahlar ile silahlıların görüntüleri artık son on yılda olduğu kadar yaygın değil. Güvenlik araştırmacısı Ali el-Hüseyni, “Bağdat'taki güvenlik durumu, kalıcı bir olağanüstü halden göreceli istikrar haline geçişe tanık oluyor. Normal yaşamı yeniden tesis etme ve yerleşim bölgelerindeki gereksiz askeri varlığı azaltma çabaları var. Bu, güvenlikten vazgeçme anlamına gelmiyor, daha ziyade onu rasyonel bir şekilde organize etmek anlamına geliyor” diyor. Şarku'l Avsat'ın  Indepenedent Arabia'dan çevirdiği analize göre Hüseyni, “bu değişimin birdenbire ortaya çıkmadığını, daha ziyade güvenlik çabalarını birleştirmeye ve devlet çerçevesi dışındaki silahlı grupların etkisini azaltmaya yardımcı olan sistematik çalışma ve göreceli siyasi istikrarın bir sonucu olduğunu” düşünüyor.

Geride kalan meydan okumalar

Olumlu göstergelere rağmen, Bağdat güvenlik konusunda bomba yüklü araçlar veya bombalı saldırılarla ilgili olmayan, daha çok denetimsiz silah, aşiretler arası çekişmeler ve organize suç gibi sorunlarla ilgili farklı türde meydan okumalarla yüzleşmeye devam ediyor. Güvenlik analisti Nasır el-Kenani, “genel bir güvenlik duygusuna tamamen teslim olmaya” karşı uyarıyor ve “günlük sahneden kanlı şiddet belirtilerinin kaybolmasına rağmen, devlet kontrolü dışındaki yaygın silahlar, bazı silahlı gruplar üzerindeki kontrol eksikliği gibi diğer meydan okumalar varlığını sürdürüyor. Bu, ciddi bir şekilde ele alınmazsa her an güvenlik durumunun istikrarsızlaşmasına yol açabilir” diye açıklıyor. “Güvenliğin ölçüsü yalnızca patlamaların gerçekleşmemesine değil, aynı zamanda vatandaşların gasp edilmekten veya hukuktan daha üstün ve etkili gruplar veya bireyler tarafından haklarının ihlal edilmesinden korkmamalarına, kendilerini ne kadar güvende hissettiklerine bağlıdır” diye ifade ediyor.

Toplumun güvenliği sağlamadaki rolü

Bağdat'taki güvenlik sahnesinde netleşmeye başlayan önemli yönlerden biri, yerel toplumun kendi güvenliğine katkıda bulunma ve güvenlik servisleriyle iş birliğini teşvik etme rolüdür. Sivil aktivist Mustafa Fazıl, “İnsanlar güvenliğin sadece devletin değil, herkesin sorumluluğu olduğunu fark etmeye başladı. Gençler arasında onları sokaklarını korumaya, şiddet döneminde hakim olandan tamamen farklı bir ortam yaratan kültürel ve sportif etkinlikler düzenleyerek, istikrar ortamını teşvik etmeye iten yeni bir bilinç var.”

Güven durumu devam edecek mi?

Gözlemciler, Bağdat'ta güvenliğin devam etmesinin birkaç faktöre bağlı olduğuna inanıyor. Bunların en başında siyasi istikrar, güvenlik servislerini teknoloji ve eğitimler ile sürekli desteklemek ve silahın sadece devletin elinde olması geliyor. Bu konular hâlâ güçlü bir irade ve titiz bir takip gerektiriyor. Tarık Abdulvahid, “Bağdat güvenlik konusunda iyileşme yolunda uzun bir yol kat etti, ancak bu yol hâlâ tehlikelerle dolu. Umut verici işaretler var, ancak asıl zorluk bunları sürdürmek ve siyasi çekişmeler veya silahlı çatışmalar nedeniyle kaosun geri dönmesini önlemek” diyor. Ayrıca, “gerçek barışın yalnızca şiddetin yokluğuyla değil, aynı zamanda herkesi kapsayan yasaların ve bunları adalet ve şeffaflıkla uygulayabilen kurumların varlığıyla sağlanacağını” vurguluyor.

Korkudan umuda

Bağdat değişti ve belki de onlarca yıldır ilk kez, şehirden yansıyan görüntü daha parlak. Irak başkentinde güvenlik ideal durumda ve meydan okumalardan uzak değil, ancak yalnızca vaatler veya siyasi söylemlerden ibaret kalmayıp, elle tutulur bir gerçeklik haline geldi.

Şehir iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu kazanımı koruma ve daha istikrarlı ve müreffeh bir gelecek için geliştirme becerisine bağlı kalmaya devam ediyor. Sonuç olarak, Bağdat'ın güvenliği sadece Irak'ta barışın anahtarı değil, aynı zamanda ülkenin tüm evlatlarını kucaklayan, haklarını ve hayallerini koruyan güçlü bir devlet olarak geri dönüşünün de temel taşıdır.



Küba’nın turizm sektörü çökmenin eşiğinde: “Pandemiden daha kötü”

Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)
Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)
TT

Küba’nın turizm sektörü çökmenin eşiğinde: “Pandemiden daha kötü”

Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)
Küba'nın turizm sektörü, ABD'nin yakıt ablukasıyla patlak veren enerji kriziyle darbe aldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın uyguladığı tam abluka nedeniyle Küba'nın turizm sektörü çöküşün eşiğine geldi.

Küba yönetiminin istatistiklerine göre yılın ilk çeyreğinde ülkeye yaklaşık 298 bin yabancı turist gitti. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 48'lik bir düşüşe işaret ediyor.

Turizmin canlı olduğu 2017-2018'de adayı ayda ortalama 400 bin yabancı turist ziyaret ediyordu.

Wall Street Journal'ın görüş aldığı Kübalı ekonomist Pavel Vidal Alejandro, turizmin ülkenin yaklaşık 30 milyar dolarlık ekonomisinin yüzde 8'ini oluşturduğunu, yüzbinlerce kişiye istihdam sağladığını ve önemli bir döviz kaynağı olduğunu vurguluyor.

Derinleşen ekonomik kriz ve yakıt sıkıntısı, son dönemde Air France ve Air Canada'nın da aralarında bulunduğu birçok havayolu şirketini Küba'ya seferlerini askıya almaya zorladı.

Sokaklarda biriken çöp yığınları ve çökmekte olan sağlık sistemi de turizmi olumsuz etkiliyor.

Eski Havana'da eşiyle bir otel işleten İtalyan girişimci Andrea Gallina, 1 Nisan'da kapılarını kapatmak zorunda kaldıklarını söylüyor.

Gallina, yakıt krizi derinleştikçe ve elektrik kesintileri kötüleştikçe otelin halihazırda düşük seviyedeki doluluk oranının yüzde 20'den yüzde 5'e kadar gerilediğini belirtiyor:

Pandemi döneminde gibiyiz ama durum daha da kötü. Eski Havana bir çöl gibi. Hiç turist yok.

Havana sahilinde deniz ürünleri restoranı işleten Alejandro Herrera da gelirinin yüzde 90 oranında düşmesi nedeniyle lokantayı kapatmayı düşündüğünü söylüyor:

Ekonomik durum nedeniyle bu günlerde birçok kişi keyifsiz. İnsanlar çok özel durumlar dışında harcamalarını kısıyor.

Amerikan ordusu, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya baskın düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı.

Trump, Venezuela baskınının ardından tam abluka uygulamaya başladığı Küba'daki komünist rejimi devirme tehditleri de savurmuştu.

Washington ve Havana yönetimleri müzakerelere başlamasına rağmen ABD'nin, Fidel Castro'nun kardeşi Raul Castro hakkında iddianame hazırlandığını geçen hafta duyurması gerginliği tekrar tırmandırmıştı.

94 yaşındaki Raul Castro ve 4 kişinin 1996'daki uçak düşürme olayıyla ilgili "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmaktan" suçlandığı bildirilmişti.

Rusya ve Çin ise insani krizle boğuşan ada halkının yardımına koştu.

ABD, yaklaşık 730 bin varil petrol taşıyan Rus tankeri Anatoly Kolodkin'in Küba limanına mart sonunda yanaşmasına müsaade etmişti.

Ayrıca Çin de ülkeye toplamda 60 bin ton pirinç gönderileceğini açıkladı. Küba lideri Miguel Diaz-Canel, 15 bin tonu 25 Mayıs'ta ulaşan pirinci "asil bir dayanışma jesti" diye niteleyip Pekin'e teşekkür etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Granma


Trump'ın İran'la diplomasisi: Siyasi bir gösteri ve belirsiz bir gelecek

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Trump'ın İran'la diplomasisi: Siyasi bir gösteri ve belirsiz bir gelecek

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)

Brian Katulis

Müzakereler bir anlaşmayla sonuçlanır mı? Bu soru, 8 Nisan'da ABD ile İran arasında kırılgan bir ateşkesin ilan edilmesinin ve ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın tek taraflı kararıyla süresiz olarak uzatılmasının üzerinden bir buçuk ayı aşkın süredir iki ülke arasındaki geriliminin gölgesinde cevap aramaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta sonu yoğun bir diplomatik hareketlilik yaşandı. Bu süreç, önce Pakistan ardından en son aşamada Katar arabuluculuğuyla yürütülen İran-ABD görüşmelerine ilişkin birbiriyle çelişen sızıntılarla iç içe geçti. ABD Dışişleri Bakanlığının Ortadoğu'dan sorumlu üst düzey diplomatı Barbara Leaf, hafta sonu yaşanan bu kafa karıştırıcı atışmalı süreci ‘kakofoni’ olarak nitelendirdi.

Bu diplomasinin nereye varacağını ya da bunun 2025 baharındaki görüşmelerin ve bu yılın başlarında gerçekleştirilen turların bir tekrarından ibaret olup olmayacağını -yani bir sonraki savaş turunun öncesinde yaşanan geçici bir ateşkesten ibaret kalıp kalmayacağını- kestirmek güç. Bununla birlikte, İran içinde ve dünyanın dört bir yanında derinleşen ekonomik tahribat, mevcut müzakere turunu sürdürme yönündeki en önemli itici gücü oluşturuyor. Bunun yanı sıra enerji üretim tesisleri ve su arıtma istasyonları dahil bölgesel altyapıya yönelik daha kapsamlı saldırı tehditleri de tarafları masada tutmaya zorlayan unsurlar arasında yer alıyor.

Bu ağır bedeller, çatışan tarafların yeniden savaşa sürüklenmesinin önünde bir engel oluşturduysa da İran ile ABD arasında kalıcı bir uzlaşının sağlanıp sağlanamayacağı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Washington'da gösteriş diplomasisi

Müzakerelerin iki temel tarafı arasındaki güvensizlik ve karşılıklı güvence eksikliği, sürecin önündeki en temel engeli oluşturuyor. On yıllardır iki ülke arasındaki ilişkiyi kemiren dosyalarda kalıcı diplomatik uzlaşı arayışı neredeyse ‘imkânsız bir görev’ niteliği taşıyor. Bu dosyalar arasında İran'ın nükleer programı, balistik füzeleri, Hizbullah ve Husiler gibi bölgesel müttefiklerine verdiği destek ile Tahran'ın yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş mal varlıklarının serbest bırakılmasına yönelik talepleri yer alıyor. Üstelik son savaştan önce gündemde bulunmayan yeni bir mesele olan İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik denetimi, süreci daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Bütün bunlar müzakere gündemini son derece ağırlaştırıyor.

Hafta sonu sızdırılan bilgiler, eksik ve parçalı verilere dayalı yorum selini de beraberinde getirdi. Bunlar, gerçekleri aydınlatmaktan çok gürültü yarattı ve siyasi tartışmalardaki köklü cephe hatlarını pekiştirdi. ABD cephesinde ise yeni çatlaklar gün yüzüne çıktı. Trump'ın birinci döneminin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile mevcut Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung arasında sert bir söz düellosu yaşandı.

Pompeo, basına sızdırılan olası bir ABD-İran anlaşmasının ayrıntılarına öfkeyle tepki gösterirken, Cheung, kamuoyu önünde Pompeo'ya ‘ahmakça konuşmayı kesip susmasını’ söyleyerek karşılık verdi.

Bu tablo, Amerikan kamuoyundaki söylemin nezaket ve vakardan giderek uzaklaştığına işaret eden olaylar zincirine yeni bir halka ekledi.

Bir binanın cephesinde, Hürmüz Boğazı'nın tasvir edildiği ve üzerinde “Sonsuza kadar İran'ın elinde... Trump hiçbir şey yapamadı... İran, Hürmüz Boğazı'nı sonsuza kadar kontrol edecek” yazan reklam panosu. Tahran'daki Vank Meydanı, 25 Mayıs 2025 (AFP)

Bir binanın cephesinde, Hürmüz Boğazı'nın tasvir edildiği ve üzerinde “Sonsuza kadar İran'ın elinde... Trump hiçbir şey yapamadı... İran, Hürmüz Boğazı'nı sonsuza kadar kontrol edecek” yazan reklam panosu. Tahran'daki Vank Meydanı, 25 Mayıs 2025 (AFP)

“Bu diplomasinin nereye varacağını ya da bunun 2025 baharındaki görüşmelerin ve bu yılın başlarındaki turların bir tekrarından -yani bir sonraki savaş turunun öncesinde yaşanan geçici bir ateşkesten- ibaret kalıp kalmayacağını kestirmek güç.

Daniel Drezner gibi bazı ABD’li yorumcular, İran'la varılabilecek herhangi bir anlaşmanın fiili ayrıntıları kamuoyuyla paylaşılmadan önce analiz etmenin gerçek anlamda bir faydası olmadığı görüşünde.

İran rejiminin ve Trump yönetiminin bu krizin pek çok boyutunda -hatta daha geniş anlamda yönetim anlayışı ve kamuoyu davranışında- alışkanlık haline gelen yalan söyleme eğilimi, diplomatik bir uzlaşıya ulaşmayı daha da güçleştiriyor.

Büyük güce sahip liderler zaman zaman söylemle gerçeği dönüştürmeye çalışır, güç dengelerini ve çıkarlar bütününü doğru biçimde yansıtmayan açıklamalar yaparlar.

Bu durum, Donald Trump'ta çarpıcı biçimde kendini gösteriyor. Trump, çıkar sağlamak amacıyla yoğun biçimde gösterişe dayalı bir performans diplomasisine başvurdu. Cesur iddialar ve kışkırtıcı tehditler bunun başlıca araçları oldu.

Bu tür diplomasi, somut kazanımlar yerine mesajı; kapalı kapılar ardındaki müzakereler yerine fotoğraf fırsatlarını ön plana çıkarıyor. Oysa kalıcı büyük anlaşmaların özü genellikle kamuoyundan uzakta, sessiz sedasız yürütülen müzakerelerde şekillenir.

Bu diplomasi öncelikle iç kamuoyuna sesleniyor; zira Trump'ın onay oranları gerilemiş durumda. İran dosyasında ise bir diğer kritik kitleye, yani ABD'nin Ortadoğu'daki ortaklarına da göz kırpıyor.

Trump, Beyaz Saray'da İran'a yönelik saldırı hakkında ulusa sesleniş konuşması yapmadan önce, 1 Nisan 2026 (Reuters)Trump, Beyaz Saray'da İran'a yönelik saldırı hakkında ulusa sesleniş konuşması yapmadan önce, 1 Nisan 2026 (Reuters)

İran rejimi de benzer bir çizgide ilerliyor. Coşkulu açıklamalar, tehditler ve kendi söylemine olan güveni zedeleyen adımları alışkanlık haline getirmiş durumda. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu yöntem, her iki temel taraf açısından da kalıcı bir anlaşma inşa etme çabalarını katmerli biçimde güçleştiriyor.

Gösteriş diplomasisine odaklanmak, Trump'ın neden Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Pakistan, Türkiye ve Ürdün'den oluşan altı büyük ülkeyi Abraham Anlaşmaları’na katılmaya ve İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye davet ettiğini anlamlandırmaya da yardımcı oluyor.

Trump, bu tutumunun gerekçesini sosyal medya paylaşımında daha ayrıntılı biçimde açıkladı. Bu ülkelerin İsrail ile normalleşmesinin, İran'la varılabilecek olası anlaşmayı ‘aksi takdirde olacağından çok daha tarihi bir olaya’ dönüştürmek istedikleri takdirde, atabilecekleri ‘iyi’ bir adım olduğunu yazdı. Trump'ın bakış açısına göre bu tür cesur iddialar ve talepler, gerçekliği daha önce görülmemiş bir biçimde yeniden şekillendirme imkânı sunuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (sağda) ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir kare, 23 Mayıs 2026 (İran Cumhurbaşkanlığı)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (sağda) ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir kare, 23 Mayıs 2026 (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ancak bu düşüncenin temel açmazı, yaşanan gerçekleri ve ABD’nin Ortadoğu'daki en yakın ortaklarından bazılarının bakış açısını göz ardı etmesinde yatıyor. Bunun başlıca örneği Suudi Arabistan. Öyle ki Suudi Arabistan, Trump'ın ilk döneminin büyük bölümünü iki devletli çözümü ve bağımsız bir Filistin devleti kurulması fikrini savunmaya ayırdı.

İran meselesinde de İsrail meselesinde de kalıcı bir uzlaşıya giden en güvenilir yol ve formül, kışkırtıcı açıklamalar savurarak pek çok Amerikalının kavramakta güçlük çektiği karmaşık bir Ortadoğu gerçekliğini zorla değiştirmeye çalışmaktan değil, ABD'nin yakın ortaklarını dinlemekten geçiyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Elon Musk’la Pentagon arasında Starlink zammı tartışması

ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
TT

Elon Musk’la Pentagon arasında Starlink zammı tartışması

ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)

Elon Musk'ın SpaceX firmasıyla ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında Starlink terminalleriyle ilgili ücret anlaşmazlığı yaşanmış.

Reuters, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırıları başlatmasından birkaç hafta sonra SpaceX yöneticilerinin Pentagon yetkilileriyle görüştüğünü yazıyor.

Amerikan ordusu, İran'daki saldırılarda LUCAS drone'larından kullanıyor. İran'ın Şahid'lerine benzeyen bu insansız hava araçları (İHA) SpaceX'in uydu terminallerine bağlı çalışıyor.

Toplantıda SpaceX yöneticileri, Pentagon'un her bir terminal bağlantısı için aylık yaklaşık 5 bin dolar ödediğini ancak gerçekte kullanılan hizmetin aylık yaklaşık 25 bin dolarlık "havacılık sınıfı" aboneliğine denk geldiğini savundu.

Musk'ın firması, Starlink bağlantısının devam etmesi için paketin yükseltilmesini istedi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklara göre Pentagon ise hizmetin bu tarifeden ücretlendirilmesine karşı çıktı.

Ancak Savunma Bakanlığı'nın, İran'a yönelik saldırıları yoğunlaştırdığı dönemde bu artışı kabul etmek zorunda kaldığı savunuluyor. Bu da LUCAS drone'larının maliyetini yaklaşık iki katına çıkarmış.

Haberde, Pentagon'un SpaceX'e bağımlılığının giderek arttığına, Musk'ın da ABD ulusal güvenliğinin kritik bir alanındaki nüfuzunu artırdığına dikkat çekiliyor. Üstelik bu durumun, SpaceX'in tarihin en büyük halka arzlarından birine hazırlanırken gelirlerini artırmaya çalıştığı bir dönemde yaşandığına işaret ediliyor.

Musk, X'teki paylaşımında Amerikan ordusunun Starlink'leri değil, 2023'te SpaceX'le yapılan anlaşma kapsamında "Starshield" terminallerini kullandığını belirtti. Ancak ücret tarifesiyle ilgili anlaşmazlıklar hakkında yorum yapmadı.

Reuters'ın aktardığına göre Starshield, hem ticari Starlink uydularına hem de yine Starshield diye adlandırılan ayrı ve daha güvenli bir uydu ağına bağlanabiliyor.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell de X'ten yaptığı açıklamada iddiaları yalanlarken herhangi bir detay paylaşmadı. Musk'ın firmasının Pentagon'un "önemli bir ortağı olmayı sürdürdüğünü" ifade etti.

Independent Türkçe, Reuters, ABC